TOKİ 100 bin konut projesinde yüzde 0,49 faiz alıyor: Başka çözüm yok muydu?

SÜLEYMAN ŞAHİN GERÇEK HAYAT 14 DAKİKADA OKUNUR

Faiz yiyenler, şeytan çarpmış kimsenin kalktığı gibi mezarlarından kalkarlar. Bu, onların “Alışveriş de faiz gibidir” demelerinden dolayıdır. Oysa Allah, alışverişi helâl, faizi haram kılmıştır. Bundan böyle kime Rabbinden bir öğüt gelir de faizden vazgeçerse geçmişte yaptığı ona kalmış, işi Allah’a havale olmuştur. Kim tekrar faize dönerse, işte onlar cehennemlik kimselerdir. Orada ebedî kalacaklardır. Bakara - 275

Allah Resulü, Veda Hacc’ında Cahiliye döneminin faizli alışverişlerini kaldırdığını ilan etmiş, ilk kaldırdığı faiz de amcası Abbas b. Abdülmuttalib’in faizi olmuştur. Güçlünün zayıfı ezme aracı olan faiz, İslam’da en büyük günahlardan biri olarak ilan edilmiştir.

Faiz, küresel finans kapitalin sömürü çarkıdır. Bunun farkında olan Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın iktidara geldiği günden beri faiz çarkına karşı verdiği destansı mücadele ortadadır. Nitekim 2018 Haziran’ında şöyle demiştir: “Faizi yüzde 63’ten aldık. O zaman enflasyon yüzde 30’du. İndirdik, indirdik, 4,6’ya kadar indi ve Batı çıldırdı. İşte Gezi olayları öyle başladı. Niye? Türkiye faizi buraya düşürdü, enflasyon buralara düştü.”

Durum bu minvaldeyken ve başka çözüm yolları kesinlikle mümkünken Müslümanları faiz batağına doğru sürüklemek kimsenin haddine değildir.

Bu konuda ilgili mercilere açık bir çağrı yapıyor ve diyoruz ki: “Gelin hep birlikte faize karşı alternatif çözümler üretelim. Faiz konusunda hassas insanlarımızın yüreğine su serpelim. Makamlar gelir geçer. Allah’a sadece yapılan iyilikler ulaşır.”

Durum bu minvaldeyken ve başka çözüm yolları kesinlikle mümkünken Müslümanları faiz batağına doğru sürüklemek kimsenin haddine değildir. Bu konuda ilgili mercilere açık bir çağrı yapıyor ve diyoruz ki: “Gelin hep birlikte faize karşı alternatif çözümler üretelim. Faiz konusunda hassas insanlarımızın yüreğine su serpelim. Makamlar gelir geçer. Allah’a sadece yapılan iyilikler ulaşır.”

Durum bu minvaldeyken ve başka çözüm yolları kesinlikle mümkünken Müslümanları faiz batağına doğru sürüklemek kimsenin haddine değildir. Bu konuda ilgili mercilere açık bir çağrı yapıyor ve diyoruz ki: “Gelin hep birlikte faize karşı alternatif çözümler üretelim. Faiz konusunda hassas insanlarımızın yüreğine su serpelim. Makamlar gelir geçer. Allah’a sadece yapılan iyilikler ulaşır.”

Durum bu minvaldeyken ve başka çözüm yolları kesinlikle mümkünken Müslümanları faiz batağına doğru sürüklemek kimsenin haddine değildir.

Bu konuda ilgili mercilere açık bir çağrı yapıyor ve diyoruz ki: “Gelin hep birlikte faize karşı alternatif çözümler üretelim. Faiz konusunda hassas insanlarımızın yüreğine su serpelim. Makamlar gelir geçer. Allah’a sadece yapılan iyilikler ulaşır.”

Durum bu minvaldeyken ve başka çözüm yolları kesinlikle mümkünken Müslümanları faiz batağına doğru sürüklemek kimsenin haddine değildir. Bu konuda ilgili mercilere açık bir çağrı yapıyor ve diyoruz ki: “Gelin hep birlikte faize karşı alternatif çözümler üretelim. Faiz konusunda hassas insanlarımızın yüreğine su serpelim. Makamlar gelir geçer. Allah’a sadece yapılan iyilikler ulaşır.”

