Bosna Hersek’in yaşayan en önemli kalemi: Cevad Karahasan

Balkan edebiyatını takip edenler, Cevad (Dževad) Karahasan’ın kim olduğunu iyi bilirler.
Balkan edebiyatını takip edenler, Cevad (Dževad) Karahasan’ın kim olduğunu iyi bilirler.

Karahasan romanlarının kahramanları yazar gibi hareket eder, bu nedenle yazarlık eylemi, romanın temel bir motifini oluşturur. Bu durum, her zaman yeni metinsel anlamları teşvik eden, Bosnalı yazarın bir stratejisidir.

Balkan edebiyatını takip edenler, Cevad (Dževad) Karahasan’ın kim olduğunu iyi bilirler. Onun, Bosna Hersek’in yaşayan en önemli yazarı olduğunun farkındadırlar. Biz bilmeyenler için genel hatlarıyla bir şablon çizelim. Cevad Karahasan, 25 Ocak 1953’de Duvno’da (Tomislavgrad) dünyaya geldi. İlk ve orta eğitimini, bu kentte tamamladı.

Yüksek tahsilini Saraybosna Üniversitesi Felsefe Fakültesi’nde yaptı.
Yüksek tahsilini Saraybosna Üniversitesi Felsefe Fakültesi’nde yaptı.

Yüksek tahsilini Saraybosna Üniversitesi Felsefe Fakültesi’nde yaptı. Burada, karşılaştırmalı edebiyat ve tiyatro eğitimi aldı. Zagreb’te, Felsefe Fakültesi’nde, doktora tezini savundu. Uzun yıllar, Saraybosna’da çıkarılan Odjek (Yankı) dergisinin editörlüğünü ve Izraz (ifade) dergisinin baş editörlüğünü yaptı.

Zenitsa, Saraybosna ve Salzburg’da dramaturg olarak çalıştı. 1993 yılında Bosna Hersek’teki savaş sebebiyle Saraybosna’dan ayrılarak Avusturya’nın Graz şehrinde yaşamaya başladı. Saraybosna, Salzburg, Innsbruck, Göttingen ve Berlin’deki üniversitelerde misafir öğretim üyesi olarak görev yaptı.

Saraybosna düşkünlüğü

Cevad Karahasan, Saraybosna ve Bosna Hersek’ten ayrıldı ama Saraybosna ve Bosna Hersek, ondan hiç ayrılmadı. Onun eserlerini dikkatlice okuyanlar, güzelce gizlenmiş bir şekilde Saraybosna’yı anlatan birçok bölüm olduğunu görebilirler. Eşi Dragana bu özelliğini çok sonradan fark etmiş ve kitaplarındaki ilgili bölümleri, Saraybosna-Yılın Dört Mevsimi (Sarajevo- Cetri Godisnija Doba) isimli kitabında bir araya getirmiştir. Karahasan’ın öncelikli tercihi drama yazarlığı, tiyatro yönetmenliği, tiyatro tarihi ve eleştirisi olsa da; hatıra, deneme, öykü, hikâye ve roman sahasında da güçlü eserlere imza atmıştır, atmaktadır. Karahasan, kaleme aldığı eserlerinin yanı sıra düzenli olarak Lettre International ve Kursbuch gibi Avrupa dergilerine de makaleler göndermektedir.

 Özellikle Almanca konuşulan ülkelerdeki edebiyat çevreleri tarafından tanınır ve takdir edilir.
Özellikle Almanca konuşulan ülkelerdeki edebiyat çevreleri tarafından tanınır ve takdir edilir.

Avrupa'da tanınır

Edebî sesini uzlaşma ve arabuluculuk için kullanan Karahasan, Doğu ve Batı’dan gelen malzemelerle, mümkün olanın en iyisini hayal eder. Eserlerinde geleneksel ve moderni, şiirsel bir dil ve felsefe ile ustaca harmanlar. Bu sebeple şöhreti Balkanları aşarak Avrupa’ya kadar ulaşmıştır. Özellikle Almanca konuşulan ülkelerdeki edebiyat çevreleri tarafından tanınır ve takdir edilir. Kaleme aldığı metinlerin merkezinde çoğunlukla zamansız konular bulunur. Bunun yanında, Bosna Savaşı ve savaş sonrası Bosna’yı ve hayatın güncel meselelerini ortaya koyar. Birçok kişi onu, kendine rol model edindiği Miroslav Krleže ile kıyaslar. Hayatlarının benzeştiğini, aynı kaderi paylaştıklarını düşünürler. Çünkü Karahasan da tıpkı Krleže gibi tiyatrodan büyülenmiş ve onunla evlenmiştir.

Cevad Karahasan, Saraybosna ve Bosna Hersek’ten ayrıldı ama Saraybosna ve Bosna Hersek, ondan hiç ayrılmadı.

