Asya Karagül

GZT YAZARI

Bir tasavvur olarak medeniyet

İnsanlar dünyayı mesken edindiklerinde henüz hiç bir kavram ve mantalite şeması çizilmemişti. Ne zaman ki insanlar, olayların ve durumların getirisi ile; medeniyet, kültür, adalet, özgürlük, hukuk, insan hakları gibi terimlere gereksinim duydular, işte o zaman kendilerini bunlara muhtaç ettiler. Aslında doğada bulunmayan bu tip kavramlar ile insanoğlu kendini bir kutuya hapsetti ve bu kutu içerisinde özgürlük mücadelesi vermeye başladı. En özgür olanlarımız bile aslında bugün sadece o kutunun sı...

İzgü Fuhan

GZT YAZARI

Hej Stockholm Kardeş*

Stockholm'e uçmak üzere havalimanına yola çıktığımda, telefonuma art arda mesajlar geldi. Hiçbir şeyden haberim yoktu. Mesajlar, bir terör saldırısı olduğunu söylüyordu. Hemen haberleri inceledim. Stockholm'ün en işlek caddelerinden birinde gerçekleşen bu saldırı sonrası; arkadaşlarım, ailem gidip gitmeyeceğimi soruyordu. Cevabım netti. Tabi ki gidecektim. Bu tür saldırıların yapmak, ve yaymak, istediği şey bir 'korku havası' zaten. Hayatın yasa saygıyla devam etmesi gerektiğine, inananlardanım...

Ayşe Nur Ayyıldız

GZT YAZARI

Hurda Köşkü

“Nesneler," diye yanıt verdi büyükbaba, “göründükleri gibi değildir." ' Hafızam bir balığınkinden daha kötüdür. Ayrıca hep hatırlamamın hiçbir fark yaratmayacağı şeyler kazınır aklımın bir köşesine. Pek çok kişinin üzerinde saatlerce konuşabildiği önemli mevzuları kolay kolay anımsamam ama zihnimin gölgeli kısımlarında belli zaman aralıklarına ait önemsiz sahneler kalıverir. Birini kokusundan hatırlarım, birini gürültüsünden. Çatapat sesleri ve o duman saniyeler içinde 7 yaşımdaki bir yaz ...

D. Mehmet Doğan

DERIN TARIH YAZARI

Bizim yoğurdumuz “Ak”tır!

Müslüman sa­ati” yazısıyla hayatımızda­ki değişimin pek farkında olmadığımız zaman boyutunu ifşa eden Ahmet Hâşim “memleketi­mizde akşamın habercisi yoğurtçudur” diyor… Hâşim'e akşamı haber veren yoğurtçuları son ta­nıyanlar bizleriz belki de... Tavalara çalınmış yoğur­du omuz terazisinin ke­felerinde akşama doğru “yoğurtcuuu, kaymaaak” nidalarıyla pazarlayan yo­ğurtçuların devri gerilerde kaldı, fakat yoğurt hayatı­mızdaki yerini koruyor. Büyük yazar...

İsmail Kara

DERIN TARIH YAZARI

Bekir Topaloğlu Hoca için rahmet kayıtları

Geçtiğimiz yıl bu ay kaybettiğimiz Prof. Dr. Bekir Topaloğlu klasik bir Kelamcı olmanın ötesinde İmam-Hatip ve Yüksek İslam-İlahiyat camiasının yorulmak bilmez hizmetkârlarındandı. Akademik çalışmaları yanında Nesillerin El Kitabı gibi gençlerin yetişmesine yönelik eserleriyle de bilinen hocayı görünmeyen yönleriyle tanımaya ne dersiniz? Onun sessiz sedasız göçmesiyle İmam Hatip Okulları neslinin ilk sağlam sacayağı kırıldı demek mübalağalı olmayacak sanırım. Bekir Topaloğlu, Hayrettin Karaman...

Prof. Dr. Semavi Eyice

DERIN TARIH YAZARI

Tarihin son şahitlerini nasıl susturduk? Mezar Taşı Katliamı

Ölümle rabıtasını canlı tutmak isteyen atalarımız mezarlıklarını göz önüne inşa ederken modern insan ölümü, mezarlıkları hayatın dışına itiyor. Medeniyetimize dair pek çok izi ihtiva eden tarihî mezar taşları, kimi zaman istiflenerek, kimi zaman hastane duvarına harç yapılarak ölümle savaşımızın kurbanı olmuş hâlde. Türklerin Anadolu'ya girişlerinden itibaren bıraktıkları en önem­li mimari hatıraların başında hayrat yapılarının hazirelerinde kalan kabir...

Prof. Dr. M.Şükrü Hanioğlu

DERIN TARIH YAZARI

İngiltere yenilgiyi nasıl soruşturdu?

