Menemen Darbesi

Sıcak bir temmuz akşamı, işten yorgun dönülmüş. Zaten bu havalarda ne yemek yapmak ne de yemek ister insan, hele gün boyu yemek dersi verdiyse. O halde en kallavisinden bir menemen patlatmalı, yanına da soğuk karpuz. Eve en son gelen, fırından taze ekmeği aldıysa hele keyfimize diyecek yoktur.

Tavadaki son lokmayı kapma telaşı, ekmek kırıntıları, soğuk karpuzun bir anda tükenişi, Boğaz’da hareketlilik haberleri, boğazımıza dizilmeye başlanan son lokmalar. TRT spikerinin limonu sarısını andıran yüzü, titreyen sesi, masayı alelacele toplama ve üzerimizdekilerle kendimizi dışarıda buluşumuz...

2015 ekim ayı, kış hazırlıları için son dokunuşlar. Domatese veda etmeye ramak kalmış, biber biraz daha devam eder. O vakit kavanoz menemenler yapılsın, raflarda yerini alsın. Hafta sonu Adapazarı’nda yapılan hazırlıkların paketlenip İstanbul’a taşınması, otobüs yolculuğu, servis ile Üsküdar’a vasıl olma ve meydanda taksi arayışı. Fakat bilen bilir zordur bulmak taksi istediğin yöne. Ve tanıdık bir ses “Kevser ablaa, Kevser ablaa” dönüyorum siyah bir arabadan Selman’ın seslendiğini görüyorum. Kolileri arabaya yerleştiriyoruz meğer İsmail abi de arabadaymış. Cins derginin 1. sayısı çıkmış 2. sayı sayı hazırlıkları devam ediyor, çok heyecanlıyım çünkü o sayıda ben de yazmaya başlayacağım. Söz veriyorum ayrılırken, siz Hızır gibi yetiştiniz kavanozlardan payınızı alın bir ara.

Sokağa çıktığımızda ne yapacağımız ve nereye gideceğimiz hakkında hiçbir fikrimiz yok. Bu gibi durumlarda asıl haber kaynağımız twitter da donmuş akış yok. Bir oğlum Çengelköy’de, diğeri Aksaray’da ailenin geri kalanı ile biz Üsküdar’da Altunizade tarafına yürüyoruz. Gece yarısını henüz geçmiş. İki farklı kalabalık çarpıyor gözüme, bizim de içinde bulunduğumuz grup şaşkın ve heyecanlı bir şekilde Boğaz köprüsüne doğru gidiyor. Diğer grubu ise atm ve market önlerinde yığılmış bir vaziyette görüyorum. Aklımın ucundan bir an geçmedi para çekmek ya da su veya ekmek almak. Nasılsa evde yarım çuval un 10 lt su vardı neyimize yetmiyordu ki... Bu arada Aksaray’daki ortanca oğlumdan haber geldi. “biz Vatan caddesine yürüyoruz arkadaşlarla haberiniz olsun.” Çengelköy’deki oğlum da yukarıdan Kısıklı’ya çıkıyoruz diye mesaj atıyor.

Biz ve içinde bulunduğumuz diğer grup Boğaz köprüsüne doğru adımlarımızı biraz daha hızlandırarak devam ediyoruz. Herkes bir başka yerdeki arkadaşı, ailesiyle iletişim halinde kalabalık giderek büyüyor. O ana kadar alçak uçuşlar var sadece henüz herhangi bir silah sesine tanık olmadık. Köprüye hayli yaklaşık artık ne olduğu hakkında biraz daha fazla bilgi sahibiyiz. Ve tv ekranlarında görüp de inanamadığımız sahnenin tam karşısındayız şu an: tanklar, askerler, beyaz sakallı elinde Türk bayraklı dedeler, Üsküdar’da alışveriş yaptığım kitapçı, onun arkadaşları. Artık silah seslerini duymaya başladık, yanımızdaki herkesle sanki 40 yıllık dost gibiyiz , kal-u bela dostluğu dedim ben buna. Çünkü hepimiz aynı şey için oradayız; VATAN ...

Yanımızdan, yaralılar ya da ölmüşlerdi biz bilmiyorduk henüz, geçene kadar hiçbirimiz gerçek mermi olduğuna inanamamıştık... ‘Bunlar Türk üniforması giymiş İsrailli’ diyenden, ‘gerçek olamaz benim askerim bana kurşun sıkmaz’ diyenlere kadar pek çok şey duyuyorduk etrafımızda. Yoğun bir yaylım ateş sonrası kendimizi yerde siper alırken bulmuştuk. Kafamı kaldırdığımda gördüğüm dost yüzler onca karışıklık ve şaşkın arasında biraz da olsa yüreğimi ferahlatmıştı. İsmail abi, Furkan, İbrahim, Yıldıray Oğur.

Sonra İsmail abinin zamanında benim menemen kavanozlarını taşımış olan arabasının pert olduğunu öğrendik köprüde. Bizim akşam yediğimiz menemen de boğazımızdaydı henüz.

Sıcak bir temmuz gecesini yakmaya çalışanları vicdanı, merhameti, kal-u beladan edindiği ruh kardeşliğiyle bertaraf edenler Rabbim cümlenizden razı olsun, iki cihanda aziz olun...