İsmail Kara

DERIN TARIH YAZARI

Laiklik politikalarının değişmez umdeleri var mı?

Bütün Cumhuriyet tarihini, özellikle de 3 Mart 1924 sonrasını laiklik anlayışları ve politikaları açısından tektip ve değişmez bir yorum, mevzuat ve uygulamalar manzumesi olarak değerlendirmek ne kadar doğru olur? Bu soru etrafında farklılaşan dönemlere işaret etmek için siyasî merkezin, aydınların, bürokrasinin, basın-yayın organlarının iç dinamiklerin ve uluslararası şartların değişmesine paralel olarak bir kısmı ciddi denebilecek tadil ve tashihlere gittiğinden bahis açılabilir. Tadil ve tash...

Prof. Dr. Semavi Eyice

DERIN TARIH YAZARI

​Sultan Abdülhamid'e niyet kime kısmet Ertuğrul ve Söğütlü Yatları

Osmanlı Devleti’nin son dönemi padişahlarından olan Sultan II. Abdülhamid için İngiltere tezgâhlarında yapılmak üzere iki yat sipariş edilmişti. Ismarlanan bu iki yattan birincisine Osmanlı hanedanının kurucularından Ertuğrul Gazi’nin adı, ikincisine ise Osmanlı Beyliği’nin ilk tohumunun atıldığı yerin adı verildi. Böylece Sultan için sipariş edilen Ertuğrul ve Söğütlü yatları Marmara’nın parıltılı sularındaki yerlerini almışlardı. Sultan II. Abdülhamid döneminde kullanılan sözkonusu yatlar Cumh...

Prof. Dr. M.Şükrü Hanioğlu

DERIN TARIH YAZARI

İlk Osmanlı Meclis-i Meb'usanı ve İngiltere

Tanzimat sonrası Osmanlı ıslahat siyasetleri büyük çapta İngiltere’nin desteğiyle yürütülmüştü. İlerleyen yıllarda Whitehall, Osmanlı anayasacı hareketine de katkı sağlamış ve Ahmed Midhat Paşa liderliğindeki ricâlin bu alandaki girişimlerine yardımcı olmuştu.(1) Buna karşılık, Osmanlı Kanun-i Esasîsi’nin ilânı ve Meclis-i Meb‘usan’ın toplanması Londra’da ciddi bir ilgi görmemiş, tam tersine “yetersiz” ve “mevcut sorunları çözemeyecek” adımlar olarak yorumlanmıştı.Bu ilk bakışta bir çelişki gibi...

Ayşe Nur Ayyıldız

HABER YAZARI

Buruk Acı

Kızımı ilk kez kucağıma almamın üzerinden birkaç ay geçmemiş ve anne olmak daha nedir bilmezken, eşimin uzun dönem askerliği sebebiyle başka bir şehre taşınıverdik. Türkiye’nin doğusuna ilk kez gidişim ve evim dediğim yerden bu kadar uzun süreli ilk kez ayrılışımdı. Hiç tanımadığım bir şehirde hiç tanımadığım insanlar arasında, daha yeni yeni tanımaya başladığım kızımla heyecanlı bir maceraya başlıyordum. Kimseye belli etmesem de içten içe korkuyordum, öyle ya bir anne kuzusu olarak gurbet denil...

Asya Karagül

HABER YAZARI

15 Temmuz Destanı ve Militarizm

Üç tarafı denizlerle, dört yanı hainlerle çevrili bir kara parçasıyız biz. Şu dünya denen kürenin ne tarafından tutsak elimizde kalıyor, ne tarafına geçsek yerçekimi kayboluyor ve uzay boşluğuna düşüyoruz. Fakat bizler, vatan ne demektir iyi biliyoruz. Düştüğümüz toprağı pamuktan döşek, üzerimize örtülen al bayrağı atlas yorgan sayıyoruz. Ölümün de yaşamın da bir amacı var, biliyoruz. Etrafımızın düşmanlarla çevrili olması içimizden kahramanlar çıkmayacağı anlamına gelmez. Bu tez, yakın zamanda ...

