Mahşer geni

Avrupa Ortaçağ'da birçok veba salgını yaşadı ve nüfusun üçte biri, yarıya yakını silindi gitti.
Avrupa Ortaçağ'da birçok veba salgını yaşadı ve nüfusun üçte biri, yarıya yakını silindi gitti.

Dünya çapında ulus devletler egemenliklerini korumak için olağanüstü önlemler almaya başlıyor. Dünya bir daha eskisi gibi olmayacak hissiyatımız giderek kuvvetleniyor. Birçok şey kökten değişecek. Kanımca bunlardan biri mega şehirlerde tıkış tıkış oturmanın cazibesini ve hayatiyetini hızla yitirecek olmasıdır.

Ansızın Gelen

Dünya ahalisi son elli-altmış yılda şehirlere yığıldı. Eskiden de şehirler en kalabalık yerleşim yeriydi, ama toplam nüfusun yüzde yetmişin üstünde şehirlerde yaşamaya başlaması çok yenidir. İnsanlar mahalle hayatından, topraktan koptu, tabiattan uzaklaştı, avuç içi kadar bir bahçe mutluluk ve prestij metası oldu çıktı. İşe gidip gelme kalabalık trafik ve bitmez tükenmez dur-kalklarla birçok kimse için günlük işkence hâvline geldi. Park yeri bulmak da ayrı bir sorundu. Çocuğu okula yollamak, götürmek ve almak trafik keşmekeşinde günlük eziyet kalemlerinden biriydi. Ve ansızın korona virüsü geldi.

Dijital Değişim

Şu anda dünya nüfusunun önemli bir kısmı evlerde oturuyor; salgının hız kesmesini, aşı ve ilaç bulunmasını bekliyor. Türkiye'de öğrencilerin bir kısmı online eğitim alıyor. Evden çalışanların sayısında bir artış oldu. Bu arada geçici de olsa ciddi miktarda bir işsizlik ve ekonomik durağanlık baş gösterdi. Dünya çapında ulus devletler egemenliklerini korumak için olağanüstü önlemler almaya başlıyor. Dünya bir daha eskisi gibi olmayacak hissiyatımız giderek kuvvetleniyor. Birçok şey kökten değişecek. Kanımca bunlardan biri mega şehirlerde tıkış tıkış oturmanın cazibesini ve hayatiyetini hızla yitirecek olmasıdır. Ama önce şu meymenetsiz virüsü altetmemiz gerekiyor.

Mahşer'in Cazibesi

Ünlü yazar Stephen King 1978 yılında Stand (Mahşer) adlı kitabını yayımladı.
Ünlü yazar Stephen King 1978 yılında Stand (Mahşer) adlı kitabını yayımladı.

Ünlü yazar Stephen King 1978 yılında Stand (Mahşer) adlı kitabını yayımladı. Laboratuvardan kaçan bir virüs ABD'de nüfusun %99,4'ünü öldürüyordu. Roman geri kalanların yeni hayat kurmak için verdiği mücadeleyi anlatıyor. Bu sadece sağ kalanların buluşması, yiyecek ve enerji ihtiyaçlarının karşılanmasından ibaret değildir.

Kumar beldesi olan Las Vegas'ta kötücül bir güç çevresine topladığı müritleriyle dünya cehennemini inşa etmek için çalışmakta ve iyiler için büyük bir tehlike oluşturmaktadır. Bin küsur sayfalık bu roman o tarihten bu yana en az kırk roman daha yayımlamış olan yazarın en çok sevilen romanı olmaya devam ediyor. King, verdiği röportajlarda buna şaşırdığını defalarca belirtmiştir.

Bilimkurgu yazarı Richard Matheson'un 1954 yılında yayımladığı I am Legend (Ben Efsaneyim) adlı roman, 1964'te The Last Man on Earth (Dünyadaki Son Adam), 1971'de The Omega Man (Son Adam) ve 2007'de I am Legend (Ben Efsaneyim) adlarıyla üç kez filme çekildi. Üçünü de seyrettim zamanında.

Dünya nüfusunu kasıp kavuran ve silen virüs konusu niye bu kadar caziptir insanlar için?