Durum bu minvaldeyken ve başka çözüm yolları kesinlikle mümkünken Müslümanları faiz batağına doğru sürüklemek kimsenin haddine değildir. Bu konuda ilgili mercilere açık bir çağrı yapıyor ve diyoruz ki: “Gelin hep birlikte faize karşı alternatif çözümler üretelim. Faiz konusunda hassas insanlarımızın yüreğine su serpelim. Makamlar gelir geçer. Allah’a sadece yapılan iyilikler ulaşır.”

Hilton Oteli'nin dışında da Kabe'yi Şerif'e tepeden bakan birçok yapı mevcut...

Hilton Oteli canımı sıkmıştı

Devlet, eğer başka bir yolla konut alma imkanı tanımadıysa, Diyanet İşleri Yüksek Kurulu’na düşen bu durumu onaylamak değil “yol gösterici” bir tutum takınıp; devlete, faiz konusunda hassasiyet sahibi vatandaşların varlığını hatırlatarak “ikinci bir şık” sunmak olmalı. Aksi takdirde, kimse kusura bakmasın ama tıpkı bir “noter” zihniyetiyle iş gören Suudilerin Büyük Alimler Konseyi’nden hiçbir farkı kalmıyor.

Çeyrek asır evvel İstanbul Üniversitesi Sosyoloji bölümünde okuyorken İslami ilimleri tahsil maksadıyla Hicaz topraklarına adım attığımda bir çok açıdan hayal kırıklığına uğradığımı hatırlıyorum. Mekke’yi hiç de umduğum gibi bulmamıştım. Şimdiki Zemzem kuleleri henüz dikilmemiş olsa da, Kabe’nin hemen dibindeki Hilton oteli dehşet canımı sıkmıştı.

Bu mülevves yapının mukaddes topraklardaki varlığı bir yana, bir de Allah’ın Evi’ne tepeden bakıyor oluşuna kafayı fena halde takmıştım.

Helal bira reyonları...

Bir diğer can sıkan mevzu, marketlerin tıka basa Avrupa ve Amerikan mamulleriyle dolu oluşuydu. Peynir deyince ortalıkta Danimarka mamulü Feta Cheese cirit atıyor, zeytin bile - hadi Türkiye’yi geçtik - Akdeniz’e kıyısı bulunan o kadar Arap ülkesi varken İspanya ve Yunanistan’dan geliyordu.

Marketlerin içecek reyonları ise alkolsüz (!) içeceklerden geçilmiyordu. Dünyada alkollü içecek üretimiyle meşhur pek çok marka, alkolsüz bira başta olmak üzere Arap helal pazarı (!) için ürettiği mamullerle marketlerin en gözde, en süslü reyonlarını adeta kapatmıştı.

Bilindiği gibi balık, ayet ve hadislerde helal olduğu apaçık belirtilen bir ürün.

Helal balık da nedir yahu?

Helal pazar ifadesini gelişi güzel kullanmadım. Gerçekten ortada büyük bir pazar söz konusuydu. Düşünün ki, Medine İslami İlimler Üniversitesi’nin iki karış sakalıyla ağzından ayet ve hadisler düşmeyen öğretim üyeleri bile ellerinde alkolsüz (!) bira kutularıyla gezebiliyordu. Nitekim bir gün yeri geldi, ders anlatan Suudi hocayı fena halde sıkıştırdım. “Mukaddes topraklarda hatta Kabe’nin dibindeki marketlerde bile bu ürünlerin satılması nasıl mümkün olabiliyor?” diye sordum. Aldığım cevap doğrusu evlere şenlikti. Bana aynen şöyle deyip konuyu kapatmıştı:

“Bu ülkede Heyet-u Kibar-il Ulema (Büyük Alimler Konseyi) var. Onlar helal fetvası vermeden bu ülkeye hiçbir ürün giremez. Onlar helal fetvası verince de kimse bu ürünlere haramdır diyemez.”

Büyük Alimler Konseyi’nin helal fetvası konusunda ne kadar titiz olduğunu bizzat kendim gözlemlediğim için hiçbir konuda onların fetvasına güven duymadım.

Avustralya menşeli dondurulmuş balığın üzerindeki “helaldir” yazısını bu konuda misal verebilirim. Bu ürünü, bizim okulun marketinde ilk kez elime aldığımda verdiğim tepki dün gibi aklımda.