Mustafa Armağan

DERIN TARIH YAZARI

Adnan Menderes İmam-ı Azam'ın türbesinde neler düşündü?

Rahmetli Aydın Menderes, vefatından bir süre önce (2009 yılı ortalarında) bir yazım üzerine beni arayarak 1921’de Suriye sınırı çizilirken topraklarımızın peşkeş çekildiğini söyleyen Hasan Basri Çantay’ın hangi partinin sıralarında oturduğunu sormuştu. Kendisine fakirin de o cevabın hasretiyle yandığını söylemekle yetinmiştim. Hazır kendisini yakalamışken sormadan edemedim: “Rahmetli babanızın Bağdat’ta İmam-ı Azam’ın türbesini ziyaretinde söyledikleri doğru mudur?” Sağ olsun, kendisi birkaç kol...

D. Mehmet Doğan

DERIN TARIH YAZARI

Alkışlar performans

Bazı kelimeler var ki birçok anlamı karşılayacak şekilde yerli yersiz kullanılıyor ve mahiyeti bilinmeden yaygınlaşıyor. Bunların çoğunlukla uydurma ve yabancı kaynaklı kelimeler olduğunu söyleyebiliriz. Mesela teklif, tavsiye ve hatta telkin yerine ekseriya “öneri” deniliyor. Bu tür kelimelere gerçek mânaları bilinmeden veya dikkate alınmadan yakıştırmalarla birçok anlam veriliyor. Yabancı dillerden tercüme yapılırken kelimelerin dilimizdeki karşılıklarını bulunmak zahmetine girilmiyor ve bu ke...

İsmail Kara

DERIN TARIH YAZARI

“Milletin azmi ve kararı” ne zaman meclis'te oldu?

İslam dünyasında Hilafet-Saltanat sistemini değiştirmeye ve dönüştürmeye dönük siyasî fikirler ve teşebbüsler meşrutiyet fikri etrafında ortaya çıktı ve gelişti denebilir. Aynı zamanda yeni İslam siyasî düşüncesinin, yeni İslam siyasî kurumlarının ve yeni İslam siyaset üslubunun teşekkül alanı olan bu meşrutiyet programı bir taraftan  Emevilerle başlayan (onunla başladığını iddia ettiği) ve Osmanlıların son dönemine kadar gelen, yani neredeyse bütün İslam tarihini kuşatan Hilafet-Saltanat sis...

Mehmet Çelik

DERIN TARIH YAZARI

Kurtarıcı ama kurucu ol(a)mayan Gazi Meclis

1. Dünya Harbi’nin bütün cepheleri, Sevr Projesi, Millî Mücadele diye isimlendirdiğimiz süreç, Londra ve Paris görüşmeleri, Milletler Cemiyeti’nin kuruluşu, misyonu ve Lozan Antlaşması, ardından Saltanat ve Hilafetin kaldırılması… Bunların hepsi bir ana planın, büyük bir resmin parçaları. Tek başlarına ele alınıp değerlendirilemezler! Ana hedef Osmanlı Devleti’nin tasfiyesiydi. Bunun altyapı çalışmaları 1815 Viyana Kongresi’nden sonra başlatılmıştı. Şimdi büyük resmin küçük bir parçası olan Anad...

Prof. Dr. M.Şükrü Hanioğlu

DERIN TARIH YAZARI

Ahmed Rıza Bey ve "Batı'nın ahlakı"

Jön Türklüğün fikrî temelini oluşturan en önemli kişilik olan, Osmanlı İttihad ve Terakki Cemiyeti’nin sadece adının değil, dünya görüşünün şekillenmesinde de belirgin rol oynayan Ahmed Rıza Bey, “İnkılâb-ı Azîm” sonrasında Cemiyet tarafından yükseltildiği “ebu’l-ahrar” mevkiini hızla kaybetmiş, Harb-i Umumî sona erdiğinde ise örgütün muhalifleri arasına katılmıştı.  Ahmed Rıza Bey örgüt yönetiminin, entelektüel birikimlerini fazlasıyla küçümsediği ve “komiteci” olarak nitelendi...

