Zeynep Temizer Atalar

GZT YAZARI

Anne, ben nasıl doğdum?

Konuşması en zor konulardan biridir cinsellik… Hele bunu bir de çocukla konuşmak gerektiğinde kaçacak delik ararız. Çocuğun “Ben nasıl doğdum?", “Benim neden pipim yok?" ya da “Bebek karnına nasıl girdi?" sorularına maruz kaldığımızda ya konuyu d

Ayşe Nur Ayyıldız

GZT YAZARI

Fanustaki Lady Lazarus

'Ölmek, her şey gibi, bir sanattır. Bu konuda yoktur üstüme. Öyle ustaca yaparım ki cehennem gibi gelir. Öyle ustaca yaparım ki gerçekmiş gibi gelir. Bir talebim olduğunu bile söyleyebilirsiniz. Öyle kolay ki bir hücrede bile yapabilirsiniz. Öyle kol

Prof. Dr. Semavi Eyice

DERIN TARIH YAZARI

İstanbul’un devşirme camileri

Fethi takip eden yıllarda İstanbul bir Türk şehri olarak imar ve iskân edilirken, kilise ve manastırlardan hangi esaslar dahilinde istifade olunmuştu? İstanbul'un fethi arifesinde Bizans İmparatorluğu'nun merkezindeki kilise ve manastırların çoğ

Hatice Özdemir Tülün

GZT YAZARI

Sosyal İçe Dönükler İçin Yaşam Kılavuzu

Arkadaşlarınızla bir arada olmaktan inanılmaz keyif alıyor ama birkaç gün üst üste farklı kişilerle buluşunca bir süre eve kapanıp kendinizi karantinaya almak istiyor musunuz? Boş vakitlerinizde en çok tek başınıza kitapçı gezmeyi mi seviyorsunuz? Ma

İsmail Kara

DERIN TARIH YAZARI

İrtica edebiyatı yahut muhalefetin adı

İrtica sadece muhalefetin adı değil, aynı zamanda Türkiye'ye müdahale etmenin en kullanışlı yoludur II. Meşrutiyet'in ilânından önce basılan, emek mahsulü, hacimli ve iddialı Türkçe sözlüklerde “irtica” ve “mürteci” kelimelerinin nerede ise hiç yer

İzgü Fuhan

GZT YAZARI

Mutluluk Çok Güzel Gelsenize

Çok sevdiğim bir hocam mutluluğu tanımlarken, nedensiz olduğunda güzel olduğunu ve bir nedene bağlı mutluluğun, malum neden ortadan kalktığında yok olacağını söylerdi. Yıllarca nedensiz mutlu oluşlarıma bu tanımlamayı okkalı bir açıklama olarak sundu

Prof. Dr. Norman Stone

DERIN TARIH YAZARI

Yunanistan bir lanetle doğdu

Son günlerde Atina'nın gündeminde bir yasa tasarısı var. Hayata geçmesi halinde Avrupa Birliği Komisyonu millî bütçeyi denetleyeceği için bu tasarı, Yunanlılar için korkunç bir millî aşağılanma anlamına geliyor. (1) Böyle bir durum ancak iflas etmiş

Fatih Ergün

GZT YAZARI

Misafirin Kötüsü

Sagarmatha eteklerindeki dağ köylerinde yaşayan nineler yeni nesildeki bozulmanın sebebi olarak dışarıdan gelen turistlerin getirmiş olduğu oyuncakları gösteriyorlar. O topraklara ait olmayan oyuncakların acıyarak “ Darling! senin oyuncağın yok, al b

Yasemin D. Karaca

GZT YAZARI

Karlar Ülkesi

17 Ağustos depremi olduğunda o geceye dair bir çok ilginç hikaye dinlediniz. Gökyüzünün birden kızıl bir renge boyandığı, ateş toplarının hızla oradan oraya hareket ettiği, denizin turuncu renge döndüğü gibi hikayeler. Bu duyduklarımızın kiminin, ola

Şeyma Özin

GZT YAZARI

Depresyona ilk girdiğimizde işin buralara geleceğini hiçbirimiz tahmin edemezdik

Allah kelamı, İnşirah Suresi'nde ”Boş kaldın mı hemen bir işe koyul” buyuruyor. Eskiler de “kendini fazla dinleme, yok yerden hastalık çıkarırsın” derler. Bugün eskilerin kendini fazla dinlemek diye adlandırdığı şey, hayatımıza ilk depresyon olarak g

Mehmet Çelik

DERIN TARIH YAZARI

Hafızasız milletin yarını yoktur!

