Dış güçlerin gücü

Cumhuriyetin inşa etmeye çalıştığı toplum tipinin, yeni siyasallığın dış güçler izahına muhtaçlığından da kaynaklanıyor.
Cumhuriyetin inşa etmeye çalıştığı toplum tipinin, yeni siyasallığın dış güçler izahına muhtaçlığından da kaynaklanıyor.

Osmanlı devlet adamı ve aydını, “büyük güçler” arasındaki mücadelelerin farkındaydı, olan biteni de komployla açıklamaya yeltenmeden, açıkça Avrupa devletlerinin kendi aralarındaki paylaşım kavgalarının sonucu olarak görüp, okuyup, açık açık tartışabiliyordu. Cumhuriyet sonrasında hem Batılılaşmak hem Batı karşısında var olmak gibi tuhaf bir yöntem geliştirilince “dış güçler” retoriği ve komploculuk en bariz izah aracı hâline geldi.

Türk modernleşmesinin tarihi boyunca bir tarafta çok ciddi eleştiriler yaşanırken bir tarafta kritiğe kapalı, Müslümanların kendilerini haklı çıkartmaya matuf dış güçler retoriği geliştirildi. Osmanlı modernleşmesiyle beraber özellikle Meşrutiyet dönemindeki fikir hareketleri İslamcılık da Batıcılık da, “suçu” Müslümanlar da buldu. Batı karşısında yenilmenin ve geri kalmanın pek çok sebebi anlatıldı fakat ağırlıklı olarak Müslümanların tembelliği, din anlayışı, geleneksel İslam’ın etkileri üzerinde duruldu. Bu kritikten ne bir felsefe, ne bir siyasal teori, yönelim zuhur etti; tam tersine derin bir özgüven eksikliği tüm İslam âlemini kapladı. Bunlara sömürgecilik de eklenince pasif, sindirilmiş ümmet portresi ortaya çıktı.

Cumhuriyet elitinin Batılılaşma politikası Türkleri de “bitkisel” hayata soktu. Nefes alan ama ayağa kalkmaya mecali kalmayan, korkudan iradesini sindirmiş bir millet görüntüsü vermeyi tercih ettik. Bu yüzden dış güçler ve komploculuk Cumhuriyet’in siyasal kültürünün sonucu.

Türkleri İslam âleminden ayıran temel sâiklerden biri, özgüvenlerini, umutlarını her şart altında korumayı bilmesi olmuştu. İstiklal Harbi bu umudun, gayretin son güçlü tezahürü oldu, Cumhuriyet elitinin Batılılaşma politikası Türkleri de “bitkisel” hayata soktu. Nefes alan ama ayağa kalkmaya mecali kalmayan, korkudan iradesini sindirmiş bir millet görüntüsü vermeyi tercih ettik. Bu yüzden dış güçler ve komploculuk Cumhuriyet’in siyasal kültürünün sonucu. Osmanlı devlet adamı ve aydını, “büyük güçler” arasındaki mücadelelerin farkındaydı, olan biteni de komployla açıklamaya yeltenmeden açıkça Avrupa devletlerinin kendi aralarındaki paylaşım kavgalarının sonucu olarak görüp, okuyup, açık açık tartışabiliyordu. Cumhuriyet sonrasında hem Batılılaşmak hem Batı karşısında var olmak gibi tuhaf bir yöntem geliştirilince “dış güçler” retoriği ve komploculuk en bariz izah aracı hâline geldi.

İttihatçılar, cumhuriyet idaresi ve dış güçler

İşin esası dünya sisteminin işleyişi konusunda belki daha yerli yerinde tanımlar, analizler, yorumlar getirilmesi, üstün medeniyetin işleyişini izah etmek gerekirken “suçlu” arayışı, acizliği yöneltme girişimi kaba karşıtlık ve komplo zihniyetini öne sürmek, simgecilik, gizemcilikle dış güç söylemi biraz da İttihatçı geleneğinin ürünü biçiminde gelişti.

Simgecilik, gizemcilikle dış güç söylemi biraz da İttihatçı geleneğinin ürünü biçiminde gelişti.
Simgecilik, gizemcilikle dış güç söylemi biraz da İttihatçı geleneğinin ürünü biçiminde gelişti.

