Küresel medeniyet ya da gönüllü kölelik

Genç Osmanlılardan beri gavurla ittifak etmenin, gavurdan hami aramanın çabasındayız.
Genç Osmanlılardan beri gavurla ittifak etmenin, gavurdan hami aramanın çabasındayız.

Küresel Medeniyet muhalifleriyle büyür, güçlenir... İsyankârlar, eylemciler, kapitalizm karşıtı göstericiler sisteme giremediklerinden şikâyetçidirler... Yanlış anlaşılmasın, kapitalizmi bitirmek için çırpınmazlar. Maaşlı burjuva olmak isteyen, “muhalif” bir kitle büyütür Küresel Medeniyet’i.

Biz Türkler “ne yapacağı kestirilemeyen” bir millettik.

Batılılar Türklerin verecekleri tepkileri belirleyemedikleri için korkularını büyüttüler; büyüyen korkuları sistematik batı zihnini yeniden inşa ettirdi.

Ne zamanki moderniteyle karakterimiz ölçüye gelmeye, Aydınlanma ve Kartezyen felsefeyle hayatımız kompartımanlara ayrılmaya, namaz vakitlerine ayarlı zamanımız saat kulelerine yenilmeye başladı o zaman teslim bayrağını çektik. Hesaba gelir, ayarlanabilir, sınırlanabilir gündelik hayatı inşa etmek için özümüze, tarihi varoluş biçimimize değil batının disipline edilmiş, gem vurulmuş zaman algısına başvurduk. Artık hangi olaylar, etkiler karşısında neler yapabileceğimiz ayan beyan kestirilebiliyor.

Tüm devşirme fikirler, devşirme cinlikler gelip “kendilik” duvarına, otantikliğe çarptı. İnsanın tarihi, Türklerin yapıp ettikleri özlerini bozmaya şimdilik yetmedi.

Yenilen yenene meyleder, der İbn Haldun. Biz Türkler batı medeniyetine meyletsek bile başka toplumlardan farklı olarak gönüllü asimilasyon için değil “yeniden batıyı yenmek” için batının teknik üstünlüğünü devşirmek istedik. Devşirmelerle Osmanlıyı inşa ettik ama modernleşmeyle devşirilen bizler olduk. Kanunları batıdan devşirdik, köylülerden işçi, asker devşirdik, dönmelerden, Levantenlerden, orta sınıftan elit ve zengin devşirdik, gavurdan millilik taşralılardan güzide siyasetçi sınıfı devşirdik, kapitalizmi devşirerek İslami faaliyetler için kullanma fikrini bile devşirdik.

Tüm devşirme fikirler, devşirme cinlikler gelip “kendilik” duvarına, otantikliğe çarptı. İnsanın tarihi, Türklerin yapıp ettikleri özlerini bozmaya şimdilik yetmedi. Batılılaşma tarihimiz özümüzü deforme etme gayretleriyle geçti; tözümüzü Kemalistlerle, batılılarla, Yahudilerle el ele vererek değiştirmek için her yolu denedik, dna’mızdan ucubeler çıkardık, genetik harikası yeni türler imal ettik ama öz, çelik çekirdek hala varlığını koruyor.

Dindarı seven kapitalizm

Bugün dünyada etkinliğini gösteren Küresel Medeniyet dünya tarihinin gördüğü en yaygın medeniyettir. Şimdiye kadar ne Roma, ne Osmanlı, ne Çin, ne Mısır, ne İslam... Hiçbir inanç, hiçbir medeniyet, hiçbir imparatorluk Küresel Medeniyet kadar yaygınlaşmadı, dünyadaki bireylerin tümünü etkisi altına almadı, kendi kültürünü dayatmadı, silaha gerek duymadan o kültürü almak için can atan bireyler inşa etmedi. Dünyada hiçbir ideoloji bu kadar gönüllü talib bulamadı; hiçbir dinin ritüelleri bu kadar içten, samimi, bile isteye, tam zamanında yerine getirilmedi. Küresel Medeniyet o derece yaygın bir medeniyet ki, farklı din, dil, kültür, milliyet, ırk, cinse sahip kesimlerin hepsine hitap etmeyi başardı, kendi kurduğu düzen ortak bir kültür inşa ederek, her ulusun, devletin, milletin, inancın kimliğine uyarlanabildi.