Bilindiği gibi balık, ayet ve hadislerde helal olduğu apaçık belirtilen bir ürün. Balık dışındaki diğer deniz ürünleri konusunda farklı görüşler olsa da balık ittifakla helal. Dolayısıyla üzerine “helaldir” diye ayrıca bir etiket vurmanın gereği yok. Fakat terazi öyle şaşmış durumda ki, alkolsüz biranın neredeyse sudan fazla tüketildiği bir vasatta bu saçmalık insanı şaşırtmıyor.

Mevzu “faiz” gibi en büyük günahlardan biri olduğunda, Din İşleri Yüksek Kurulu’nun meseleye bir “noter” mantığıyla yaklaşması bu nedenle son derece sakıncalı.

Noter istemiyoruz

Son zamanlarda Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı Din İşleri Yüksek Kurulu’nun icraatları Suudilerin Büyük Alimler Konseyi’ni doğrusu pek de aratmıyor. Acaba aynı “noter” mantığı ile karşı karşıya mıyız?... Ameller şüphesiz niyetlere göre. Niyetleri bilen de kalplere hükmeden yegane kudret sahibi Allahu Teala. Dolayısıyla kimseyi itham etmek gibi bir maksat içerisinde değiliz. Ancak mevcut durum öylece sessiz kalınacak cinsten değil.

Günah işleme, kul veya kamu hakkını gerektirmeyen durumlarda kişisel bir tercih olarak birey ile Allahu Teala arasındaki bir konu.

Ancak fetva verme, görüş bildirme doğrudan kul veya kamu hakkını gündeme getiriyor. Zira kitleler bilhassa din konusunda bilgi sahibi olmadığı için “ehil bildikleri mecradan” gelen görüşe, fetvaya göre bir eylem planı belirliyor, buna göre icraatta bulunuyor.

Diyanet Din İşleri Yüksek Kurulu tarafından duyurulan görüşün (bu bir fetva değil; üzerinde ne isim, ne de imza mevcut) ülkemizdeki herkes için bir ehemmiyeti bulunmayabilir. Ancak bu noktada hassas bir kitlenin varlığı da söz konusu. Mevzu “faiz” gibi en büyük günahlardan biri olduğunda, Din İşleri Yüksek Kurulu’nun meseleye bir “noter” mantığıyla yaklaşması bu nedenle son derece sakıncalı.

Hocalar mesele hakkında ne diyor?

BEDRİ GENCER:

Alternatif modeller geliştirilmeli

Konu, beş başlık altında ele alınabilir:

1- Bilindiği gibi Rabbimiz kitabında “Zina yapmayın değil, zinaya yaklaşmayın” buyurur. Bunu “Zinaya, faize, katle, içkiye, sirkate yaklaşmayın” diye bütün haramlara uygulayabiliriz. Zira dinin asıl öncelikli gayesi, insanları harama, pisliğe düşmekten korumaktır. Dolayısıyla Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu’nun TOKİ Yüz Bin Konut projesinde faize verdiği cevaz, “Bu kadarcık faizden bir şey olmaz” mantığıyla açıkça faize, harama yol açmaktadır.

2- “Zaruretler mahzurlu fiilleri mübah kılar” kidesince zaruret gerekçesiyle de faize böyle bir cevaz verilemez. Zira dinimizde haram fiillerin işlenmesini mübah kılan zaruretin kıstası, can korkusudur. İmam Serahsî’nin el-Mebsût’da belirttiği gibi, bir kimsenin can korkusu, ölüm tehdidi halinde murdar (ölü hayvan, domuz) eti yemesi veya şarap içmesi, caiz değil, zaruridir, ölümü pahasına bunlardan kaçınması caiz olmaz. Yani İslâm tarihinde hiçbir âlim, bu şer’î zaruret dışında keyfî bir zaruret gerekçesiyle haramlara cevaz vermemiştir. Günümüzde heva ehlinin yaptığı üzere, kira vermenin zorluğu gibi keyfî bir zaruret gerekçesiyle faize cevaz verildiği takdirde “zaruretten faiz, zina, hırsızlık, öldürme” gibi bütün haramlar, zaruret kılıfıyla mübah kılınabilir.

3- Devlet eliyle yapılması da zina, kumar, faiz gibi fiilleri haram olmaktan çıkarmaz.

4- Devlet tarafından bir konut fiyatı belirlendikten sonra malzemeye gelecek zammın taksitlere yansıtılması gibi alternatif ödeme modelleri geliştirilebileceği halde doğrudan haram olan faizin meşrulaştırılması, dini tahrif mânâsına gelen kabul edilemez bir tutumdur.

