İzgü Fuhan

GZT YAZARI

Sen Kimsin

Bunca plaza sohbetine konu olan, emekli olunca yerleşilecek ve küçük bir restoran işletilecek o sakin sahil kasabası nerede hep merak ederim. Ayrıca bu kadar plaza çalışanının, nerede olduğu meçhul o sahil kasabasında yaşamayı planladığı taş evlerden

Şeyma Özin

GZT YAZARI

Soda içince bile geçmeyen iç sıkıntısı

Kendimi bildim bileli, ki bu takribi 7 yaşıma tekabül ediyor, (beşikte yatmaktan 7 yaşında kurtulduğum için mi artık bilinmez), bir iç sıkıntısı ile yaşıyorum. Aradan geçen on sekiz yılın ardından görüyorum ki dönem dönem farklı isimler verdiğim bu

Prof. Dr. Semavi Eyice

DERIN TARIH YAZARI

İstanbul’un Fethine Rus bakışı

Orta Çağ'ın bitimine işaret eden en önemli olay, 1453'te İstanbul'un fethidir. Bu, aynı zamanda çok uzun bir ömrü olan Doğu Roma İmparatorluğu'nun sonudur. Modern tarih bilimi, son nefesine kadar kendisini Roma İmparatorluğu'nun devamı olarak gören b

Prof. Dr. M.Şükrü Hanioğlu

DERIN TARIH YAZARI

Asker-siyaset ilişkisi bağlamında 27 Mayıs darbesi

27 Mayıs Darbesi genellikle 1971, 1980 ve 1997 yıllarında gerçekleştirilen askerî müdahalelerle karşılaştırılır. Yapılan mukayese ise çoğunlukla “devrim-darbe” kavramları üzerinden gerçekleştirilir. Gerçekte ise 27 Mayıs Darbesi, kendisinden sonraki

Fatih Ergün

GZT YAZARI

New Yorkers

Dün Türkiye'den tanıdığım İranlı bir arkadaşımın New York'ta olduğunu görünce “Hadi görüşelim" diye sözleştik. Arkadaşın Türkiye'ye dair tatları özlemiş olabileceğini düşünerek Simit Sarayı'nda buluştuk. Muhabbet muhabbeti açtı ve arkadaşım “Biz nası

İsmail Canbulat

GZT YAZARI

Kâbe’de Mekkî bir Türk

1.Bölüm “Sevgilinin evinde hiç yabancı olur mu insan? Uzaksın evinden, lâkin evindesin, vatanındasın, Kâbe'desin. Burada, selam veriyor, çağırıyor, buyur ediyor seni 'gerçek hayat'!"Dört yıl mukîm olduğum, Mekkî olarak yaşadığım, mühendis olarak K

Şeyma Özin

GZT YAZARI

Hayat yargıçları ve ellerindeki iman-ölçerler

Üniversite okuyan ya da mezun tesettürlü genç kızların giyim tercihleri, kendini mütedeyyin olarak tanımlayan erkekleri ve diğer tesettürlü kızları rahatsız ediyor. Beyaz Türkler'i zaten uzun zamandır rahatsız ediyordu bu yazıda ona hiç girmeyeceğim.

Aslıhan Başgül Ergün

GZT YAZARI

Barışa mütevazı bir katkı

Çocukken televizyonda politika konuşulan programlarda filan duyardım o günlerde en çok birlik beraberliğe ihtiyacımız olduğunu. O zamandan bugüne yıllar geçti, ama birlik beraberliğe duyduğumuz ihtiyaç bir türlü geçmedi. En çok ona ihtiyaç duyduk ama

Zafer Malkoç

GZT YAZARI

Şeyh Hamdullah Uzaylıdır

İstanbul'un en güzel köşelerinden biri şüphesiz Beyazıt Meydanı'dır. Burada bir yanda İstanbul Üniversitesi'nin muhteşem giriş kapısı, diğer yanda Osmanlı klasik mimarisinin ilk anıtsal örneklerinden Bayezid Camii bulunur. Bu harikulade eserler aynı

Zeynep Temizer Atalar

GZT YAZARI

Anne, ben nasıl doğdum?