Küresel Medeniyet’ten kaçırılan bir günümüz, bir saatimiz, bir ânımız bile yok
Küresel Medeniyet’ten kaçırılan bir günümüz, bir saatimiz, bir ânımız bile yok

Küresel Medeniyet kapitalizm demektir, batı zihni, batı felsefesi ile vücut bulur. Fakat bu derece yaygınlaşmasında belirgin normlarının dışında her inancı kapsayacak esnekliğe sahip olması etkilidir. Evet, televizyon, dizi, sinema ve eğlence sektörü, sosyal medya, internet ve cep telefonundan oluşan kitle iletişim araçlarının etkisiyle Küresel Medeniyet her eve, her aileye, her bireye girerek en büyük mensubiyet alanını kurdu. Küresel Medeniyetin ürettiği küresel kültür, bireylerin doğrudan dönüştürülmesinde dinlerden, kültürlerden, folklardan çok daha etkili oldu.

  • Küresel Medeniyet’ten kaçırılan bir günümüz, bir saatimiz, bir ânımız bile yok; Küresel Medeniyet’ten kaçırılan kendiliğimiz, kendimize ait bir zamanımız, işimiz, paramız da yok.

Küresel Medeniyet kontrol mekanizmasının en sağlam kurulduğu yapı olarak kapitalizmin, batı medeniyetinin rafine hali oldu.

Batı medeniyeti, kapitalizm başka dinlerin ve inançların yaşamasını ister mi? Küresel Medeniyet ister, hatta teşvik eder. İnanç, ritüeller motivasyonu artırır, dünyaya dair rahatsızlıkları giderir, manevi gevşeme sağlar; haliyle üretimi artırır! Küresel Medeniyet bu yüzden milliyetçi ve muhafazakardır. Dinleri önemser, hakikatin tekilliğinden nefret eder, çoklu hakikati öne çıkarır, çoğulculuk der, çokkültürlülük, bir arada yaşamadan, kaba bir hümanizmden, sevgiden, hoşgörüden bahseder, aman ötekileştirmeyin, kavga etmeyin, tüm insanlık kardeştir, aynı anadan, aynı babadan geldik, demeyi ihmal etmez.

Küresel medeniyetten cayarsan özgürleşirsin!

Hiçbir kültürü, dini, medeniyeti dışlamaz, mümkün olduğu kadar herkesi kucaklar, içine çekmeye, sisteme dâhil etmeye çalışır. Enteresandır, sosyal medyadan, televizyona kadar kültürel olarak, sabahtan akşama kadar iş hayatında herkese gem vurduğu halde, özgürlüklerden bahseder, özgürlükçüdür. Özgürlükten kastı, Küresel Medeniyet’i aksatacak yerel direnç noktalarını kırmaktır; “televizyonu kapatın da yemeğimizi yiyelim, sohbet edelim” diyenleri otoriter görür, baskıcı baba portresinden, geleneksel diktalardan bahseder. Küresel Medeniyet’e koşma özgürlüğünüz, kölelik için, prangalar için mücadele etme özgürlüğünüz bakidir.

Kant, “düşünme itaat et” demişti; Küresel Medeniyet, “düşün, konuş, sev, özgürleş, namazını kıl, Hacca git, sahil kenarlarından selfi çek, asker kınası yap ama itaat et” der!

  • Oğul Bush hayalini kurmuştu en son “barış dolu özgür bir dünya”- nın. Afganistan özgürleşti, Irak, Mısır, Suriye de özgürlüğünü hain diktatörlerden kurtardı. Dünya Trablus’da, Bingazi’de Kaddafi’nin katliamlar yaptığı yalanını izlerken, Trabluslular bu haberlere isyan ediyordu.

Küresel Medeniyet muhalifleriyle büyür, güçlenir... İsyankârlar, eylemciler, kapitalizm karşıtı göstericiler sisteme giremediklerinden şikâyetçidirler... Yanlış anlaşılmasın, kapitalizmi bitirmek için çırpınmazlar. Maaşlı burjuva olmak isteyen, “muhalif” bir kitle büyütür Küresel Medeniyet’i.

 ABD Küresel Medeniyet’in sahibi ya da başı değil; sadece çobanıdır.
ABD Küresel Medeniyet’in sahibi ya da başı değil; sadece çobanıdır.

