Damat Ferid Paşa’nın torunu Zeynep Hurşit: ‘Dedem Osmanlı ile birlikte batmıştı’

Damat Ferid’in Ürdün’de yaşayan torunu Zeynep Hurşit için onun torunu olmak gururla hüznü birlikte yaşamak, vatanından uzakta onun için atan bir kalp taşımak demek. Ürdün’de Türkiye’ye hasret yaşayan ailenin iki kızından biri olan Hurşit’in gözüyle büyük dedesi, hataları ve sevaplarıyla yâd edilmeye değer tarihî bir kişilik… Sadece bu kadar mı? Damat Ferid Paşa’yı Burcu Bulut Derin Tarih okurları için kaleme aldı.

Damat Ferid Paşa’nın torunu Zeynep Hurşit: ‘Dedem Osmanlı ile birlikte batmıştı’

Damat Ferit Paşa

Osmanlı Devleti’nin son Sadrazamlarından Damat Ferid Paşa, Şura-yı Devlet (Danıştay) üyelerinden Sadrazam Seyyid Hasan İzzet Efendi’nin oğlu olup 1853 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. Öğrenimini Oxford Üniversitesi’nde tamamladıktan sonra Hariciye Teşkilatında görev aldı. Paris, Berlin, Petersburg ve Londra elçilikleri kâtipliklerinde bulundu. Daha sonra Sultan Abdülmecid’in kızlarından Mediha Sultan’la evlendi ve saraya damat olarak girdi. 1884 yılında Şura-yı Devlet üyeliğine tayin edildi. İki yıl sonra vezir rütbesi verildi. Londra Büyükelçiliği’ne tayinini istediyse de, Sultan II. Abdülhamid tarafından bu isteği reddedildi. Bunun üzerine memuriyetten ayrılıp Meşrutiyetin ilânından sonra Ayan Meclisi üyesi oldu.

Memleketten uzakta gururlu ve hüzünlü bir aile Damat Ferid Paşa’nın torunu Halil Hurşit çocuklarıyla birlikte… Dedelerinin büyük hizmet verdiği Türk topraklarından uzakta, Ürdün’de yaşayan Hurşit ailesine ait bu fotoğrafta(sağda) gurur ve hüznü bir arada görmek mümkün.

Memleketten uzakta gururlu ve hüzünlü bir aile Damat Ferid Paşa’nın torunu Halil Hurşit çocuklarıyla birlikte… Dedelerinin büyük hizmet verdiği Türk topraklarından uzakta, Ürdün’de yaşayan Hurşit ailesine ait bu fotoğrafta(sağda) gurur ve hüznü bir arada görmek mümkün.

Önceleri İttihat ve Terakki Cemiyeti ileri gelenleriyle birlikte oldu. Ancak bazı anlaşmazlıklar sonucu oradan ayrılarak muhalif Hürriyet ve İtilâf Fırkası kurucuları arasında yer aldı. 11 Kasım 1911 günü kurulan partinin ilk başkanlığı görevini 25 Kasım 1911’den Haziran 1912’ye kadar sürdürdü. İmparatorluğun son zamanlarında beş defa sadarete getirildi. (Tarihçiler Sultan Vahdeddin’in Ferid Paşa’yı defalarca sadarete getirmesinin, zamanın kritik oluşundan ve mecburiyetten ileri geldiğini söylerler.) 1922’de “vatan haini” damgası yiyen Damat Ferid, çareyi ülkeyi terk etmekte buldu.

Tarihî kaynaklardan Damat Ferid Paşa ile ilgili bize ulaşan bilgiler bunlarla sınırlı. Peki son dönem Osmanlı tarihinin kritik isimlerinden Ferid Paşa’yı doğru tanıyabildik mi? Hakikaten vatan haini miydi, yoksa Osmanlı’yı yaşatmak için gayret gösteren, çıkış yolları bulmaya çalışan bir vatanperver mi?

Damat Ferid Paşa büyük dedeniz. Bu nasıl bir duygu?