Eserleri

Bununla birlikte, Karahasan’ın en dikkat çeken eserleri roman ve denemeleridir: 1989 yılında Doğu Divanı (Istočni Diwan), 1994 yılında Şehriyâr’ın Yüzüğü (Sahrijarov Prsten), 1999 yılında Sara ve Serafina (Sara i Serafina), 2005 yılında Gece Konseyi (Noćno Vijeće), 2012 yılında Ölüm Tohumu (Sjeme Smrti), 2014 yılında Gece Gökyüzünün Tesellisi (Utjeha Noćnog Neba) ve 2016 yılında Kül Ne Anlatıyor (Što Pepeo Prica) isimli romanları yayınlandı.

Masal ve denemelerine gelince: 1993 yılında Yorgunlar Evi (Kuća za umorne) ve 2007 yılında Karanlık Vilayetten Gelen Raporlar (Izvještaji iz Tamnog Vilajeta) isimli masal kitapları; 1987 yılında Dil ve Korku Üzerine (O Jeziku i Strahu), 1993 yılında Göç Günlüğü (Dnevnik Selidbe) ve 2002 yılında Bahçeler Kitabı (Knjiga Vrtova) isimli deneme kitapları okurlarıyla buluştu.

Karahasan’ı tanımamanız ya da eserlerini bilmemeniz onun için sorun teşkil etmez. Kibirli ve kendini beğenmiş yazarlardan olmadığından buna aldırmaz. Ucuz siyasallaşma, edebî politik pazarlama ve edebî olmayan tüm eğilimlerin yabancısı olan yazarlar kategorisine dâhildir. Teknolojik eğilimlerden, internetten ve sanal sosyal ağlardan uzaktır. Facebook ve Twitter hesabı yoktur. Linkedin’in ne olduğunu ne işe yaradığını bilmez. Hatta cep telefonu bile yoktur. Onun eserlerinin temel özellikleri, düzyazıların nesnelleştirilmesi ve dramatizasyonunun yanı sıra; dilin zenginliğini modern ve yenilikçi anlatı teknikleriyle birlikte kullanmasıdır.Eserlerinde felsefe ve teoloji bir aradadır. Söylenmemişleri söylemesi ve akıcılığının yanı sıra karmaşıklığı ve mantıksal bilinmezliği, onu ve eserlerini öne çıkarır.

Karahasan romanlarında hikâye içinde hikâye ve anlatıcının başka birinin deneyimini aktardığı bölümler gibi farklı anlatı ve çoklu biçimlendirme eğilimi vardır. Bu durum, tabakalaşma dozu verse de okumayı zorlaştırmaz. Karahasan romanlarının kahramanları yazar gibi hareket eder, bu nedenle yazarlık eylemi, romanın temel bir motifini oluşturur. Bu durum, her zaman yeni metinsel anlamları teşvik eden, Bosnalı yazarın bir stratejisidir.

Doğu Divanı

Doğu Divanı’ndaki “divan” sözcüğü, diğer anlamlarının yanı sıra muhabbeti simgeler.
Doğu Divanı’ndaki “divan” sözcüğü, diğer anlamlarının yanı sıra muhabbeti simgeler.

Doğu Divanı, Şehriyâr’ın Yüzüğü ve Kül Ne Anlatır, isimleriyle, konusunu ve içeriğini belli eden Karahasan eserleridir. Mesela, sufi aziz ve şehit Hallac’ı anlatan Doğu Divanı’ndaki “divan” sözcüğü, diğer anlamlarının yanı sıra muhabbeti simgeler.

Aynı zamanda belirli kurallara uygun olarak, belirli bir formdan ayrılmadan yapılan seridir. Karahasan’ın düzyazı kurgusunda form, genel olarak metnin gövdesini belirleyen kaçınılmaz unsurdur ama aynı zamanda metne ilave bir anlam yükler. Doğu Divanı’ndaki Arabik formun işlevsel uygulaması veya Şehriyâr’ın Yüzüğü’ndeki eş merkezli daireler modeli bunun en güzel örnekleridir.

Doğu Divanı, Bağdat ambiyansı ile efsanevi şehit, şair ve aforizmacı düşünürün varoluşsal- spritüal dramasının iç içe geçtiği, dönüşümlü anlatıldığı karmaşık bir eserdir. Kitaptaki her bölüm bir önceki bölümden; ilki sondan, ikincisi birinciden kaynaklanacak şekilde kurgulanmıştır. Karahasan, Meşa Selimoviç’in Derviş ve Ölüm’ünün aksine, sofistike mistisizmin sorunlarının oldukça farkındadır.