Sonradan yapılan birçok ünlü filme ve King'in Mahşer'ine de ilham olan öykü kısaca şöyledir: Bir virüs dünyadaki nüfusun tamamına yakın kısmını öldürür. Kalanların bir kısmı vampirimsi mutant yaratıklardır. New York şehrinde hastalanmadan tek başına kalan Robert Neville uzman bir virologtur. Bir serum geliştirmiştir. Telsiz radyo kanalıyla sağ kalan birilerini bulmaya çalışırken geceleri avlanmaya çıkan mutant yaratıklardan da kendini koruma mücadelesi vermektedir. Sonunda kurtulanlardan birini bulur ve yaptığı aşıyı verir. Bu filmler özellikle bütçesi yüksek olan son ikisi inanılmaz derecede beğenilmiş ve en çok izlenen filmler arasında yerini almıştır. Dünya nüfusunu kasıp kavuran ve silen virüs konusu niye bu kadar caziptir insanlar için? Başarılı virüs mücadelesi temalı, nüfus kaybının az olduğu kitap ve filmler o kadar rağbet görmez. İnsanlar yaşlı nesilden, bütün eski bağlardan kurtulmuş olarak kuralları kendinin saptayacağı yepyeni bir hayata başlamayı mı özlüyor için için? Altmış beş yaş üstü kimselerin sokağa çıkmaları yasaklandıktan bir süre sonra sokağa çıkan yaşlı kimselere gençler tarafından kötü davranıldığına şahit olduk. Bunlar münferit vakalar, ama bir ölçüm değeri var. Bir Avrupa gazetesinde "Bir Kuşağa Veda Etmenin Acısını Yaşıyoruz" başlıklı bir yazı okudum daha yeni. Aslında virüsün kurban seçtiği yaşlılarımız için ağıt yakmamız gereken zamanlardayız.

Yeni Rönesans'ın Eşiğinde mi?

Dan Brown Inferno (Cehennem) adlı romanında dünya ahalisini kısırlaştıracak olan virüsü İstanbul'a yerleştirdi.
Dan Brown Inferno (Cehennem) adlı romanında dünya ahalisini kısırlaştıracak olan virüsü İstanbul'a yerleştirdi.

Avrupa Ortaçağ'da birçok veba salgını yaşadı ve nüfusun üçte biri, yarıya yakını silindi gitti. Dan Brown Inferno (Cehennem) adlı romanında dünya ahalisini kısırlaştıracak olan virüsü İstanbul'a yerleştirdi. İnsan nüfusunu kırmayı planlayan dâhi- deli bilim adamı milyarder transhümanist Bertrand Zobrist, İstanbul'daki Yerebatan Sarnıcı'na tüm dünya insanlarının üçte birini bir anda kısırlaştıracak bir virüs kutusu yerleştirmiştir. Ortaçağ'da büyük bir veba salgını ve kitlesel ölümlerin ardından Rönesans'ın geldiğini söyler. İstanbul sıfırıncı meridyenin üzerinde olan mutena bir kenttir. Kitabın ve filmin bu nedenle sıfırlamak, sıfırdan başlamak anlamına gelen mesajı çok açıktı. Korona virüs salgını da dünyada yeni bir rönesansın(!) başlangıcı olsun diye organize edilmiş olabilir pekâlâ. İtalya'daki korkunç duruma bu gözle de bakabilir miyiz?

Mahşer Geni

ABD'deki nüfusun önemli bir kısmı Avrupa kökenli malum. Genetik hafızasında geçmiş veba salgınlarının kaydı var. Mahşer geni. Bu filmlerin ve kitapların orada bu kadar rağbet görmesinin bir nedeni de bu olabilir. Aslında bütün insanlığın genetik hafızası salgın bilgileri içeriyor. Salgının kitlesel ölümlere neden olduğu zamanları yeni bir hayatın başlangıcı gibi gören bir yanımızın olduğu kesin. İstanbul nüfusunun yarım milyona falan indiğini hayal edin bir an için. Ben Kurtuluş'ta, Sopalı Hüsnü Sokak'ta gözümü hayata açtığımda şehrin nüfusu bir milyonun biraz altındaydı. Kim şimdi o İstanbul'da yaşamak istemez? Bu ünlü filmlerdeki olaylar sıkça New York'ta yaşandığı için korona salgınının bu mega şehirde nasıl seyrettiğini araştırdım.

Nisan başında durum korkunçtu. Yüz küsur bin vaka, dört bin ölü. Aklıma New York'ta 14 Temmuz 1977'deki elektrik kesintisi geldi. Bir gecede kundaklamalar, hırsızlık ve tecavüzler nedeniyle verilen maddi ve manevi hasarın bilançosu korkunçtu. Kırk yıl sonra Korona virüsünün birkaç ay içinde orada hangi hasarı yapabileceğini düşünmek bile istemiyorum. Allah herkese acısın. Romanların ve filmlerin bizi zihnen hazırladığı bir felaket ortamını yaşıyoruz. Eski dünyadan, onun her türlü yasa ve kuralından kopuk bir hayat özlemi de bir çeşit mental virüs şeklinde atmosferde kıpır kıpır. Dört bir yana uçuşuyor. Korona Lordlarının yüzleri mütebessim.