Dede-torun ilişkisi bütün uluslar için aynı olsa gerek. Damat Ferid, babamın ve annemin dedesi. Biz resimlerden, anılardan tanıyoruz. Bir zamanlar dünyanın en büyük devletlerinden birinin yöneticisi olmuş birinin torunu olarak dedemin doğup hizmet ettiği topraklara hasret ölmesi bizi elbette hüzünlendiriyor. Kökünden koparılmış ağaçlar gibi hiçbir yere kök salamıyoruz. Hiçbir ülkeyi benimseyemiyoruz. İnsanlar için dün tarih olurken, bizim için 100 yıl öncesi bugün gibi canlı. Damat Ferid’in torunu olmak gururla hüznü birlikte yaşamak, vatanından uzakta onun için atan bir kalp taşımak demek.

Büyük dedeniz 1922’de “vatan haini” ilan edildiği için yurtdışına kaçmak zorunda kaldı. Bu kara leke sadece kendisine değil, soyunun devamı olan sizlere de zarar verdi. Neden böyle oldu? Ferid Paşa neden anlaşılamadı?

1.Dünya Savaşı vakti gelmiş bir savaştı ama bu savaşa Osmanlı Devleti’ni sokan dedem değildi. Osmanlı geleneğinden gelmiş ve Osmanlı saltanatı ile akrabalık bağı olan bir paşadan söz ediyoruz. Vatan ve hürriyet çoğu Osmanlı bürokratı için Osmanlı soyunun korunması ve saltanatta kalması idi. Çünkü vatan bildiğimiz toprakları bize veren o sülaleydi. Küçük bir kabileden bir dünya devleti çıkarmışlardı.

Dedem ve dedem gibi düşünenler, ölmüş bir devletin idaresini ele aldılar. Devlet savaşmış ve yenilmişti. Onlar Osmanlı sülalesinin korunmasını, tekrar dirilmek için tek seçenek olarak görüyorlardı. Tarih her zaman galiplerin yazdığı bir kitap olmuştur. Dedem kaybetmiş bir düşüncenin günah keçisi oldu.

Biz Osmanlı bakiyesi olan milyonlar derin bir özlemle yâd ettik geçmişimizi. Türkiye’ye çok gidemedik. İnandığı devletin yaşaması için bütün imkânları denemiş, kimsenin cesaret edemediği zamanda sadrazamlık makamının ağır yükünü omuzlamış ve vatanından uzakta yalnız ölmüş bir idealist Osmanlı paşasının torunlarıyız biz. Bu hayatın içinde ihanete yer yok. Batmakta olan gemiyi terk etmeyen Ferid Paşa Osmanlı ile birlikte batmıştı. Osmanlı’nın unutulması gereken zamanlar yaşandı Türkiye’de. Allah’ın hakkının bile zayi olduğu dönemlerden geçti bu ülke. Böyle bir durumda Damat Ferid’in doğru anlaşılması ya da anlaşılması için gayret sarf edilmesi kuşkusuz akla uzak varsayımlardır.

Siz neden onu daha iyi anlatmak için çaba sarf etmediniz? Niçin sessiz kalmayı tercih ettiniz?

Ön kabulleri yıkmak atomu parçalamaktan daha zordur, derler. Damat Ferid bizim dedemiz. Bizim için bir tarihî gerçeklik var. Ne olursa olsun dedemiz için uğraşmamız sadece kişisel tarihimiz için neticeler verirdi. Türkiye’de bizi dinleyecek kulakların, merak edecek gözlerin olması gerekmez miydi? Neden binlerce tarihçisi olan kocaman bir ülkede bir tane bile tarihçi bizi merak etmedi?

Biz Ürdün’de sıradan hayatlar yaşayan insanlarız. Yaşadığımız ülkenin keşmekeşi, çalkantıları, yönetimi, gündemi bizi etkiliyor. Çok gelişmiş, insanların kültürel değerlere bol zaman ayırdığı bir ülkede olsaydık belki daha gayretli olurduk. Ortadoğu’da, Arap coğrafyasında yaşıyoruz. Şartların bizi yaşamaya mecbur bıraktığı bir ülke burası. Türkiye’de Ortadoğu geçmişine karşı nasıl bir mesafe konulduysa, bizim yaşadığımız coğrafyada da bir zamanlar Osmanlı olmak çok zor bir durumdu. Kovulduğumuz ülkenin değerlerini yaşattığımız için yaşadığımız ülkede de yabancı kalmış bir sülaleyiz.

