Arap milliyetçiliğinden Vahhabî ayrışmaya

SELÇUK TÜRKYILMAZ GERÇEK HAYAT 3 DAKİKADA OKUNUR

Filistin’e uygulanmak istenen ‘yüzyılın barışı’, Avrupa’da ‘Yüzyıl Savaşları’ ile modern bir çehre kazanan din ve mezhep temelli bölünme, rekabet ve savaşın devam ettiğini gösteriyor. Avrupa’da yaşanan din ve mezhep temelli savaş, hem Avrupa’nın bugünkü çehresini şekillendirdi, hem de bütün dünyanın Avrupa’ya göre yeniden düzenlenmesine imkân verdi.

Filistin’de Yahudiler için bir devlet tasarımı da Müslüman dünyanın Avrupa’ya göre yeniden düzenlenmesinin önemli bir aşamasıydı. Elbette uzun zamana yayılan bu dönemi işgal, istila, kolonileştirme, sömürgecilik ve emperyalizmden ayrı düşünemeyiz. Zira bu, sömürgecilik tarihi dediğimiz şeyin ta kendisidir.

Bilindiği gibi ‘Vestfalya Antlaşması’, Avrupa devletleri arasındaki rekabete bir hedef kazandırmış ve merkantilist zihniyetin bir sonucu olarak daha fazla para ve daha fazla altın kazanma yarışına meşru bir zemin oluşturmuştur. Amerika kıtasının istila, işgal ve kolonize edilmesi, Afrikalıların köleleştirilmesi, Hind, Çin ve Uzakdoğu Asya’nın sömürgeleştirilmesi bu sürecin sonucudur.

Devlet-i Aliye-i Osmaniye kendi topraklarıyla beraber Müslüman dünyanın sömürgeleştirilme sürecine direnmiş ve özellikle istila, işgal ve kolonileştirmeyi büyük ölçüde geciktirmişti. Fakat Napolyon işgaliyle yeni bir aşamaya giren Mısır’da Mehmet Ali Paşa ve oğlunun isyanıyla Osmanlı coğrafyası da işgal ve istilaya açık hâle gelmişti. Kolonileştirme, işgal ve istiladan sonraki süreçtir.

Vestfalya Antlaşması, Avrupa’da 1618 yılında başlayan, 30 Yıl Savaşları ardından sağlanan barış sürecidir. Bu süreç 1648 yılında imzalanan birkaç antlaşmayı da içeren Vestfalya (Westphalia) Barış Antlaşması adını almıştır. Bu anlaşmayı anlatan en meşhur tablo...

93 Harbi’nden sonra Devlet-i Âliye’de şaşırtıcı bir yenilenme süreci yaşandı fakat Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı’nın direnç hatları çöktü.

Filistin’de bir Yahudi devleti tasarımı, Avrupa devletlerinin Yüzyıl Savaşları ile başarıya ulaşmış mezhep savaşının Osmanlı coğrafyasına taşınması anlamına geliyordu. Batı, Yüzyıl Savaşları’ndan sonra kurduğu düzen ile neredeyse bütün dünyayı hâkimiyet altına alarak din ve mezhep savaşlarını dışarıya taşıdı. İslam dünyasının kalbinde kurulacak bir Yahudi devleti Batı hâkimiyeti açısından oldukça önemliydi. Yahudilik ve İslamiyet’i karşı karşıya getiren Batı, İslam coğrafyasında hâkimiyet tesis etse de Birinci Dünya Savaşı’ndan zayıflayarak çıktı. Evanjeliklerle Yahudiler arasındaki dayanışma yeni bir dönemin kapılarını açmış oldu.

Dünden bugüne İsrail'in, işgal ettiği Filistin toprakları...

EVANJELİK, VAHHABİ VE YAHUDİ DAYANIŞMASI

Evanjelik ve Yahudi birlikteliği Amerikan hegemonyası açısından önemli bir araç konumundadır. Fakat bu aynı zamanda klasik Batı egemenliğini de tartışmalı hâle getirmektedir.