5- Dinimizde şeriata dayalı hüküm beyanına fetva denir. Dolayısıyla Din İşleri Yüksek Kurulu’nun kararında olduğu gibi, şeriata değil, hevaya dayalı olan karara fetva değil, sadece (temelsiz) rey (görüş) denir.

5- Dinimizde şeriata dayalı hüküm beyanına fetva denir. Dolayısıyla Din İşleri Yüksek Kurulu’nun kararında olduğu gibi, şeriata değil, hevaya dayalı olan karara fetva değil, sadece (temelsiz) rey (görüş) denir.

5- Dinimizde şeriata dayalı hüküm beyanına fetva denir. Dolayısıyla Din İşleri Yüksek Kurulu’nun kararında olduğu gibi, şeriata değil, hevaya dayalı olan karara fetva değil, sadece (temelsiz) rey (görüş) denir.

5- Dinimizde şeriata dayalı hüküm beyanına fetva denir. Dolayısıyla Din İşleri Yüksek Kurulu’nun kararında olduğu gibi, şeriata değil, hevaya dayalı olan karara fetva değil, sadece (temelsiz) rey (görüş) denir.

5- Dinimizde şeriata dayalı hüküm beyanına fetva denir. Dolayısıyla Din İşleri Yüksek Kurulu’nun kararında olduğu gibi, şeriata değil, hevaya dayalı olan karara fetva değil, sadece (temelsiz) rey (görüş) denir.

5- Dinimizde şeriata dayalı hüküm beyanına fetva denir. Dolayısıyla Din İşleri Yüksek Kurulu’nun kararında olduğu gibi, şeriata değil, hevaya dayalı olan karara fetva değil, sadece (temelsiz) rey (görüş) denir.

Dolayısıyla şu yapıyor diye faiz kesinlikle caiz olmaz. Ayrıca böyle bir tutum toplum nezdinde faizi hafif görmeye kapı aralar.

Mehmet Talu:

TEFE-TÜFE farkı yansıtılabilir

Müslümanın tarifi yapılırken “Men ehalle ma ehallallah ve harrame ma harramallah” yani Allah’ın helal kıldığını helal kabul eden, haram kıldığını da haram kabul eden kişi olduğu belirtilir. Bu temel bir prensiptir. Cenab-ı Hak bir şeyi haram kılmışsa bütün dünya bir araya gelip bu helaldir dese bile yine haramdır. Müslüman bunu böyle bilecektir. Dolayısıyla şu yapıyor diye faiz kesinlikle caiz olmaz. Ayrıca böyle bir tutum toplum nezdinde faizi hafif görmeye kapı aralar. Oysa faizsiz başka çareler bulunabilir. Fiyat sabitlenip her yılki TEFE-TÜFE farkı konabilir. Ama oranı ne kadar düşük olursa olsun, adı faiz oldu mu bu kesinlikle caiz olmaz.

Müslümanın tarifi yapılırken “Men ehalle ma ehallallah ve harrame ma harramallah” yani Allah’ın helal kıldığını helal kabul eden, haram kıldığını da haram kabul eden kişi olduğu belirtilir.

Bu temel bir prensiptir. Cenab-ı Hak bir şeyi haram kılmışsa bütün dünya bir araya gelip bu helaldir dese bile yine haramdır. Müslüman bunu böyle bilecektir. Dolayısıyla şu yapıyor diye faiz kesinlikle caiz olmaz. Ayrıca böyle bir tutum toplum nezdinde faizi hafif görmeye kapı aralar. Oysa faizsiz başka çareler bulunabilir. Fiyat sabitlenip her yılki TEFE-TÜFE farkı konabilir. Ama oranı ne kadar düşük olursa olsun, adı faiz oldu mu bu kesinlikle caiz olmaz.

Müslümanın tarifi yapılırken “Men ehalle ma ehallallah ve harrame ma harramallah” yani Allah’ın helal kıldığını helal kabul eden, haram kıldığını da haram kabul eden kişi olduğu belirtilir. Bu temel bir prensiptir. Cenab-ı Hak bir şeyi haram kılmışsa bütün dünya bir araya gelip bu helaldir dese bile yine haramdır. Müslüman bunu böyle bilecektir. Dolayısıyla şu yapıyor diye faiz kesinlikle caiz olmaz. Ayrıca böyle bir tutum toplum nezdinde faizi hafif görmeye kapı aralar. Oysa faizsiz başka çareler bulunabilir. Fiyat sabitlenip her yılki TEFE-TÜFE farkı konabilir. Ama oranı ne kadar düşük olursa olsun, adı faiz oldu mu bu kesinlikle caiz olmaz.