Prof. Dr. Semavi Eyice

DERIN TARIH YAZARI

Eski İstanbul'un eskimeyen kitap kurtları

Kitap toplamaya ortaokulun ilk sınıfındayken başladım ve bu merakım bir daha beni bırakmadı. Ancak burada kendi kitaplarımdan ve kütüphanemden değil, tanımış olduğum bazı kitap meraklılarının özelliklerinden ve kütüphanelerinden bahsedeceğim.  Kitaplardan konuşulduğunda bazıları filan nadir kitabın kendilerinde olduğunu bir öğünme vesilesi yaparak anlatırlar. Nitekim babamla aynı yüksekokulda öğretim görevlisi olan bir tarih öğretmeni ile konuştuğumuzda bana, ünlü Hammer Tarihi’...

Prof. Dr. M.Şükrü Hanioğlu

DERIN TARIH YAZARI

Talat Paşa'yı tarihselleştimek

Osmanlı İttihad ve Terakki Cemiyeti liderlerinden Mehmed Talât Paşa, Berlin’de uğradığı suikast ve ağırlıklı olarak 1915 Ermeni tehciriyle ilişkisi çerçevesinde tarihselleştirilen bir siyasetçidir. Edirne’de başlayarak Selânik’e uzanan ve “İnkılâb- ı Kebîr”in hazırlanması sürecinde belirginleşen Jön Türklük serüveni üzerinde genellikle fazla durulmaz. Başka bir ifadeyle Talât Bey (Paşa), tarihçiliğin Jön Türk hareketi içinde ne düşünür, ne de eylemci olarak büyük önem atfettiği kişilerden biri d...

İsmail Kara

DERIN TARIH YAZARI

"Tarihi değiştirmek" niçin asıl dava olsun

Tanzimattan beri devam eden sahte inkılaplar ve bu inkılapların türettiği sahte kahramanlar davamızın müşahhas planda baş meselesidir.” 50’li yıllarda yazılan bu cümle Necip Fazıl’ın en dikkate değer ve en çok okunan, elbette aynı zamanda en problemli eserlerinden İdeolocya Örgüsü kitabının başlarında yer alıyor. Davanın “İslâm inkılabı” ve Türkiye’nin “kurtuluş”u olduğu hatırlandığında “tarihi değiştirme” nin merkezî yeri belki daha bir ehemmiyet kazanacak. İnkılap ve kurtuluş için yeni bir tar...

Şeyma Özin

HABER YAZARI

Babama Mektup

Babam kanser hastası. Bunu öğrendiğim güne kadar, eşten dosttan bu hastalığa dair bir yaşanmışlık duyduğumda, anlattıklarının yerine kendi anne/babamı koyardım ve karşımdaki kişi onun acısına üzülüyorum zannederken aslında ben yaşamam muhtemel olan o acıya -kendi acıma- üzülürdüm. İmandan bir cüzmüş gibi acıya ve hüzne bitişik bir hayat benimkisi. Gittiğim her yere hüznü de beraberinde götürüyor, sonra o duyguyu oraya kendim taşıdığımı unutarak, “Burada da mı hüzün, niye burada ...

Yavuz Bahadıroğlu

DERIN TARIH YAZARI

Tenim deniz kokuyor, kanım deniz akıyor

Karesioğulları topraklarında İncilli (Karasu) adıyla bilinen yitik Türkmen köyünde o gün çocuklar arasında bir karmaşa vardı. Ellerde tahta kılıçlar, dillerde “Savulun bre!” naraları, dudaklarda mutlu tebessümler saçan bir sürü çocuk oynuyordu. Mevsim yazdı. Güneş tam tepede, hava sıcak mı sıcak, yüzler buram buram ter, yanaklar kan kırmızı. Çocuklardan biri tahta kılıcını döndüre döndüre kalabalığa daldı: “Mürsel geliyor bre, savulun!” Tahta kılıcını yaşıtlarından birinin kılıç yerine değnek tu...

