Darbeci Hafter, Çar Putin'i Moskova'da rezil etti: Biz yoksak sen bir hiçsin

ATİLLA DİŞ GERÇEK HAYAT 5 DAKİKADA OKUNUR

Libya’daki gayrimeşrû çetelerin elebaşı Hafter, Rusya lideri Putin’den 3 bin asker almasına rağmen ona fena halde kelek attı. İsrail kontrolündeki BAE ajanından talimat dinleyen CIA devşirmesi, “Bizim desteğimiz olmadan sen bir hiçsin” şeklindeki tehdide bile aldırmadı; sözde ‘ateşkes’ için geldiği Moskova’dan ilk fırsatta tüydü.

Libya-Çad arasındaki ünlü ‘Toyota Savaşı’nda (1987) Muammer Kaddafi’nin askerlerinden biriyken Çad ordusuna esir düşen ve Amerikalılar tarafından kurtarılarak Virginia’ya götürülen, aradan geçen uzun yıllar sonrası ülkesini CIA adına teslim almak üzere Tobruk’a getirilmiş, emrine de tecavüzleriyle meşhur Sudanlı Cancavid milisleri verilmiş 76 yaşındaki bir ihtiyarın Rusya’dan taleplerini dinleyelim:

-Yabancıların Libya’da ne işi var? Türk ordusu hemen çekilmeli.

-Trablus Hükümeti ile Ankara arasındaki deniz sınırı ve güvenlik anlaşmaları iptal edilmeli.

-Bundan sonra imzalanacak herhangi bir mutabakat için öncelikle benden izin alınmalı.

-Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin silahlı güçleri dağıtılmalı.

-Askerlerimiz direnişle karşılaşmaksızın Trablus’a girmeli ve şehri teslim almalı.

-Benim başkomutanı olacağım yeni bir ordu kurulmalı.

BAE diplomatının Moskova’da adım adım izlediği Hafter, ateşkese sıcak mesajlar vererek geldiği Rusya’dan 14 Ocak sabahı özel jetine binerek tüydü.

CIA DEVŞİRMESİ: HAFTER

Afrika sahilinde bir süredir varlığını inkar ettiği kiralık askerleri sayesinde boy gösterebilen Rusya bu ihtiyarı desteklemekle nasıl bir cenderenin içine düştüğünü anlamış olacak ki, özgüven dopingli çete liderine Moskova’da posta koyma ihtiyacı hissetti:

- ‘Yabancılar dışarı’ deyip durma. Unutma, biz de Libya’dayız ve bizim desteğimiz olmadan sen bir hiçsin!

Hikayeyi biliyorsunuz.

Kaddafi’nin ortadan kaldırıldığı bombardıman günlerinin fiilen bölünmüş Libya’sında doğudaki Tobruk kentini kontrol eden CIA devşirmesi Halife Hafter, önce Derne ve Bingazi’yi, ardından ülkenin çöl bölgeleri olan Berka, Kufra ve Fizan’ı ‘kağıt üstünde’ ele geçirdi.

Hafter daha sonra petrol kuyularının üzerine kondu. Ne var ki, Doğu Akdeniz anlaşmasına dair 10 yıl önce (2009) Kaddafi ile masaya oturmuş Türkiye’nin şimdi aynı temasları Trablus merkezli Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) ile yürüttüğünü görmesi çıldırmasına yetti. Aldığı emir üzerine geçtiğimiz nisan ayında Trablus’u işgal yolunda harekete geçti.

Pek çok cephe açtı, ilerlemeye çalıştı. Ülke nüfusunun 3’te 2’sinin yaşadığı Trablus-Misrata hattına güneyden pek çok kez saldırsa da, takvimler kasım ayını göstermesine rağmen ciddi bir ilerleme kaydedemedi.

Türkiye, Trablus Hükümeti ile deniz yetki alanı ve askeri işbirliği anlaşmaları imzaladı.

DOLMABAHÇE DEPREMİ

Trilyon dolarlık Doğu Akdeniz kaynaklarını İsrail öncülüğünde Avrupa’ya taşıyacak EastMed boru hattının ortakları, cephede Hafter’den gelecek müjdeli haberi bir türlü alamazken 27 Kasım’da Dolmabahçe’de bir şey oldu: Türkiye, Trablus Hükümeti ile deniz yetki alanı ve askeri işbirliği anlaşmaları imzaladı. Akdeniz’de tüm ülkelerin hissettiği orta ölçekli bir depreme neden olan anlaşma ile Ankara dünyaya özetle şunu diyordu: “İsrail’den Güney Kıbrıs’a, oradan da Yunanistan’a denizin altından uzanacak boru hattı benim topraklarımdan (deniz yetki alanımdan) geçiyor. Girit’in batısına benden izin almadan değil boru, gemi bile geçiremezsin. Birleşmiş Milletler tarafından tanınmış meşrû Trablus Hükümeti’ni de devirmeye çalışma, karşında yine beni bulursun.”

