Asya Karagül

GZT YAZARI

Sözde Ermeni soykırımı ve Türkiye denklemi

Yazıya başlamadan önce anlaşılması gereken şey şu; geçmiş, tarih demek değildir. Geçmiş nesneldir fakat elde kalan belgeler ile o dönemi tasavvur etmeye çalışan tarihçinin yaptığı çalışmalar, her ne kadar objektif ve belgeye dayalı olsa da sınırlı kaldığından ötürü, öznellikten kaçamaz.Tarih yazımı ayrıca incelenmesi gereken bir konu olduğundan sözü burada kesip, yazının esas konusuna geçiyorum.Bugün bizler, tarihimizdeki bazı olayların üzerinde diğerlerinden daha çok duruyoruz. Bu yüzden de ülk...

Mustafa Armağan

YAZARI

Şah Fırat Operasyonu ışığında Süleyman Şah Türbesi

IŞİD'in Süleyman Şah Türbesi'ne saldıracağı endişesiyle gerçekleştirilen “Şah Fırat Operasyonu” yeniden tarihle oturup tarihle kalkmamıza yol açtı. Cumhurbaşkanı'ndan sokaktaki adamına kadar hepimiz bir şekilde bu tarih müzakeresine dahil olduk.Çok şey konuşuldu ve daha çok şey de konuşulacak tabiatıyla. Biz de bu yazıda hem operasyon üze­rine sıcağı sıcağına düşündüklerimizi paylaşacağız, hem de getirdiğimiz 'kutsal emanetler'in tarihî mahiyeti­ne ışık tutacağız. İlk akla takılan soru şu: Türk...

Mehmet Çelik

DERIN TARIH YAZARI

Menzil: Çanakkale Hedef: Vaat edilmiş topraklar, yani Filistin

Siyonistler İsrail uğruna İngilizlere gönüllü olarak yardım etmişlerdi. Yahudilerin Çanakkale'ye gönderdiği 'katır alayı' ciddi bir askerî başarısı yokken dikkatleri nasıl üzerinde toplamayı başardı? İngilizlerle işbirliği İsrail'in kuruluşuna giden yolu nasıl hazırladı? Türkçede Yahudi Katır Bir­liği diye adlandırılan 562 gönüllü Yahudinin Ça­nakkale muharebelerine İngilizlerin safında katılması son yıl­larda gerek yazılı basında, gerekse TV kanallarında maksadı aşan spekülatif y...

İsmail Kara

DERIN TARIH YAZARI

Tevhıd-i Tedrısat’ın bedenimizle irtıbatlı bir ruhu var mı?

Tevhid-i Tedrisat eğitimin birleştirilmesi şeklinde değil geleneksel eğitim kurumlarının, medreselerin, ilmiye sınıfının yani farklı bir anlama ve yorumlama biçiminin ortadan kaldırılması, yok edilmesiyle neticelen(diril)miştir. 3 Mart 1924 tarihi Türkiye'nin, Millî Mücadele kahramanları­nın, Ankara'da kurulan yeni devletin, kurucu kadronun beklediği ve plan­ladığı bir tarih mi idi yoksa aniden Türkiye'nin önüne gelip oturan bek­lenmedik fakat çözülmesi zarurî bir “hadise” mi oluvermişti? Bu s...

D. Mehmet Doğan

DERIN TARIH YAZARI

Kılavuzu “Türkçeden Osmanlıcaya karşılıklar kılavuzu” olanın hali nice olur?

Kılavuz, dilimizin kadim kelimelerinden; kısaca “yol gösterici, rehber” olarak açıklanabilir. Bir türkümüzde, âşık, Bağdat ellerinden gelen tur­nalara şu soruyu soruyor: Esip esip karlı dağlar aşarsınKılavuzun mu yok niye şaşarsın Bir yazdan bin güzden derdim deşersinDurnalar ne haber yardan ne haber Divanü Lügati't-Türk'de “kulabuz/ kulavuz” olarak geçi­yor. Örnek olarak şu atasözü veriliyor: Kalın kaz kulavuzsuz bolmas. Açıklaması şöyle: Kalabalık kaz sürüsü ancak kıla­vuzla uçabilir... “Kıl...

Şeyma Özin

GZT YAZARI

“Çay Kahve İnsan” hayatlarımıza ne katıyor?