Müze Ayasofya: Fethin ‘sulhen’ iadesi

06 Ocak 2017, Cuma

29 Mayıs 1970 tarihli Bugün gazetesinin 16 sayfalık Fetih ve ayasofya ekinin kapağında birçok unsur var. Hiçbir dâhiyane akıl yürütme biçimi Ayasofya Camii'nin önce tamir gerekçesiyle ibadete kapatılmasını ve ardından 1934 yılı sonlarında müze haline getirilişini, Türkiye'nin kendi tercihi ve o devrin üst yöneticilerinin kendi hür iradeleriyle bile isteye / güle oynaya yaptıkları 'doğru' bir icraat üzerinden açıklayamaz. Bu mümkün değil. Meseleyi modernleşme, batılılaşma, laiklik, 'muasır medeniyet seviyesi', bütün dinlere ve medeniyetlere müsamaha gibi parlaklıkları ölçüsünde anlama ve açıklama kapasiteleri olmayan kalıp ifadeler üzerinden geçiştirmek de -yapanlar, destekleyenler ve sürdürenler dahil- hiç kimseyi ikna edemeyecektir.

Belli ki Türkiye Ayasofya'nın kiliseye dönüştürülmesi konusunda büyük bir dayatma ile karşı karşıya kalmış ve zor zamanda hayati bir uzvunu kesmek yerine onu kendi eliyle mefluç hale getirmekten başka bir çıkış yolu bulamamış, bir çözüm üretememiştir.

O gün, bugün…

Dayatmayı 'pozitif' ve muğlak belgeler, problemli uygulamalar üzerinden de rahatlıkla takip edebiliriz. Mesela müze kararnamesi Resmi Gazete'de yayınlanmamış, kararname ve kanun külliyatlarına alınmamıştır; altındaki Mustafa Kemal Paşa imzası hâlâ şaibelidir; kararnamenin farklı versiyonları mevcuttur... Niçin? Dahası var; Ayasofya müze haline dönüştürülürken bir imam ve bir müezzin kadrosu ibka edilmiştir. O gün bugün 78 yıldır müze olan Ayasofya'nın -vaizlik, kurs hocalığı gibi başka vazifelerde istihdam edilen- bir imamı hep olagelmiştir. Ayasofya Camii imamı. Niçin?

Cumhuriyet idaresinin dinle alakalı birçok karar ve icraatında gördüğümüz bu mevzuat, uygulama ve ifade muğlaklığı, kararların zor ve sıkıntılı şartlar altında, bir tür ara çözüm ve vakit kazanma babında alındığını gösterdiği kadar, geri dönüş kapılarını açık tutma istikametinde bir iradeye ve düşünceye de kuvvetle işaret eder. (Zor bir dönemde, 8 Ağustos 1980 tarihinde Hünkâr Mahfili'nin ibadete açılması ve bir minareden ezan okunması bence hiç de tesadüfi değil. 12 Eylül İhtilâli'nden sadece 2 gün sonra, 14 Eylül 1980'de restorasyon gerekçesiyle mahfilin ibadete kapatılması da tesadüfi değil. Tekrar açılmak için 10 Şubat 1991'e kadar beklenecektir.)