Küresel Medeniyet’in bir başı, kadrosu, ordusu, merkezi yoktur. ABD Küresel Medeniyet’in sahibi ya da başı değil; sadece çobanıdır. Kapitalistlerin sahipleri paradır, şirketler paratoner, şirket CEO’luğu, sahipliği de görüntüdedir, kapitalizm isterse kudretli patronların ellerine bir ceket tutuşturup çulsuz bırakabilir. Küresel Medeniyet imparatorluk değildir, onun da ötesine geçen bir büyük dönüşüm mekanizmasıdır. Batının, Avrupalının bir ayrıcalığı varsa da Somalili iyi çalışan bir kapitalist, Hollandalı statükocudan evladır. Küresel Medeniyet öyle güçlü bir kontrol mekanizması tesis eder ki; bireye biricik muamelesi yapıp, kendini değerli hissettirebilme yeteneğini har daim kullanır; fakat aslında o kişiyi herkesleştirmiştir. İşi bitip, tükenmişlik sendromuna girenler, değersizliklerini görebilirler. Küresel Medeniyet öyle bir güçtür ki, sıradan birine başka sıradanları sömürme izni verirken aynı anda onu da sömürür.

Küresel Medeniyet’te herkes kapitalisttir ama kimse zengin olamaz!

Küresel Medeniyet’te insan, ulus, cemaat, topluluk yok, dünya yurttaşlığı vardır. Ortak bir din, ortak bir metafizik, ortak bir kültür Alaska’dan Madagaskar’a kadar herkesi etkisi altına alır. Sürekli yenilenen, güncellenen bir medeniyetin mensupları olarak bireyler iş yapabilmek, yaşayabilmek için merkeze sürekli bağlı kalmak, kendilerini update etmek, yeni versiyonları yüklemek mecburiyetindedir. Mensubiyet kanalları, yeni kutsallar icat edilse bile merkeze bağlanmayan arkaik kalır.

Krizden değil Allah'tan korkmak

Bizler, Batı medeniyetini reddediyoruz ama Küresel Medeniyet’e girmek için can atıyoruz; krizlerden, faizlerin, doların yükselmesinden, kredi oranlarının artmasından ettiğimiz endişe varoluşun amacını aştığı için.

İslam, Müslümana biricik olma asaletini verir; Müslümana has gururun yalnız gavur karşısında gösterilmesine müsaade eder.

Bugün yaşadığımız kültür ve hayat tarzı kapitalizme, gavurun ürettiği değerlere zarar mı fayda mı veriyor? Bu sorunun cevabı itikadımızı da belirleyecek kadar ağırdır; altından kalkabilmeyi başarmalıyız.

  • Dostoyevski “insan doğayı, tanrıyı aklıyla değil kalbiyle anlar” der; biz anlamayı, sorgulamayı, yormayı geçtik, teslimiyeti seçtik.

Kapitalizm töz değildir, zorunlu varlık hiç olamaz. Tözümüz varsa sıfatlarımızdan ayırmamalıyız. Mektuplarında Dostoyevski “insan doğayı, tanrıyı aklıyla değil kalbiyle anlar” der; biz anlamayı, sorgulamayı, yormayı geçtik, teslimiyeti seçtik.

Kendi kendine yeten, Türk ve Müslüman hayatından, Küresel Medeniyet olmadan felç geçiren karaktere evrildik. Genç Osmanlılardan beri gavurla ittifak etmenin, gavurdan hami aramanın çabasındayız. Bizi biz yapan değerleri, içine doğduğumuz dünyayı mukayeseli biçimde düşünmek zorundayız.

Kapitalizm töz değildir, zorunlu varlık hiç olamaz.
Kapitalizm töz değildir, zorunlu varlık hiç olamaz.

Baudrillard klasik batı aydını olarak “dünya düzeni her zaman haklıdır” der. Halbuki biz batıya değil, dünyaya esiriz!

Araçların kimlikleri inşa ettiği dönemde, Müslümanlar olarak araçlara teslim olmamayı öğrenmeliyiz. Küresel Medeniyet’in tarihin sonu olmadığını kabul etmeli, ettirmeliyiz. Bize ait özgüveni yeniden ikmal etmeli, bir kere inşa ettiğimiz batı dışı gündelik hayatı bir kere daha kurabileceğimiz inancını diri tutmalıyız.

Bizim bir “tarzımız” vardı; tarzımızı ortaya koyabilmeliyiz. Bizi Küresel Medeniyet’in kriz korkusunun değil korku ve ümit arasındaki imanımızın yönlendirmesine müsaade etmeliyiz.