Tarık Çayır. Genç bir yazılım geliştiricisi. Bu yönüyle belki birçok yazılımcıdan bir farkı yok, tabi hayata değer katmak ve faydalı işler yapmak gibi bir gayesi olduğunu bilmeyenler için böyle. Ben kendisini “Çay Kahve İnsan” kanalından tanıyorum, bazı insanlar birbirlerini gözlerindeki ışıktan tanır, niyetinden tanır, çabasından tanır ve en önemlisi tanımak gibi bir gayesi varsa tanır.Bu yazıyı okuyan herkesi Çay Kahve İnsan'ı tanımaya davet ediyorum.Çay Kahve İnsan YouTube kanalı, fayda ve de...

İsmail Kara

DERIN TARIH YAZARI

Hilafeti kim ne zaman kaldırdı?

3 Mart 1924 tarihinde TBMM'de olup bitenler; hilafetin ilgası, tevhid-i tedrisat ve din işlerinin Diyanet seviyesine indirilmesi, elbette radikal kırılmalar ve beklenmeyen, sarsıcı, şaşırtıcı düzenlemelerdir. O kadar ki bu düzenlemelerin Lozan Konferansı görüşmeleri masasına oturuncaya kadar Cumhuriyet'i kuran kadronun aklından geçtikleri de çok şüphelidir. Onlar olsa olsa İttihat ve Terakki fikriyatını takiben daha kendi kontrolleri altında bir halife ve daha mânevi bir hilafet kurumu arayabili...

Prof. Dr. Norman Stone

DERIN TARIH YAZARI

Churchill’in Çanakkale düşü nasıl suya düştü?

Winston Churchill 2. Dünya Savaşı sebebiyle öne çıkmış olan 20. yüzyılın büyük İngiliz kahramanlarından biridir. İngiltere başından sonuna kadar bu savaşta yer almıştı ve 1945 yılında Alman toplama kamplarını gören hiç kimse, yapılan hatalar ne olursa olsun savaş için harcanan bunca emeğe değdiğini düşünemezdi. Churchill'in 1965 yılındaki muhteşem cenaze töreni tüm dünyada televizyonlardan izlendi. Bu, aynı zamanda Churchill'in büyük bir destekçisi olduğu Britanya İmparatorluğu'nun cenazesi olar...

Prof. Dr. M.Şükrü Hanioğlu

DERIN TARIH YAZARI

Nasihatten fetvaya, fetvadan ‘Bizim hilafet size zarar vermez’ yaklaşımına

1895 sonrasında hız kazanan Jön Türk muhalefetinin kullandığı önemli temalardan biri de “hilafet” olmuştur. Dönemin Jön Türk neşriyatı incelendiğinde II. Abdülhamid'e yönelik eleştirilerin bilhassa 1902 yılına kadar din temelli olduğu ve bunların otokratik idareden şikayetten ziyade “vazifesini yerine getirmeyen halifenin hal'inin gerekliliği”ni vurguladığı görülür. Bu muhalefet, Doktor Abdullah Cevdet'in II. Abdülhamid'i, 'mahkeme-i kübrada' Hz. Peygamber ve Hz. Ömer'e yargılatarak “hilafetin ...

İsmail Canbulat

GZT YAZARI

Ön yargılarını parçala! Ümit Yılbar’ı hatırla!

Ümit Yılbar… Yakın tarihimizin çok az bilinen kahramanlarından biri O. Dahi bir müzisyen. “Her şey sevgi üzerine” diyen bir aşık, bir ozan! Pentagram'ın solo gitaristi. İktisat mezunu. Kayakçı. Milli disk atma şampiyonu. 80'li ve 90'lı yıllarda “ortalığı kasıp kavuran” ünlü heavy metal grubu Pentagram (Mezarkabul) grubunda 1985 yılından 1990'a kadar solo gitar çalan, daha sonra kendi grubuyla müzik yapıp, birçok müzisyen yetiştiren, 1993'de de gönüllü olarak gittiği güneydoğuda şehit düşen As...

Ayşe Nur Ayyıldız

GZT YAZARI

The Girl On The Train

Hayallere karşı savaş açmak zordur. Dünyadaki belki en güçlü silaha, insan beyninin ürettiğine karşı alternatif sunabilmek, hiç durmaksızın akan bir şelaleye bariyer çekmeye benzer : bir yeri, sonra bir yeri daha ve sonra bir yeri daha yamamak gerekir hiç durmadan. Üstelik yolun sonunda harcadığınız emeğin boşa gitme ihtimali şaşırtacak kadar yüksektir. Yine de insanoğlunun amansızca elini çekemediği elmaya benzer hayale uygun bir kılıf bulabilmek. Nedir peki hayale karşı yol almak? Misal, siz h...