Müslümanın tarifi yapılırken “Men ehalle ma ehallallah ve harrame ma harramallah” yani Allah’ın helal kıldığını helal kabul eden, haram kıldığını da haram kabul eden kişi olduğu belirtilir.

Bu temel bir prensiptir. Cenab-ı Hak bir şeyi haram kılmışsa bütün dünya bir araya gelip bu helaldir dese bile yine haramdır. Müslüman bunu böyle bilecektir. Dolayısıyla şu yapıyor diye faiz kesinlikle caiz olmaz. Ayrıca böyle bir tutum toplum nezdinde faizi hafif görmeye kapı aralar. Oysa faizsiz başka çareler bulunabilir. Fiyat sabitlenip her yılki TEFE-TÜFE farkı konabilir. Ama oranı ne kadar düşük olursa olsun, adı faiz oldu mu bu kesinlikle caiz olmaz.

Bu temel bir prensiptir. Cenab-ı Hak bir şeyi haram kılmışsa bütün dünya bir araya gelip bu helaldir dese bile yine haramdır. Müslüman bunu böyle bilecektir. Dolayısıyla şu yapıyor diye faiz kesinlikle caiz olmaz. Ayrıca böyle bir tutum toplum nezdinde faizi hafif görmeye kapı aralar. Oysa faizsiz başka çareler bulunabilir. Fiyat sabitlenip her yılki TEFE-TÜFE farkı konabilir. Ama oranı ne kadar düşük olursa olsun, adı faiz oldu mu bu kesinlikle caiz olmaz.

Bu temel bir prensiptir. Cenab-ı Hak bir şeyi haram kılmışsa bütün dünya bir araya gelip bu helaldir dese bile yine haramdır. Müslüman bunu böyle bilecektir. Dolayısıyla şu yapıyor diye faiz kesinlikle caiz olmaz. Ayrıca böyle bir tutum toplum nezdinde faizi hafif görmeye kapı aralar. Oysa faizsiz başka çareler bulunabilir. Fiyat sabitlenip her yılki TEFE-TÜFE farkı konabilir. Ama oranı ne kadar düşük olursa olsun, adı faiz oldu mu bu kesinlikle caiz olmaz.

Dar gelirli vatandaşlar, Diyanet'in fetvasına uyabilirler...

Hayrettin Karaman

İmkanı olmayan fetvaya uyabilir

Oturacak haline uygun mülk evi olmayan ve peşin para ile ev alma imkanı da bulunmayan dar gelirli şahıslar diyanetin fetvasına uyabilirler.

Devlet bir şeye faiz dediği için o şey faiz hükmü kazanmaz.

Faruk Beşer

Devlet dese de bu faiz değil

Sistemin tam olarak nasıl çalıştığını bilmiyorum. Bana sorup söyledikleri kadarıyla, devlet bankasından binde 49 oranında faiz adı verilerek bir kredi takdim ediliyor. Yüzde yarım bir faiz demek bu. Öncelikle şunu belirtmek lazım. Devlet bir şeye caizdir dedi diye, o şey caiz olmaz. Caiz, dini bir kavramdır. Allah’ın ve Resulü’nün (sav) caiz dediğine biz caiz deriz. Fakat şöyle de bir durum söz konusu: Devlet bir şeye faiz dediği için o şey faiz hükmü kazanmaz. Faiz hükmü taşıyorsa da devletin faiz değil demesi onun faiz olmasını engellemez.

Müslümanlar muamelede faiz adının geçmesine fazla takılmamalı, meselenin esasını bilmeliler. Adına ne derlerse desinler.

Burada devlet buna faiz diyor, biz ise bu faiz değildir diyoruz. Çünkü bugünkü paralar hakiki paralar değillerdir.

Yani biz birine yüz lira verdiğimizde aslında o parayı değil, o paranın satın alma gücünü vermiş oluyoruz. Yüz liralık kağıt para sadece bu işi temsil ediyor. Bunu verdiğimizin bir senedi olmuş oluyor. Başka bir şey değil. Dolayısıyla önemli olan, benim size sunduğum satın alma gücüdür. Yoksa o kağıdın bizatihi bir değeri yoktur. Öyleyse, paraya yani senede yüzde 20 civarında enflasyonun vaki olduğu bir yerde yüzde yarım yani toplamda yüzde 6 faiz dedikleri şey aslında faiz olmaz.

