Şeyma Özin

HABER YAZARI

Çocuk yetiştirmek de sahne sanatlarına dahil

Doğumun gerçekleşeceği tarihe aylar kala banka hesabına yüklü miktarda para yatır ve Amerikan vizesine başvur. Vize çıkarsa kalacağın yeri bul ve doğumdan sonra da bir süre orada kalacağın için kendini bu duruma göre ayarla. Doğmamış çocuğa biçtiğin donun astarının, yüzünden pahalıya geleceğini bil ve doğmamış çocuğun rızkını yine bunun için harca. Tamam mı, doğdu mu, evladın artık çifte vatandaş. Senin gibi geleceği öngörüp daha bugünden evladiyelik planlar yapan bir annesi old...

Asya Karagül

HABER YAZARI

Modern Ortaçağ ve Türkofobi

İnsanoğlu yaratıldığından beri bir takım endişe ve korkular içerisindedir. Eski çağlarda bu korku, bir hayvandan veya bir olaydan ötürüdür. Modern zamanlara gelindiğindeyse insan, kendisine farklı gelen her türlü ayrıntıdan kaçınır. Avrupai deyişle bu "fobiler" gündelik yaşamı etkilediği kadar devlet yönetimlerine, uluslararası politikaya dahî yön vermiştir. Her devletin, milletin ve medeniyetin tarihsel deneyimine bağlı olarak bir takım devlet, millet ve medeniyetlere karşı ön yargısı ve bu ön ...

Mehmet Ali Gökalp

HABER YAZARI

Doların Ekonomimize Olan Etkisini Azaltmak İçin Ne Yapmalı

Gerçekten millet olarak Amerikan para birimi olan dolardan bıktık.İşçisini,patronunu,politikacısını,çiftçisini,köylüsünü,kentlisini,bekarını,evleneceklerini,finansçısını,esnafını, alacaklısını,  borçlusunu kısaca  80 milyonu canından bezdirdi. Dolar kurunun inmesi bir dert, çıkması başka bir dert.  Dolar kuru indiği zaman ihracatçıyı yurtdışındaki üreticiyle fiyat rekabeti yapamadığı için vuruyor, iç piyasaya üretim yapan sanayiciyi ithal etmesi üretmekten daha ucuza geldiği için vuruyor ve r...

Şeyma Özin

HABER YAZARI

Gülmeseydim iyiydi

Evren dedik olmadı, karma dedik bu sefer de farklı bir anlama meyyal olmadı, iyi enerji dediğimiz güneş enerjisinin yanına yaklaşamadı. Çok satan Amerikan menşeili olumlama kitaplarını aldık gizli gizli, kimsecikler yokken okuduk. Varsa yoksa ayna diyordu bu kitaplar. "Bre deyyuslar şimdi Lacan’dan ne farkınız kaldı? " demedik dikkate aldık.  Bir kere olsun kendimizi görmek için bakmadığımız, hep başkalarındaki aksimizi yokladığımız aynaların karşısına geçtik. Derin bir nefes alıp gür ...

Ayşe Nur Ayyıldız

HABER YAZARI

The Circle

Paranoyak olman, takip edilmediğin anlamına gelmez.’  Hiç de ilgim olmamasına rağmen ergenlik dönemimin akımına kapılarak kulak kabarttığım grunge müziğin en ünlü temsilcilerinden Nirvana’ nın Territorial Pissings şarkısında duyuvermiştim bu cümleyi ilk kez. Fakat çat pat ingilizcemin de etkisinden olsa gerek, ne ifade ettiğini anlamam çok sonraya denk gelir; zaman geçip de kendi kişisel dedektifimizin kendimiz olduğu yani nereye gidip nereden dönüyorsak, ne içip ne yiyorsak velhasıl gözümüz ney...

Şeyma Özin

HABER YAZARI

Yaşamak mı zor, iş ararken delirmemek mi?

Açız, sevdalıyız, canımız sıkılıyor türlü sevinçler kiralayacak paramız yokuyusambirileri gelip çekmecelerimi ve kafamı karıştırıyorçeşmeleri açık bıraksam mı; dünya temizlenirkurtarıcıya giderim haftasonlarıve hep onu çarmıha gerenleri bulurum Böyle söylüyor Osman Konuk, Yaşamak mı zor, Çince mi? şiirinde. Son zamanlarda arkadaşlarımdan, çevremden, çalıştığım iş yerinde eleman arayışımızdaki süreçten görüyor ve duyuyorum ki; herkes iş arıyor. Dehşete kapılıyorum. Bu kadar insan...

