Ömer Demirbağ'dan "Bir kaz hikayesi ve 15 Temmuz"

"Ahmağın sorusuna verilecek tek cevap sükûttur. Her musibetin çaresi var, ahmaklığın yoktur. Ahmaktan uzak kaçınız”

Ömer Demirbağ'dan

​Ömer Demirbağ'dan "Bir "kaz" hikayesi ve 15 Temmuz"

Ömer Demirbağ; Türk Dili ve Edebiyatı alanında çalışmalarını sürdüren bir akademisyen, şair ve yazar.

Onun bu çok yönlü kişiliği insanlara sunduğu yazınsal örneklerine de yansıyor.

Bu örneklerden birisi de: Bir kaz hikayesi ve 15 Temmuz...

Tüm dünya halkın şanlı direnişiyle sonuçlanan 15 Temmuz gecesinde bir grup hainin diz çöktürülüşüne şahitlik etti.

O geceden sonra yaşanan süreçte ise hainlerin çıkarıldıkları mahkemelerde verdikleri ifadeler nasıl bir düşmanla karşılaştığımızı açıkça gösteriyordu.

"Öküzün önünde; Eşeğin arkasında; Ahmakın her tarafında ihtiyatlı ol!.."

İşte yazar Ömer Demirbağ'ın bu süreçte yaşananları anlattığı hikaye, Gazali'den yaptığı muhteşem bir tespit ile başlıyor:

"Gazzâlî’den muhteşem tespit:

“- Ahmakın sorusuna verilecek tek cevap sükûttur. Her musibetin çaresi var, ahmaklığın yoktur. Ahmaktan uzak kaçınız.”

Ahmağın ahmaklığı kadar insanın elini kolunu bağlayan bir şey yok. Onun ahmaklığı, görünmez bir ışın gibi sizi adeta felç bırakır, her türlü tepkinizi önler. Ona kızmaya bile mecal bulamazsınız. Çünkü hem kasıtlı değildir, hem de size vurduğu darbenin farkında değil.Bazen en kindar, en gaddar, en zalim düşmanınız bile sizi ahmak bir yakınınız kadar çaresiz bırakamaz.

Uzun boynu, paytak yürüyüşü ile bir kaz düşünün. Bazen o perdeli, geniş ayağıyla civcivinin üstüne basar ya? Zavallı yavru çırpındıkça anne kaz telaşlanır, kanat çırpar; ama bir türlü ayağını kaldırmayı akıl edemez. “Kaz kafalı” deyimi boşuna değildir..!O durumda biri görüp de yardım ederse eder¸ yoksa anne kaz, çaresizce yavrusunu ezmekten kurtulamaz.İşte ahmak da böyle. En büyük zararı, darbesi yakınlarınadır ve o, bir kaz kadar iyi niyetlidir.

...

Diyor ki:

“Ortaokuldan beri elimden tuttular, beni sınavlara hazırladılar, bazen önceden soruları getirip kopya verdiler… İş buldular, önemli makamlara gelmemi sağladılar… Beni evlendirdiler, yuvamı kurdular… Her şeyimi onlara borçluyum… Nasıl vefasızlık yapabilir, nasıl ihanet edebilirim?”

Ne yazık ki memleket, işte böylesi kazlarla dolu. 15 Temmuz’da bütün bir milletin ve koca bir vatanın burun buruna geldiği felaket ve helaket (yok olma riski) onun umurunda değildir ve aklı fikri, kendisinin ne kadar “borçlandırılmış” olduğundadır.

Koca Hz. Mûsâ Aleyhisselâm'ın şöyle dediğini hayal edebilir misiniz (bin kere hâşâ!):

“- Beni bebekken Nil’den çıkardı ve sarayında büyüttü. Şimdi Firavun’a nasıl karşı çıkayım?”

...

Anlatılır ki Haçlı seferlerinin birinde Selçuklulara ait bir kale kuşatılmış, teslim olmaya zorlanıyorlar. Kaledeki Müslümanların kaç kişi olduğu, erzaklarının ve silahlarının ne kadar olduğu, ne kadar dayanabilecekleri… gibi hayati bilgiler, ne yazık ki kaleden biri tarafından Haçlılara bildirilmiş durumda.

Derken, merkezden yardım geliyor ve kale kurtuluyor. Araştırıyorlar, casusu buluyorlar: Kalenin çobanıymış meğer.

Hesaba çekiyorlar:

“Bize ait bilgileri niçin kâfire verdin?”

Çoban, saç baş yoldurtan bir tavırla diyor ki:

“- Dağlarda koyun otlatırken bir gün Haçlı subaylarına rastladım. Avdan dönmüş, yemek yiyorlardı. Bana av eti, kebap ikram ettiler. Bu iyiliklerinin altında kalamazdım…”

İşte ahmak budur ve bu sizi kahkahayla ağlamak ile hıçkırıkla gülmek arasında bırakmakta korkunç bir maharete sahiptir."