Mehmet Ali Gökalp

HABER YAZARI

Borsa neden bu kadar yükseldi?

Eminim bu konuyu elinde hisse senedi tutandan, hisse almaya çalışana merak eden, veya hiç parası olmayıp hatta borcu olup  sırf merakından borsa neden bu kadar yükseldi diyen çok büyük bir kesim var. Herkes birbirine aynı soruyu soruyor: Neden işler bu kadar durgunken, Türkiye’de bir durgunluk hakimken, hatta dünyada bu kadar iktisadi ve insani kriz varken bizim borsa nasıl oldu da bu kadar yükseldi. Esasında neredeyse her matematik sorusunda olduğu gibi cevap sorunun içinde var, ama tam olar...

Asya Karagül

HABER YAZARI

Bizim türkümüz; Eren, iyi ki varsın!

Asırlar, kahramanlık destanlarımızı ve korkularımızı, arşı inleten adımlarımızı ve saklandığımız kuytuları, vurduğumuz kelleleri ve göğsümüzü delip geçen mermileri, fethettiğimiz kentleri ve aşamadığımız kale burçlarını, fedakarlıklarımızı ve kopamadığımız bencil ihtiraslarımızı, kitleleri ayağa kaldıran sloganlarımızı ve sessiz dualarımızı aklına mıh gibi kazıdı. Sadece aklına değil, eski yüzyıllarda mağara duvarlarına, daha sonra ovalarda kitabelere, papirüslere, ardından el yazmalarına, matba...

Şeyma Özin

HABER YAZARI

Kadın mücadelesini ayaklar altına almak ve Feyza Altun

Dünyada kadınların ve bize daha çok dokunan hali ile Müslüman kadınların hak taleplerine olan farkındalığım Konca Kiriş ile başladı. Konca’nın hikayesinin diğer kadın cinayetlerinden farklı bir yönü vardı. Konca, Müslüman kadının uyanışının simgesi haline gelebileceğinden endişe edilerek, gördüğü onlarca işkencenin ardından öldürülmüştü. Müslüman bir kadın olmanın gereği (?) olarak görülen “kaderine razı olma” ve “itaat et rahat et” düsturundan ayrı bir yolu vardı Konca’nın...

Asya Karagül

HABER YAZARI

Bir Taş At!

Bazı coğrafyaların omuzlarındaki yük diğerlerinden fazla ve farklıdır. Çoğu zaman tarih, kan ile yazılmıştır ve hala günümüzde bazı coğrafyalar bunun ile mücadele etmek zorundadır. Bu durum beraberinde sadece istikrarsızlık ve kaosu değil, bilgi noksanlığını ve kültür yozlaşmasını da getirmektedir.  Dünya'ya medeniyet dağıtma düsturu ile hareket ettiğini iddia eden devletler tarafından bazı coğrafyalar altüst oluyor, insanların gelecekleri ellerinden alınıyor, çocuklar ve kadınlar başta olmak...

Ayşe Nur Ayyıldız

HABER YAZARI

Zweig’i Kim Öldürdü?

‘İnsan sabahtan akşama kadar bir şey olmasını bekler ve hiçbirşey olmaz. Bekleyip durur insan. Hiçbir şey olmaz. İnsan bekler, bekler, bekler, şakakları zonklayana dek düşünür, düşünür, düşünür. Hiçbir şey olmaz. İnsan yalnız kalır.                                                                             Yalnız. Yalnız…’* Hayatınızda olması gerekenden çok daha sonrasında keşfettiğiniz bir şeyler oldu mu hiç? Hani alakasız bir yerlerde kulağınıza dolup dilinize bir mırıltı halinde p...

İsmail Kara

DERIN TARIH YAZARI

Laiklik politikalarının değişmez umdeleri var mı?

Bütün Cumhuriyet tarihini, özellikle de 3 Mart 1924 sonrasını laiklik anlayışları ve politikaları açısından tektip ve değişmez bir yorum, mevzuat ve uygulamalar manzumesi olarak değerlendirmek ne kadar doğru olur? Bu soru etrafında farklılaşan dönemlere işaret etmek için siyasî merkezin, aydınların, bürokrasinin, basın-yayın organlarının iç dinamiklerin ve uluslararası şartların değişmesine paralel olarak bir kısmı ciddi denebilecek tadil ve tashihlere gittiğinden bahis açılabilir. Tadil ve tash...

