Ayşe Nur Ayyıldız

GZT YAZARI

The Girl On The Train

Hayallere karşı savaş açmak zordur. Dünyadaki belki en güçlü silaha, insan beyninin ürettiğine karşı alternatif sunabilmek, hiç durmaksızın akan bir şelaleye bariyer çekmeye benzer : bir yeri, sonra bir yeri daha ve sonra bir yeri daha yamamak gerekir hiç durmadan. Üstelik yolun sonunda harcadığınız emeğin boşa gitme ihtimali şaşırtacak kadar yüksektir. Yine de insanoğlunun amansızca elini çekemediği elmaya benzer hayale uygun bir kılıf bulabilmek. Nedir peki hayale karşı yol almak? Misal, siz h...

Asya Karagül

GZT YAZARI

Bir tasavvur olarak medeniyet

İnsanlar dünyayı mesken edindiklerinde henüz hiç bir kavram ve mantalite şeması çizilmemişti. Ne zaman ki insanlar, olayların ve durumların getirisi ile; medeniyet, kültür, adalet, özgürlük, hukuk, insan hakları gibi terimlere gereksinim duydular, işte o zaman kendilerini bunlara muhtaç ettiler. Aslında doğada bulunmayan bu tip kavramlar ile insanoğlu kendini bir kutuya hapsetti ve bu kutu içerisinde özgürlük mücadelesi vermeye başladı. En özgür olanlarımız bile aslında bugün sadece o kutunun sı...

İzgü Fuhan

GZT YAZARI

Hej Stockholm Kardeş*

Stockholm'e uçmak üzere havalimanına yola çıktığımda, telefonuma art arda mesajlar geldi. Hiçbir şeyden haberim yoktu. Mesajlar, bir terör saldırısı olduğunu söylüyordu. Hemen haberleri inceledim. Stockholm'ün en işlek caddelerinden birinde gerçekleşen bu saldırı sonrası; arkadaşlarım, ailem gidip gitmeyeceğimi soruyordu. Cevabım netti. Tabi ki gidecektim. Bu tür saldırıların yapmak, ve yaymak, istediği şey bir 'korku havası' zaten. Hayatın yasa saygıyla devam etmesi gerektiğine, inananlardanım...

Ayşe Nur Ayyıldız

GZT YAZARI

Hurda Köşkü

“Nesneler," diye yanıt verdi büyükbaba, “göründükleri gibi değildir." ' Hafızam bir balığınkinden daha kötüdür. Ayrıca hep hatırlamamın hiçbir fark yaratmayacağı şeyler kazınır aklımın bir köşesine. Pek çok kişinin üzerinde saatlerce konuşabildiği önemli mevzuları kolay kolay anımsamam ama zihnimin gölgeli kısımlarında belli zaman aralıklarına ait önemsiz sahneler kalıverir. Birini kokusundan hatırlarım, birini gürültüsünden. Çatapat sesleri ve o duman saniyeler içinde 7 yaşımdaki bir yaz ...

D. Mehmet Doğan

DERIN TARIH YAZARI

Bizim yoğurdumuz “Ak”tır!

Müslüman sa­ati” yazısıyla hayatımızda­ki değişimin pek farkında olmadığımız zaman boyutunu ifşa eden Ahmet Hâşim “memleketi­mizde akşamın habercisi yoğurtçudur” diyor… Hâşim'e akşamı haber veren yoğurtçuları son ta­nıyanlar bizleriz belki de... Tavalara çalınmış yoğur­du omuz terazisinin ke­felerinde akşama doğru “yoğurtcuuu, kaymaaak” nidalarıyla pazarlayan yo­ğurtçuların devri gerilerde kaldı, fakat yoğurt hayatı­mızdaki yerini koruyor. Büyük yazar...

İsmail Kara

DERIN TARIH YAZARI

Bekir Topaloğlu Hoca için rahmet kayıtları

Geçtiğimiz yıl bu ay kaybettiğimiz Prof. Dr. Bekir Topaloğlu klasik bir Kelamcı olmanın ötesinde İmam-Hatip ve Yüksek İslam-İlahiyat camiasının yorulmak bilmez hizmetkârlarındandı. Akademik çalışmaları yanında Nesillerin El Kitabı gibi gençlerin yetişmesine yönelik eserleriyle de bilinen hocayı görünmeyen yönleriyle tanımaya ne dersiniz? Onun sessiz sedasız göçmesiyle İmam Hatip Okulları neslinin ilk sağlam sacayağı kırıldı demek mübalağalı olmayacak sanırım. Bekir Topaloğlu, Hayrettin Karaman...

