Bir miras olarak Avrupa maçları

Bir miras olarak Avrupa maçları…
Bir miras olarak Avrupa maçları…

Günlerden Çarşamba, ne maçı vardı ki? Soramadım bile parayı kaptığım gibi gidip pilleri alıp geldim. Yemekten sonra babam kahveye çıkmadı radyoyu açıp beklemeye başladık. Çocuktuk, en çok futbolu en az da Fenerbahçe’yi seviyorduk. Trabzonluyduk biz; doğal olarak da Trabzonsporlu. Trabzonspor, neredeyse 1000 km uzakta olduğumuz memlekete götürürdü bizi her maçta…

İlginizi çekebilirYaşasın televizyon futbolu!

“Radyonun pilleri bitmiş hava kararmadan gidin de pil al akşama maç var” dedi babam. Köyde bakkal olmadığı için 4 km uzaktaki daha büyükçe bir köye gidip pil aldım bisiklete binip. Bisiklet deyip geçmemek lazım; sadece bizim köy değil civar köy çocuklarının bile hasta olduğu, sarı siyah tekerli kontra pedal gıcır gıcır bile aletti. O sene memlekete gitmekten feragat edip ipekböceği yetiştirip bir de süpürge ekmiştik köylünün tarlasını kiralayarak… Mahsul bereketli olunca kazancın bir kısmı kardeşimle bana kalmış onunla da gurbetçi bir aileden o bisikleti satın almıştık.

Günlerden Çarşamba, ne maçı vardı ki? Soramadım bile parayı kaptığım gibi gidip pilleri alıp geldim. Yemekten sonra babam kahveye çıkmadı radyoyu açıp beklemeye başladık. Çocuktuk, en çok futbolu en az da Fenerbahçe’yi seviyorduk. Trabzonluyduk biz; doğal olarak da Trabzonsporlu. Trabzonspor, neredeyse 1000 km uzakta olduğumuz memlekete götürürdü bizi her maçta…

Mikrofonlarımız Trabzon'da dediğinde spiker, yüreklerimiz de giderdi Trabzon'a, bir yayla havası almış gibi olurduk...

En çok futbolu en az Fenerbahçe’yi seviyorduk yalan yok... Biz ne isek Fenerbahçe o değildi; Fenerbahçe ne ise de biz o değildik. Biz, kendi yetiştirdiği futbolcularla şampiyonluklar yaşayan mahallenin fakir ama çalışkan delikanlısı, Fenerbahçe ise parasıyla istediği futbolcuyu transfer eden zengin ve gururlu bir takımdı. Babam öyle diyordu biz de öyle inanıyorduk... Ama yine de 1985'in Eylülünde, radyonun başına oturduğumuz o anda, hemen anlayıvermiştik babamın ( ve dolayısıyla bizim) o günlüğüne Fenerbahçeli olduğumuzu.

“İşimiz çok zor” diyordu babam; rakip Giresse’li, Tigana’lı Bordeaux... Olsun, futbol en çok umut etmekti ve biz yine umut ediyorduk. Derken maçın başında Selçuk’la öne geçmez mi Fenerbahçe? Sonra onlar attı, sonra yine “biz” ve sonra yine onlar... Son golü Hüseyin attığında ise 3 Trabzonsporlu, köy lojmanının küçücük odasına sığmaz olduk sevinçten; ben, babam ve kardeşim...

Babamı çok erken yaşta tıpkı 3. Golün kahramanı Hüseyin gibi kanserden kaybettik. Kardeşimi ise Karadeniz’in dalgaları aldı daha üniversite çağında...

İlginizi çekebilirHayali cemaat

Şimdi Beşiktaş yine bir Fransız takımına karşı oynayacak Nisan ayında. Bu kez radyonun başında değil televizyonun başında olacağız çocuklarımla. Ve inşallah Beşiktaş 3. Golü attığında hep beraber sevineceğiz. Sormayacak çocuklarım “Baba biz Trabzonsporlu değil miydik?” diye. Anlayacaklar meselenin ne olduğunu; tıpkı yıllar önce ben ve kardeşimin anladığı gibi…