Dilimizde insan sağlığı ile ilgili bazı dua cümleleri vardır. Âmâ bir insanla karşılaştığımızda, gözlerimizin ne büyük bir ilahî lütuf olduğunun idrâkine varır ve “Allah kimseyi gözsüz etmesin” deriz. Eli ayağı tutmayan bir insan gördüğümüzde “Allah

Aslıhan Başgül Ergün

GZT YAZARI

Zaman yönetimi denen şey

“İki nimet vardır ki insanların çoğu (onları değerlendirme hususunda)aldanmıştır: Sağlık ve boş zaman.” Hz. Muhammed (S.A.V)Zaman yönetimi: Şimdilerde 20 aylık olan kızım Mina doğduğundan beri her gün üzerinde en çok düşündüğüm şey. Herhalde hayatım

Zeynep Temizer Atalar

GZT YAZARI

Şu disiplin işi…

Yolda yürürken iki annenin sohbetine şahit oldum. Yanlarında 3-4 yaşlarındaki kızları vardı. Biri diğerine kuralları sürekli kendisinin koymak zorunda kaldığından ve çocuğunun da onu hep “kötü” olarak algıladığından dert yanıyordu. Eminin bu konuşma

Ayşe Nur Ayyıldız

GZT YAZARI

Dinle(yeme)me Becerisi

Cahit Sıtkı'nın dediği gibi neredeyse yolun yarısına varmama rağmen kolay kolay sindiremediğim bir mefhum var : zaman. Farkına varmaksızın ilerleyişinden mi, ilerlerken peşinde pek çok şeyi götürüşünden mi yoksa götürdüğü gibi peşine pek çok şeyi ekl

Zafer Malkoç

GZT YAZARI

Dünyayı Kim Yönetiyor

Ufak bir testle başlayalım. Bu testin sahibi meşhur sanat tarihçisi Gombrich. Test çok basit: Annenizin vesikalık bir fotoğrafını elinize alın ve bir iğneyle fotoğraftaki annenizin gözlerini oymaya başlayın. Soru şu; Bu size kendinizi garip hissettir

Müze Ayasofya: Fethin ‘sulhen’ iadesi

06 Ocak 2017, Cuma

29 Mayıs 1970 tarihli Bugün gazetesinin 16 sayfalık Fetih ve ayasofya ekinin kapağında birçok unsur var. Hiçbir dâhiyane akıl yürütme biçimi Ayasofya Camii'nin önce tamir gerekçesiyle ibadete kapatılmasını ve ardından 1934 yılı sonlarında müze haline getirilişini, Türkiye'nin kendi tercihi ve o devrin üst yöneticilerinin kendi hür iradeleriyle bile isteye / güle oynaya yaptıkları 'doğru' bir icraat üzerinden açıklayamaz. Bu mümkün değil. Meseleyi modernleşme, batılılaşma, laiklik, 'muasır medeniyet seviyesi', bütün dinlere ve medeniyetlere müsamaha gibi parlaklıkları ölçüsünde anlama ve açıklama kapasiteleri olmayan kalıp ifadeler üzerinden geçiştirmek de -yapanlar, destekleyenler ve sürdürenler dahil- hiç kimseyi ikna edemeyecektir.

Belli ki Türkiye Ayasofya'nın kiliseye dönüştürülmesi konusunda büyük bir dayatma ile karşı karşıya kalmış ve zor zamanda hayati bir uzvunu kesmek yerine onu kendi eliyle mefluç hale getirmekten başka bir çıkış yolu bulamamış, bir çözüm üretememiştir.

O gün, bugün…

Dayatmayı 'pozitif' ve muğlak belgeler, problemli uygulamalar üzerinden de rahatlıkla takip edebiliriz. Mesela müze kararnamesi Resmi Gazete'de yayınlanmamış, kararname ve kanun külliyatlarına alınmamıştır; altındaki Mustafa Kemal Paşa imzası hâlâ şaibelidir; kararnamenin farklı versiyonları mevcuttur... Niçin? Dahası var; Ayasofya müze haline dönüştürülürken bir imam ve bir müezzin kadrosu ibka edilmiştir. O gün bugün 78 yıldır müze olan Ayasofya'nın -vaizlik, kurs hocalığı gibi başka vazifelerde istihdam edilen- bir imamı hep olagelmiştir. Ayasofya Camii imamı. Niçin?