Prof. Dr. Semavi Eyice

DERIN TARIH YAZARI

Tarihin son şahitlerini nasıl susturduk? Mezar Taşı Katliamı

Ölümle rabıtasını canlı tutmak isteyen atalarımız mezarlıklarını göz önüne inşa ederken modern insan ölümü, mezarlıkları hayatın dışına itiyor. Medeniyetimize dair pek çok izi ihtiva eden tarihî mezar taşları, kimi zaman istiflenerek, kimi zaman hastane duvarına harç yapılarak ölümle savaşımızın kurbanı olmuş hâlde. Türklerin Anadolu'ya girişlerinden itibaren bıraktıkları en önem­li mimari hatıraların başında hayrat yapılarının hazirelerinde kalan kabir...

Prof. Dr. M.Şükrü Hanioğlu

DERIN TARIH YAZARI

İngiltere yenilgiyi nasıl soruşturdu?

Çanakkale yenilgisi ve İngiliz-Hint seferî kuvve­tine mensup 6. Tümen'in Kûtu'l-Amâre'de tes­lim olması İngiliz kamuoyunda büyük bir şaş­kınlık yaratmakla kalmayarak, kapsamlı bir tepkinin de doğmasına neden olmuştu. Bunda insanlık tarihinin o zamana kadar gördüğü en büyük ça­tışmada beklenen neticelerin alınamaması kadar, fazla­sıyla küçümsenen Osmanlı orduları karşısında hezimet ölçüsünde yenilgiler yaşanması da ciddi rol oynamıştı. Bütün Avrupa başkentlerinde olduğu gibi Londra'da­ki devlet ...

Yavuz Bahadıroğlu

DERIN TARIH YAZARI

Yürü, yol senindir Ertuğrul Beyim!

Osmanlı İmparatorluğunun kurulu­şu, beşer tarihinin en hayrete değer ve en büyük vâkıalarından biridir. Fransız tarihçi Fernand Grenard Atlı dolu dizgin Kayı aşiretinin içine daldı. Ardında yumak yu­mak toz bulutları bırakarak doğru Ertuğrul Bey'in önüne gitti. Gırt­lağına sığmayan yorgun soluğunu tek bir cümleye sığdırdı: “Tepenin ardındaki yazuda (düzlük) cenk var, Beyim!" Ertuğrul Gazi'nin bir tarafında Yahşi Hoca, öbür tarafında kardeşi Dündar Bey vardı. Sohbet ede ede y...

Asya Karagül

GZT YAZARI

Doğu'nun Rönesansı

Tarihi süreçte her uygarlık kendi doğu ve batı algılarını yaratmış olsa da mevcut en eski kavram zıtlıklarından biri olan bu ayrımın günümüzdeki halini alması Batı'nın ötekini yaratma sürecinden sonra olmuştur.Bir unsuru hakim unsur kılmak için etrafındaki tüm oluşumları yıkması gerektiği inancından dolayıdır ki, Batı tüm olumlu olguların çıkış merkezi olarak Avrupa'yı temel almıştır. Oysa ki Batı kültürünü etkileyen hatta daha da ileri gidecek olursak, şu an ki Batı olmasını sağlayan Doğu/İslam...

İsmail Canbulat

GZT YAZARI

Kâbe’de Kıbleyi Iskalamak

Eğer bu Hak yolda sebat ve istikamet gösterirseniz, bir anda büyük derecelere kavuşursunuz." * Dört yıl boyunca çalıştığım Kâbe'de çok güzel, çok ilginç anlar yaşadım. Öyle şaşırtıcı insan hikâyeleri, öyle şaşırtıcı durumlarla karşılaştım ki… Karşıl

Asya Karagül

GZT YAZARI

Süregelen imparatorluk ve son vatan toprağı

Ülkemizin gerek kültürel birikimi, gerek geçmişindeki Osmanlı ve diğer Türk devletleri dolayısıyla sahip olduğu siyasi ve idari birikim, gerekse jeopolitik konumu itibariyle tüm denklemlerin içinde yer almasından dolayı tarihi anlamak bu ülkede yaşay

Yavuz Bahadıroğlu

DERIN TARIH YAZARI

Kalyon için fukaranın ahını alırsan...

Sultan I. Ahmed'in kucağına verilen çocuğun yüzü gerçekten de melekler kadar güzeldir. “Adı ne?” diye soruyor sarayın üst düzey memurlarından olan babası Pervane Kaptan'a. Pervane Kaptan kıvranmaya başlıyor. Çünkü çocuğun adı Ahmed'dir ama Sultan I.

Prof. Dr. Semavi Eyice

DERIN TARIH YAZARI

Haliç-Aksaray-Yenikapı hattında tarihi nasıl imha ettiler?

