İsmail Kara

DERIN TARIH YAZARI

Mesele ‘kadın’ mı, ‘Müslüman kadın’ mı, Doğu mu, İslam mı?

Batı'nın Doğu/İslâm tasvir ve tasavvurlarında hemen fark edilebilecek birkaç temel unsura göre şekillenmiş 3 tablo var. Bunlardan biri sarık-kavuk (türban), kılıç, uçurulmuş baş ve kan ögeleriyle şekil­lenmiştir. Bu tablo bir taraftan şiddete ve kuts

Ayşe Nur Ayyıldız

GZT YAZARI

Lion

Yaratıcının pek çoğumuza bahşettiği ve artık uzun süredir bizimle olduğu için şükrünü bilemediğimiz nice nimetler var dünyamızda farkında mısınız? Şu satırları hiç de zorluk çekmeden birbiri ardına okuyabiliyorsunuz mesela ya da diyelim ki, birazdan

Prof. Dr. Norman Stone

DERIN TARIH YAZARI

İngilizce, en kolay kötü konuşulabilen dildir

Bundan kısa bir süre önce, 94 yaşındayken Oxford'da (diş doktoruna giderken) vefat eden Geoffrey Lewis, Türk dilinin büyük bir üstadıydı. Cumhuriyetçi Türklerin, dillerini modern iletişimin bir vasıtası yapmaya uğraştıkları sırada Lewis'in kaleme ald

Mehmet Çelik

DERIN TARIH YAZARI

Halep’e nasıl ihanet ettik?

Çocukluğumda dedelerimden, amcamdan, büyüklerimizden Halep'le ilgili çok şeyler duydum. İlkokul 1. ve 2. sınıfta kendi şehrim olan Elazığ'dan sonra hakkında bilgim olan tek şehir Halep'ti diyebilirim. Ankara'yı, İstanbul'u, Erzurum'u, İzmir'i de işit

Prof. Dr. M.Şükrü Hanioğlu

DERIN TARIH YAZARI

Atatürk’ü tarihselleştirmek

Toplumumuzun önemli meselelerinden biri de geçmişin, bilhassa yakın geçmişin tarihselleştirilmesinin başarılamamasıdır. Tarihin bize yol göstererek, ondan sapmamızın başımıza açabileceği sorunları ortaya koyan 'mükemmel' bir altın çağın inşa edilmesi

Şeyma Özin

GZT YAZARI

Kolektif akıl ve vicdanın “bi fotoğrafımı çek” ile imtihanı

Geçtiğimiz hafta boyunca ülkenin önemli gündem maddelerinden biri de, kaçak olarak açılan yaklaşık 70 metre derinliğindeki sondaj kuyusuna düşen ve sonradan ismi “Kuyu” konulacak olan Kangal cinsi yavru köpek oldu. Kuyuya düşen hayvanın ismini Kuyu

İsmail Kara

DERIN TARIH YAZARI

Elsiz, dilsiz ve dimağsız kalmak yahut ‘Trajik Başarı’

İnsanı diğer canlılardan ayıran ve eşref-i mahlukat seviyesine çıkaran iki özellik; bilmek ve yapmak. Sadece insan bilir ve eyler. Bilmez ve eylemezse beşer düzeyinde yani fizyolojik 'insan' derekesinde kalacaktır. “Neyi, nasıl bilecek ve bildiğini n

İzgü Fuhan

GZT YAZARI

Napak yani ölek mi?

Yıllar sonra geçirdiğim en hareketli kış aylarını geride bırakmanın sevincini yaşıyorken; önce kazma kürek yaktıran Mart, ardından güzeller güzeli Nisan ve güneşin adımlarının hızlandığı Mayıs ayını görecek olmanın umudunu taşıyorum. Ve ekliyorum: He

Zeynep Temizer Atalar

GZT YAZARI

Eğer bir çocuğun yemek yemeyle derdi varsa…

“Bir annenin kendini en mutlu hissettiği anlar” diye bir liste yapsak, Çocuğunun, tabağındaki yemeği bitirdiği an ilk üçe girer herhalde… Çocuğu doyduğunda kendi de doymuş gibi olur anne. Çocuğu, özenle hazırladığı ve birbirinden sağlıklı besinlerle

