Prof. Dr. M.Şükrü Hanioğlu

DERIN TARIH YAZARI

Kendi olarak anlaşılamayan adam: Enver Paşa

Enver Paşa'nın hayatı ile siyasî ve askerî liderliği­nin ele alınış biçimi Türk tarihçiliğinin önemli sorunlarından birini çarpıcı biçimde ortaya koymaktadır. Tarihin “büyük adamlar tarafından yapıl­dığı” varsayımıyla hareket eden bu yaklaşım, tüm ya

Şeyma Özin

GZT YAZARI

Aydın kompleksinin sinema salonlarındaki tezahürü

Bu sene 16.sı düzenlenen !f İstanbul Bağımsız Film Festivali kapsamında, ülkemizde “avm” sinemalarında kolay kolay salon bulamayacak sanat sineması filmleri gösterime girdi. Şu dönemde bir “avm”nin misal on adet sinema salonu varsa beşinde Recep İve

İsmail Canbulat

GZT YAZARI

Dertsel Dönüşüm

“Ben bunları sana demeyecektim,İstanbul'a söylerken ağzımdan kaçtı."“Dertsel Dönüşüm" diyorum günümüz insanının yaşadığına. Bilgi sınırlarının kalktığı; herkesin enformasyona da, gerçek bilgiye de (Bknz) ulaşmakta hiç bir güçlük çekmediği bu çağda de

Prof. Dr. Norman Stone

DERIN TARIH YAZARI

Enver Paşa’nın aklını çelen Rus yenilgisi

Aralık 1914'te çetin kış şartlarını aratmayan Kafkasya yaylasında Osmanlı 3. Ordusu'nun Enver Paşa'nın emriyle Ruslara karşı gerçekleştirdiği taarruz, harbin üstüne bir de donma vak'alarının ve 100 bin askerin hastalığının eklenmesiyle neredeyse küll

İzgü Fuhan

GZT YAZARI

Selam Dengesiz

Uzun ve sıkıcı bürokratik işlemlerin ardından; sırtımda çantamla havalimanındaydım. Yaklaşık üç saatlik yolculuğun ardından heyecanla görmeyi beklediğim “adı bende saklı" ülkeye varacaktım. O zamanlar akıllı telefon kullanımı yeni yeni yaygınlaşıyor,

Mehmet Çelik

DERIN TARIH YAZARI

Teo–Politik akıldan uzak ne Şam’ın şekeri, ne Arab’ın yüzü

Yıl 1982. Atatürk Üniversitesi İslâmi İlimler Fakültesi'nde asistan idim. Doktora konum Sür­yanilerdi. Süryanca öğrenmek ve Süryani kaynakların­dan yararlanmak için Midyat Mor Gabriel Manastırı'nda dil ve ilahiyat eğitimi görüyordum. Bir Pazar g

İsmail Kara

DERIN TARIH YAZARI

Mesele ‘kadın’ mı, ‘Müslüman kadın’ mı, Doğu mu, İslam mı?

Batı'nın Doğu/İslâm tasvir ve tasavvurlarında hemen fark edilebilecek birkaç temel unsura göre şekillenmiş 3 tablo var. Bunlardan biri sarık-kavuk (türban), kılıç, uçurulmuş baş ve kan ögeleriyle şekil­lenmiştir. Bu tablo bir taraftan şiddete ve kuts

Ayşe Nur Ayyıldız

GZT YAZARI

Lion

Yaratıcının pek çoğumuza bahşettiği ve artık uzun süredir bizimle olduğu için şükrünü bilemediğimiz nice nimetler var dünyamızda farkında mısınız? Şu satırları hiç de zorluk çekmeden birbiri ardına okuyabiliyorsunuz mesela ya da diyelim ki, birazdan

Prof. Dr. Norman Stone

DERIN TARIH YAZARI

İngilizce, en kolay kötü konuşulabilen dildir

Bundan kısa bir süre önce, 94 yaşındayken Oxford'da (diş doktoruna giderken) vefat eden Geoffrey Lewis, Türk dilinin büyük bir üstadıydı. Cumhuriyetçi Türklerin, dillerini modern iletişimin bir vasıtası yapmaya uğraştıkları sırada Lewis'in kaleme ald

Mehmet Çelik

DERIN TARIH YAZARI

Halep’e nasıl ihanet ettik?

Çocukluğumda dedelerimden, amcamdan, büyüklerimizden Halep'le ilgili çok şeyler duydum. İlkokul 1. ve 2. sınıfta kendi şehrim olan Elazığ'dan sonra hakkında bilgim olan tek şehir Halep'ti diyebilirim. Ankara'yı, İstanbul'u, Erzurum'u, İzmir'i de işit

Prof. Dr. M.Şükrü Hanioğlu

DERIN TARIH YAZARI

Atatürk’ü tarihselleştirmek

Toplumumuzun önemli meselelerinden biri de geçmişin, bilhassa yakın geçmişin tarihselleştirilmesinin başarılamamasıdır. Tarihin bize yol göstererek, ondan sapmamızın başımıza açabileceği sorunları ortaya koyan 'mükemmel' bir altın çağın inşa edilmesi

Şeyma Özin

GZT YAZARI

Kolektif akıl ve vicdanın “bi fotoğrafımı çek” ile imtihanı

Geçtiğimiz hafta boyunca ülkenin önemli gündem maddelerinden biri de, kaçak olarak açılan yaklaşık 70 metre derinliğindeki sondaj kuyusuna düşen ve sonradan ismi “Kuyu” konulacak olan Kangal cinsi yavru köpek oldu. Kuyuya düşen hayvanın ismini Kuyu

İsmail Kara

DERIN TARIH YAZARI

Elsiz, dilsiz ve dimağsız kalmak yahut ‘Trajik Başarı’

İnsanı diğer canlılardan ayıran ve eşref-i mahlukat seviyesine çıkaran iki özellik; bilmek ve yapmak. Sadece insan bilir ve eyler. Bilmez ve eylemezse beşer düzeyinde yani fizyolojik 'insan' derekesinde kalacaktır. “Neyi, nasıl bilecek ve bildiğini n

İzgü Fuhan

GZT YAZARI

Napak yani ölek mi?

