Evlilikte yaşa takılanlar sunar: Neden evlenmiyoruz?

HALİME KİRAZLI GERÇEK HAYAT 13 DAKİKADA OKUNUR

Evliliğin ideal bir yaşı var mı? Mesela bir kişi kaç yaşında evlenmeli ya da kaç yaşında evlenirse gecikmiş olur? Yapılan araştırmalar gösteriyor ki ilk evlilik yaşı yıllar geçtikçe daha ileriye sarkıyor. Gençlere geç evlenme sebeplerini sorduğumuzda, tek bir sebep öne sürmüyorlar. Kimisi bir başka insana güvenmekte zorluk çekerken kimisi de bir başkasının maddi/manevi sorumululuğunu almak istemiyor.

Uzun eğitim süreçleri ise evliliğin en önemli engellerinden. Bir üniversite bitirip mezun olan genç, düzenli bir maaş alana kadar yaşı hayli gecikmiş oluyor zaten. Azla yetinmeyip şaşaalı bir hayat talebi ise evliliğin önündeki karabasanlardan bir başkası. Dinden, gelenekten ve kültürden koptuğumuzdan beri ise “Nikahta keramet vardır” cümlesini dikkate alan kalmadı. “İkinin üçüncüsü Allah’tır” inancını hatırlayan bile yok neredeyse. Bunda batılılaşmanın ve Müslümanların da batının seküler hayat tarzını içselleştirmiş olmasının payı çok büyük. Peki, bu aşamaya nasıl geldik ve çözüm yolları neler? Gençlerin yorumlarıyla uzman görüşleri ve önerileri dosyamızda.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 9 Ocak günü bir törende yaptığı konuşma, son yıllarda evlilik yaşının gecikmesi üzerine bir tartışma başlattı. Gençlerin evlilik yaşının yukarıya çıktığına değinen Erdoğan, “Genç yaşta maalesef evlenmiyorlar. Çoğu 30’u aşkın evleniyor ya da evde kalıyor. Böyle bir şey olabilir mi? Hiç evlenmeyenlerin sayısı da artıyor. Evlilik dışı hayat biçimi medya aracılığıyla meşrulaştırılmaya, daha vahimi özendirilmeye çalışılıyor” dedi.

Erdoğan’ın özellikle “evde kalıyorlar” sözünden sonra sosyal medyada büyük mizah döndü.

Evde kalmış olduğunun bir de cumhurbaşkanı tarafından yüzüne vurulduğunu söyleyen gençler, “EYT: Evlilikte yaşa takılanlar” diye etiket açtı. Bu etiket altında bekârlardan vergi alınmasından tutun, belli saatlerde dışarıya çıkmamaları gerektiği gibi farklı yorumlar yapıldı.

Yorumlar bir yana, TÜİK’in 2018 verilerine göre ilk evlenme yaşının ne kadar yükseldiği gözler önüne seriliyor. Erkeklerde 30,2 olan ilk evlenme yaşı kadınlarda 26,5 olarak ifade ediliyor. Evliliğin ertelenmesiyle soyun devamlılığını sağlama konusunda sıkıntılar ve doğurganlık oranlarında ciddi düşüşler yaşanıyor. Bu da ülke nüfusunun yaşlanmasına, dinamik nüfusun kaybolmasına neden oluyor. Yapılan diğer araştırmalara göre ise sosyal hayatta yaşanan dönüşüm ve bireyselleşme de evlilik yaşının yükselmesine etki ediyor. Yine TÜİK verilerine göre, 25 ve üstü yaşlarda evlenme, 2001-2018 yılları arasında sürekli yükseliş göstermiş.

Her ne kadar 25 sonrası geç evlilik olarak nitelense de ideal evlenme yaşına ilişkin genel bir kanaat yok.

Evlenme konusunda gençler sosyal medyanın olumsuz bir etkisi olmadığını söylese de, aslında güzellik algısının sosyal medya üzerinden biçimlendiği bir gerçek.

YAŞADIĞIMIZ YER ETKİLİYOR

En ilginç verilerden biri, Nihayet dergisinin geç evlenmeyi irdelediği Kasım 2019 sayısında, Şahika Gökmen ve Anıl Eralp’in veriler üzerinden hazırladığı “Türkiye’de ilk evlenme yaşını yükselten faktörler” yazısında yer alıyor. Yazıda “Kentte yaşayanların kırda yaşayanlara göre evliliği erteleme riskleri yüzde 10,9 daha yüksek” denilmesi, şehir hayatının evliliği erteleme noktasında başka bir etken olduğuna işaret ediyor.