Prof. Dr. Semavi Eyice

DERIN TARIH YAZARI

​Sultan Abdülhamid'e niyet kime kısmet Ertuğrul ve Söğütlü Yatları

Osmanlı Devleti’nin son dönemi padişahlarından olan Sultan II. Abdülhamid için İngiltere tezgâhlarında yapılmak üzere iki yat sipariş edilmişti. Ismarlanan bu iki yattan birincisine Osmanlı hanedanının kurucularından Ertuğrul Gazi’nin adı, ikincisine ise Osmanlı Beyliği’nin ilk tohumunun atıldığı yerin adı verildi. Böylece Sultan için sipariş edilen Ertuğrul ve Söğütlü yatları Marmara’nın parıltılı sularındaki yerlerini almışlardı. Sultan II. Abdülhamid döneminde kullanılan sözkonusu yatlar Cumh...

Prof. Dr. M.Şükrü Hanioğlu

DERIN TARIH YAZARI

İlk Osmanlı Meclis-i Meb'usanı ve İngiltere

Tanzimat sonrası Osmanlı ıslahat siyasetleri büyük çapta İngiltere’nin desteğiyle yürütülmüştü. İlerleyen yıllarda Whitehall, Osmanlı anayasacı hareketine de katkı sağlamış ve Ahmed Midhat Paşa liderliğindeki ricâlin bu alandaki girişimlerine yardımcı olmuştu.(1) Buna karşılık, Osmanlı Kanun-i Esasîsi’nin ilânı ve Meclis-i Meb‘usan’ın toplanması Londra’da ciddi bir ilgi görmemiş, tam tersine “yetersiz” ve “mevcut sorunları çözemeyecek” adımlar olarak yorumlanmıştı.Bu ilk bakışta bir çelişki gibi...

Ayşe Nur Ayyıldız

HABER YAZARI

Buruk Acı

Kızımı ilk kez kucağıma almamın üzerinden birkaç ay geçmemiş ve anne olmak daha nedir bilmezken, eşimin uzun dönem askerliği sebebiyle başka bir şehre taşınıverdik. Türkiye’nin doğusuna ilk kez gidişim ve evim dediğim yerden bu kadar uzun süreli ilk kez ayrılışımdı. Hiç tanımadığım bir şehirde hiç tanımadığım insanlar arasında, daha yeni yeni tanımaya başladığım kızımla heyecanlı bir maceraya başlıyordum. Kimseye belli etmesem de içten içe korkuyordum, öyle ya bir anne kuzusu olarak gurbet denil...

Asya Karagül

HABER YAZARI

15 Temmuz Destanı ve Militarizm

Üç tarafı denizlerle, dört yanı hainlerle çevrili bir kara parçasıyız biz. Şu dünya denen kürenin ne tarafından tutsak elimizde kalıyor, ne tarafına geçsek yerçekimi kayboluyor ve uzay boşluğuna düşüyoruz. Fakat bizler, vatan ne demektir iyi biliyoruz. Düştüğümüz toprağı pamuktan döşek, üzerimize örtülen al bayrağı atlas yorgan sayıyoruz. Ölümün de yaşamın da bir amacı var, biliyoruz. Etrafımızın düşmanlarla çevrili olması içimizden kahramanlar çıkmayacağı anlamına gelmez. Bu tez, yakın zamanda ...

Mustafa Armağan

DERIN TARIH YAZARI

Adnan Menderes İmam-ı Azam'ın türbesinde neler düşündü?

Rahmetli Aydın Menderes, vefatından bir süre önce (2009 yılı ortalarında) bir yazım üzerine beni arayarak 1921’de Suriye sınırı çizilirken topraklarımızın peşkeş çekildiğini söyleyen Hasan Basri Çantay’ın hangi partinin sıralarında oturduğunu sormuştu. Kendisine fakirin de o cevabın hasretiyle yandığını söylemekle yetinmiştim. Hazır kendisini yakalamışken sormadan edemedim: “Rahmetli babanızın Bağdat’ta İmam-ı Azam’ın türbesini ziyaretinde söyledikleri doğru mudur?” Sağ olsun, kendisi birkaç kol...

D. Mehmet Doğan

DERIN TARIH YAZARI

Alkışlar performans

Bazı kelimeler var ki birçok anlamı karşılayacak şekilde yerli yersiz kullanılıyor ve mahiyeti bilinmeden yaygınlaşıyor. Bunların çoğunlukla uydurma ve yabancı kaynaklı kelimeler olduğunu söyleyebiliriz. Mesela teklif, tavsiye ve hatta telkin yerine ekseriya “öneri” deniliyor. Bu tür kelimelere gerçek mânaları bilinmeden veya dikkate alınmadan yakıştırmalarla birçok anlam veriliyor. Yabancı dillerden tercüme yapılırken kelimelerin dilimizdeki karşılıklarını bulunmak zahmetine girilmiyor ve bu ke...