Şehriyâr'ın Yüzüğü

Şehriyâr’ın Yüzüğü, her şeyden önce, kılcal damarlarına kadar nezaket ve romantizm sinmiş bir romandır. Yazarın ifadesiyle, “en Saraybosnalı”Karahasan romanıdır. Kitaba konu olan hikâye Saraybosna’da başlıyor. Ardından, spritüal bir şekilde, Kanuni Sultan Süleyman zamanına ve Sümerler dönemindeki eski Mezopotamya’ya, Adem ile Havva’nın dünyaya gelişine gidip, en sonunda yeniden Saraybosna’ya dönülen manevi bir yolculukla devam ediyor.

Şehriyâr’ın Yüzüğü, aynı zamanda dünyanın en güzel hikâye serisini de anımsatır. Şehrazat, post-modern hikâye ve hikâyeciliğin işaretidir. Aynı zamanda hikâyeyi anlatan kadının anlatımıyla baştan çıkarışıdır.

Bu kitap, ismi gibi içeriğinde de hikâye kompozisyonunu tamamlayan halkalarla bir diğer hikâyeyi örtüyor. Böylelikle, bir anlamda her zaman ucu açık bir son bırakıyor.

Göç Günlüğü

Ölüm Tohumu, şairin merkezde yer aldığı Karahasan romanlarındandır. Bu roman, matematikten astronomiye kadar uzanan geniş bir sahayla ilgilenen ünlü şair Ömer Hayyam’ın kaderini ele alır. Orta Çağ’daki bir Pers şairi hakkındaki üçlemenin ilk bölümü niteliğindedir. Orta Çağ’ın Müslüman kişilerinden ve kahramanlarından bahsedilen, arabesk tarzda yazılmış, oldukça hacimli bir kitaptır. Okuyucuyu yoğun bir entrika yumağının içerisine çeker. Bu öyle bir yumaktır ki eski bir halının süslemelerine benzeyen, çıkışı olmayan bir labirent gibidir. İngilizce başta olmak üzere birçok dile çevrilen Göç Günlüğü ise Saraybosna kuşatmasının ve insanlık dışı koşullarda insan toplumunun işleyişinin göstergesi niteliğinde, çarpıcı bir hatıradır. Karahasan’ın kısa ama ikna edici bu kitabında, okuyucu, boş yere bulmacanın anahtar kelimesini bulmak için uğraşır. Çünkü medeniyetin temsilcisi konumundaki Saraybosna’yı yıkmak için verilen bu inatçı saldırganlığı anlamak mümkün değildir.

Yorgunlar Evi

Hikâyelerdeki karakterler, çevrelerine uyum sağlamakta zorlanan, yaşadıkları hayatta marjinal kalan insanlardır.
Hikâyelerdeki karakterler, çevrelerine uyum sağlamakta zorlanan, yaşadıkları hayatta marjinal kalan insanlardır.

Yorgunlar Evi’nde yer alan tüm ana karakterler, gerçekten yorgun ve bitkin insanlardır. Dahası, bunlar genellikle yaşamın ikinci yarısına adım atan yaşı ilerlemiş insanlardır. Bu kitabın ilk baskısı 1993 yılında Zagreb’de, ikinci baskısı 2004 yılında Saraybosna’da yayınlandı. Ekim 2014’ün sonunda iki hikâye daha eklenerek üçüncü baskısı yapıldı. Bu hikâyelerden biri kitabın başına, diğeri sonuna eklendi. Hikâyelerin sayısı artarken eski hikâyelerden bazılarının isimleri de değişti. Bu kitapta yer alan tüm öykülerde hayatlarının bir noktasında sevgi ve bağlılık duygularına azami ölçüde yoğunlaşan ve bir sebepten dağılan insanları anlatır.

Hikâyelerdeki karakterler, çevrelerine uyum sağlamakta zorlanan, yaşadıkları hayatta marjinal kalan insanlardır. Tüm öykülerdeki ilginç husus, fantastik unsurlar, içsel gerginliklerini ortaya koymalarına izin veren bir ortam olarak, belirli imgelere, vizyonlara, izlenimlere ve hatta bu tür olayların ve eylemlerin etkilerine dönüşür. Alışkın olduğumuz dünya kuralları için anlaşılabilir değildir. Netice olarak Yorgunlar Evi, Bosnalı yazar ile ilk kez tanışanlar ve daha önce eserlerini okuyanlar için önerilmeyi hak eden bir eserdir. Karahasan’ın eserlerini daha önce okuyanlar onun ne kadar harika olduğunu biliyorlar, yeni okuyanlar ise onun harikalar dünyasına giriş yapacaklar. Özellikle üçüncü baskıyla birlikte gelen yeni hikâyelerden büyük tat alacaklar.

 Sara ve Serafina, Bosna-Hersek’teki son savaş döneminde yaşananlardan esinlenerek kurgulanmıştır.
Sara ve Serafina, Bosna-Hersek’teki son savaş döneminde yaşananlardan esinlenerek kurgulanmıştır.