Devlet burada verdiği miktarın epeyce altında bir miktarı almış oluyor. Verdiği miktarın yüzde 10’undan fazla bir miktarı ancak almış oluyor. Bu da devletin hakkıdır. Bu durumda “azı da faiz olmaz mı?” diye bir soru akla gelebilir. Oysa devlet vatandaşına bunu “atıyye / bağış” olarak verebilir. Dolayısıyla biz böyle bir alışverişin faiz olmadığı kanaatindeyiz. Müslümanlar muamelede faiz adının geçmesine fazla takılmamalı, meselenin esasını bilmeliler. Adına ne derlerse desinler.

Şimdi aksine, tam tersi oluyor. Devlet bireysel emeklilikte alıyor bizim bir şeylerimizi, adına nema diyor. Kazandırıyor, faizle çalıştırıyor ve bize diyor ki “bunlar sizin nemalarınız”. Biz bu kadar saf mıyız? Nema deyince faiz olmaktan çıkıyor mu? Biz bunu alıp yiyelim mi diyeceğiz.

Diyelim ki enflasyonun yüzde 10, faizlerin de yüzde 12 olduğu bir ortamda devlet vatandaşına yüzde 6 faizle konut katkısında bulunmak istiyor. Bunu bu şekilde görmek lazım.

İKTİSATÇI GÖZÜYLE

Mustafa Özel

Faizsiz isteyene de aynı avantaj sağlanmalı

Bu tür durumlarda devlet aslında vatandaşına yardımcı olmak istiyor. Ama paranın da bir maliyeti var. Para devletin değil, para vatandaşın. Belli bankalara koymuşlar. Devlet isterse para basar ama haddinden fazla basması kalpazanlık olur. Dolayısıyla devletin parası yoktur, milletin parası vardır. Paranın da bir bedeli vardır. Öncelikle bu konuda bir anlaşalım.

Dediğimiz gibi devlet, vatandaşına konut edinmede yardımcı olmak istiyor. Bunu da herkese değil, konutu olmayana yapıyor. Bu meselede ulemanın ve insanların iki gruba bölündüğünü bildiğim için arayı bulma amacındayım. Problem mi çözmek istiyoruz, yoksa kendi haklılığımızı mı kanıtlamak istiyoruz, niyet burada önemli. Bence problemi çözme yönünde düşünmemiz lazım. Bu yüzden madde madde izah edelim.

1. Para devletin değil, milletindir ve bir bedeli vardır.

2. Devlet vatandaşına yardımcı olmak istiyor.

3. Bu yardımcı olmak ne demektir? Bir kolaylık, bir avantaj sağlamak. Bir iktisatçı olarak bu avantajın nicelleştirilebileceğini düşünüyorum. Peki, bu ne demek?... Diyelim ki enflasyonun yüzde 10, faizlerin de yüzde 12 olduğu bir ortamda devlet vatandaşına yüzde 6 faizle konut katkısında bulunmak istiyor. Bunu bu şekilde görmek lazım.

4. Vatandaşımız iki türlüdür: Faiz hassasiyeti olanlar ve olmayanlar. Burada önemli olan devletin yüzde 6’lık avantajı vatandaşları arasında ayrımcılık gözetmeden ihtiyacı olan vatandaşa yansıtması.

Faiz hassasiyeti olmayanlar için herhangi bir problem yok. Devletin sağladığı yüzde 6’lık faiz imkanından yararlanmak için hemen başvuruyorlar.

Faiz hassasiyeti olanlar için bu noktada devlet bir kolaylık gösterebilir. Der ki: Ey vatandaşım! İstersen sana yüzde 6 faizle 100 bin lira vereceğim. Eğer faiz hassasiyetin varsa sıfır faiz imkanı tanıyacağım. Ancak diğer vatandaşa da haksızlık yapmak istemiyorum. Bu nedenle sıfır faiz söz konusu olursa 100 bin değil de 50 bin TL veririm. Yani yüzde 6 faizi kabul eden için 100 bin TL, faize hiç bulaşmak istemeyen içinse 50 bin TL.