Babanız Halil Hurşit Bey, dedesi Ferid Paşa ile ilgili neler anlatırdı size?

Babamın bize anlattığı özel bir anısı yoktu. Babasından ve akrabalarından duyduğu tarihî olayları anlatırdı. Hepimiz babam sayesinde iyi bir Osmanlı tarihi bilgisine sahip olduk.

Eminim büyük dedeniz Damat Ferid Paşa’nın tuttuğu günlükler, anı defterleri vardır. Şayet varsa Ferid Paşa’nın sizin için özel olan ve hiç bilmediğimiz bir anısını paylaşabilir misiniz?

Damat Ferid’in 11 çocuğu olmuş. İkisi kız, dokuzu erkek. Bir oğlu daha erken ölmüştü. Damat Ferid’in kültürel mirası oğulları ve torunları arasında bölünmüş durumda. Bize düşen kısımda hatıra defterleri yok. Ama çok sayıda Osmanlıca evrak ve ferman mevcut. Bir de dedemin, Ferid Paşa’nın babasına gönderdiği mektupların pullarından oluşturduğu koleksiyonu var. Damat Ferid’le ilgili özel anılarımız ne yazık ki yok. Damat Ferid öldüğünde dedem iki yaşındaymış. Bu nedenle ilk elden kişisel anımız mevcut değil.

Damat Ferid Paşa nasıl bir politika adamıydı? Onun için Osmanlı ne demekti?

Osmanlı onun için her şey demekti. Tek gayesi vardı: Osmanlı’yı yaşatmak. Bunu mümkün kılmak için uğraştı. Damat Ferid politik anlamda etkili olacak bir duruma geldiğinde Osmanlı Devleti ölmüştü. Hiçbir etkisi olmayan, başkenti işgal edilmiş bir ülkede ne kadar politika yapılabilirdi? Öncelikler ve çıkış yolları belirlemek gerekirdi. Avrupa’da savaşa katılmış ve yenilmiş ülkelerle benzer bir çıkış yolu bulmaya uğraştı. Zor olan bir yol seçti. Ama İstanbul’da var olan ve galip dev politik ilişki içerisindeki süreç, galiplerin savaşma azimlerini azaltmış, politik bir mücadele süreci belki Türkiye için zaman kazandırmıştı.

Peki neden hep İngiliz hayranı olarak anıldı?

İngilizlerle dört yıl savaşmış bir devletin bürokratı. Savaşı İngilizlerle anlaşma yapan Müslüman emirler yüzünden kaybettiğini düşünen bir idareci olarak İngilizlerle anlaşarak diğer ittifaklardan daha güçlü bir duruma geçmek istemişti sanırım. İngilizler dünyanın tek hakimiydi o zamanlar. Cumhuriyet sonrası Türkiye de İngilizlerin en yakın müttefiki değil miydi? Osmanlı idarecileri büyük devletlerle yakın ilişkilerine önem verirlerdi. Ama bu yakınlık yanlış anlaşılmış, yanlış anlamlandırılmıştır. İngiltere’ye o kadar düşkün olsa Fransa’da yaşamazdı. Eğer İngilizler de onu yakın görseler çok daha farklı bir hayatımız olurdu.

Kayınbiraderi de olan Vahdettin zamanında Ferid Paşa’nın kariyeri de parladı. Ferid Paşa hükümeti kuruldu. Diğer yandan bu hükümetle ilgili olarak çok şey yazılıp çizildi. O dönem yaşananlara baktığınızda büyük dedeniz hakkında “Keşke yapmasaydı” dediğiniz bir olay var mı?

Tarihe bugünden bakıp yargılamak çok kolaydır. Dedemin tercihini yargılayamam. O durumda padişah tarafından kendisine bir görev verilmiş, o da yapmış. Osmanlı Devleti’nin yok olması bir kişinin yaptığı hatanın sonucu değildir. Belki bir hata bile yoktur. Devrini tamamlamış bir devletin ölüm vaktinin gelmesidir. Değişen dünyada imparatorlukların yıkıldığı bir çağda yıkılmıştır. Ama sadece Türkiye’de ‘hainler’ ve ‘kahramanlar’ olmuştur. Osmanlı, tarihi tek başına yaşamadı. Diğerlerinin başına gelen onun da başına geldi. Dedem yönetimde olduğu zaman çok sıkıntılıydı. Sadece Osmanlı Devleti’nin değil, tüm Müslüman âleminin kaderinin belirlendiği yıllardı. En büyük hatası, görev almamak olurdu. Biz o zaman Türkiye’de yaşıyor olurduk; zorluk çekmezdik belki ama tarihî sorumluluktan kaçılmaz. Damat Ferid hata ve sevaplarıyla sizin için tarihî bir kişilik, benim içinse uzaklarda ölmüş dedemdir.