Cumhuriyet idaresinin dinle alakalı birçok karar ve icraatında gördüğümüz bu mevzuat, uygulama ve ifade muğlaklığı, kararların zor ve sıkıntılı şartlar altında, bir tür ara çözüm ve vakit kazanma babında alındığını gösterdiği kadar, geri dönüş kapılarını açık tutma istikametinde bir iradeye ve düşünceye de kuvvetle işaret eder. (Zor bir dönemde, 8 Ağustos 1980 tarihinde Hünkâr Mahfili'nin ibadete açılması ve bir minareden ezan okunması bence hiç de tesadüfi değil. 12 Eylül İhtilâli'nden sadece 2 gün sonra, 14 Eylül 1980'de restorasyon gerekçesiyle mahfilin ibadete kapatılması da tesadüfi değil. Tekrar açılmak için 10 Şubat 1991'e kadar beklenecektir.)

Hakikat ve gerçek

Bu bakımdan devrin Maarif vekili Abidin Özmen'in kaleminden dökülen aşağıdaki beyanat gerçeğin tamamını yansıtmaktan ziyade yapılmak zorunda kalınan şeye kendisi veya üstleri tarafından biçilmeye çalışılan kılıfın tasvirinden başka bir mana ifade etmeyecektir:

1934 senesinde Maarif vekili bulunduğum zaman, bir gün tamamı tamamına tarihini hatırlayamadığım bir akşam yemeğinde, ruhum Atatürk'ün sofrasında, her zaman olduğu gibi ilmî, içtimai ve tarihî konular üzerinde konuşuluyor idi. Söz Ayasofya'ya ve karşısındaki muazzam Sultan Ahmet Camii'ne intikal etti. Atatürk başta olarak Ayasofya'nın bir dine ve bir sınıfa ait kalmaktansa bütün akvâm ve edyânın [millet ve dinlerin] ziyaretine açık olarak bir müze haline getirilmesinin uygun ve bilhassa bu yeni müzede Bizans eserlerinin toplanması[nın] muvafık olacağı ilmî bir şekilde konuşuldu".

1930'ların ilk seneleri Cumhuriyet idaresi ve ideolojisinin abartılı 'millî' meselelere yoğunlaştığı yıllar olarak tarihe geçti: Türk tarih tezi, güneş dil teorisi, Türkçe ezan, Türkçe ibadet, üniversite reformu, Hz. İbrahim ve Hz. Muhammed'in Türklüğü… Tarihin, dilin, Müslümanlığın, coğrafyanın nerede ise sadece Türk ve Türkçe üzerinden açıklanmaya çalışıldığı iddialı, hararetli ve mübalağalı bir ortamda bütün dinlerin, bütün milletlerin, hele Bizans'ın Ayasofya üzerinden üst bir konuma yerleştirilmesi elbette mantıkî bir çerçeveden ve ikna edici olmaktan uzaktır. Sadece İngiliz politikacı Lloyd George'un 31 Aralık 1917'de telaffuz ettiği “Ayasofya bir Hıristiyan kilisesi idi, tabiatiyle eski hüviyetine iade edilecektir" sözü bile meselenin yakın tarihini ve ciddiyetini anlamak için yeter.

Ayrıca Ayasofya'nın cami haline dönüştürülmesi herhangi bir kilisenin, herhangi bir zamanda cami haline getirilmesi değildir. Bir şehir, bir belde Müslümanlar tarafından fethedildiği zaman şehrin, beldenin en büyük mabedi fetih, istiklâl ve aidiyet sembolü olarak cami haline getiriliyor. Doğu Roma'nın, Bizans'ın merkezindeki en büyük kilise Ayasofya olduğu için de İstanbul'un fethinden hemen sonraki ilk cuma namazı büyük bir zafer ruhu ve tevazu hırkası içinde burada eda ediliyor. Ondan sonra başta Fatih Camii ve külliyesi olmak üzere İstanbul'da nice büyük camiler ve külliyeler yapılacaktır. Hatta bu yapılanma süreci bir fikir ve mimarî yapı olarak Ayasofya'yı / Bizans'ı aşma merkezli olarak işleyecektir. Fakat Osmanlı Devleti ortadan kaldırılıncaya kadar Ayasofya Camii ve külliyesi hem statü hem de değer olarak birinci sırada olma imtiyazını hep koruyacaktır. Çünkü o statüsü ve hiyerarşisi her zaman değişebilecek kiliseden müdevver herhangi bir cami ve yapı değildir. Bu yüzden 'müze Ayasofya'nın üst anlamı fethin, istiklâlin ve aidiyetin iadesi, en azından muğlaklaşmasıdır.