Zafer Malkoç

GZT YAZARI

Vazgeçmemek Üzerine

Cebinde kuruş parası olmayan ve bunun için de en sevdiği, kimselere satmadığı, hediye dahi edemediği 4 resmini kolunun altına alarak evden çıkan, herhangi bir araca binecek parası olmadığı için de akademiye kadar yaz günü saatlerce yürüyen genç ressa

İsmail Canbulat

GZT YAZARI

Sevdiğini söylemek ve periyodik bakım masrafı

“eşiğinden atlıyorum sonları güzel biten bütün masallarınseni tanımaktan yorgun yüzümü bozkıra terk ediyorumşehirleri, sokakları, zamanları geçiyor,bir kedinin su içişindeki güzellikte seni buluyorum. yüzünün başladığı yerde yolculuğum bitiyor."… Yıl

Ayşe Nur Ayyıldız

GZT YAZARI

Eskimeyen Lezzet : Yeni Türkü

'Hangi meydan, hangi sokak buluşturur biziHangi yalan, hangi yasak karşılar bizi?' *98 senesinde sıcak bir yaz günü. Hava hafif hararet yaptırıp ardından ufak ufak rüzgar gönderecek kadar sevimli. İlk gençliğimin en güzel zamanlarını sokaklarını karı

Mehmet Çelik

DERIN TARIH YAZARI

Koca Yusuf'un karşısındaki 18 kiloluk çocuk

Yıllar önce bir dergide okumuştum. ABD'de 4-6 yaş grubuna ait bir yüzme okulundan bahsediyordu. Her kesimden, zengin-fakir, beyaz-zenci öğrenci kabul ediyormuş burası. Kayıt defterinde ise bir bölüm varmış. Kaydedilen her öğrenciye “Bu okula neden ge

İsmail Kara

DERIN TARIH YAZARI

İslam medeniyeti kimin medeniyeti?

İslam'ın elbette kendine mahsus bir 'medeniyet'i var, bunda şüphe yok. Hem de bütünlüğü olan/ bütünlük arayan; ruh-cisim, madde- mana münasebetleri, merkezçevre ayarları, dost-düşman çizgileri, insan-insanüstü, insan-insan, insan-varlık-eşya münasebe

Prof. Dr. Norman Stone

DERIN TARIH YAZARI

Bağımsız Arnavutluk'un İngiliz hamisi

1915'te İngiliz ordusu Gelibolu'ya taarruz ettiğinde, yalnızca 2 kişi bunun bir hata olduğunu ve Türklerin galip geleceğini söyledi. Bunlardan biri, arabulucu yeteneği ile bilinen, Türkleri senelerdir tanıyan ve 1912'deki Balkan Savaşı sırasında Hila

Gencölüm, şehit Fethi Sekin ve diğer birçok yara

06 Ocak 2017, Cuma

Hayatım boyunca gencölümden korktum. Sırasız, vakitsiz, beklenmedik ve yiğit deviren ölümlerden öyle korktum ki, bir süre sonra hayatım bu korkuya göre şekillenmeye başladı.

Gencölümün bilinciyle bir yol çizmeye çalıştım hayatıma. Ölümün ensemde; gençliğime asla acımadan beklediğini, şizofrenik bir korku ile beni küçülttüğünü hissettim hep.

Sonra o korkuyu savurmak için hayat ile aramdaki mesafeyi artırmak istedim. Artırdım da ne oldu? Yine de korktum ölümden, bilhassa geceleri, yaşanmadan geçen yıllara inat ile ölümle savaştım. Sanki hayat, bir başkasının hayatı gibi yanımdan gelip geçecek ve beni bir köşede öyle unutacaktı. Sonra bir baktım; Allah'ın sevgili kulları genç ölüyor, Allah sevdiği kulu yanına erken alıyor belki. Belki de zaten onlar ölmeden önce ölmüşler, yaşamanın kefaretini genç ölerek ödemişler.