İttihatçılar “gizli” ve “gizemli” yöntemlerle örgütlendikleri, toplandıkları, faaliyet gösterdikleri, kapalı kapılar ardında farklı devletlerle ilişkiye geçtikleri, angajmanlar geliştirdikleri, üstüne bir de “gizem kokan loca” lardan geldikleri, simgeler kullandıkları, kültlerle var oldukları için dış güçler komplosunu siyasetlerinin merkezine yerleştirdiler.

Bu ulus devlet refleksiyle de ilgili; sonuçta imparatorluktan ulus devlete sıkışan bir coğrafya, etrafında bir dönem kendi tebaası olan yeni ulusların kin, nefret ve intikam hisleriyle yaşıyordu. Daha da ötesi Batı, İstanbul gibi bir merkezin ellerinden çıkmasının, Haçlı Seferleri’nin, Anadolu’nun Türklerin vatan yapılmasının acısını unutamıyordu. Modern emperyalizm, teknoloji ve sanayi kültürü, kapitalist iktisat, dünya savaşları, diplomasi, Batı ile ittifaklara rağmen komploculuğu, dış güçler izahlarını güçlendirdi.

Toptancılık, zayıflık, çaresizlik

Türkiye’nin meseleleri arasında çok ciddi bir yöntem problemi var. İç güçler yani “hainler” ile “dış güçler” mazeretleri Türkiye’nin meselelerini izah etmekten, çözmekten ziyade örtmeye matuf ilerliyor. Bu belki de olağanüstü durumlarda daha da bariz.

Türk düşüncesinin, siyasetinin genel tavrına paralel bir toptancılıkla karşı karşıyayız… Siyasetin Cumhuriyet kadrolarından bu yana “hesap verme” alışkanlığının bulunmaması, mazlumlaştırılan halkın hesap sorabilecek takati kendinde bulamaması, meşruiyet sorununu kolayca rayına oturtabiliyor. Bu yine imparatorluğun dağılma evresinde sürekli “seferberlik” çağrısının devamıyla alakalı. Seferber etme aynı zamanda hatayı, sorunu kendinin dışında görmeyi sağlar.

Modern toplumların, cumhuriyetin inşa etmeye çalıştığı toplum tipinin, yeni siyasallığın dış güçler izahına muhtaçlığından da kaynaklanıyor. Elbette Duyunu Umumiye, Osmanlı borçları, Mondros, Lozan ve anlaşmalar, temel ihtiyaç maddelerini karşılayacak imkânların bulunmaması, etnik-dini- mezhep-kültür temelli fay hatlarımız devletin zayıflamasını, dışarıya mecburiyetini beraberinde getirdi.

ABD’nin arkasında olmadığı kimse güçlenemez fikri canlılığını koruyor.
ABD’nin arkasında olmadığı kimse güçlenemez fikri canlılığını koruyor.

Cumhuriyetin erken dönemlerinde ülke öncelikli sanayi tesislerinden yoksundu, bir manada dışa açık politika uygulamak zorundaydı. Buna II. Dünya Savaşı Türkiye’sini de eklemek gerek. Kazananı kollamak mecburiyetindeki bir ülkeden bahsediyoruz. Amerikan dünya sistemi, ABD’nin yönetme tarzı dış güçler veya komplo argümanlarını destekleyen uygulamalara da imza attı. Soğuk savaşın ruhu, işleyiş biçimi bütünüyle komploculuk, istihbarat, casusluk hikâyelerini besleyecek suniliğe, simülasyonlara, imajinatif gerçekliklere açıktı. İki farklı kamp olan komünist ve liberal cenah, Avrasya ve Transatlantik bloklarının kavgasında bize özgü yolu imkânsızlaştıran operasyonlar ister istemez dış güçler teorilerini besledi.

  • Tek parti iktidarının bütünüyle “milletten kopuk” “iç güçler” vasıtasıyla kurulmasına karşı bilhassa Menderes döneminden sonra başlayan yeni siyasallık dış güçlere endeksli bir düşünce hayatını da getirdi. Buna mesela fikir hayatının ayrık noktalarını ekleyebilirsiniz; Turancılık davasında içeri alınanların üç yıl öncesinde el üstünde tutulması, Nazilerin zafere giderken yenilmesiyle ilgili! Doğal olarak bizde dış güçler esasında dünya sisteminin işleyiş tarzının sonucu.