Sara ve Serefina

Karahasan romanlarının tarihsel bir arka plana sahip olması alışılmadık bir şey değildir. Sara ve Serafina romanında da benzer bir durum söz konusudur. Psikolojik olarak betimlenen karakterler, tarihsel arka plan ve savaş tanıklığı, bu romanın birer parçasıdır. Sara ve Serafina, Bosna-Hersek’teki son savaş döneminde yaşananlardan esinlenerek kurgulanmıştır.

Daha doğrusu yazar, kuşatılmış Saraybosna şehrinden kurtulma şansı olan insanların trajik kaderleri hakkında bir hikâyeden yola çıkmıştır. Sara ve Serafina, belgesel gerçekçiliğin kırıldığı, karışık bir anlatıma sahip bir romandır.

Lanetli bir alanı, zor ve trajik bir zamanı anlatır. Aynı zamanda insanın sonu olmayan acıları ve varlık sorgulamasını konu edinir. Borges’in gerçek dışı atmosferinin yer aldığı, takdire şayan ve takdir edilen başarıya sahip olan bir çalışmadır.

Gece Konseyi

Gece Konseyi her ne kadar farklı tarihsel dönemeçleri ve nedenleri olsa da aynı anlayıştan beslenen saldırganlığa ve faşizme yönelik keskin bir bakış sunuyor. Kendi köklerinden emin olmak isteyen ve yaklaşan savaşla yüzleşmek zorunda kalan bir adamın öyküsünü ele alıyor. Polisiye olay örgüsü ile dinsel kurgunun, bir aşk hikâyesi ile dönemsel eleştirinin aynı potada harmanlandığı bir romandır. Eski ve Orta Çağ felsefesinde varlık ne idiyse, Yeni Çağ için zihin neyse, bugünün felsefesi için dil odur. Karahasan, edebiyat kuramına ve pratiğine eş zamanlı sahip bir yazar olarak, dile ve dilde inşa edilen edebiyata hiçbir şekilde yabancı değildir. Karahasan’ın Dil ve Korku Üzerine isimli kitabı, dilin günlük yaşamda nasıl kullanıldığını ve insan yaşamında nasıl bir etki bıraktığını gösteriyor. Bosnalı yazar, tekrar tekrar, bu problem hakkında yazmıştır. Dil hakkında denemelerden oluşan Bahçeler Kitabı, bu ısrarın bir tezahürüdür. 2002 yılında önce Bosnaca ve ardından Almanca olarak yayınlanan Bahçeler Kitabı, çağdaş Balkan edebiyatının en iyi deneme eserlerindendir. Karahasan’ın kafasına takılan konularla birlikte, Dil ve Korku Üzerine (O jeziku i strahu) kitabının devamı olarak gelmiştir. Almanca’ya “İslam ve Hristiyanlık Arasındaki Sınırları Aşmak” ismiyle çevrilen bu kitap, isminden de anlaşıldığı üzere, İslam ve Hristiyanlık arasındaki diyalogdan ve iki dinin kültüründen bahsetmektedir.

Küllerin Anlattığı

Cevad Karahasan, Küllerin Anlattığı ile çemberi şimdilik kapatıyor.
Cevad Karahasan, Küllerin Anlattığı ile çemberi şimdilik kapatıyor.

Cevad Karahasan, Küllerin Anlattığı ile çemberi şimdilik kapatıyor. Bizi en başa döndürüyor; Saraybosna’nın meşhur kütüphanesi Viyecnitsa’da (Vijecnica) bulunan, yakıldıktan sonra küllerinden yeniden yazılan/okunan bir el yazmasının eksiksiz bir romanını sunuyor. Aslında Viyecnitsa, bir semboldür. Burada yanan elyazmaları ise unutulmazlığı sağlayan bir kültürel hafıza aracıdır. Bir başka ifadeyle, küller yani küllerin hikâyesi unutulmayacaktır.

Bu romanını oluşturan hikâye üçlemesi; Orta Çağ’ın en önemli insanlarından biri olan Ömer Hayyam’ın hayatını anlatır ve her şeyden önce Saraybosna Ulusal ve Üniversite Kütüphanesi ile Ağustos 1992’de fosfor bombalarıyla yakılan ünlü Viyecnitsa’ya saygı duruşudur. Dilin önemi, şairin toplumdaki yeri, şairlerin iktidarın yakınında maruz kaldığı tehlikelere dair sorular ve önceki romanlardaki sorular, burada derinlemesine sorgulanıyor. Ama roman, bu metin ve çerçeve ile bitmiyor. Romanın sonunda okur, geçmişin küllerinden, geleceği inşa etmeye davet ediyor. Çünkü metinler yanmaz, küllerin hikâyeleri unutulmaz.