Asya Karagül

GZT YAZARI

Bir tasavvur olarak medeniyet

İnsanlar dünyayı mesken edindiklerinde henüz hiç bir kavram ve mantalite şeması çizilmemişti. Ne zaman ki insanlar, olayların ve durumların getirisi ile; medeniyet, kültür, adalet, özgürlük, hukuk, insan hakları gibi terimlere gereksinim duydular, işte o zaman kendilerini bunlara muhtaç ettiler. Aslında doğada bulunmayan bu tip kavramlar ile insanoğlu kendini bir kutuya hapsetti ve bu kutu içerisinde özgürlük mücadelesi vermeye başladı. En özgür olanlarımız bile aslında bugün sadece o kutunun sı...

İzgü Fuhan

GZT YAZARI

Hej Stockholm Kardeş*

Stockholm'e uçmak üzere havalimanına yola çıktığımda, telefonuma art arda mesajlar geldi. Hiçbir şeyden haberim yoktu. Mesajlar, bir terör saldırısı olduğunu söylüyordu. Hemen haberleri inceledim. Stockholm'ün en işlek caddelerinden birinde gerçekleşen bu saldırı sonrası; arkadaşlarım, ailem gidip gitmeyeceğimi soruyordu. Cevabım netti. Tabi ki gidecektim. Bu tür saldırıların yapmak, ve yaymak, istediği şey bir 'korku havası' zaten. Hayatın yasa saygıyla devam etmesi gerektiğine, inananlardanım...

Ayşe Nur Ayyıldız

GZT YAZARI

Hurda Köşkü

“Nesneler," diye yanıt verdi büyükbaba, “göründükleri gibi değildir." ' Hafızam bir balığınkinden daha kötüdür. Ayrıca hep hatırlamamın hiçbir fark yaratmayacağı şeyler kazınır aklımın bir köşesine. Pek çok kişinin üzerinde saatlerce konuşabildiği önemli mevzuları kolay kolay anımsamam ama zihnimin gölgeli kısımlarında belli zaman aralıklarına ait önemsiz sahneler kalıverir. Birini kokusundan hatırlarım, birini gürültüsünden. Çatapat sesleri ve o duman saniyeler içinde 7 yaşımdaki bir yaz ...

D. Mehmet Doğan

DERIN TARIH YAZARI

Bizim yoğurdumuz “Ak”tır!

Müslüman sa­ati” yazısıyla hayatımızda­ki değişimin pek farkında olmadığımız zaman boyutunu ifşa eden Ahmet Hâşim “memleketi­mizde akşamın habercisi yoğurtçudur” diyor… Hâşim'e akşamı haber veren yoğurtçuları son ta­nıyanlar bizleriz belki de... Tavalara çalınmış yoğur­du omuz terazisinin ke­felerinde akşama doğru “yoğurtcuuu, kaymaaak” nidalarıyla pazarlayan yo­ğurtçuların devri gerilerde kaldı, fakat yoğurt hayatı­mızdaki yerini koruyor. Büyük yazar...

Sagarmatha eteklerindeki dağ köylerinde yaşayan nineler yeni nesildeki bozulmanın sebebi olarak dışarıdan gelen turistlerin getirmiş olduğu oyuncakları gösteriyorlar. O topraklara ait olmayan oyuncakların acıyarak “ Darling! senin oyuncağın yok, al bu Barbie ile oyna” denilerek köyün çocuklarına verilmesinden kaynaklandığını söyleyip oyuncakları şiddetle reddediyorlar.

Amerika Birleşik Devletlerin'de Endüstri Devrimi öncesi hayatlar yaşayan Amish'ler tarım ve ulaşım dahil olmak üzere neredeyse hiçbir alanda teknolojik aleti kullanmıyorlar. Fotoğraflarının çekildiğinde ruhlarının çalındığını düşünüp fotoğrafları çekilirken arkalarını dönüyorlar.

Bırakın yeni toplumla tanışmayı, bir çoğumuz için yeni biriyle dahi tanışmak travmatik bir durum olabilir. Balta girmemiş ormanlarda yaşayan yerli kabilelerin biz dışarıdan gelen insanlara vermiş oldukları korkak, şiddet içeren tepkiler bu tarz karşılaşmaların ne denli dramatik olabileceğinin bir göstergesidir.

Nerde o Türk misafirperverliği!

Evet bizler toplum olarak özümüzde misafir ağırlamayı çok severiz. Hatta büyüklerimiz misafirsiz sofraya oturmazlarmış. Dedem “Misafir rızkı ile gelir, on kısmetle getirir, birini yer dokuzunu bırakır öyle gider” derdi. Misafiri çok sevdiğimizden olsa gerek, insan sevdiğine kızar kaidesince “Misafir umduğunu değil, bulduğunu yer.” diye fırça atıp, misafire biraz haddini bildirmeyi dahi ihmal etmemişizdir. Sadece bizler değil, bir çok kültürde misafirin önemi büyüktür.