27 Mayıs’ı komploya, dış güçlere bağlamadan edemez her kesimden aydın, siyasetçi… Aynı şekilde 12 Mart… Üzerinden günler geçmesine rağmen insanlar muhtırayı verenin “sağ mı sol mu” olduğunu kestirememişlerdi. 12 Eylül’ün artık “bizim çocuklar”a yaptırıldığı hususunda bir istifham, şüphe yok! Belki buna son yıllardaki gelişmeleri de eklemek gerekir; Gezi’den 15 Temmuz’a kadar gelen darbe girişimleri bir biçimde dış güçlerin aleni desteğiyle kotarıldığı, “Occupy” hareketinden bile belli. ABD’nin arkasında olmadığı kimse güçlenemez fikri canlılığını koruyor. Elbette dış güçler ya da komplo tarifleri esas sorunların görülmesini engeller, PKK’nın pek çok Kürt’ü öldürmesine rağmen Kürt hareketinin ciddi oy oranlarına ulaşmasını izah etmede güçlük çekeriz. PKK’nın, HDP’nin arkasında dünyadaki hemen her gücün, devletin bulunduğu artık komploya yer bırakmayacak kadar aleni fakat bir açıdan da batı illerinde bile HDP önemli oylar alabildi.

Millet olarak “basite itimatsızlığımız” var yani olayların kendiliğindenliği, sıradanlığı, olağanlığı bizi hayal kırıklığına uğratır.
Millet olarak “basite itimatsızlığımız” var yani olayların kendiliğindenliği, sıradanlığı, olağanlığı bizi hayal kırıklığına uğratır.

Gerçeklerden kaçıp hakikate sığınmak!

Bir parti kurulduğunda, güçlendiğinde ilk tepkilerin başında gelir dış güçler ya da Amerika’nın kurdurduğu, desteklediği tezi… Buna AK Parti dâhil ama son yıllarda Amerika karşıtlığının ciddi soğuk savaşlara varmasını gerekçelendiremeyen bir komploculuk, siyasetin, fikriyatın daralmasının nedenlerindendir. Dış güçler gerekçelendirmesinin iki yönünü bazen görmezden geliriz, güçsüzlüğün işaretleri arasındadır komploculuk zira. Özellikle 90’larda yoğun bir dış güç söylemi hâkimdi… Ondan evvel geri kalmışlığın tüm etkilerini yaşadığımız 1940’lardan sonraki hemen her dönemde benzer izahlarla karşılaştık… Amerika’nın Türkiye masası şefinin bütün adımları planladığını dile getirme konformizmi bizi hatalarımızdan berî kıldı.

2010 sonrasındaki tarihi dizilerde “her şeyi önceden planlayıp, yazılan senaryoları hayata geçirdikleri” şeklinde bir kanaat hâkim. Kurtlar Vadisi ile başlayan süreçte beş on kişiden oluşan heyetler… Aksaçlılar da Türklere pusu kuran kefere de bir odada tüm tarihe, insanlığın geleceğine, milletlerin ve devletlerin kaderlerine hükmeder oldu. Bu kurgu milletin zihninde gerçeğe dönüştü. Siyaset mesela icraat yapmanın yanında ayrıca “bozma”, hesapları, planları, kumpası ve tertibi bozma misyonuna da sahiptir. Bunun içerideki versiyonu derin güçlerin, karanlık odakların, derin devletin etkinliği üzerine kuruludur.

Tabi bu güçsüzlüğümüzü gerekçelendirmek kadar büyüklüğümüzü anlatmayı da sağlar. Yedi düvele karşı savaştığımız bir gerçek… Bu bizi motive ettiği gibi imparatorluk bakiyesi gerçeğimizi sürekli hatırlatır. Millet olarak “basite itimatsızlığımız” var yani olayların kendiliğindenliği, sıradanlığı, olağanlığı bizi hayal kırıklığına uğratır. Belki de insanlık Platon’dan bu yana aynı sendromu taşıyor. Mağara istiaresi üzerinden bir yaşanan dış gerçeklik bir de hakikati temsil eden ideler âlemi var… Neo-platonculuktaki bu metafizik yönelim bizde tasavvufla beraber İslam felsefesini çok bariz etkilediği gibi siyasal zihnimizin kodlarını da oluşturur.