Evlenme konusunda gençler sosyal medyanın olumsuz bir etkisi olmadığını söylese de, aslında güzellik algısının sosyal medya üzerinden biçimlendiği bir gerçek. Güzellik algısının değişmesi, evlenmeyi ertelemede önemli bir faktör olarak karşımıza çıkıyor. Bunun yanı sıra şaşaalı düğünler, pahalı eşyalar ve yüksek mehir talepleri gibi maddi beklentilerin yükselmesi ya da bu kadar görünür olması erkekleri “ben de bunları yapmak zorunda kalacağım” düşüncesine iterken, evliliği ertelemelerine başka bir neden ekliyor.

Tüm bu “özgür” ama bir o kadar da “düzensiz” hayatını evlilikle düzenlemek isteyenlerin sayısı da az değil.

DÜZENLİ HAYAT İÇİN EVLİLİK

Bireyselleşmenin getirdiği rahatlık duygusunun evlenme yaşını yükselttiği gerçeği, görüştüğümüz gençlerin de ifade ettiği bir nokta. Burada asıl soru şu: “Yalnız yaşadığımız için mi evlenmiyoruz, evlenmek istemediğimiz için mi yalnız yaşıyoruz?” Gelen cevaplara göre yalnız yaşamanın rahatlığı daha öne çıkıyor. Gençlerin büyük bir çoğunluğu sorumluluk almak istemezken, diğerleri sınırları çizilmemiş bir hayat tarzını benimsiyor. Uzun yıllar “rahat” bir hayatın hayaliyle yaşayan gençler, bu rahatlığın tadını çıkarıp, birinin sorumluluğunu üstlenmekten mümkün olduğunca uzak durmaya çalışıyor. Tüm bu “özgür” ama bir o kadar da “düzensiz” hayatını evlilikle düzenlemek isteyenlerin sayısı da az değil.

Hayatın belli zorluklarıyla karşı karşıya kalan gençlerin hissettiği yorgunluk, onların sabır seviyelerini aşağıya çekiyor. Haliyle bir başkasını uzun bir süre “idare etme” fikri oldukça uzak geliyor. Erkeklerin “bir kadına bağlı olmama” düşüncesi de evliliği ertelemelerinin bir başka sebebi. Öte yandan “doğru insanı bulma” fikri de bu nedenlere eklenebilir.

ÇEYİZ HESABI YETMEZ

Evliliğin ertelenmesine birçok sebep sıralarken, gençleri evlenmeye cesaretlendirecek sebepler sıralamakta ise zorlanıyoruz. Devlet adına verebileceğimiz örnek, çeyiz hesabıyla sınırlı kalıyor. Çeyiz hesabına yapılan yatırımın devlet katkısından yararlanabilmesi için 27 yaşına kadar evlenme zorunluluğu bulunuyor. Bu şartlar doğrultusunda kaç kişinin devlet desteği aldığı ise ayrı bir haber konusu. Peki, gençlerin evliliği ertelediği o sebepler neler?

Meselenin birinci derece muhatabı olan bekârlara ve anne-babalara geç evlilik veya evliliğin hayat planı arasında olmama nedenlerini sorduk.

Hepsi kendi içinde tutarlı, o kadar farklı sebepler çıktı ki ortaya, birini diğerinden ayırmak zor. Ailelerin tespitleri ne kadar yerinde olsa da, gençleri evliliğe cesaretlendirme konusunda maalesef eksik kalıyorlar. İşte her birimizin kendimizden bir parça bulacağımız o görüşler:

Yapılan diğer araştırmalara göre ise sosyal hayatta yaşanan dönüşüm ve bireyselleşme de evlilik yaşının yükselmesine etki ediyor.

GENÇLER NE DİYOR?

EVLİLİK NASİP İŞİ

D.B. - 34 (Kadın): Evliliğin nasip işi olduğunu ve kolay alınabilecek bir karar olmadığını düşünüyorum, pek tabi seçici olmak biraz durumu zora sokabiliyor ama sonuç olarak karşılıklı beklentilerin örtüşmesi gerekiyor. Ve belli bir uyum gerekiyor benim açımdan, böyle bir durum henüz gerçekleşmedi.