Sonrası malûm. Vekil örgütlerin bir üst perdesi olan vekil devletler devreye girdi.

Filistinlileri tehcir planından Mısır darbesine, Suriye devrimini boğma hamlesinden 15 Temmuz işgal girişimine kadar pek çok kirli işte parmak izini gördüğümüz Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), yine İsrail adına sahaya çıkarak top çevirmeye başladı.

Başta Sudan ve Fas olmak üzere Afrika ülkelerinden paralı asker toplamaya girişen BAE, Çin’den aldığı silahlı İHA’larla birlikte kendi envanterindeki Rus hava savunma sistemi Pantsir’lerden bazılarını, zırhlı araç ve havan toplarını Hafter’in emrine verdi. İsrail’in Kahire’deki adamı darbeci Sisi ise Trablus karşıtı koalisyona savaş uçaklarıyla katkıda bulundu. Koalisyon diyoruz; zira Hafter’in safında yok yok. Perde gerisinde ABD’nin kontrol ettiği bu adam BAE, Mısır, Suudi Arabistan, Fransa, Ürdün, Yunanistan ve Rusya’nın -en azından şimdiye dek- desteğini almayı başardı.

Sergey Lavrov, anlaşmayı imzalamadan kaçan bu darbeciye neden söz dinletemedikleri sorulunca bozuntuya vermemiş gibi yaptı: “Biz zaten her şeyin burada çözüleceğini imâ etmedik. Moskova’daki Libya görüşmeleri Berlin Konferansı için hazırlıktan ibaretti!”

ABD VE RUSYA, HAFTER’DE BULUŞTU

Çar Putin hiçbir zaman kabul etmese de Ruslar 4 şirket (Wagner, RSB Group, Moran, Schit) ve yaklaşık 3 bin personelle orada. Doğu Akdeniz rezervlerinde Türkiye’nin büyük paya sahip olduğu ve enerji fakiri Avrupa’ya gidecek boruların güzergâhına Ankara’nın karar verdiği bir denklem Kremlin’in işine gelmiyor. Çünkü kaynakların çeşitlenmesiyle doğalgaz arzındaki artış Moskova’nın kasasına giren parayı yıldan yıla azaltma potansiyeli taşıyor. Sözkonusu tablo İsrail’in de işine gelmiyor; zira Dolmabahçe Mutabakatı, Kıbrıs güneyinden çıkardığı gazı Avrupa’ya taşırken Türkiye’yi devredışı bırakmayı amaçlayan Tel Aviv’in EastMed hayalini çöpe yolluyor.

İşte Rusya ile Siyonistlerin kontrolündeki Amerika’yı Hafter’de buluşturan temel neden budur. Kurmay subaylık eğitimini 1977’de Sovyetler’de almış CIA ajanı bir Libyalı! Ne karakter ama...

İşte bu Hafter, arkasındaki tüm güce rağmen sahada bir türlü ilerleyemedi. Karşısında sadece Türkiye’nin desteklediği UMH var. Akdeniz’e dair iddiaların anlam kazanması ve bu yolda Trablus’un ayakta kalması için Mehmetçik 108 yıl sonra yeniden Libya cephesinde göründü. Derken mağribde Ruslarla silahlı çatışma ihtimali ciddi şekilde belirdi. Ankara-Moskova hattında son yıllarda özenle korunan dehşet dengesini paramparça edecek böyle bir olasılık iki ülkeyi ‘ateşkeste buluşmaya’ itti.

Suriye’de çocuk kanı akıtmayı Türklere Libya’da geri adım attırmak için politik bir hamle olarak kullanan Putin, katliamların da bir işe yaramadığını görünce Hafter’e “Saldırıları durdur” komutu verdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Putin’in TürkAkım töreninde vardığı anlaşmaya göre Libya’da taraflar 12 Ocak itibariyle silahları susturacak ve ülkede siyasi çözüme giden kapı aralanacaktı. Ankara, UMH lideri Fayiz es-Serrac’ı ikna ederken Kremlin ise Hafter’e söz geçirebileceğini sandı. Hazırlanan ateşkes anlaşması için herkes 13 Ocak’ta Moskova’daydı.