29 Mayıs 1970 tarihli Bugün gazetesinin 16 sayfalık Fetih ve Ayasofya ekinin kapağından.

29 Mayıs 1970 tarihli Bugün gazetesinin 16 sayfalık Fetih ve Ayasofya ekinin kapağından.



  • 42 Yıl Önce Ayasofya Böyle Algılanıyordu
  • Üstte Hamid Aytaç hattıyla İstanbul'un fethini müjdeleyen, fâtihini ve askerlerini tebcil eden hadis-i şerif, ortada “Ayasofya tekrar cami olacaktır" bandı, altta Fatih'in vakfiyesindeki meşhur ve ağır ibarelerin tercümesi: “Dünya durdukça benim bu camim cami olarak kalacaktır. Onu camilikten çıkaracaklar Allah'ın, meleklerin ve insanların lânetine uğrasınlar. Onlar hiçbir zaman hafiflemeyen azap içinde bulunsunlar. Yüzlerine bakan ve kendilerine şefaat eden hiçbir kimse bulunmasın". Bu ve benzeri ifadeler 1950-1980 yılları arasında muhafazakâr ve mütedeyyin kesimin eserlerinde, yayın organlarında, mitinglerinde çok sık rastlanan paragraflar, sloganlar, çizimler ve flamalardı. Coşkulu kalabalıklar derneklerin, siyasi partilerin organizasyonuyla Ayasofya veya Fetih toplantılarında bir araya gelir, nutuklar ve şiirler eşliğinde “Ayasofya açılsın" sloganları atılırdı.






  • “Ayasofya Kilise Yapılsın" Diyen Kim?

  • Türkiye'de ayasofya'nın cami haline dönüştürülmesi gerektiğini yüksek sesle söyleyen kimse kalmadı artık. Miting, toplantı hak getire… Muhafazakâr, mütedeyyin kesimler üzerinden yürütülen dinler arası diyalog, medeniyetler ittifakı, hoşgörü politikaları ve bir arada yaşama edebiyatı birçok şeyi dönüştürdü, örttü, geriye itti. Sistemin muhalifleri gibi gözükenler sistemin taşıyıcısı oldular artık. MttB başkanı iken heyecanlı “ayasofya açılsın" mitingleri düzenleyen İsmail Kahraman'ın Refah-Yol kabinesinin Kültür Bakanı iken “ayasofya ibadete açılmalıdır" diyen RP'li bir bakana, kendi partisinden ahmet Cemil tunç'a karşı “gereği olmayan bir hadisedir, fuzulidir" demesi en tipik örneklerden biri olarak kayıtlara geçti (haberi için bk. Yeni Yüzyıl, 5 ağustos 1996). Fakat patrikhane çevresi minaresiz ayasofya resimlerini sitelere koydu, Rum lobileri kilise rüyalarını dillendirdi. avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi üyesi Rumen Comeliu Vadim tudor, ayasofya'nın hıristiyanlar için ibadete açılması doğrultusunda aKPM'ne sunulmak üzere bir teklif hazırladı (haber için bk. Yeni Şafak, 27 Ocak 2002, s. 1, 2). Küçük ayasofya Camii'nin de müzeye dönüştürülmesi için çaba sarf eden mihraklar var (bk. “Küçük ayasofya da müze oluyor", Aksiyon, 2-8 haziran 2001, s. 9-10).

  • Her şeyi yazıp yapabilecek Ertuğrul Özkök 2012'de basılan Yedi Büyük Günah kitabında tam bir fütursuzlukla Ayasofya'nın kiliseye çevrilmesini ve Ortodoksların ibadetine açılmasını gündeme taşıdı. Kendisiyle yapılan röportajda suret-i haktan görünerek şunları söylüyor: “Basit bir soru sorayım: Sen Müslüman bir Türksün. Allah göstermesin, Kurtuluş Savaşı başarıya ulaşmasaydı ve işgalciler Süleymaniye Camii'ni kiliseye çevirseydi ne hissederdin? Tektanrılı dinler arasındaki çekişme insanlığa pahalıya mal oluyor. Bu inançların kalıcı bir barışa ihtiyacı var. Onun için de tarihi jestler gerekiyor. Müslümanlık adına bu jesti biz yapsak ne olur? her gün 80 bin camimizde beş vakit namaz kılınıyor, ezan okunuyor. Ortodoksluğun kalbi sayılan bir kiliseyi açmanın ne zararı olur ki?" (Hürriyet Pazar; 13 Mayıs 2012, s. 16).