Çanakkale yenilgisi ve İngiliz-Hint seferî kuvve­tine mensup 6. Tümen'in Kûtu'l-Amâre'de tes­lim olması İngiliz kamuoyunda büyük bir şaş­kınlık yaratmakla kalmayarak, kapsamlı bir tepkinin de doğmasına neden olmuştu. Bunda insanlık tarihinin o zamana kadar gördüğü en büyük ça­tışmada beklenen neticelerin alınamaması kadar, fazla­sıyla küçümsenen Osmanlı orduları karşısında hezimet ölçüsünde yenilgiler yaşanması da ciddi rol oynamıştı. Bütün Avrupa başkentlerinde olduğu gibi Londra'da­ki devlet ...

Yavuz Bahadıroğlu

DERIN TARIH YAZARI

Yürü, yol senindir Ertuğrul Beyim!

Osmanlı İmparatorluğunun kurulu­şu, beşer tarihinin en hayrete değer ve en büyük vâkıalarından biridir. Fransız tarihçi Fernand Grenard Atlı dolu dizgin Kayı aşiretinin içine daldı. Ardında yumak yu­mak toz bulutları bırakarak doğru Ertuğrul Bey'in önüne gitti. Gırt­lağına sığmayan yorgun soluğunu tek bir cümleye sığdırdı: “Tepenin ardındaki yazuda (düzlük) cenk var, Beyim!" Ertuğrul Gazi'nin bir tarafında Yahşi Hoca, öbür tarafında kardeşi Dündar Bey vardı. Sohbet ede ede y...

Asya Karagül

GZT YAZARI

Doğu'nun Rönesansı

Tarihi süreçte her uygarlık kendi doğu ve batı algılarını yaratmış olsa da mevcut en eski kavram zıtlıklarından biri olan bu ayrımın günümüzdeki halini alması Batı'nın ötekini yaratma sürecinden sonra olmuştur.Bir unsuru hakim unsur kılmak için etrafındaki tüm oluşumları yıkması gerektiği inancından dolayıdır ki, Batı tüm olumlu olguların çıkış merkezi olarak Avrupa'yı temel almıştır. Oysa ki Batı kültürünü etkileyen hatta daha da ileri gidecek olursak, şu an ki Batı olmasını sağlayan Doğu/İslam...

İsmail Canbulat

GZT YAZARI

Kâbe’de Kıbleyi Iskalamak

Eğer bu Hak yolda sebat ve istikamet gösterirseniz, bir anda büyük derecelere kavuşursunuz." * Dört yıl boyunca çalıştığım Kâbe'de çok güzel, çok ilginç anlar yaşadım. Öyle şaşırtıcı insan hikâyeleri, öyle şaşırtıcı durumlarla karşılaştım ki… Karşıl

Asya Karagül

GZT YAZARI

Süregelen imparatorluk ve son vatan toprağı

Ülkemizin gerek kültürel birikimi, gerek geçmişindeki Osmanlı ve diğer Türk devletleri dolayısıyla sahip olduğu siyasi ve idari birikim, gerekse jeopolitik konumu itibariyle tüm denklemlerin içinde yer almasından dolayı tarihi anlamak bu ülkede yaşay

Yavuz Bahadıroğlu

DERIN TARIH YAZARI

Kalyon için fukaranın ahını alırsan...

Sultan I. Ahmed'in kucağına verilen çocuğun yüzü gerçekten de melekler kadar güzeldir. “Adı ne?” diye soruyor sarayın üst düzey memurlarından olan babası Pervane Kaptan'a. Pervane Kaptan kıvranmaya başlıyor. Çünkü çocuğun adı Ahmed'dir ama Sultan I.

Prof. Dr. Semavi Eyice

DERIN TARIH YAZARI

Haliç-Aksaray-Yenikapı hattında tarihi nasıl imha ettiler?

Aksaray ile Marmara kıyısı arasında, eskiden Langa, sonradan Yenikapı olarak adlandırılan sahada da birçok tarihî eser ortadan kaldırılmıştır. Yedikule'deki Studios Manastırı'nın kilisesi İmrahor (mirahur-emirahur) İlyas Bey tarafından cami ve tekke

İsmail Kara

DERIN TARIH YAZARI

Türbeler niçin aklımıza hemen hurafeleri getiriyor?

Türbenin, türbe etrafında oluşan mezarlık ve ziyaret kültürünün, geleneklerin küçük, önemsiz, hatta dindışı şeyler olduğunu düşünenler Akif'in Çanakkale şehid(ler)i için inşa ettiği o büyük abideyi tam kavrayabilir mi? Ey, bu topraklar için toprağa

Mehmet Çelik

DERIN TARIH YAZARI

İlk Düğme Yanlış İliklenince

Yıl 1973. Türkiye'de henüz televizyon yok gibi. Bir gün önceki haberleri veren birkaç gazete ile TRT var. Özel radyolar da yok. Türkiye insanı ülkede ve dünyada neler olup bittiğini devletin radyosundan 13.00 ve 19.00 ajanslarından öğrenirdi (o zaman

Gencölüm, şehit Fethi Sekin ve diğer birçok yara

06 Ocak 2017, Cuma

Hayatım boyunca gencölümden korktum. Sırasız, vakitsiz, beklenmedik ve yiğit deviren ölümlerden öyle korktum ki, bir süre sonra hayatım bu korkuya göre şekillenmeye başladı.