Yıllar sonra geçirdiğim en hareketli kış aylarını geride bırakmanın sevincini yaşıyorken; önce kazma kürek yaktıran Mart, ardından güzeller güzeli Nisan ve güneşin adımlarının hızlandığı Mayıs ayını görecek olmanın umudunu taşıyorum. Ve ekliyorum: He

Zeynep Temizer Atalar

GZT YAZARI

Eğer bir çocuğun yemek yemeyle derdi varsa…

“Bir annenin kendini en mutlu hissettiği anlar” diye bir liste yapsak, Çocuğunun, tabağındaki yemeği bitirdiği an ilk üçe girer herhalde… Çocuğu doyduğunda kendi de doymuş gibi olur anne. Çocuğu, özenle hazırladığı ve birbirinden sağlıklı besinlerle

Dilimizde insan sağlığı ile ilgili bazı dua cümleleri vardır. Âmâ bir insanla karşılaştığımızda, gözlerimizin ne büyük bir ilahî lütuf olduğunun idrâkine varır ve “Allah kimseyi gözsüz etmesin” deriz. Eli ayağı tutmayan bir insan gördüğümüzde “Allah kimseyi elsiz ayaksız bırakmasın”, sağır ve dilsiz birine rastladığımızda da “Allah kimseyi lâl ve sağır yapmasın” deriz.

Aşağı yukarı bunlara benzer hemen hemen her organla ilgili dua cümlelerimiz vardır. Aklını ve hafızasını yitirmiş bir kimse gördüğümüzde, “Allah kimseye akıl noksanlığı vermesin” deriz ki, bu cümle aynı zamanda bir atasözü, bir özdeyiş şekline gelerek daha derin anlamlar taşımaya başlamıştır. Çünkü gözleri görmeyen, eli ayağı tutmayan, sağır ve dilsiz olan insanlar zor da olsa hayatlarını devam ettirebildikleri gibi, bir kimlik sahibidirler ve bu kimliklerinin farkındadırlar. O, âmâ olan Hasan'dır; o, sağır ve dilsiz olan Fatma'dır; o, eli ayağı olmayan Ali'dir. Ama aklını ve hafızasını kaybeden kişi, fiziki olarak var olsa ve hayatını biyolojik olarak devam ettirebilse de kimliğinin farkında değildir, onu kaybetmiştir. O, Ahmet olduğunun farkında değildir. O, dostunu düşmanını ayırt edemez. O, alacağını vereceğini hesaplayamaz. O, istikbâlini ve geleceğini planlayamaz!

Milletler de insanlar gibidir. Nitekim bir insan topluluğundan oluşurlar. Bir yönleri eksik gedik de olsa hayatiyetlerini devam ettirebilirler. Sanayileri gelişmemiş, tarım ve ziraatları yetersiz veya sağlık sektörleri geri kalmış olsa da tıpkı engelli bir insan gibi varlıklarını devam ettirebilirler. Ama hafızasını kaybeden Ahmet gibi akıl ve belleklerini kaybederlerse varlıkları büyük bir risk altına girer.

Milletlerin hafızaları tarihleridir. Bu hafıza kaybolur veya yalan yanlışla, saptırmalarla problemli bir hâle gelirse, o milletin istikbâli tehlikeye girer. Tıpkı hafızasını kaybeden insan gibi, dostunu düşmanını ayırt edemez, alacağını vereceğini hesaplayamaz, istikbâlini ve geleceğini planlayamaz. Okyanusun ortasında kalmış pusulasız bir gemiye benzer. Gideceği yönü kestiremez, hedefinde de ulaşacağı bir liman yoktur. Okyanusun ortasında gündelik dalgalarla boğuşur. Dalgalar onu nereye sürüklerse, itiraz hakkı olmadan o yöne savrulur gider. Her atlattığı dalgaya şükreder, aniden gelecek bir dalga endişesiyle ise çırpınır durur.

Hafızasız toplumlar da böyledir. Politikalarını, geleceklerini günlük olarak belirlerler. Onların 20 yıl sonrası, 30 yıl sonrası için plan ve projeleri yoktur. İçeride ve dışarıda meydana gelen hadiselerin peşine takılarak sürüklenirler. Bu nedenle milletler için tarihin önemi büyüktür.

Değerli dostum Sayın Mustafa Armağan'ın kendi özel çalışmaları ve çıkardığı Derin Tarih dergisi bu yalan yanlışla saptırılmış hafızanın tamiri hususunda çok önemli bir boşluğu doldurmaktadır. Değerli dostumun uzun zamandır “Hocam sizi bu dergide görmek istiyoruz” çağrıları neticesinde vicdanen, bilimsel haysiyet ve anlayış sonucu buna zaman ayırmam kaçınılmaz oldu.

İnşallah bundan sonra her sayıda “Tarihi nasıl algılamalıyız? Tarihi nasıl yorumlamalıyız? Olaylara, kaynaklara nasıl yaklaşmalıyız?” soruları üzerine kafa yoran, Tarih Felsefesi ağırlıklı yazılar kaleme alacağım. Fırsat buldukça da, bu köşenin yanı sıra araştırma konuları yazacağım. Derin Tarih okuyucularına bu vesileyle “Merhaba” diyorum.