Hakikat ve gerçek

Bu bakımdan devrin Maarif vekili Abidin Özmen'in kaleminden dökülen aşağıdaki beyanat gerçeğin tamamını yansıtmaktan ziyade yapılmak zorunda kalınan şeye kendisi veya üstleri tarafından biçilmeye çalışılan kılıfın tasvirinden başka bir mana ifade etmeyecektir:

1934 senesinde Maarif vekili bulunduğum zaman, bir gün tamamı tamamına tarihini hatırlayamadığım bir akşam yemeğinde, ruhum Atatürk'ün sofrasında, her zaman olduğu gibi ilmî, içtimai ve tarihî konular üzerinde konuşuluyor idi. Söz Ayasofya'ya ve karşısındaki muazzam Sultan Ahmet Camii'ne intikal etti. Atatürk başta olarak Ayasofya'nın bir dine ve bir sınıfa ait kalmaktansa bütün akvâm ve edyânın [millet ve dinlerin] ziyaretine açık olarak bir müze haline getirilmesinin uygun ve bilhassa bu yeni müzede Bizans eserlerinin toplanması[nın] muvafık olacağı ilmî bir şekilde konuşuldu".

1930'ların ilk seneleri Cumhuriyet idaresi ve ideolojisinin abartılı 'millî' meselelere yoğunlaştığı yıllar olarak tarihe geçti: Türk tarih tezi, güneş dil teorisi, Türkçe ezan, Türkçe ibadet, üniversite reformu, Hz. İbrahim ve Hz. Muhammed'in Türklüğü… Tarihin, dilin, Müslümanlığın, coğrafyanın nerede ise sadece Türk ve Türkçe üzerinden açıklanmaya çalışıldığı iddialı, hararetli ve mübalağalı bir ortamda bütün dinlerin, bütün milletlerin, hele Bizans'ın Ayasofya üzerinden üst bir konuma yerleştirilmesi elbette mantıkî bir çerçeveden ve ikna edici olmaktan uzaktır. Sadece İngiliz politikacı Lloyd George'un 31 Aralık 1917'de telaffuz ettiği “Ayasofya bir Hıristiyan kilisesi idi, tabiatiyle eski hüviyetine iade edilecektir" sözü bile meselenin yakın tarihini ve ciddiyetini anlamak için yeter.

Ayrıca Ayasofya'nın cami haline dönüştürülmesi herhangi bir kilisenin, herhangi bir zamanda cami haline getirilmesi değildir. Bir şehir, bir belde Müslümanlar tarafından fethedildiği zaman şehrin, beldenin en büyük mabedi fetih, istiklâl ve aidiyet sembolü olarak cami haline getiriliyor. Doğu Roma'nın, Bizans'ın merkezindeki en büyük kilise Ayasofya olduğu için de İstanbul'un fethinden hemen sonraki ilk cuma namazı büyük bir zafer ruhu ve tevazu hırkası içinde burada eda ediliyor. Ondan sonra başta Fatih Camii ve külliyesi olmak üzere İstanbul'da nice büyük camiler ve külliyeler yapılacaktır. Hatta bu yapılanma süreci bir fikir ve mimarî yapı olarak Ayasofya'yı / Bizans'ı aşma merkezli olarak işleyecektir. Fakat Osmanlı Devleti ortadan kaldırılıncaya kadar Ayasofya Camii ve külliyesi hem statü hem de değer olarak birinci sırada olma imtiyazını hep koruyacaktır. Çünkü o statüsü ve hiyerarşisi her zaman değişebilecek kiliseden müdevver herhangi bir cami ve yapı değildir. Bu yüzden 'müze Ayasofya'nın üst anlamı fethin, istiklâlin ve aidiyetin iadesi, en azından muğlaklaşmasıdır.