Ayşe Nur Ayyıldız

HABER YAZARI

Çocuktum, ufacıktım, top oynadım, acıktım. *

Her şey 7 yaşındaki yeğenimin ‘Halaaa, sen küçükken hangi oyunları oynamayı severdin? Çok arkadaşın var mıydı?’ sorusu ile başladı. Birkaç saniye içinde zamanın dimağımda bıraktığı tozlu hatıraların içine dalıverdim. Gözlerimin önünden geçenlerin haddi hesabı yoktu neredeyse; topaçlarım, bilmem kaçıncı kez patlatıp yeniden bakkala koşup aldığımız plastik toplar, teneffüs aralarında muhakkak bahçeye inip atladığımız lastikler ve daha neler neler… Her duruma ve her mekana uydurabileceğimiz binler...

Mehmet Ali Gökalp

HABER YAZARI

Borsa neden bu kadar yükseldi?

Eminim bu konuyu elinde hisse senedi tutandan, hisse almaya çalışana merak eden, veya hiç parası olmayıp hatta borcu olup  sırf merakından borsa neden bu kadar yükseldi diyen çok büyük bir kesim var. Herkes birbirine aynı soruyu soruyor: Neden işler bu kadar durgunken, Türkiye’de bir durgunluk hakimken, hatta dünyada bu kadar iktisadi ve insani kriz varken bizim borsa nasıl oldu da bu kadar yükseldi. Esasında neredeyse her matematik sorusunda olduğu gibi cevap sorunun içinde var, ama tam olar...

Asya Karagül

HABER YAZARI

Bizim türkümüz; Eren, iyi ki varsın!

Asırlar, kahramanlık destanlarımızı ve korkularımızı, arşı inleten adımlarımızı ve saklandığımız kuytuları, vurduğumuz kelleleri ve göğsümüzü delip geçen mermileri, fethettiğimiz kentleri ve aşamadığımız kale burçlarını, fedakarlıklarımızı ve kopamadığımız bencil ihtiraslarımızı, kitleleri ayağa kaldıran sloganlarımızı ve sessiz dualarımızı aklına mıh gibi kazıdı. Sadece aklına değil, eski yüzyıllarda mağara duvarlarına, daha sonra ovalarda kitabelere, papirüslere, ardından el yazmalarına, matba...

Şeyma Özin

HABER YAZARI

Kadın mücadelesini ayaklar altına almak ve Feyza Altun

Dünyada kadınların ve bize daha çok dokunan hali ile Müslüman kadınların hak taleplerine olan farkındalığım Konca Kiriş ile başladı. Konca’nın hikayesinin diğer kadın cinayetlerinden farklı bir yönü vardı. Konca, Müslüman kadının uyanışının simgesi haline gelebileceğinden endişe edilerek, gördüğü onlarca işkencenin ardından öldürülmüştü. Müslüman bir kadın olmanın gereği (?) olarak görülen “kaderine razı olma” ve “itaat et rahat et” düsturundan ayrı bir yolu vardı Konca’nın...

Asya Karagül

HABER YAZARI

Bir Taş At!

Bazı coğrafyaların omuzlarındaki yük diğerlerinden fazla ve farklıdır. Çoğu zaman tarih, kan ile yazılmıştır ve hala günümüzde bazı coğrafyalar bunun ile mücadele etmek zorundadır. Bu durum beraberinde sadece istikrarsızlık ve kaosu değil, bilgi noksanlığını ve kültür yozlaşmasını da getirmektedir.  Dünya'ya medeniyet dağıtma düsturu ile hareket ettiğini iddia eden devletler tarafından bazı coğrafyalar altüst oluyor, insanların gelecekleri ellerinden alınıyor, çocuklar ve kadınlar başta olmak...

Ayşe Nur Ayyıldız

HABER YAZARI

Zweig’i Kim Öldürdü?

‘İnsan sabahtan akşama kadar bir şey olmasını bekler ve hiçbirşey olmaz. Bekleyip durur insan. Hiçbir şey olmaz. İnsan bekler, bekler, bekler, şakakları zonklayana dek düşünür, düşünür, düşünür. Hiçbir şey olmaz. İnsan yalnız kalır.                                                                             Yalnız. Yalnız…’* Hayatınızda olması gerekenden çok daha sonrasında keşfettiğiniz bir şeyler oldu mu hiç? Hani alakasız bir yerlerde kulağınıza dolup dilinize bir mırıltı halinde p...