Konuşması en zor konulardan biridir cinsellik… Hele bunu bir de çocukla konuşmak gerektiğinde kaçacak delik ararız. Çocuğun “Ben nasıl doğdum?", “Benim neden pipim yok?" ya da “Bebek karnına nasıl girdi?" sorularına maruz kaldığımızda ya konuyu d

Ayşe Nur Ayyıldız

GZT YAZARI

Fanustaki Lady Lazarus

'Ölmek, her şey gibi, bir sanattır. Bu konuda yoktur üstüme. Öyle ustaca yaparım ki cehennem gibi gelir. Öyle ustaca yaparım ki gerçekmiş gibi gelir. Bir talebim olduğunu bile söyleyebilirsiniz. Öyle kolay ki bir hücrede bile yapabilirsiniz. Öyle kol

Prof. Dr. Semavi Eyice

DERIN TARIH YAZARI

İstanbul’un devşirme camileri

Fethi takip eden yıllarda İstanbul bir Türk şehri olarak imar ve iskân edilirken, kilise ve manastırlardan hangi esaslar dahilinde istifade olunmuştu? İstanbul'un fethi arifesinde Bizans İmparatorluğu'nun merkezindeki kilise ve manastırların çoğ

Hatice Özdemir Tülün

GZT YAZARI

Sosyal İçe Dönükler İçin Yaşam Kılavuzu

Arkadaşlarınızla bir arada olmaktan inanılmaz keyif alıyor ama birkaç gün üst üste farklı kişilerle buluşunca bir süre eve kapanıp kendinizi karantinaya almak istiyor musunuz? Boş vakitlerinizde en çok tek başınıza kitapçı gezmeyi mi seviyorsunuz? Ma

İsmail Kara

DERIN TARIH YAZARI

İrtica edebiyatı yahut muhalefetin adı

İrtica sadece muhalefetin adı değil, aynı zamanda Türkiye'ye müdahale etmenin en kullanışlı yoludur II. Meşrutiyet'in ilânından önce basılan, emek mahsulü, hacimli ve iddialı Türkçe sözlüklerde “irtica” ve “mürteci” kelimelerinin nerede ise hiç yer

İzgü Fuhan

GZT YAZARI

Mutluluk Çok Güzel Gelsenize

Çok sevdiğim bir hocam mutluluğu tanımlarken, nedensiz olduğunda güzel olduğunu ve bir nedene bağlı mutluluğun, malum neden ortadan kalktığında yok olacağını söylerdi. Yıllarca nedensiz mutlu oluşlarıma bu tanımlamayı okkalı bir açıklama olarak sundu

Kâzım karabekir’i nasıl tarihselleştirelim?

05 Ocak 2017, Perşembe

19 Nisan-19 Mayıs tartışması

Türk tarihçiliğinin erken Cumhuriyet ve lider kadrosuna yaklaşımında iki temel özellik göze çarpmaktadır. İlk olarak gelişmeler kuvvetli bir “liderlik” vurgusu üzerinden yorumlandığı için bu kişilere, mesela Cumhuriyet'in kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'e “tarih yapıcısı” olarak yaklaşılmaktadır.

Tarihin liderlerin irade ve vizyonu çerçevesinde şekillendiği varsayımına dayanan bu “tarih yapıcılığı” merkezli yaklaşım, resmî tarih ve Nutuk'ta dile getirilen tarih yorumunun en şiddetli eleştirisini yapan Kâzım Karabekir'i de alternatif bir “tarih yapıcısı” olarak değerlendirmektedir. Bu yapılırken de yaklaşım, genellikle bir “tarih yapıcısı”nın yerine diğerini ikame şeklinde biçimlenmektedir.

İlginçtir ki, bu tarih yazımı sadece 1918 sonrası dönemi değil, “İnkılâb-ı azîm”i ve 2. Meşrutiyet dönemini de “tarih yapıcıları arasındaki tartışma”ya (bu dönem için söylersek Mustafa Kemal-İsmail Enver beyler arasındaki hayalî mücadeleye) indirgemektedir.

İkinci olarak “tarih yapıcısı”nın anlatımın merkezinde yer aldığı bu yaklaşım, tarihi “şekillendiren”in hatırat-seçilmiş vesikalar-yorum karması eserlerine dayanmakta, bunun sonucu olarak da geçmişi sadece şahıs merkezli olarak değil, aynı zamanda belirli bir kişisel görüş açısından tahlil etmektedir.