İsmail Kara

DERIN TARIH YAZARI

“Milletin azmi ve kararı” ne zaman meclis'te oldu?

İslam dünyasında Hilafet-Saltanat sistemini değiştirmeye ve dönüştürmeye dönük siyasî fikirler ve teşebbüsler meşrutiyet fikri etrafında ortaya çıktı ve gelişti denebilir. Aynı zamanda yeni İslam siyasî düşüncesinin, yeni İslam siyasî kurumlarının ve yeni İslam siyaset üslubunun teşekkül alanı olan bu meşrutiyet programı bir taraftan  Emevilerle başlayan (onunla başladığını iddia ettiği) ve Osmanlıların son dönemine kadar gelen, yani neredeyse bütün İslam tarihini kuşatan Hilafet-Saltanat sis...

Mehmet Çelik

DERIN TARIH YAZARI

Kurtarıcı ama kurucu ol(a)mayan Gazi Meclis

1. Dünya Harbi’nin bütün cepheleri, Sevr Projesi, Millî Mücadele diye isimlendirdiğimiz süreç, Londra ve Paris görüşmeleri, Milletler Cemiyeti’nin kuruluşu, misyonu ve Lozan Antlaşması, ardından Saltanat ve Hilafetin kaldırılması… Bunların hepsi bir ana planın, büyük bir resmin parçaları. Tek başlarına ele alınıp değerlendirilemezler! Ana hedef Osmanlı Devleti’nin tasfiyesiydi. Bunun altyapı çalışmaları 1815 Viyana Kongresi’nden sonra başlatılmıştı. Şimdi büyük resmin küçük bir parçası olan Anad...

Prof. Dr. M.Şükrü Hanioğlu

DERIN TARIH YAZARI

Ahmed Rıza Bey ve "Batı'nın ahlakı"

Jön Türklüğün fikrî temelini oluşturan en önemli kişilik olan, Osmanlı İttihad ve Terakki Cemiyeti’nin sadece adının değil, dünya görüşünün şekillenmesinde de belirgin rol oynayan Ahmed Rıza Bey, “İnkılâb-ı Azîm” sonrasında Cemiyet tarafından yükseltildiği “ebu’l-ahrar” mevkiini hızla kaybetmiş, Harb-i Umumî sona erdiğinde ise örgütün muhalifleri arasına katılmıştı.  Ahmed Rıza Bey örgüt yönetiminin, entelektüel birikimlerini fazlasıyla küçümsediği ve “komiteci” olarak nitelendi...

Bazı coğrafyaların omuzlarındaki yük diğerlerinden fazla ve farklıdır. Çoğu zaman tarih, kan ile yazılmıştır ve hala günümüzde bazı coğrafyalar bunun ile mücadele etmek zorundadır. Bu durum beraberinde sadece istikrarsızlık ve kaosu değil, bilgi noksanlığını ve kültür yozlaşmasını da getirmektedir. 

Dünya'ya medeniyet dağıtma düsturu ile hareket ettiğini iddia eden devletler tarafından bazı coğrafyalar altüst oluyor, insanların gelecekleri ellerinden alınıyor, çocuklar ve kadınlar başta olmak üzere bir çok insan vatanlarından ayrılmak durumunda kalıyor. Peki neden? Hepsinin ötesinde bir planın, yüzyıllardır süren bir tarihi hesaplaşmanın kıvılcımları bunlar.

İşte bu tarihi yüzleşmenin günümüzde sahnelendiği coğrafya: Ortadoğu. 

Kavramlar, menşeleri ve tarihleri itibariyle bir ideoloji sarmalından oluşmaktadır. Belirsiz ve kapsamı hususundaki karmaşalardan bir türlü kurtulamayan, coğrafi engellerle takılarak sınırları ya çok daralan ya da çok genişleyen bir kavram ile karşı karşıyayız. 

Oryantalizm esaslı bir kavram olan Ortadoğu, batı merkezciliğinin dünyayı kendi ekseninde yeniden hizalamasının bir ürünü olarak ortaya çıkmıştır. 

Ortadoğu kavramı, ilk olarak 1902'de Amerikan tarihçi ve stratejist Alfred Thoyer Mahon tarafından, Hindistan ve Arabistan arasındaki bölgeyi tanımlamak için kullanılmıştır. 

Geniş anlamıyla düşünüldüğünde ise; Batı'da Fas'a, Doğu'da Pakistan'a uzanan, Kuzey'de Orta Asya Cumhuriyetlerini ve Türkiye'yi içine alan, Güney'de ise Yemen'e kadar uzanan bir bölgeyi tarif etmektedir. 