Madem öyle, peki Nepal'li köylüler, Amazon kabileleri yahut Amish'ler neden dışarıdan gelenlerden rahatsız oluyorlar? Nereden geliyor bu amcaların yabancı düşmanlığı?

Bütün bu insanlarin zenofobik olma ihtimali var mi?

O insanların tepkilerini zenofobya ile açıklamak biraz haksızlık olur kanaatindeyim.
Bizim gibi insanlar misafirleri kendimize benzediği ölçüde severiz. Bizim gibi yiyen, giyinen, bizim gibi konuşan, bizim gibi ibadet eden, bizim gibi davranan misafirlerimize daha rahat güveniriz. Aynı dili konuşmasak da olur. Koreli genç bir çocuk bile olsa kahvelerde Türk Milli Takımının 2008 Avrupa şampiyonası maçlarını yan yana izleyebiliriz. Sokaktan çevirip evimize davet edebiliriz. “Yahu bak adam aynı bizim gibi, sanırsın yıllardır burada yaşar, resmen buralı olmuş.” diyen bir sürü hacı amca görmek mümkündür. Misafirler dışlanmak bir yana adeta kendilerini mekana ait hissederler.

Fakat misafirimiz bize benzemiyor, bizim gibi tepkiler vermiyor, bizi anlamıyor, saygı duymuyor, biz egzotik insanların fotoğraf makinesi ile ruhunu emiyorsa, etrafında olup biteni umursamıyor ve farkına varmıyorsa, insanların acıları onun eğlencesi olmaya başlıyorsa, toplum içinde yüksek sesle kahkahalar atarak gülüyorsa -ki ağır turist tavrıdır- geldiği yere geri döndüğünde biz acayip insanları dalga geçerek anlatıyorsa, zaten dolu heybesine hiç bir şey koymuyorsa ve sürekli acele ediyorsa hiç sevemiyoruz. İyi niyetler ve saygıyla gelen her misafir baş tacıdır ama aksi vaki olunca misafir artık turist oluveriyor.

Misafir ve turist birbirinden heybelerinde taşıdıklarıyla ayrılırlar.
Misafir bizden biridir, turist ise dışarıdan.
Misafir yerli, turistler yabancı.
Misafirin heybesi boş, turistin heybesi ise doludur.
Misafir saygılı, turist saygısız.
...
Her ikisi de sensin.

Birini diğerine tercih edip, misafir olmayı turist olmaya tercih edebilirsin.

Nasıl mı?

Seyahat ettiğim yerlerde beni yerlilerden ayrıldığını düşündüğüm şeyleri bir nebze hallederek işe başlayabiliriz.

-Yerel kıyafetler giyinmek her ne kadar bize çekik gözler vermese de güzel bir jest olabilir. Yerel kıyafetlere alerjik olanlar ise göze batmayan ortalama kıyafetler tercih edebilir.

-Yerli dile ait en azından bir kaç cümle öğrenmek insanlarla iletişimi arttıracaktır.

-Turlar yerine, yerlilerle yakın ilişki kurulabilecek şekilde gezmek,

-Doların tek geçerli para birimi olmadığını fark edip yerli para birimi kullanmak,

-Ayy ben bunları yiyemem ki amcalara inat, yöresel lezzetler denemek. İlk fırsatta MC Donald's aramamak. Yavaştan almakta fayda var yoksa hasta olunabilir.

-Her gördüğümüz yüzü kırışık amcanın fotoğrafını çekmemek.

-Zenginliğini saklamak. Özellikle taksicilere karşı çok dikkatli olmakta fayda var. Zengin olduğunu anladıkları anda dolandırıcılık damarları kabarıyor. (Bu konuda galiba kendi ayıbımız için turistleri suçlamak çok da doğru olmaz)

Liste böyle uzar gider.

Özetle bizim oralarda misafirsen sevilir, turistsen yerilirsin. Misafiri baş tacı edip ona evlerini açarlar, turistsen senden köşe bucak kaçarlar.

New York'a geldiğimde ise yukarıda anlattıklarıma tamamen zıt bir durumla karşılaştım. Yerlilik ve yabancılık konusunu sil baştan düşünmek zorunda kalıp belki de ilk defa doğu ile batı arasındaki farkı bu kadar net görmüş oldum. Önümüzdeki hafta kısmet olursa New York'ta turist olmak ve yerli olmaya çalışmak konusuna değinmeye çalışacağım. New York'un ve New Yorker'larin yerli ve yabancılara karşı tavırlarını yazmaya çalışacağım.

Görüşme üzere.