MADDİ SORUMLULUĞU PAYLAŞMAK RİSKLİ

E.K. - 28 (Erkek): Birinci sebep, maddi imkânsızlıklar. Ekonomi nedeniyle evlenip, birinin sorumluluğunu paylaşmak riskli geliyor. Önce belirli hedefler gerçekleştirilip, sonrasında evlilik planlanıyor. Kira ödeyebilmek için sürekli çalışmak psikolojisi insanı geriyor. İşten atılma korkusu da cabası. Bu sebepler gözümde büyüdüğü için şahsen evliliğe yanaşamıyorum. Beğenmeme, istememe gibi bir durum yok. Evlenmememin herhangi bir toplumsal nedeni yok. Eskiden baskı yapılırdı ‘evlen’ diye. Artık onlar da kesildi. Bence 30’undan önce evlenilip çocuk yapılmalı. Ben 60 yaşında iken oğlum 20 yaşında olursa onunla iletişim kuramam.

Evlilik, bir kişiyle ömür boyu yol arkadaşı olmak demek. Maddi durumlarımız da belli.

GELİRİMİZ EV KURMAYA YETERSİZ

A.A. - 29 (Kadın): Herkes doğar, sonra okula gider ve meslek sahibi olunca da çevredeki herkes evlenmesini bekler. Evlenirsin birileri ‘çocuk’ der. Yaş 25’e yaklaştığında evlenmezsen ‘birini mi bekliyorsun, elini çabuk tut’ diye fısıldaşmalar başlar. Çalışma hayatı, üniversite derken üniversite bittiğinde 26 yaşına gelmiştim. Bir iki aya işe başladım. Bu süre zarfında ‘kısmet’, ‘aşk’ ve ‘doğru kişi’ gibi şeyler karşıma çıkmadı. Ailemin yanında tek sorumluluğum kendi odam ve yatağım. Sırf toplum istiyor diye evlenmek istemiyorum. Hiç tanımadığım biriyle aynı eve girmek bana korkutucu geliyor.

Yıllardır evli ya da yeni evli çiftlere bakıyorum. Hiçbiri bana mutlu ve huzurlu gelmiyor. Sürekli birini idare etmeye çalışmanın beni yoracağını düşünüyorum. Evlilik, bir kişiyle ömür boyu yol arkadaşı olmak demek. Maddi durumlarımız da belli.

Hayallerinin peşinden koşup istediği mesleği yapan kişilerin geliri ev kurmaya yetersiz, diğerleri de mutsuz.

Eskiden 30 yaşına gelince ailelerin çoğunun bir evi oluyordu, şimdi ise aylık ‘akbil’imizle var olmaya çalışıyoruz. Sonuç olarak her şey kısmet.

Yaşadığımız, şahit olduğumuz iyi ve kötü her anın birisi ile paylaşılınca anlam kazandığını düşünüyorum.

GÜVEN PROBLEMİM VAR

N.A. - 24 (Kadın): Evlenmemeyi bir problem olarak görmüyorum. Günümüzde sosyal medyanın da etkisi olarak popüler olan evlilik ritüellerini gerçekleştirmek için maddi imkânların yetersiz olması ilişkilerde sorun teşkil edebiliyor. Birtakım harcamalara da cesaret edemiyoruz. Evlilik için güven problemi yaşıyorum.

İKİ KİŞİLİK YALNIZLIK İSTEMİYORUM

Z.Ş.B. - 28 (Kadın): Senelerdir yalnız yaşayan, maddi özgürlüğü olan ve istediğini yapma sıkıntısı çekmeyen birisi olarak sorumluluk alma, anne/baba olma ya da boşanma korkusu evlenmeme nedenlerimden birisi değil. Yakın çevremde, sosyal medyada sürekli karşılaştığım, birbirini gerçek anlamda tanımayan, evlilikte aradığı huzuru bulamamış, evini bir huzur başkenti olarak değil de zorunluluktan ötürü gitmesi gereken bir yer olarak gören ve aynı oda içerisinde birbirlerinin iç dünyasından habersiz yaşayan çiftlerden biri olmak istememek.

Yalnızlığın konforu ile birlikte pek çok zor yanı da var fakat iki kişilik bir yalnızlık hepsinden daha kötü. Toplumsal değil de kişisel sebeplerim var. Kemal Sayar “İnsan ötekinin yüzünü arayan bir varlıktır” diyor.