Bunun da yine din ve mezhep eksenli bir rekabet ve ayrışma olduğunu görmek gerekir. Hicaz bölgesinde yükselen Vahhabî hareketini İngilizlerin desteği olmadan anlamlandırmak kolay değil. Söz konusu hareketin bir devlet ideolojisine dönüşmesiyle beraber Osmanlı coğrafyası ve İslam dünyası hem büyük bir darbe yemiş hem de uzun vadeli olarak içeriden teslim alınmıştır.

Meşruiyetini İngiltere’ye borçlu olan Vahhabîlerin, Yahudi ve Evanjelik birlikteliğine dâhil olması Filistin ile sınırlandırılabilecek bir gelişme ya da sorun değildir. Arap milliyetçiliği, süreklilik arz eden bir fikrî-siyasî harekete dönüşmedi. Fakat İslam dünyasında ve özellikle de Arap yarımadasında mezhep temelli bir ayrışma çok daha kalıcı sonuçlar doğurabilecektir. Filistinliler Yahudi, Evanjelik ve Vahhabî anlaşmasının sonuçlarını yaşıyor. Bunun da Avrupalılar açısından önemli bir sorun olarak görülmesi gerekir.

Muhafazakâr muhalefetin FETÖ konusunu mağduriyet, masumiyet, ehliyet ve liyakat eksenine hapsetmiş olması sadece fikrî bir zaafa işaret etmez.

FETÖ TAM ANLAŞILMADI

Türkiye’de de benzer bir süreç yaşanmaktadır. Ne yazık ki Türkiye’de FETÖ hadisesi tam olarak anlaşılmadı. FETÖ, Vahhabîliğin Osmanlı ve daha sonra da İslam coğrafyasında oynadığı rolün bir benzerini Türkiye’de ve geniş İslam coğrafyasında oynayacaktır. FETÖ’nün tahribatı hakkında 15 Temmuz’dan sonra dahi sağlıklı bir fikrî birlik oluşmadı. Bu da ortaya çıkan yeni dinî hareketin ne kadar güçlü olduğuna delalet eder. Bu lanetli yapı her yere nüfuz etmiş durumdadır.

Muhafazakâr muhalefetin FETÖ konusunu mağduriyet, masumiyet, ehliyet ve liyakat eksenine hapsetmiş olması sadece fikrî bir zaafa işaret etmez. Basit bir örnek vermek gerekirse Sisi ile FETÖ’nün Mısır’da Mursî’nin yıkılması için birlikte hareket etmiş olmasını Yahudi, Evanjelik, Vahhabî ve FETÖ dayanışması şeklinde düşünmek gerekirdi. Fakat bugüne kadar konunun coğrafya eksenli olarak ele alındığını gösteren çok az işaret var.

Üstelik bahsi geçen birlikteliği geçici olarak tanımlamak da mümkün değil.

Arap milliyetçiliğinden bahsetmek mümkün olsaydı Filistin meselesinde bunu ispatlayan birtakım emarelerden bahsedebilirdik. Suudîler, BAE, Bahreyn ve Umman’ın Amerika ve İsrail ile Filistin konusunda sağladığı “uzlaşı” Arap milliyetçiliğinden bahsedilemeyeceğini gösterdi. Bunun coğrafyada kalıcı bir ayrışmaya yol açacağı açıktır. Filistin bir Arap meselesi olarak sunulmuştu. Bunun bir yanılsama olduğu anlaşıldı. Yahudi, Evanjelik, Vahhabî ve FETÖ dayanışması coğrafyamızı yeniden şekillendirecek.

Bahsi geçen birlikteliğin çok önemli sonuçlar doğuracağı açıktır. Bugünden yarına tahmin edilmesi kolay olmayan birtakım gelişmelere kapı aralayacak bu birlikteliğin farklı açılardan tartışılması gerekiyor. Eğer Türkiye ehliyet, liyakat, mağduriyet ve masumiyet gibi laboratuar ortamında üretilmiş başlıklardan kurtulmazsa çok fazla enerji kaybetmiş olacaktır.