Ulema çağlar boyunca çeşitli konularda hep ihtilaf edegelmiş. Bir kısmı daha şekilci, bir kısmı amacı önceleyen bir bakış açısına sahip olduğu için bugün de aynı minvalde devam ediyor. Peki, hangi bakış açısı haklıdır? Bir kere böyle bir şey yok. Herkes kendi açısından haklı. Eğer ortada bir dalkavukluk, bir menfaat beklentisi yoksa; mesele çözüm bulmak, Allah’ın rızasını kazanmaksa isabet etmesen de bir ecir kazanmış oluyorsun. Meseleye böyle bakmak lazım.

Ayrıca kimin haklı olduğunu belirleyen bir üst otorite mevcut değil ki “ille budur” diyebilsin.

Dolayısıyla eğer problemi çözmek istiyorsak; devlet bu vesileyle vatandaşa ne avantaj sağlıyorsa, bu avantajı “kuantifiye” etmemiz yani nicel, ölçülebilir hale getirmemiz lazım. Demeliyiz ki, devlet faizli kredi isteyene şu miktar, faizsiz kredi isteyene de bu miktar imkan sunarak aynı avantajı sağlıyor. Bu hesaplanabilir bir şeydir. Böylece gayet basit, iki şıklı bir yöntemle çözüme varmış oluruz.

Bu arada devletin faizsiz satış yönteminde, yıllık TEFE-TÜFE artışını baz alan bir ödeme planı oluşturması yine bir çözüm şeklidir.

Öncelikle devletin adil olması lazım. Vatandaşını, dindar-laik gibi ayrımlara sokmadan bir çözüm üzerine kafa yormalı. Kriter olarak ihtiyaç sahibi olmak esas olmalı. Faizle isteyene faizle, faizsiz isteyene faizsiz aynı avantajı sağlamalı. Ben sıradan bir vatandaş olarak herhangi bir bankaya gidip konut kredisi alsam, diyelim ki 100 bin TL aldım. On yıl sonra ne ödeyeceğim, 300 bin TL. Devlet bana şu anda nasıl bir ödeme tablosu sunuyor? 100 bin TL’ye mukabil 200 bin TL. Demek ki devlet TOKİ üzerinden bana 100 bin TL miktarında bir avantaj sağlıyor. Faizli ya da faizsiz ödeme şekilleri bu miktar üzerinden çok rahat hesaplanabilir.

Bu arada devletin faizsiz satış yönteminde, yıllık TEFE-TÜFE artışını baz alan bir ödeme planı oluşturması yine bir çözüm şeklidir. Demir, çimento ve diğer malzemelerin yıllık fiyat artışları ödeme açısından belirleyici olabilir. Ben işin felsefesini söylüyorum. İşin uygulama kısmında uzmanlar çözüm yolları üzerinde çalışabilir.

Diyanet Din İşleri Yüksek Kurulu ne dedi?...

İslam’da faiz, kesin olarak haram kılınmıştır. Bir zaruret bulunmadıkça faiz almak da vermek de caiz değildir. İş kurmak veya genişletmek; ev, araba satın almak üzere kişi, kuruluş veya bankalardan alınan faizli krediler de bu kapsamdadır ve caiz değildir.

TOKİ aracılığıyla devreye alınan son uygulama ise devletin, alt veya orta gelirli vatandaşlarına yönelik olarak ürettiği bir sosyal konut projesidir. Bu projede, peşinat haricindeki tutar, kamu bankaları vasıtasıyla kredilendirilmekte olup devletin söz konusu borçlandırmadaki amacı, faiz geliri elde etmek değil, aksine ödeme güçlüğü içindeki vatandaşlarının ev sahibi olmalarına yardımcı olmaktır.

Bu itibarla, devlet TOKİ’nin bu uygulamasında başka bir yolla konut alma imkânı tanımadığından, belirtilen niyet ve amaçlar doğrultusunda söz konusu projeden yararlanmak caizdir.

Devlet, eğer başka bir yolla konut alma imkanı tanımadıysa...

Din İşleri Yüksek Kurulu’na düşen bu durumu onaylamak değil “yol gösterici” bir tutum takınıp; devlete faiz konusunda hassasiyet sahibi vatandaşların varlığını hatırlatarak “ikinci bir şık” sunmak olmalı.

Aksi takdirde, kimse kusura bakmasın ama tıpkı bir “noter” zihniyetiyle iş gören Suudilerin Büyük Alimler Konseyi’nden hiçbir farkı kalmıyor.