İsmail Kara

DERIN TARIH YAZARI

Laiklik politikalarının değişmez umdeleri var mı?

Bütün Cumhuriyet tarihini, özellikle de 3 Mart 1924 sonrasını laiklik anlayışları ve politikaları açısından tektip ve değişmez bir yorum, mevzuat ve uygulamalar manzumesi olarak değerlendirmek ne kadar doğru olur? Bu soru etrafında farklılaşan dönemlere işaret etmek için siyasî merkezin, aydınların, bürokrasinin, basın-yayın organlarının iç dinamiklerin ve uluslararası şartların değişmesine paralel olarak bir kısmı ciddi denebilecek tadil ve tashihlere gittiğinden bahis açılabilir. Tadil ve tash...

Prof. Dr. Semavi Eyice

DERIN TARIH YAZARI

​Sultan Abdülhamid'e niyet kime kısmet Ertuğrul ve Söğütlü Yatları

Osmanlı Devleti’nin son dönemi padişahlarından olan Sultan II. Abdülhamid için İngiltere tezgâhlarında yapılmak üzere iki yat sipariş edilmişti. Ismarlanan bu iki yattan birincisine Osmanlı hanedanının kurucularından Ertuğrul Gazi’nin adı, ikincisine ise Osmanlı Beyliği’nin ilk tohumunun atıldığı yerin adı verildi. Böylece Sultan için sipariş edilen Ertuğrul ve Söğütlü yatları Marmara’nın parıltılı sularındaki yerlerini almışlardı. Sultan II. Abdülhamid döneminde kullanılan sözkonusu yatlar Cumh...

Prof. Dr. M.Şükrü Hanioğlu

DERIN TARIH YAZARI

İlk Osmanlı Meclis-i Meb'usanı ve İngiltere

Tanzimat sonrası Osmanlı ıslahat siyasetleri büyük çapta İngiltere’nin desteğiyle yürütülmüştü. İlerleyen yıllarda Whitehall, Osmanlı anayasacı hareketine de katkı sağlamış ve Ahmed Midhat Paşa liderliğindeki ricâlin bu alandaki girişimlerine yardımcı olmuştu.(1) Buna karşılık, Osmanlı Kanun-i Esasîsi’nin ilânı ve Meclis-i Meb‘usan’ın toplanması Londra’da ciddi bir ilgi görmemiş, tam tersine “yetersiz” ve “mevcut sorunları çözemeyecek” adımlar olarak yorumlanmıştı.Bu ilk bakışta bir çelişki gibi...

İspanya tecrübesi Türkiye'nin işine yarar mı?

06 Ocak 2017, Cuma

Maalesef bugünlerde manşetlerde hep İspanya var. Bankalar batıyor, işsizlik %25'lerde ve gençlerin yarısı işsiz. Üstelik İspanyol tahvilleri yok pahasına satılıyor. Yunanistan'daki kadar kötü olmasa da vaziyet oldukça riskli. Bu yüzden İspanya da avro kullanmayı bırakmak zorunda kalabilir. Fakat Avrupa Birliği fikrine hep sadık kalmış ve bu pastadan çok büyük paylar almış bir ülke arıyorsak, bulabileceğimiz en güzel örnek İspanya'dır. Zira meşruiyetini Katolik Kilisesi'nden alan diktatör Francisco Franco, bundan sadece 40 yıl öncesine kadar İspanya'nın tek hükümdarıydı. Franco 1975'te öldüğünde, maalesef benim de aralarında bulunduğum gözlemciler ülkede iç savaş çıkacağını düşünüyorduk. Yanıldığım için çok mutluyum! İspanya, parlamenter demokratik bir sisteme çok hızlı ve pürüzsüz bir şekilde geçerken, genç kral Don Juan Carlos yeni bir anayasa yapılmasına büyük katkıda bulundu. Bu geçiş sürecinde Amerikalıların ve NATO'nun büyük yardımları oldu. İleriki yıllarda İspanya, Avrupa Birliği'ne katılarak büyük başarılar elde etti. İşte Türklerin özellikle incelemesi gereken konu bu uyum sürecidir.