Tarih boyunca pek çok savaşa ev sahipliği yapmış Ortadoğu, 3 semavi dinin doğum sancılarıyla yoğrulmuş topraklarında birbirinden farklı ideolojik, toplumsal ve ekonomik özelliklere sahip bir çok ülkeyi barındırır. Bu ülkelerin bazılarının özgeçmişinde köklü bir devlet geleneği yatar. Bazılarıysa şehir devletleri şeklinde teşekkül etmiştir ya da sömürgeci geleneğin ürünüdürler. 

Modern Ortadoğu'yu anlamak için Osmanlı dağılma sürecine dikkat edilmelidir. Osmanlı, bu bölgede yaklaşık 400 yıl hüküm sürmüş ve bölgedeki azınlıkları millet sistemi çerçevesinde yönetmiştir. Lakin 19. yüzyılda, bir çok paradigmanın yıkıldığı ve tarihin kırılma süreçlerinden biri olan o yüzyılda, Osmanlı'nın bölgedeki otoritesinde çatlamalar olmuş ve mevcut millet sistemi yabancı devletlerin bölgeye sızmasına kolaylık sağlamıştır. 

I. Dünya savaşı sürecinde bölgede yeni devletler oluşmaya başlamıştır. Lakin bu devletler, yüzyıllardan beri içerisinde oldukları İslami devlet anlayışından modern devlet anlayışına geçmekte oldukça zorluk çekmişlerdir.

Fakat Ortadoğu'nun global çapta devletlerarası politikada öneme sahip olması II.Dünya Savaşı sonrasına denk gelir. Dünya, ABD ve Sovyet Rusya arasındaki rekabet sahası olduğundan ötürü bu durum bu coğrafyayı da etkilemiştir. Lakin 1991 yılı ile başlayan Sovyetlerin dağılışı sonucunda bölgedeki tek hakim aktör ABD olmuştur. Ortadoğu kavramının misyonu artık bu devlet eliyle şekillendirilecektir. Artık ABD, Ortadoğu için arabulucu ve tartışmasız düzenleyici faktör olarak kabul görmüştür. 

Bölgedeki etkenler sebebiyle siyasi sistem oldukça karmaşık bir haldedir. Yerel, ulusal ve bölgesel politikaların birbirine geçtiği bu sarmalda süregelen yıllara bakıldığında, dış aktörlerin etkisinin yadsınamaz olduğunu görmekteyiz. 

Zira şuan ki duruma baktığımızda, dış güçlerin müdahalesi artık bir siyasi gelenek haline gelmektedir. Ülke içi ve yahut bölgesel krizlerde, çözümü bulmanın zor olduğu süreçlerde, bölge halkı ve devletler dış aktörlerin müdahalesinin kaçılınmaz olduğu düşüncesindedir. 

Bölge içi bir kriz önleyici faktörün bulunmamasının sebebi de budur ve günümüzde bölgedeki güç dengesini kuracak güçlü ve sağlam bir devlete ihtiyaç vardır.

Türkiye bu bölgesel güç dengesini sağlayacak ülkelerin başında yer almaktadır. Lakin, içimize, Ortadoğu'ya ve genel olarak Dünya'ya baktığımızda ülkemizin nasıl bir yalnızlaştırma politikasına maruz kaldığını hepimiz görmekteyiz.

Ortadoğu/İslam alemi, bir öndere ihtiyaç duymaktadır ve birlik bize en çok yakışandır. Birlikten sonra bir müslümanın üzerinde en güzel duran şey ise, direniştir. İslam için, zalime karşı mazlumun yanında direnmektir bizim varoluş sebebimiz.

İslam aleminin kurtuluşu birlik olup direnmekten, Malcolm X deyişiyle, bir taş atmaktan geçer. Bir taş at ki, ezildiğin o yük bir nebze hafiflesin. 

O taş ki, kim bilir belki kurtuluşumuz olur. O taş, belki özgürlüğümüz olur. 

O taş, belki Mescid-i Aksa'nın neşesi, Suriye'nin direnişi, Azerbaycan'ın kardeşliği, Pakistan'ın yoldaşlığı olur. O taş belki hainlerin göğsüne vardığında bir kurşun olur. Belki, al bayrakta bir yiğit olur, Ömer olur. Belki, cuntanın karşısında bir mavzer olur. 

O taş, bizim uzak otağımız olur, vatanımız, toprağımız olur. 

İşte bu yüzden bazı ülkelerin omuzlarındaki yük diğerlerinden daha ağırdır. 

Zaten bu yüzden sadece bazı ülkeler ve milletler tarih yazmaktadır.