İnsanın umudunu, inancını, yaşam hevesini solduran bunca hain pusudan sonra insan kelimelerden utanıyor. Süslü kelimelerin vebali kalıyor bir tek insanın üzerinde.

Dilimi dişime vurdura vurdura, ağzımı doldura doldura, öfkemi sert sessizlerden çıkarmak istiyorum. Şöyle bir sıvazlayıp ağrıyan yanlarımı, kalbimi mesela, merhametimi, vicdanımı, öfkemi sıvazlayıp isyan etmek istiyorum.

Çoğu benden genç ve çoğu, büyük şehri ancak çarşı izninde görmüş bunca şehit askerin vebali hepimizin üzerine.

O kısa hayatını da, kıymetli bir eşyasını zor gününde bozduran insanın hüznü ve mahrumiyeti ile yaşamış olan tüm şehitlerin ölümü birer şiir
değil mi?

Tüm bunlar birer ağıt değil mi, birer isyan değil mi sorarım.

Dün, İzmir Adliyesi'ndeki terör saldırısında, canı pahasına teröristlerin üzerine yürüyen şehit polis memuru Fethi Sekin, yüreğimize kadar alçalan öfkemizin namuslu damarı değil mi?

Fethi Sekin'in fotoğrafına baktım uzun uzun. Babayiğit, dağ gibi bir adam, 9 yıldır aynı yerde polis memuru.

Sonra içimden dedim; “Abi sen trafik polisisin, senin yerinde başkası olsa 'bana ne' der, bombaya yürünür mü, nasıl yürüdün abi, başkaları ölmesin diye nasıl öldün, ölüme yürünür mü abi?”

Sonra utandım, bunca şehidimizin ardından ben hep utandım, başkasının yaşamı senin huzurun için son bulunca böyle bir duygu oluyor işte. Tutup yüzleştim hayatımla, şöyle bir silkeledim kendimi, döktüm ne varsa aldandığım, ne varsa yüz çevirdiğim hepsine bir bir baktım.

Kafiyeli parti broşürleri anlatamaz bu duyguyu.

Omzunu içine geçire geçire edilmiş, korkak ve tırsak fakat “saldırmaya hazır ve müsellah”, küfür dolu sloganlar da anlatamaz.

Fethi Sekin anlatır ama Muhammed Fatih Safitürk anlatır, Kayseri'de çarşı izninde cebindeki 20 lira ile pusuya düşüp şehit olan er anlatır…

Bir erin cebindeki 20 lira nedir kendime sorarım…

Bütün bir günü 20 liralık yaşamaya sığdırmak ve nihayetinde yine de mutlu ve mütebessim kışlasına dönecek olmak nedir, ben bundan sonra her şükürsüzlüğümde kendime bunu sorarım.

Tüm sorularım kendime değil elbet…

Kopmamış bir çığlık gibi kursağımda düğümlü kalan diğer tüm sorularım da katillere saklı.

Alacağım cevap, hiçbir yiğidi geri döndürmeyecekse de, hiçbir ömrü yeşertmeyecekse de, hiçbir umudu diriltmeyecekse de hepimizin söyleyeceği bir söz, sıkacağı bir yumruk var.

O yumruk açılmadıkça, biz ölmekle tükenmeyeceğiz. Ama ölüm de bir gün yorulacak, ölüm de bir gün ölmekten utanacak.

Biz artık, kim ne eyleyecekse eylesin çözülmez bir sırrın peşindeyiz. O sırrı böylesi kavrayacağımı bilmezdim. O sır, vatanmış meğer. Bize vatanın kutsiyetini ölümlerinin sıcaklığı ve şehadetlerinin kutsiyeti ile öğreten o yiğitlere gök ekini biçtik.

“Ben öyle bilirim ki yaşamak, berrak bir gökte çocuklar aşkına savaşmaktır. Çünkü biz savaşmasak anamın giydiği pazen, sofrada böldüğümüz somun, yani ıscacık benekleri çocukluğumun, cılk yaralar halinde; yayılırlar toprağa.”