Gerçekte hangi gücün barış istediğini tüm dünyaya ilan eden ve Ankara’yı bir kez daha haklı çıkaran süreç Rusların taraf değiştirmesiyle sonuçlanır mı, şimdilik bilinmiyor.

BAE AJANI ENSESİNDE

Türk ve Rus heyetlerinin gözetiminde 8 saatlik diplomasi trafiğiyle hazırlanan ateşkes metnini Serrac kabul ederken, Rusya’nın Hafter’i ikna çabaları sonuçsuz kaldı. BAE diplomatının Moskova’da adım adım izlediği Hafter, ateşkese sıcak mesajlar vererek geldiği Rusya’dan 14 Ocak sabahı özel jetine binerek tüydü. Putin, dünyanın gözü önünde rezil oldu. Rusların, “Biz olmadan sen bir hiçsin” tehdidini dinlemeyen Hafter, Sisi’nin Kahire’sine gitti. Moskof Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, anlaşmayı imzalamadan kaçan bu darbeciye neden söz dinletemedikleri sorulunca bozuntuya vermemiş gibi yaptı: “Biz zaten her şeyin burada çözüleceğini imâ etmedik. Moskova’daki Libya görüşmeleri Berlin Konferansı için hazırlıktan ibaretti!”

Suriye’de çocuk kanı akıtmayı Türklere Libya’da geri adım attırmak için politik bir hamle olarak kullanan Putin, katliamların da bir işe yaramadığını görünce Hafter’e “Saldırıları durdur” komutu verdi.


Anteni İsrail’e uzanmış bir telsizden farksız BAE ajanı, görüşmeler sırasında ‘ne olursa olsun anlaşmaya yanaşmaması’ yönünde Hafter’i ikna etmiş görünüyordu. Putin ve Lavrov, CIA devşirmesi ihtiyarın ipini kimlerin tuttuğunu o gün iyice anladı.

Gerçekte hangi gücün barış istediğini tüm dünyaya ilan eden ve Ankara’yı bir kez daha haklı çıkaran süreç Rusların taraf değiştirmesiyle sonuçlanır mı, şimdilik bilinmiyor. Fakat Hafter’in Kahire’ye giderek tekmil verdiği günün ertesinde ABD-İsrail köpeği Sisi, Tel Aviv’in güvenliği için Kızıldeniz kıyısında kurduğu Bernis Askerî Üssü’nü BAE Veliaht Prensi Muhammed bin Zayed’le birlikte hizmete açıyordu. İkilinin kameralara samimi şekilde poz verdiği o gün, Libya’da psikolojik üstünlüğü ele almış Türkiye’ye karşı yeni bir hamle yapıldı: Anadolu Ajansı’nın Kahire ofisi baskına uğradı, gazeteciler ‘ajanlıkla’ suçlanarak gözaltına alındı. Panik halinde atılmış bu adım, Hafter cephesi açısından başarısız geçen Moskova sürecinin en çok İsrail’i telaşlandırdığını gözler önüne serdi.

Çünkü EastMed hayali suya düştüğü takdirde İsrail’in doğalgaz satmak için elinde yalnız ‘gaz zengini’ Mısır kalacak.

Libya’daki kaosa Berlin’de çözüm bulunmuş olsa da, darbeci Hafter tüm cephelerde yenilgiye uğratılsa da Putin, İdlibli çocukları öldürmeye devam edecek.

PUTİN’İN KRİTİK KARARI

Siyonistler Mısırlıların parasını Sisi eliyle çaladursun, Rusya şimdi keskin bir yol ayrımına geldi. Libya’da bir çete lideriyle gayrimeşrû şekilde varlık gösteren Çar Putin’in, Afrika kuzeyinde İsrail ve ona bağlı vekil devletlerin (BAE, Suud, Mısır) tarafını tuttuğu takdirde Türkiye ile ciddi bir krizi göze alması gerekiyor. Üstelik bu kriz sadece Libya ile sınırlı kalmayabilir. Moskova yönetiminin şimdiye kadarki davranış kalıplarını hatırlarsak, kısa ve orta vadede kesin görünen bir tek şey var: Libya’daki kaosa Berlin’de çözüm bulunmuş olsa da, darbeci Hafter tüm cephelerde yenilgiye uğratılsa da Putin, İdlibli çocukları öldürmeye devam edecek.

Fakat bir gün... Rabbimizin, mazlumların intikamını almaya bizleri memur kıldığı o gün geldiğinde Sezai Karakoç’u çokça anacağız. Zira o vakit şüphesiz ki, en güzel şarkıları kurşunlar söyleyecek.

A ATİLLA DİŞ Pirimedya