1-Damat Ferid Paşa’nın aile ağacı ve oğullarından Mehmet Nihat Hurşit. 2-Damat Ferid Paşa’nın oğullarından Mehmet Suphi’nin çocukları…

1-Damat Ferid Paşa’nın aile ağacı ve oğullarından Mehmet Nihat Hurşit. 2-Damat Ferid Paşa’nın oğullarından Mehmet Suphi’nin çocukları…

Ferid Paşa’nın Atatürk’le arası nasıldı? Onu nasıl anlatır, hakkında neler söylerdi?

Atatürk’le aralarının iyi olmadığını tarih kitaplarından öğrendik. Türkiye dışında yaşamamızın nedenini biliyorduk. Ama aile içinde Atatürk’le alakalı çok konu geçmezdi. Türkiye ile irtibatımızın olmadığı yıllardı. Gerçeklerin ne boyutta olduğunu bilemiyorduk. Ama bin yıl İslamın bayraktarlığını yapmış bir milletin sadece Atatürk’le anılması bizi derinden etkiledi.

Büyük dedeniz yerden yere vurulurken, göklere çıkarılan Atatürk için siz ne düşünüyorsunuz? Bu övgüleri hak ettiğini düşünüyor musunuz?

Biz tarihî kişilerin tarih ve tarihçiler tarafından değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Atatürk’ü övme ve yerme hakkı Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının seçeneğidir. Bizse ülkemizden uzak kalmamıza neden olduğu için sadece kırgınız.

Ferid Paşa’nın Fransa’nın Nice şehrinde öldüğünü biliyoruz. Mezarı da orada mı?

Nice’de öldü. Mezarı ise Lübnan, Sayda’da.

Mezarının Türkiye’ye getirilmesini ister miydiniz?

İnsanların mezarlarının değiştirilmesine pek olumlu bakmıyoruz. O bir Osmanlı paşasıydı. Lübnan onun için yabancı bir toprak değil, kaymakamlık yaptığı bir Osmanlı vilayeti. Bu bakımdan şu anda vatan toprağında yatmaktadır. Tıpkı oralarda ölmüş ve gömülmüş binlerce Osmanlı askeri ve paşası gibi...

Ferid Paşa’nın size bıraktığı mirası ne oldu?

Bu konuda bir bilgimiz yok. Dedemin neyi var neyi yok, haberdar değiliz. İstanbul’dan ayrıldıklarında yanlarına hiçbir şey almamışlar. Türkiye’de bir şeyleri olup olmadığını da bilmiyoruz. İşin hakikati, bu konuyla ilgilenmiyoruz. Tek mirasımız, tarihimiz.

İş Bankası’nın elinizdeki İtibar-ı Milli Bankası hisse senetlerini kabul ettiğini biliyoruz ama bu kolay olmadı sanırım. Epey bir savaş verdiniz. Bu olayın nasıl geliştiğini ve neler yaşadığınızı anlatabilir misiniz?

Bu, uzun ve yorucu bir yol oldu. Türkiye büyük ve güzel bir ülke ama her şey kolay olmuyor. Elimizdeki belgeler Osmanlıca ve o belgeleri çevirtmek, arşivden doğrulatmak gerekiyor. Sonra İtibar-ı Milli Bankası şu anda mevcut değil. İş Bankası tarafından alınmış. Üstelik 2012’de sahip çıkılmayan hisseler bankaya devrediliyordu. Bunu sınırlı bir zaman zarfında yapmak zorundaydık. Neden bu kadar geç kaldık derseniz, Türkiye’de bize uygun bir ortam yoktu. Son 10 yıldır Türkiye’nin etrafındaki Osmanlı bakiyesi kuşak, Türkiye’ye eski topraklarına dönen hasret yüklü gezginler gibi gelebiliyor. Ama her şey hallolmuş değil. Bizde senetlerle birlikte Damat Ferid’in oğlu Ahmet Nihat’ın banka ile mektuplaşmaları da mevcut. Senetler Damat Ferid’e değil, oğlu Mehmet Nihat’a ait.