Gencölümün bilinciyle bir yol çizmeye çalıştım hayatıma. Ölümün ensemde; gençliğime asla acımadan beklediğini, şizofrenik bir korku ile beni küçülttüğünü hissettim hep.

Sonra o korkuyu savurmak için hayat ile aramdaki mesafeyi artırmak istedim. Artırdım da ne oldu? Yine de korktum ölümden, bilhassa geceleri, yaşanmadan geçen yıllara inat ile ölümle savaştım. Sanki hayat, bir başkasının hayatı gibi yanımdan gelip geçecek ve beni bir köşede öyle unutacaktı. Sonra bir baktım; Allah'ın sevgili kulları genç ölüyor, Allah sevdiği kulu yanına erken alıyor belki. Belki de zaten onlar ölmeden önce ölmüşler, yaşamanın kefaretini genç ölerek ödemişler.

İnsanın umudunu, inancını, yaşam hevesini solduran bunca hain pusudan sonra insan kelimelerden utanıyor. Süslü kelimelerin vebali kalıyor bir tek insanın üzerinde.

Dilimi dişime vurdura vurdura, ağzımı doldura doldura, öfkemi sert sessizlerden çıkarmak istiyorum. Şöyle bir sıvazlayıp ağrıyan yanlarımı, kalbimi mesela, merhametimi, vicdanımı, öfkemi sıvazlayıp isyan etmek istiyorum.

Çoğu benden genç ve çoğu, büyük şehri ancak çarşı izninde görmüş bunca şehit askerin vebali hepimizin üzerine.

O kısa hayatını da, kıymetli bir eşyasını zor gününde bozduran insanın hüznü ve mahrumiyeti ile yaşamış olan tüm şehitlerin ölümü birer şiir
değil mi?

Tüm bunlar birer ağıt değil mi, birer isyan değil mi sorarım.

Dün, İzmir Adliyesi'ndeki terör saldırısında, canı pahasına teröristlerin üzerine yürüyen şehit polis memuru Fethi Sekin, yüreğimize kadar alçalan öfkemizin namuslu damarı değil mi?

Fethi Sekin'in fotoğrafına baktım uzun uzun. Babayiğit, dağ gibi bir adam, 9 yıldır aynı yerde polis memuru.

Sonra içimden dedim; “Abi sen trafik polisisin, senin yerinde başkası olsa 'bana ne' der, bombaya yürünür mü, nasıl yürüdün abi, başkaları ölmesin diye nasıl öldün, ölüme yürünür mü abi?”

Sonra utandım, bunca şehidimizin ardından ben hep utandım, başkasının yaşamı senin huzurun için son bulunca böyle bir duygu oluyor işte. Tutup yüzleştim hayatımla, şöyle bir silkeledim kendimi, döktüm ne varsa aldandığım, ne varsa yüz çevirdiğim hepsine bir bir baktım.

Kafiyeli parti broşürleri anlatamaz bu duyguyu.

Omzunu içine geçire geçire edilmiş, korkak ve tırsak fakat “saldırmaya hazır ve müsellah”, küfür dolu sloganlar da anlatamaz.

Fethi Sekin anlatır ama Muhammed Fatih Safitürk anlatır, Kayseri'de çarşı izninde cebindeki 20 lira ile pusuya düşüp şehit olan er anlatır…

Bir erin cebindeki 20 lira nedir kendime sorarım…

Bütün bir günü 20 liralık yaşamaya sığdırmak ve nihayetinde yine de mutlu ve mütebessim kışlasına dönecek olmak nedir, ben bundan sonra her şükürsüzlüğümde kendime bunu sorarım.

Tüm sorularım kendime değil elbet…

Kopmamış bir çığlık gibi kursağımda düğümlü kalan diğer tüm sorularım da katillere saklı.

Alacağım cevap, hiçbir yiğidi geri döndürmeyecekse de, hiçbir ömrü yeşertmeyecekse de, hiçbir umudu diriltmeyecekse de hepimizin söyleyeceği bir söz, sıkacağı bir yumruk var.

O yumruk açılmadıkça, biz ölmekle tükenmeyeceğiz. Ama ölüm de bir gün yorulacak, ölüm de bir gün ölmekten utanacak.

Biz artık, kim ne eyleyecekse eylesin çözülmez bir sırrın peşindeyiz. O sırrı böylesi kavrayacağımı bilmezdim. O sır, vatanmış meğer. Bize vatanın kutsiyetini ölümlerinin sıcaklığı ve şehadetlerinin kutsiyeti ile öğreten o yiğitlere gök ekini biçtik.

“Ben öyle bilirim ki yaşamak, berrak bir gökte çocuklar aşkına savaşmaktır. Çünkü biz savaşmasak anamın giydiği pazen, sofrada böldüğümüz somun, yani ıscacık benekleri çocukluğumun, cılk yaralar halinde; yayılırlar toprağa.”