Aksaray ile Marmara kıyısı arasında, eskiden Langa, sonradan Yenikapı olarak adlandırılan sahada da birçok tarihî eser ortadan kaldırılmıştır. Yedikule'deki Studios Manastırı'nın kilisesi İmrahor (mirahur-emirahur) İlyas Bey tarafından cami ve tekke

İsmail Kara

DERIN TARIH YAZARI

Türbeler niçin aklımıza hemen hurafeleri getiriyor?

Türbenin, türbe etrafında oluşan mezarlık ve ziyaret kültürünün, geleneklerin küçük, önemsiz, hatta dindışı şeyler olduğunu düşünenler Akif'in Çanakkale şehid(ler)i için inşa ettiği o büyük abideyi tam kavrayabilir mi? Ey, bu topraklar için toprağa

Cahit Sıtkı'nın dediği gibi neredeyse yolun yarısına varmama rağmen kolay kolay sindiremediğim bir mefhum var : zaman. Farkına varmaksızın ilerleyişinden mi, ilerlerken peşinde pek çok şeyi götürüşünden mi yoksa götürdüğü gibi peşine pek çok şeyi ekleyişinden mi bilemiyorum fakat halen beni şaşırtmaya devam ediyor. Mesela çocukken elinde biberonu ile süt içtiğini gördüğünüz ufaklığın düğününe çağrılıyorsunuz aniden yahut teyze, yenge diye hitap ettiğiniz yakınlarınızın ölüm haberi ile sarsılıyorsunuz. Değişen sadece insanlar değil elbet, değer yargıları kadar doğrular ve yanlışlar da tepetakla olabiliyor zamanla. Size düşen ise
şöyle bir geriye bakıp şaşkınlığınıza engel olamamak..

İşte geçenlerde bir arkadaşımla muhabbet ederken psikoloğunun kendisi hakkında anlattıklarından ve yaptığı çıkarımlardan bahsettiğinde fark ediverdim bu mevzuya bakış açımızdaki değişimi. O konuşmaya devam ederken ben de kafamda derin bir muhasebeye girişiverdim. Psikologlara gitmek, o terapi senin bu terapi benim dolaşmak ne kadar popülerleşti farkında mısınız? Biz çocukken, birinin ruhsal bir problemi olması, değil ilaç kullanması bunun için bir doktora gitmesi bile oldukça tuhaf karşılanırdı. İnsanların bir başkasına benim şu sıkıntım var, üstesinden gelemiyorum diyerek medet araması iyiden iyiye ayıptı. Öyle ya, herkesin hayatında bir mahremi vardı ve bu mahrem kapılı kapılar arkasında kalmaya mahkumdu. Kimisi günde üç öğün ekmeğinin yanına kocasının dayağını katık ederdi de komşular moraran gözünü sorduklarında yanlışlıkla kapı çarpmış olurdu. Bakkallar veresiye defterlerini açtığında bir başka komşunun borcunu nasıl oluyorsa hiç görmezdiniz, kimse kimsenin parasını pulunu bilmez ve dahi konuşmazdı da. Elbette kadınlar sabah kahvelerinde 'ay komşu duydun mu falancanın başına gelenleri, meğer durum hiç bildiğimiz gibi değilmiş' şeklinde dedikoduvari muhabbetler ederdi ama bu sabah gevezeliği bir kahve içimi kadardı; sonra hep ocaktaki yemekler dibine tutacak olurdu da hemen sonlanırdı muhabbet. Yani uzun lafın kısası insanlarda samimiyet vardı fakat bu samimiyetin sınırı kolay kolay aşılmazdı.

Beni yanlış anlamayın bayanlar baylar, çocukluğumdaki 'aman bir derdimiz olduğunu açık etmeyelim' yaklaşımına sadakatim olmadığı gibi psikoloğa gidilmesini, baş edilemeyen kişisel problemler için yardım aramasını zerre kadar gereksiz yahut rahatsız edici bulmuyorum. Tam aksine, insanın kolu bacağı ağrıdığında, geceleri uyuyamadığında, kalbinde çarpıntısı olduğunda doktora gitmesi ne kadar normalse, ruhunun bozulduğunu, bir şekilde kırılmaya başladığını hissettiğinde yardım araması o derece normal, hatta bana kalırsa daha da elzem zira ağrıyan bir kolla yaşamanın dağılmış bir ruhla yaşamakla kıyas edilir hiçbir yanı yok.