Dolayısıyla sadece resmî tarih değil, ona alternatif olarak üretilen tarih de benzer bir kurgu üzerinden inşa edilmektedir. Tarihin tekil yorumunun topluma dayatıldığı, belirli bir kurguyu dile getirmek için kullanılan seçilmiş vesikaların tartışılmaz “gerçeklik” delilleri olarak sunuldukları bir toplumda “karşı-tarih”lerin de benzer yollarla üretilmesi fazla şaşırtıcı değildir. Menâkıb ile mitoloji karması resmî tarihçiliğin yarattığı tepkinin, geçmişi, Ranke'nin ifadesini tekrarlayacak olursak, dayanılmaz bir “wie es eingentlich gewesen”, yani “gerçekte olduğu gibi” inşa etme arzusu doğurduğu kuşkusuzdur. Ancak bu yapılırken farklı yaklaşımlar geliştirilmediği takdirde kolaylıkla karşı resmî tarih üretme durumuyla karşı karşıya kalınacağı genellikle unutulmaktadır.

Böylesi yaklaşımlar geliştirilmediği için de “karşı resmî tarih yazımı” içinde Kâzım Karabekir, genellikle bağlamından kopuk ve tarihselleştirilemeyen bir anlatımın kahramanlarından biri haline gelmekte ve “Mustafa Kemal Atatürk'ün alternatifi” ve İstiklâl Harbimiz adlı yapıtıyla Nutuk'un karşı “tarih”ini üretmiş bir kahraman olarak kavramsallaştırılmaktadır. Zannedilenin tersine, “19 Mayıs'ta Samsun'a çıkış”ın alternatifi olarak üretilen “19 Nisan'da Trabzon'a çıkış”, tarih yapıcılarının rollerini değiştirmekle birlikte son tahlilde farklı bir tarih inşa etmemektedir.

Bir kuşağın üyesi olarak Karabekir

1918 sonrası tarihinin farklı biçimde ele alınabilmesi için yapılması gereken, kişiler yerine bağlam, kurumsal yapılar ve düşünceleri vurgulayan bir yaklaşımın geliştirilmesidir. Bundan kasıt, doğal olarak tarihin “agency” (kahramanlık) olmadan yazılması. Onun en çarpıcı örneği Niyazi Berkes'in Türkiye'de Çağdaşlaşma çalışmasında görülen, bağlamı ve tarihselliği olmayan, ulaşacağı nokta belli, teleolojik “düşünceler mücadelesi” biçiminde kurgulanması değildir. Kahramanlarına koşullardan etkilenmeyen “tarih yapıcıları” olarak yaklaşmayan, onları kendi tarihî bağlamında değerlendiren biyografi çalışmaları da yakın geçmişimizi anlama konusunda bize ışık tutabilir.

Dolayısıyla Kâzım Karabekir'in de “İstiklâl Harbi'nin alternatif kahramanı” ve “Erken Cumhuriyet'in en önemli muhafazakâr-liberal muhalifi” olmanın ötesinde bir bağlamda ele alınması gerekmektedir. Bu konuda François Georgeon'un osmanlı çöküş dönemi kadrolarını ele alırken değindiği türde bir tür “kuşak” analizi yapılması, bize “tarih yapıcıları” yaklaşımından çok daha fazla yardımcı olabilir.

Diğer bir ifadeyle, 1880'ler kuşağı olarak tanımlanabilecek, askerî eğitimlerinin son bölümünü Colmar von der Goltz'un Harbiye reformu sonrasında tamamlayarak “millet-i müsellâha” idealini içselleştiren, tarihin Vietnam öncesinde kaydettiği en uzun süreli gerilla savaşının yaşandığı Makedonya'da görev yapan, bu bölgedeki milliyetçilik hareketlerinden derin biçimde etkilenen, yeni bir patrimonyalizm tesis eden II. Abdülhamid rejimine karşı muhalefete katılan, Osmanlı İttihad ve Terakki Cemiyeti içinde değişik kademelerde çalışan subay kadrolarını kendi bağlamlarında tarihselleştirmek gereklidir.

Konuya diğer bir örnekle yaklaşacak olursak, Erik Jan Zürcher'in tüm Jön türk kuşağı için yapmaya çalıştığı türde bir ortak payda bulma gayretinin söz konusu subay, bilhassa erkân-ı harb (kurmay) kadrosu için gerçekleştirilmesi, bize şüphesiz “tarih yapıcıları” merkezli yaklaşımdan çok daha geniş ufuklar açacaktır.