Yaşadığımız, şahit olduğumuz iyi ve kötü her anın birisi ile paylaşılınca anlam kazandığını düşünüyorum. Bu yüzden kendini tanıyan hem kendinden, hem karşı taraftan ne beklediğini bilen, karşıdakinin bireysel alanına saldırmadan yaşayabilecek ‘olgun’ insanlar gerçekleştirince, amacına ulaşabilecek süresiz bir dostluk hâli evlilik.

PİŞMAN OLANLAR ETKİLİYOR

T.C. - 30 (Erkek): Evlenmeme nedenlerimden en önemlisi özgürlüğümün kısıtlanması. 30 yılımın büyük bir bölümünde yalnız ve rahat bir yaşam sürdüm. Evlenince istediğim zaman istediğim yerde olup kafama göre takılamayacak olmak benim için zor olur. Evli olan arkadaşlarımın evlilik konusunda pişmanlık yaşamaları da önemli etkenlerden biri. Evlilik, süreci ve sonrası derken yürütmesi kolay olmayan bir birliktelik. Evlenecek olursam evlilikten beklentim şu olur, bana arkadaş olacak birinin olması...

Evlilik benim için durup dinlenebileceğim bir liman, yorulunca sığınacağım bir gölge.

EVLİLİKTE RUH BİRLİĞİ OLMALI

Elif Demirci -28: Benliğimi bulmadan, hayattan beklentilerimi idrak edemeden hayatıma birini dahil etmek istemedim. Çünkü iki insanın hayatını birleştirmesi ve bu birliğin sağlam temeller üzerine kurulabilmesi için insanların hayattan ne istediklerini bir nebze bilmeleri gerektiğini düşünüyorum. Karşındaki için, onunla bir hayat kurabilmek için neleri göze alabileceğini, neleri gözden çıkarabileceğini biliyorsan o ilişki ömürlük oluyor.

Evlilikten uzak durmamın bir sebebi de, korku. Birini unutmak için, evlilik baskısından bıktığı için, baba evindeki kurallardan kaçmak için, sırf evlenmiş olmak için evlenen o kadar çok insan tanıdım ki, insan birine güvenmeye korkuyor.

Senelerdir yalnız yaşıyorum, maddi olarak bir zorluğum yok, elimden “erkek işi” diye tanımlanan hemen hemen her iş geliyor. Ama insan bir noktada her yere yetişmeye çalışmaktan, her şeye yetebilmekten yorulmaya başlıyor. Evlilik benim için durup dinlenebileceğim bir liman, yorulunca sığınacağım bir gölge. İnsanların birey olduklarını gözardı etmeden birbirini tamamladığı, anlamaya çalıştığı, hayallerine saygı duyduğu, birbirlerine sığınak olduğu, birbirlerinde huzur bulduğu bir ruh birliği olmalı evlilik. Böyle bir ruh birliğini aileye dönüştürebilmeyi isterim tabi ki.

Evliliğe bakış açım, iki insanın sorumlulukları da, mutlulukları da, acıları da ortak olarak yaşaması şeklinde.

YA KAFAMIZ UYMAZSA?

G.B - 20 (Kadın): Maddi zorluklar yüzünden sorumluluk alamama korkusu var. Evleneceğim insanla anlaşmazlık yaşarsak korkusu var. Ailemin, hayatımı birleştirmek istediğim insanı beğenmemelerinden çekiniyorum. Evliliğe bakış açım, sadece sevdiğim insanla huzurlu bir yuvamın olması.

BOŞANMAKTAN KORKUYORUM

Ş.K -20 (Kadın): Maddi imkanlar ve boşanma korkusu. Maddi olarak her şey yolunda giderken, her şeyin alt üst olmasından korkuyorum. Ailelerimizin ya da çevremizin herhangi bir konuda bizi etkilemesi gibi sorunlar etkili oluyor. Evliliğe bakış açım, iki insanın sorumlulukları da, mutlulukları da, acıları da ortak olarak yaşaması şeklinde. Sosyal medyadaki evlilik algısı beni etkilemiyor ve çoğu şey inandırıcı gelmiyor. Evliliğin ve sevginin göstermelik yaşanmadığına inanıyorum.

Eskiden bir erkeğin olgun ve evlenme çağında kabul edilmesi için neredeyse sadece askerlik yapmış olması şarttı.