İspanya, Türkiye'nin en çok benzediği Avrupa ülkesi... Eskiden 2 ülke birbirine düşmandı. 16. yüzyılın sonlarında 2 ülke arasında birçok deniz savaşı yapıldı. Bu savaşlarda kullanılan kadırgalar yüzünden maalesef birçok ağaç kesildi. Hem İç Anadolu, hem de Orta Kastilya ormanlarının yok olmasının en büyük sebeplerinden biri bu kadırgalardır. Öte yandan, 2 ülke arasında birçok benzerlik de kurulabilir. Bir İslam devleti olan Endülüs, İspanya'yı 5 asır yönetti. Kastilya kahramanı Rodrigo Díaz de Vivar'ın lakabı, Said anlamındaki El Cid'ti. Bir zamanlar dünya imparatorluğu olan İspanya, 19. yüzyılda zor günler geçirdi. İberya Yarımadası'nda İspanyolların yanı sıra Katalanlar ve Basklar gibi azınlık gruplar da yaşıyor. Katalanlar, çalışma heveslisi ve eğitimli bir halk. Basklar ise 4-5 farklı diyalekt konuşuyor ve genel itibarıyla dağlarda yaşıyor. Ancak Basklar çok güçlü dinî inanışlara sahip olanlar ve ayrılıkçı terör örgütü ETA'yı destekleyenler olmak üzere kendi içinde ikiye ayrılıyor. Bu grupların bazıları ticarî faaliyetlerde son derece başarılı.

Türkiye'yi İspanya ile bu bağlamda karşılaştırırsak, Katalanların ve Baskların burada karşılık bulacağı etnik gruplar Rumlar (Ermeniler) ve Kürtler olacaktır. İspanyolların şu anda yaşadığı ekonomik sorunların nedenlerinden biri de aşırı seviyedeki adem-i merkeziyetçi yönetim anlayışıdır. Diğer bir ifadeyle, İspanya, azınlıklarla ilgili problemleri çözmek için yerel yönetimler kurdu. Franco yönetiminde bastırılan bu azınlıklar bugün geniş yetkilere sahipler. Sonuç olarak, devlet dairelerine gereğinden çok fazla memur alındı. Bölgesel lehçeler İspanyolcadan farklı diller olarak kabul edildi. Bu bağlamda Valensiya ve Galisya kendi lehçelerini dil yapma uğraşına girdi. (Böyle bir durumun Türkiye için olacağını hayal edersek herhalde ortaya 'Karadenizce' ya da 'Antalyaca' gibi lehçeler çıkar!)

Demiryollarında kader ortağıyız

Demiryolları da diğer bir benzer nokta. 19. yüzyılın ortalarında Batı Avrupa'dan çok geride kaldığını fark eden İspanyollar, aynı refah seviyesine yükselmek için büyük çaba sarf ettiler; borçlanarak demiryolları inşa ettiler. Fakat süreç son derece zorluydu. Aşınmış arazi, demir yolu yapımı için uygun değildi. Kışları çok soğuk, yazları çok sıcak nitelikteki kıtaya özgü iklim, rayların kışın genişleyip yazın büzülmesine neden oluyordu. Bu yüzden trenler çok yavaş gitmek zorunda kaldı. Yaklaşık Ankara-İstanbul arası kadar mesafedeki Madrid-Barcelona güzergâhı 12 saatte alınıyordu. Ulaşımın kolaylaşması için geliştirilen bu proje beklenen kârı getirmedi; İspanyolların çoğu fakirdi ve köylerde yaşıyordu. Trenleri göçmen işçiler ve tavuk taşıyan çiftçi eşleri kullanıyordu. Üstelik yakıt olarak kullanılan kömürün de ithal edilmesi gerekiyordu. Demiryolları zararına çalıştı ve alınan borçlar geri ödenemeyecek bir seviyeye çıktı. En sonunda İspanyol Hükümeti pek de kullanılmayan yedek parçaları üretecek fabrikalar kurmak zorunda kaldı.

Bu panorama 1970'lerde değişmeye başladı. İspanyollar otoyol yapımında kendilerini geliştirdi ve nihayetinde modern bir ulaşım altyapısına sahip oldu. Buradan elde edilen gelir, demiryollarının modernleştirilmesinde kullanıldı. Böylece Madrid-Barcelona arası 4 saate düştü. Aslına bakarsanız, demiryolları konusunda 2 ülke arasında şaşırtıcı benzerlikler var. Hatta Ankara-İstanbul demiryolunun altyapısını modernleştirme projesinde İspanyol demiryolu mühendisleri çalışıyor.