İki figür, iki tarih: Kâzım Karabekir ve Mustafa Kemal İstiklal Savaşı yıllarında beraberken...(Kâzım Karabekir Vakfı arşivi)

İki figür, iki tarih: Kâzım Karabekir ve Mustafa Kemal İstiklal Savaşı yıllarında beraberken...(Kâzım Karabekir Vakfı arşivi)




Nasıl tarihselleştirelim?

Bu yazı, doğal olarak, Kâzım Karabekir'in de üyesi olduğu, daha sonra Cumhuriyet'i kurarak ulus-devleti şekillendiren ikinci kuşak Jön Türk subaylarının bu tür bir değerlendirmesini yapma amacını taşımamaktadır. Ancak Kâzım Karabekir'in geride bıraktığı şahsî evrak ve çalışmalar, onun mensubu olduğu subay kuşağının pek çok özelliğini paylaştığını ortaya koymaktadır.

Her şeyden önce bu kurmay subay kuşağı üzerinde bir değerlendirme yaparken, onun üyelerinin olağanüstü koşullar nedeniyle Osmanlı geleneksel yapısının izin vermeyeceği bir hızla karar verici konumuna geldiklerini belirtmek gerekir. Paramiliter bir teşkilatlanma olan İttihad ve Terakki'nin 1908 İhtilâli'nin başını çekmesi ve Balkan Harbi bozgunu sonrasında Enver Paşa'nın gerçekleştirdiği reformun müşir, ferik ağırlıklı ordu üst kademesini ciddî bir tasfiyeye tabi tutarak genç subayların önünü açması, normal koşullarda “erkân-ümerâ-zabitân” hiyerarşisinde sonuncu kategorinin üst basamaklarında yer almaları gereken kimselerin kendilerini bir anda piramidin tepesinde bulmalarına neden olmuştu. Bunun neticesinde 1908 İhtilâli sırasında Kolağası (Yüzbaşı), Harb-i Umumî patladığında Binbaşı olan Kâzım Karabekir, savaşta kendisini tümen ve kolordulara kumanda eder durumda bulmuştu. Gazi Ahmed Muhtar Paşa 1906 yılında Mısır Hidivi hakkında görüş bildirirken, Şeyh Sa'di'ye atfen “bir adamın 60 senede ancak tamam olabileceği” yorumunu yapmıştı. Bu kanaatin yaygın kabul gördüğü, gerontokrasinin doğal karşılandığı bir toplumsal düzende Kâzım Karabekir ve üyesi olduğu subay kuşağının yükselişleri gerçekten inanılmaz bir hızla gerçekleşmişti.

Colmar von der Goltz'un ideolojik takipçileri olarak adlandırılan bu subay kuşağı, her şeyden önce Enver Bey'in dile getirdiği gibi “ordunun mutlak üstünlüğüne” inanıyor ve kendilerinin topluma yol gösteren özel bir “sınıf” olduğunu düşünüyordu. Siyasete yönelik derin bir ilgi de geliştiren subayların Goltz'un sadık talebeleri olmalarının bir diğer neticesi ise “toplumsal mürşid” vazifesi üstlenen bu kimselerin, kendilerine her alanda liderlik rolü atfetmeleriydi. alfabe reformu yapmaya çalışan Enver Paşa, antropolojiye dayalı tarih tezi geliştiren Mustafa Kemal gibi Kâzım Karabekir de çocukların eğitiminden iktisat siyasetine, spordan Kürt sorununun nasıl çözümleneceğine ulaşan bir yelpazedeki konularda yol gösterici olmasından daha normal bir şey olmadığını düşünüyordu.

Bu açıdan bakıldığında erken Cumhuriyet siyasetinin iktidar ve muhalefetini de bu subay kuşağının oluşturması tesadüf eseri değildi. Bu kuşak içinde gerek radikalizm muhafazakârlık ekseninde, gerekse de kişisel çatışmalar nedeniyle ciddî gruplaşmalar meydana geldiği doğrudur. Buna karşılık büyük resmi görebilmek, erken Cumhuriyet Dönemini tarihselleştirmemiz konusunda bize daha fazla yardımcı olacaktır. Bu, Kâzım Karabekir ve söz konusu kuşağın diğer üyeleri üzerine biyografik çalışmaların yapılmasını anlamsız kılmaz; ama bu konuda bir yaklaşım değişimine fazlasıyla ihtiyaç vardır.