29 Mayıs 1970 tarihli Bugün gazetesinin 16 sayfalık Fetih ve Ayasofya ekinin kapağından.

29 Mayıs 1970 tarihli Bugün gazetesinin 16 sayfalık Fetih ve Ayasofya ekinin kapağından.



  • 42 Yıl Önce Ayasofya Böyle Algılanıyordu
  • Üstte Hamid Aytaç hattıyla İstanbul'un fethini müjdeleyen, fâtihini ve askerlerini tebcil eden hadis-i şerif, ortada “Ayasofya tekrar cami olacaktır" bandı, altta Fatih'in vakfiyesindeki meşhur ve ağır ibarelerin tercümesi: “Dünya durdukça benim bu camim cami olarak kalacaktır. Onu camilikten çıkaracaklar Allah'ın, meleklerin ve insanların lânetine uğrasınlar. Onlar hiçbir zaman hafiflemeyen azap içinde bulunsunlar. Yüzlerine bakan ve kendilerine şefaat eden hiçbir kimse bulunmasın". Bu ve benzeri ifadeler 1950-1980 yılları arasında muhafazakâr ve mütedeyyin kesimin eserlerinde, yayın organlarında, mitinglerinde çok sık rastlanan paragraflar, sloganlar, çizimler ve flamalardı. Coşkulu kalabalıklar derneklerin, siyasi partilerin organizasyonuyla Ayasofya veya Fetih toplantılarında bir araya gelir, nutuklar ve şiirler eşliğinde “Ayasofya açılsın" sloganları atılırdı.






  • “Ayasofya Kilise Yapılsın" Diyen Kim?

  • Türkiye'de ayasofya'nın cami haline dönüştürülmesi gerektiğini yüksek sesle söyleyen kimse kalmadı artık. Miting, toplantı hak getire… Muhafazakâr, mütedeyyin kesimler üzerinden yürütülen dinler arası diyalog, medeniyetler ittifakı, hoşgörü politikaları ve bir arada yaşama edebiyatı birçok şeyi dönüştürdü, örttü, geriye itti. Sistemin muhalifleri gibi gözükenler sistemin taşıyıcısı oldular artık. MttB başkanı iken heyecanlı “ayasofya açılsın" mitingleri düzenleyen İsmail Kahraman'ın Refah-Yol kabinesinin Kültür Bakanı iken “ayasofya ibadete açılmalıdır" diyen RP'li bir bakana, kendi partisinden ahmet Cemil tunç'a karşı “gereği olmayan bir hadisedir, fuzulidir" demesi en tipik örneklerden biri olarak kayıtlara geçti (haberi için bk. Yeni Yüzyıl, 5 ağustos 1996). Fakat patrikhane çevresi minaresiz ayasofya resimlerini sitelere koydu, Rum lobileri kilise rüyalarını dillendirdi. avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi üyesi Rumen Comeliu Vadim tudor, ayasofya'nın hıristiyanlar için ibadete açılması doğrultusunda aKPM'ne sunulmak üzere bir teklif hazırladı (haber için bk. Yeni Şafak, 27 Ocak 2002, s. 1, 2). Küçük ayasofya Camii'nin de müzeye dönüştürülmesi için çaba sarf eden mihraklar var (bk. “Küçük ayasofya da müze oluyor", Aksiyon, 2-8 haziran 2001, s. 9-10).

  • Her şeyi yazıp yapabilecek Ertuğrul Özkök 2012'de basılan Yedi Büyük Günah kitabında tam bir fütursuzlukla Ayasofya'nın kiliseye çevrilmesini ve Ortodoksların ibadetine açılmasını gündeme taşıdı. Kendisiyle yapılan röportajda suret-i haktan görünerek şunları söylüyor: “Basit bir soru sorayım: Sen Müslüman bir Türksün. Allah göstermesin, Kurtuluş Savaşı başarıya ulaşmasaydı ve işgalciler Süleymaniye Camii'ni kiliseye çevirseydi ne hissederdin? Tektanrılı dinler arasındaki çekişme insanlığa pahalıya mal oluyor. Bu inançların kalıcı bir barışa ihtiyacı var. Onun için de tarihi jestler gerekiyor. Müslümanlık adına bu jesti biz yapsak ne olur? her gün 80 bin camimizde beş vakit namaz kılınıyor, ezan okunuyor. Ortodoksluğun kalbi sayılan bir kiliseyi açmanın ne zararı olur ki?" (Hürriyet Pazar; 13 Mayıs 2012, s. 16).