EVLENMEMİŞSEN HÂLÂ ÇOCUKSUN

H.A -29 (Erkek): Benim için en önemli sebep, tek başına yaşamak ve istediğini yapma özgürlüğü. Yalnız yaşamak, dilediğin zaman istediğin gibi hareket edebilmek, kişi ya da kişilerin sorumluluğunu üzerinde taşımamak büyük bir lüks. Bu lüksten bir insanın vazgeçmesinin sebebi, çocuk istemesi veya birini sevmesi, o kişiyle çok iyi anlaşıyor olabilmesidir. Aksi halde hiç kimse evlilik sürecinin saçma sapan ritüellerine katlanamaz.

Doğru kişi tabirine kesinlikle inanıyorum. Örneğin, bir kadınla tanışıyorsunuz, etkileniyorsunuz...

Fakat tanımaya başlayınca onunla bir gelecek inşa edemeyeceğinizi anlıyorsunuz. Uyumsuzluk söz konusu, mantık anında devreye giriyor. Tanıdığınız o güzel kadın, size 'kociş' olarak bakabilir. Bir bakmışsın her şeyin pembe, senelerin dağ gibi delikanlısı mahallede godoş gibi dolanıyor. Sen Dostoyevski okuyorsun, o Hikmet Anıl Öztekin. Kısaca aynı düşünebilmek, aşırı önemli tabi.

Bizim toplumumuzda evli olmanın getirisi çok fazla. Mesela 40 yaşındasın, çok iyi okullarda okumuş, kariyerli saygın bir adamsın ama bekarsın... Milletin gözünde hala çocuksun, birey değilsin ve eksiksin. Tam olmuş demez kimse sana. Yarım bakarlar ve hak ettiğinin daha altında saygı duyarlar.

Aile içinde ve akrabalar da bu şekilde bakar, evlendiğinde daha çok dikkate alınan biri olursun.

Mutsuz da olalım, mutlu da olalım, kavga da edelim, ne olsa da sonunda affedebilelim.

NASİP DEĞİLMİŞ

Ayşe İlgen - 27 (Kadın): Evlenmeme nedenim henüz nasip olmayışı. Maddiyat, güvenememe, ya da boşanma korkusu filan değil. Bunlar evlilik üzerinde beni korkuya iten sebepler olmadı hiç. Toplumsal hiçbir nedeni de yok. Öyle olmuş olsa defalarca evlenmiş olurdum diye düşünüyorum. Tek sebebi, nasip olarak görüyorum. Sonsuz ve daimî bir mutluluk yok. En azından ben bekarken böyle bir mutluluk yaşamadım, yaşamıyorum ve yaşamayacağım. Vaziyet buyken neden önceki hayatımda olmayan bir şeyi evlilikten bekleyip, evliliği çıkmaza sürükleyeyim ki. Mutsuz da olalım, mutlu da olalım, kavga da edelim, ne olsa da sonunda affedebilelim. Eşler olarak yargılarken -ki bence hiç yargılanmamalı- merhameti elden bırakmayalım.

Eşler olarak yargılarken -ki bence hiç yargılanmamalı- merhameti elden bırakmayalım.

AİLENİN KUMAŞI YUVA DEĞİL İŞ YERİ

Mehmet B. -30 (Erkek): Öncelikle hayat şartları değiştiği için bu kadar geç evleniliyor. Eskiden bir erkeğin olgun ve evlenme çağında kabul edilmesi için neredeyse sadece askerlik yapmış olması şarttı. Ve bu şart da en geç 20-21 yaşında sağlanabiliyordu. Bugün üniversite okuyan bir erkek askerliğini en erken 23-24 yaşında yapabiliyor.

Evliliğe bakış ile hayata bakış aslında birbirine paralel şeyler… Siz bugün insanları pragmatist, menfaat ve kariyer hesabı yapmaya iterseniz, evlilik de bundan nasibini alır.

Herkes kendine dayatılan kariyer ölçüsünde evlilik kıstaslarını yeniden yorumluyor ve doğal olarak evlilik ve ailenin kumaşı “yuva” olmaktan bir nevi “işyeri” olmaya doğru kayıyor. İnsan, evliliği ailesinde ne görüyorsa oradan hareketle yorumluyor genelde diye düşünüyorum. Büyük süslü laflar etmeye gerek yok.