  • Belki de insanlık Platon’dan bu yana aynı sendromu taşıyor. Mağara istiaresi üzerinden bir yaşanan dış gerçeklik bir de hakikati temsil eden ideler âlemi var…

Derin yapılar, üst akıl, dış güçler ve komplolar… başta Yahudi ve masonlar olmak üzere, dünyada belli başlı “yedi aile”, Tapınakçılar, İngiliz-Anglo Sakson aklı, Java Adası’ndan Türkiye’ye, Arjantin’den Almanya’ya kadar hemen her toplumun hayatını dizayn eder, bu açıdan bir görünen siyaset ve gerçeklik vardır bir de “kapalı kapıların ardında” tasarlanan planlar, hakikat ve asıl aktörler… Bu Platoncu tasavvuru mesela elitler kadar halk da kabul eder görünür.

Türkiye zayıflığını örtmek, kamplar arasında varlığını sürdürmek için düşmanlaştırmalar, ötekileştirmeler, komplolar geliştirdi.
Türkiye zayıflığını örtmek, kamplar arasında varlığını sürdürmek için düşmanlaştırmalar, ötekileştirmeler, komplolar geliştirdi.

Kritiğe dönmek

Zaten bu tür bahaneler veya gerekçelendirmeler “iyi günler”de makbul kabul edilirken dönem kötüleştikçe söylem yoğunluğu artmasına rağmen sorgulanmaya başlar. Zeval vakitlerinde, siyasal alan daraldığında, iktisadi durum kötüleştiğinde eleştiri, çıkış teklifleri, yeni tezler beşinci kol, hain, provokatör, dış güçlerin maşası, truva atı, piyon, kukla, Sorosçu gibi sembollerle dışlanır. Dış güçler ya açık operasyonlar çeker ya devletin içindeki elemanlarını kullanır, satın aldığı, devşirdiği, yetiştirip yerleştirdiği isimlerle zamanı geldiğinde kendi politikalarına uygun siyasi ve bürokratik menfaatler sağlarlar.

İlla ajan kültü üzerinden gitmemek gerekir, Amerika’nın Türkiye’de Anadolu’nun pek çok “sakin kasabası”nda, Merzifon’da, Tarsus’ta, Harput’ta okulları vardı. Aynı şekilde İtalya’dan, Almanya, Fransa’ya kadar yine okullarda vasıflı seküler, Batılı zihniyette yetişenler hiçbir komploya yer bırakmayacak türden etkili yerlere gelip, yetiştikleri kültürü kamusal alana taşıdı. Başarısızlığa kılıf olarak düşmanlaştırma belki toplumlar için vakayı âdiyeden… İnsanlar gücü yetmediğinde, yetersizliklerini örtmek istediklerinde bir büyük oyuna, kahraman kültüne, dış güçlere, komplolara sığınır. Korkuların doğurduğu metafizik açıklamalar insanların dinî tercihlerini de belirler.

Türkiye zayıflığını örtmek, kamplar arasında varlığını sürdürmek için düşmanlaştırmalar, ötekileştirmeler, komplolar geliştirdi.

Daha düne kadar bir avuç Sabatayistin tüm Türkiye’yi perde arkasından yönettiğine dair kitaplar Yalçın Küçük, Soner Yalçın gibi isimler tarafından yazıldı. Televizyondan, en çok tıklanan internet sitelerinden yeni operasyonlara ücreti mukabil imza atarken aydının, orta sınıf ve üstü kentli sınıfın, elitlerin bile zihinlerini paçavraya çevirdi. Boğazdaki çete yok değil, elbette “seçilmiş burjuva”lar var fakat, bizdeki “anti” tavrı siyasal alanı kaplar. Antikomünist, antikapitalist, Mason-Yahudi karşıtlığı, hilafet, dindar düşmanlığı dönemine göre epey etkili olmuş, sistemin hegemonya araçları olarak iyi işler çıkarmıştı.

“Ne emperyalizm ne Yahudilik ne de Masonluk… Hiçbiri sorunlarımızın nedeni değildir. Sorun biz Müslümanların içindedir.” der Malik Bin Nebi… “En büyük komplo, ‘komplo yok’ demektir.” diye bir söz vardır. Dış güçlerin etkisi yadsınamaz; fakat başarıları kendimize başarısızlığı dış güçler mazeretine havale etme tavrımızı terk ettiğimizde, “başarı da başarısızlık da bizden” anlayışını kabul edip yerleştirdiğimizde, eleştiri-kritik erdemini hayata geçirdiğimizde sahiden kendimize gelebileceğimize dair umutları besleyebiliriz!