Modern tarihi son derece trajik olan İspanya, bugün yaşadığı problemlere rağmen geçmişinde büyük başarılara imza atmış. Türkiye gibi, Avrupa'ya teğet bir konumda bulunan İspanya, onun entelektüel birikiminden etkilenmesine rağmen, Avrupai yaşam tarzına muhalefetini muhafaza ediyor. Türkiye'nin 1919-22 yılları arasında yaşadığı iç savaş tecrübesinin aynısı, hatta daha şiddetlisi İspanya'da 1936 ile 1939 yılları arasında vuku buldu. İç savaştan galip çıkan Franco, Atatürk'ten farklı olarak kindar bir karaktere sahipti. Kanserli hücreler olarak gördüğü sosyalizm ve kilise karşıtı liberalleşme fikirlerini ortadan kaldırmaya kararlıydı. İspanya uzmanı Paul Preston'ın çok yerinde bir isimle yayınladığı son kitabı The Spanish Holocaust'ta (İspanyol Holokostu) Franco kelimenin tam anlamıyla zalim bir lider olarak yer aldı. Her gün Zarzuela Sarayı'ndan limuzinine biner ve onlarca idam hükmünü onaylamak için Madrid merkezindeki ofisine giderdi; öyle ki bir günde 3000 suçlunun defterini dürmekten memnun olurdu.

Birçok insanı derinden üzen önemli bir olay da Franco ve Lluis Companys arasında gerçekleşti: Franco 1939'da Katalunya'yı işgal etti. Dönemin Katalunya Başbakanı Lluis Companys aynı yıl işgalden önce Fransa'ya kaçtı. Bu arada şunu da belirtmek gerekir, Lluis Companys, Franco'nun kardeşini ve onun en yakın çalışma arkadaşlarından birini iç savaş esnasında idamdan kurtarmıştı. Franco tüm bunlara rağmen Companys'ı yakalamak için Almanları kullanarak, onun İspanya'ya iade edilmesine neden oldu. Sonrasında da idam ettirdi.

Reform hareketinin öncüsü: Opus Dei

Amerika'nın girişimiyle NATO'ya katılmaya davet edilen İspanya, 1960'larda büyük gelişme kaydetti. Franco'nun yaşlandıkça yumuşayan tavırları, İspanya'nın 1975'te anayasal monarşi ve parlamenter demokrasiye geçişini kolaylaştırdı. Bu gelişmede bir Katolik kuruluşu olan Opus Dei'nin büyük bir rolü vardı. Zira Katolik aydın sınıf, geleneksel kilisenin ülkeye zarar verdiğini fark etmişti. Katolik Reform Hareketi'nin destekçileri, Yahudiler, Müslümanlar ve Protestanlar 16. yüzyılda ülkeden atılmıştı (Yahudiler de Osmanlı İmparatorluğu'na gelmişti). Yabancı dildeki kitaplar yasaklandı, hatta bu yasak Felemenkçe yazılmış gemi yapım kitaplarını bile kapsadı. Bu yüzden İspanyol gemilerinin yapımında eski teknikler kullanılmaya başlandı. Çünkü ülkede Felemenklerin ve İngilizlerin gemi yapım tekniklerini bilen hiç kimse kalmamıştı. Ve İngiliz filosu 1805'te Trafalgar Savaşı'nda İspanyol donanmasını büyük bir yenilgiye uğrattı. Geriye kalan 10 İspanyol gemisinin kaptanı gemilerini batmaktan kurtardıkları için İspanya Kralı tarafından birer madalya ile ödüllendirildiler. 19. yüzyılda ise Opus Dei örgütü gizli yapısı ve geniş etki alanı yüzünden kötü bir üne sahip olsa da, son derece ciddi bir reform hareketi başlatmıştı.

Türkiye gibi, İspanya'nın da Avrupa'ya karşı şizofrenik bir tutumu vardı. Fransız Devrimi döneminde, Napolyon'un İberya Yarımadası'nı işgal ettiği sırada, Fransız İhtilali ile ilişkisinin olduğu düşünülen bir grup ile İngilizler tarafından desteklenen milliyetçi muhafazakâr sınıf arasında bir iç savaş vardı. Sonraki yüzyılda ise İspanya askerî darbeler, iflaslar, büyük imparatorluğun çöküşü ve 3 yıl süren bir iç savaşla meşgul oldu. Franco öldüğünde 2 taraf da masaya oturup anlaşarak genel af ilan etti. Diğer bir ifadeyle, geçmişe sünger çekip yollarına devam ettiler. Bu süreçte Avrupa Birliği'ne ait kurumların katkısı büyük oldu. Bu işten hem İspanya, hem de Avrupa kârlı çıktı; zira İspanya yeniden zenginlik ve önem kazandı. Bu hikâyeden Türklerin çıkaracağı çok ders var.