“Her şey hallolmuş değil” derken neyi kastediyorsunuz?

Babam ve avukatımız Mahmut Doğan ile iki adet Osmanlı İtibar-ı Milli Bankası hisse senedini kaydileştirmek için gittiğimizde İş Bankası yetkilileri dilekçemizi ihtirazi kayıtla aldılar fakat hisse senetlerini almadılar. Avukatımız Doğan, İş Bankası’na kaydileştirmenin son günü, yani 31 Aralık 2012’de gittiğindeyse banka yetkilileri “hisse senetlerinin asıllarını getirirseniz alırız” demişler. Ama biz bu sırada hisse senetleriyle Ürdün’e dönmüştük. Avukatımız Doğan bunun üzerine banka yetkililerine, kaydileştirmek için dilekçe verdiğimizi, isterlerse daha sonra da hisse senedi asıllarını teslim edebileceğimizi söyledi. Onlar da “Bunu bir değerlendirelim” demişler. Bugüne kadar bankadan bana bir dönüş olmadı. Eğer banka “Hisse senetlerini zamanında teslim etmediniz, kaydileştirme yapamayız” derse, İş Bankası ve Yatırımcı Tazmin Merkezi aleyhine dava açmaktan başka bir yol kalmayacak.

Ürdün’de yaşıyorsunuz. Tüm aile bireyleri Ürdün’de mi?

Tüm aile bireyleri Ürdün’de yaşamıyor. Arap ülkelerine dağılmış vaziyetteyiz. Mısır, Suriye, Kuveyt, Suudi Arabistan, Lübnan, Birleşik Arap Emirlikleri, hatta Amerika, Almanya ve İngiltere’de yaşayan dağınık bir aileyiz.

Peki neden Türkiye değil de Ürdün? Burada yaşamayı istememek sizin tercihiniz mi yoksa herhangi bir yasak mı söz konusu? Türkiye’de yaşamak istemez misiniz?

Bu soruya şu son 10 yılda Arap dünyası içinde “Hayır” diyen tek bir kişi bile çıkmaz. Soyadımız Hurşit. Bu, Hurşit Paşa’dan geliyor. O, Ferid Paşa’nın da dedesiydi. İki sadrazam çıkartmış bir aile olarak Türkiye’de yaşamak isteriz elbette. Ama Türk vatandaşı değiliz. Türk vatandaşı olmak için elimizdeki belgeleri Türkiye Cumhuriyeti Ürdün Büyükelçiliği’ne götürdüğümüzde hiç de hoş olmayan bir tepkiyle karşılandık. “Bu belgeler Osmanlıca” dendi. Bizim belgelerimizin Latin alfabesi ile yazılmış olması beklenemez. Büyükelçilik aracılığıyla bir şey başaramayacağımızın farkındayız. Bir gün Türk vatandaşı olmak nasip olur inşaallah!

Türkiye’den en büyük beklentiniz ne? Kendinizi dışlanmış ve ‘öteki’ gibi mi hissediyorsunuz?

Dinlemeden yargılamasınlar; tek beklentimiz bu. Türkiye’de her kesimin kendine göre tarih algısı var, bunu biliyorum. Ama tarihî kişiler artık yaşamıyor. Onlar hata yapmış olsalar bile bu hata ailelerine geçmez. Biz Müslümanız; bizde ‘ilk günah’ anlayışı, soydan geçen hata ve günah mevcut değildir. 100 yıldır başka bir ülkede, köklerine bağlı olarak yaşayan bir aileyiz.

Sizi uzaktan severek, beğenerek izliyor, dua ediyoruz. Sizi seviyoruz. Türkiye’de yaşamadık ama kısa süreli ziyaretlerimiz oldu. Türkiye ait olduğumuz ama gidemediğimiz bir yer olarak kaldı hep. Her şey değişiyor, belki bu da değişir.