E peki derdin ne o zaman diye soracaksanız duyacaklarınızdan pek de hoşlanmayabilirsiniz. Az evvel geçmişi anlatırken sadece mahremiyet duygusuna vurgu yapmış olabilirim ama tek sebebin bu olduğunu hiç zannetmiyorum. Eskiden insanların dertlerini değil hiç tanımadığı bir yabancıya, bir yakınına bile anlatmamasını iki önemli faktör besliyordu : insanların kendi kendini dinlemeyi bilmesi ve sığınacak çok daha büyük bir kapının olduğuna kalben iman etmesi.

En son ne zaman aynaya gerçekten ama gerçekten bakıp gördüğünüz kişiyi tanıdınız? En son hangi yemeğiniz alelacele, geçiştirmeden yendi? Annenizi telefonda dinlerken çamaşır asmayı bırakıp gerçekten onu dinlediğiniz en son anı anımsıyor musunuz? Ya da çocuğunuzun akıl dışı oyun senaryolarına kendinizi kaptırışınızı? Saatinize bakmadan geçirdiğiniz tek bir gün oldu mu ki sahi hayatınızda?

Her şey korkunç bir hızla ilerleyiveriyor, tükettiğimiz ve buna aldırmadığımız şeylerin haddi hesabı yok. Sizi bulunduğunuz noktadan bir adım ileriye götürecekler ise ilk sırada başladıklarımız. Bir sayfa kitap okumaya, sabahı ötüşen kuşlarla karşılamaya, gökyüzündeki yıldızları temaşa etmeye vaktimiz yok ama anlamsız bir aşk üçgenini döndürüp döndürüp anlatan 3 saatlik bir dizinin bilmem kaçıncı tekrarını izlemeye kesin vaktimiz var. Ve dahası ve de en fenası böylece zamanı da bozuk para gibi harcayıveriyoruz, sanki elimizde tonlar ve tonlarcası var da nereye ne kadar harcandığı pek de önemli değil gibi. Devamlı yetişeceğimiz bir yer var oysa; ha kaçtı ha kaçacak bütün vesaitler, yarım yamalak yapılan muhabbetler hava tahminlerinden ve ülke siyasetinden öteye gidemiyor. Ne trajedidir ki, ne kendimizi ne de karşımızdakini dinlemeye vaktimiz yok ama harcanacak zamanımız çok. Gülten Akın' ın pek sevdiğim dizlerinde de dediği gibi,

'Ah, kimselerin vakti yok
Durup ince şeyleri anlamaya'

Zamanın bereketsizliği uğraştıklarımızın o kadar da uğraşmaya değer olmamasından mı yoksa devamlı bir keşmekeşin içinde bir o yana bir bu yana savrulmaktan mı bilemiyorum ama bütün bunlar olup biterken, yani hayatınız an be an geçip giderken kimse kimseyi doğru dürüst dinlemediğinden gidip bizi hakkıyla dinlemesi için birilerine para ödemeyi normal buluyoruz. Ve her şey öylesine maddesel ki bir saat bir yabancının anlattıklarına bazen bir kutsal kitap gibi iman ederken, Yaratıcı ile konuşmak, ona el pençe divan durup derdini anlatmak, derdimi veren sensin dermanımı verecek olan da ancak sen olacaksın diyebilmek çook eskilerde kalmış anlamsız bir uğraş gibi. O ne giymiş, bu ne satın almış, şu hangi markayla donanmış, nereye gitmiş, kimi görmüş nasıl da önemli, ama geceleri el açıp yakaracak bir beş dakikamız yok. Kalbimiz oldukça temiz, kimse hakkında öyle çok kötü düşünceler de beslemiyoruz e çalıp çırpmıyoruz da, Allah bereket versin. Daha ne olacaktı ki sanki?

Hiç dinlemediğimiz bir dünyanın, dinlenmemekten şikayet eden akılsız varlıklarına ne zaman dönüşmeye başladık? Gözümüzün önündekini görmek, belki bir kere dahi karşılaşmayacağımız insanların bilmem hangi akşam ne yaptığını bilmekten ne zaman daha az önemli hale geldi? Zamanın geçip gittiğini ve bu gidişle hep bizden götürdüğüne karşı nasıl bu kadar umarsızız? Sahi, ne zaman yolumuzu şaşırdık da yanlış yolda olduğumuzu bile kabul etmekten aciz olduk?

Şimdi elinizde her ne varsa bırakın, yetişeceğiniz toplantıları, asla kaçırmadığımız magazin programınızı ve dünyanıza dair o çok önemli dertlerinizi bir dakika sadece bir dakika arkanıza alıp gözlerinizi kapatın ve dinleyin. Tüm o karmaşa bir göz kapağı ile nasıl da arkada kalıverebiliyor değil mi? Hem şanslıysanız bir bakarsınız senelerdir dinlemediğiniz birilerini duyarsınız da gerçekten bir parça hasbihal edersiniz..