Ayrıca bir başka anormallik olan yoğun “romantizm”den de sıyrılıp, akraba ve tanıdıklardaki mutlu ve mutsuz evliliklerin gözlemlenmesini öneririm insanlara… Evlenmiş olmak için evlenmek değil, yeni ve ortak bir hayat kurulması için ortaya çıkabilecek sorunlara ve yine bu ortak hayatla ortaya çıkabilecek mutluluklara odaklanıp kararlarını vermeli insanlar.

Gençlerin beklentisinin yükselmesi, evleneceği kişiden ev-araba beklemesi de bu yaşı ileriye attı.

AİLELER NE DİYOR?

EVLENİRKEN MANTIKLI DÜŞÜNMELİLER

Nezihe Özdemir (Anne): Şimdiki gençler daha özgür, daha sosyal. Evliliği kurtuluş olarak görmüyorlar, hatta aileler ‘ayaklarının üstünde dur, sonra evlen’ diyorlar. Eskiden evlen yuvanı kur denirdi, şimdi ise oku, ayaklarının üstünde dur, sonra evlenirsin deniliyor ve bunlardan biri de benim.

Bana göre biraz aşk, biraz da mantık devreye girmeli. Âşık oldum evlenelim değil de, bu insan benim çocuğuma anne veya baba olabilir mi, bana iyi bir eş olabilir mi diye düşünebilmesi lazım. Gençlerin geç evlenmeleri, daha mantıklı düşünmeleri taraftarıyım. Boşanma konusunda ünlülerin değil de ailelerin etkili olduğunu düşünüyorum.

Sevgili değiştirmek, şaşaalı hayata özendirmek, evliliği öteleyen insanları belki uzaklaştırıyor olabilir. Eskiden ölene kadar bir yastık sözü vardı.

Anneler özellikle kız evlatlarına, ‘gelinliğinle girdin, kefeninle çıkacaksın’ derken, şimdi yine özellikle kız anneleri “hiç kahrını çekme, sana eziyet ederse çık gel kapım açık, ezdirme sakın kendini” diyorlar. Kendilerinin yapamadıklarını, evlatları yapsın istiyorlar. Ama ters tepiyor, en ufak bir tartışmada idare etmeyip, direkt boşanmaya kalkıyorlar.

Okullarda çocukların ve gençlerin sorumlulukları artırılmalı ve duyarlılık seviyesini geliştirecek projeler üretilmeli.

ÇOCUKLARA SORUMLULUK VERMİYORUZ

Ümmühan K. Arı (Anne): Çocuklarımızın olgunlaşma dönemi ileri yaşlara sarktı. Eskiden 18 yaşındaki bir genç, evi çekip çevirebilirken bu yaş iyice arttı. Bu durumda, çocuklarımıza eskisi kadar sorumluluk vermememizin etkisi var. Aman derslerine çalışsın, iyi notlar alsın derdindeyiz. Çocuklar da haliyle ev içi sorumluluklarda başarısız. Gençlerin beklentisinin yükselmesi, evleneceği kişiden ev-araba beklemesi de bu yaşı ileriye attı.

Ahlaki yeterlilik ve sorumluluk alan bir birey zaten ailesini geçindirmeye müsait bir durumdadır.

İyi bir ahlaki eğitim ve sorumluluk verelim gençlerimize. Tabi eğitim kurumlarının da ailelere destek olması lazım. Okullarda çocukların ve gençlerin sorumlulukları artırılmalı ve duyarlılık seviyesini geliştirecek projeler üretilmeli. Sadece not odaklı bir eğitim sistemiyle yol almak pek mümkün görünmüyor. Ayrıca evlenecek gençlerimize “evlilik okulları” açılmalı devlet eliyle. Kadın ve erkeğin farklılıkları anlatılmalı. Birbirine “rakip” değil, birbirini tamamlayan “eş” oldukları bilinci yerleştirilmeli.

Aile içi geçimsizliğe şahit olan gençlerin korkuları. Evlilikte kadının ezileceği, erkeğin ise kısıtlanacağı ön yargısı.

