Âfetler için ortak hareket hızlı sonuç planı şart!

HABER MASASI GERÇEK HAYAT 3 DAKİKADA OKUNUR

Türkiye, bulunduğu bölge itibariyle depremlere açık bir ülke. Yakın geçmişte yaşadığımız 99 zelzeleyi en büyük depremlerden birisi olarak hafızamızda taze olsa da fay hatlarının yoğun olduğu bölgelerde o günden bugüne sayısız zelzele ve artçı gerçekleşti. Birçok kişinin öldüğü 99 depreminde, yaşanan mal kaybı da bir o kadar büyüktü. Dönemin devlet yönetimi yetersiz imkânları nedeniyle vatandaşlara ulaşmak ve yardım konusunda çok çok geride kaldı.

Bu acı gerçek karşısında ülkemiz bilinçli hâle gelmiş olsa da aktif fay hatlarının yeni depremler oluşturması bu bilinci artırmamıza ve daha büyük önlemlerle depremin her aşamasına hazır olmamızı teşvik ediyor. Tüm bunların yanı sıra yardımların organize edileceği yeni bir yapı, ileride yaşanacakları da asgari seviyeye çekebilir.

Teknoloji geliştikçe iletişim yolları ve tarzları da değişiyor. Geleneksel iletişim yöntemler yerini zamanla daha dijital aletlere bıraktı. Mektup, telgraf derken iletişim yöntemleri sırasıyla telefon, cep telefonu ve elektronik posta ile daha farklı bir boyuta geldi.

İnternetin yaygınlaşmasıyla web tabanlı iletişim hayatımızın vazgeçilmez bir parçası oldu.

Devlet erkanı ve siyasetçiler de artık geleneksel iletişim yöntemlerini bırakarak sosyal medya üzerinden paylaşımlarını yapıyor.

Siyasetçilerin bazı açıklamalar yapmak ve gelişmeler üzerine bir şeyler söylemek istediğinde kendi sosyal medya hesaplarına başvuruyor. Özellikle mikro blog sitesi olan Twitter, en sık kullanılan sosyal medya sitesi arasında bulunuyor. Diplomasinin artık dijital ortama taşındığı su götürmez bir gerçek. Bunun en belirgin örneğini Elâzığ depreminin gerçekleştiği gün yaşadık.

Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş

KURU BAŞSAĞLIĞI YETMİYOR

Sosyal medya hesaplarından siyasetçiler ve birçok ilgili kuruluş deprem bölgesindekilere baş sağlığı dileyen tweetler attı. Bu tweetlerden bazıları böylesi bir olay karşısında sosyal medyanın gücünü ve etkisini ortaya koyar türdendi. Örneğin Diyanet İşleri başkanı Ali Erbaş’ın “#Elazığ ve #Malatya’da depremde evlerine giremeyen vatandaşlarımız, arzu etmeleri halinde görevlilerimizin rehberliğinde uygun olan camilerimizde geceyi geçirebilirler” tweeti yalnızca başsağlığı dilemenin yanında kurumun sağlayacağı hizmetlerin doğrudan yetkili isim tarafından duyurulması adına da önemli bir adımdı ama bu sadece zelzele olduğunda akla gelen bir mesele olmamalıydı.

Sosyal medya diplomasisine ters örnek olaraksa Kızılay Başkanı Kerem Kınık’ın Kızılay için istediği yardım tweeti gösterilebilir. Kınık’ın deprem bölgesinde henüz bilanço ve ihtiyaçlar belli değilken sosyal medya üzerinden Kızılay’a para yardımı istemesi büyük tepki çekti. Kınık, gelen tepkiler sonrası tweetini silmek zorunda kaldı.

Operasyonların, tek bir merkezden koordine edilmesi hem yardımların hızlı ve adaletli dağıtılması açısından son derece mühim.

PEKİ YA İSTANBUL DEPREMİ

Deprem bölgesine yardım için seferber olan vatandaşlar ve STK’lar da Twitter’ı aktif bir şekilde kullandılar. Birçok ihtiyaç bu tweetlerle belirlenerek anında tedarik edildi ve yola çıktı. Sadece çevre iller değil, Erzurum, Ankara, İstanbul ve Konya gibi birçok farklı il, deprem bölgelerine ihtiyaç malzemesi ve arama timleri gönderdi. Bu öte yandan şu soruyu da akıllar getirdi, “Ya İstanbul’da da eş zamanlı bir deprem olsa? Yardımlar aynı hızla ve aynı yoğunlukla, nüfusu Elazığ’a göre kat kat fazla olan İstanbul’a da yetiştirilecek mi?”

Bu suâle net bir cevap vermesek de tüm yardım kuruluşları ve devlet imkanlarının o bölgeye yoğunlaşması, “operasyon ve yardımlar tek bir merkezden yönetilmesi” başarısına bağlıydı. Operasyonların, tek bir merkezden koordine edilmesi hem yardımların hızlı ve adaletli dağıtılması açısından son derece mühim. İster devlete bağlı bir kurum, ister bağımsız bir kuruluş olarak birilerinin üstleneceği bir organizasyona ihtiyaç var ve bunu da meselesinin hukukî sahip ve sorumlusu AFAD.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, deprem sonrası vatandaşlarla yakından ilgilendi...

ADINI SİZ KOYUN

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun deprem bölgesindeki yardımlaşmayı nitelerken kullanıdığı “Gönül Birliği Zinciri” tabiri, operasyonel gücün tek bir elden yürütüleceği çatı kuruluşun kaba bir tarifiydi. Bu zincir sayesinde tüm arama kurtarma, yardım hizmetleri tek bir yerden koordine edilirken, organizasyonda bulunan farklı kurumların çalışma bölgelerine bölünmesi de vatandaşların panikle belirli bir alandaki hizmete yığılmasını da engellemiş olacak.

Bu sayede tüm hizmetlerden herkesin eşit ve rahat bir şekilde yararlanmış, arama kurtarma faaliyetleri çok daha hızlı ve etkili şekilde sağlanmış olacak.

Tüm yardım kuruluşları ve devlet imkanlarının o bölgeye yoğunlaşması, “operasyon ve yardımlar tek bir merkezden yönetilmesi” başarısına bağlıydı.

Kızılay’dan İHH’ya, AFAD’dan diğer STK’lar, kamu kuruluşu ve bakanlıklara kadar faklı bölümleri koordine edecek bu birlik, afet bölgelerine her birini farklı bir kurumdan alacağı hizmetleri yönlendirecek.

Böylece eksik-fazla yardım gitmeyecek, destek görmemiş bir kişi kalmamış, arama kurtarma ve ayni yardım konusunda bir iş bölümü yapmış olacak. 99 depreminde yaşanan büyük acıların bir daha tekrar etmemesi için AFAD’ın o büyük bir planlamayı hayata geçirilmesi büyük önem arz ediyor.

Tabi bu deprem öncesi tüm tedbirlerin alınması, binaların kontrollerinin gerçekleştirilmesi belki de hespinde önemli ama, büyük afetler karşısında büyük akıl ve planlamanında yapılması zaruri. Böylece hiç bir kuruluş kafasına göre faaliyet yapmayı, AFAD’ın planı dahilinde hareket ederek zamanı ve imkanları en doğru şekilde kullanmış olacak. AFAD bunu başaracak güçte bir kurum!