GERÇEKÇİ OLMALILAR

E.Ö (Anne): Sorumluluk (eş, çocuk vb.) almaktan çekinme ilk nedenlerden. Bireysel yaşam önceliklerinin toplumsal yaşamın önüne geçirilmesi. ‘En’lerin çokluğu (en güzel/yakışıklı, en zengin, en kibar, karizmatik ...) Manevi, moral ve geleneksel değerlerdeki erozyon sonucu yaşanan güvensizlik, bencillik, tatminsizlik gibi temel değerlerin evlenmeyi zorlaştırması. Sosyal medyanın, bekarlığı veya serbest yaşam biçimini teşvik etmesi. Aile içi geçimsizliğe şahit olan gençlerin korkuları. Evlilikte kadının ezileceği, erkeğin ise kısıtlanacağı ön yargısı. Evliliğin çoğalmak, çeşitlenmek, tamamlanmak olduğunu bilmeliler. Kendilerini iyi analiz ederek, doğru eş seçimi konusunda gerçekçi adımlar atmalılar. Doğru seçim olduğuna inandıkları kişi ile evliliği ertelememeliler. Aileler maddi imkanları el verdiği sürece, eğitimleri sürerken evlenmek isteyen gençleri desteklemeliler.

Evlilik sandıkları kadar karmaşık değil, hafife aldıkları kadar da basit değil.

BİRBİRLERİNE ZAMAN AYIRMIYORLAR

Selime Turan (Anne): Genelde geç evlilikleri, okuyan gençler yapıyor. Okullarının uzaması, akademik kariyer planları, kendilerini gerçekleştirme düşünceleri gibi nedenlerle evliliği en son plan olarak görüyorlar. Yine gençlerimiz çok kararsız, seçici ve zor beğendikleri için bu süre uzuyor.

Günümüzde gençlerin en yakın arkadaşı, sosyal medya. Zamanlarının çoğunu orada geçiriyorlar. Hal böyle olunca birbirlerine ayıracakları zamanları kalmıyor. Evliliği bir kurtuluş olarak, boşanmayı da bir çözüm yolu olarak görmemeliler.

Evlilik sandıkları kadar karmaşık değil, hafife aldıkları kadar da basit değil. Gençlerimizde beklenti çok fazla. Karşıdakini hor görmemek, onun da insan olduğunu unutmamak gerekiyor.

Affetmeyi bilmek ve düşüncede aşırıya kaçmamak gerekiyor. Zaten evlilikte en önemli iki duygu; saygı ve sevgi.

Asla vazgeçmemeleri gerekiyor bu iki duygudan. Ama saygıda ve sevgide benliklerini dışarıda bırakmalılar. Sürekli ben derlerse hiçbir ilişkilerinde başarıyı yakalayamazlar, evlilik dahil.

Dubai veya o civarda bulunan bir ülke bunu yapıyor, evlenenlere villa veriyor.

EVLİLİK ÖZENDİRİLMELİ

M.K (Baba): Garantili bir işi olmadığından işten çıkarılma, eşine ve çocuklarına bakamama endişesi, belki de gençliğimi yaşamak istiyorum düşüncesi, gençlerin evliliği ertelemesine neden oluyor. Sosyal medyanın evlenme konusunda yüzde yüz etkili olduğunu düşünüyorum. Bekarlığı özendirici, evliliği kötüleyen videolar, kadın cinayetleri, aldatmalar... Gençler, evliliğe özendirilmeli. Dubai veya o civarda bulunan bir ülke bunu yapıyor, evlenenlere villa veriyor. Eğitim durumu da, geç evlenmeyi tercih etme nedenlerinden birisi. İlkokul ve lise mezunları daha çabuk evleniyor, tabi ki bu işlerin bir de vakti, saati var.

YAŞ GEÇİNCE KARAR VERMEK ZOR

U.E (Anne): Okumak isteyenler, ‘okul bitsin, ekonomik özgürlüğümüzü alalım, şunu da yapalım, bunu da yapalım derken’ yaş geçiyor. Yaş biraz geçince de karar vermek biraz daha zor oluyor. Televizyonda gayri ahlaki diziler, filmler gençleri etkiliyor. Sosyal medyadaki o ışıltılı hayatı cazip görünce balıklama atlıyorlar. Gençler evlenirken parası olsun, şu olsun, bu olsun diye bakıyor. Aslında iki tarafın da önceliği; ahlak, terbiye, görgü, dürüstlük ve düzgün yaşam olmalı. Sosyal medyadaki yaşanan olaylardan dolayı da gençlerin bir kısmı evliliğe sıcak bakmıyor.


H HALİME KİRAZLI Pirimedya