Özet bir Türkiye: Cemil Meriç

Cemil Meriç
Cemil Meriç

Kendi deyişiyle: tecessüs. İştahlı bir arayış. Yıkılmış bir imparatorluğun enkazından genç bir cumhuriyet inşa edilmeye çalışılırken gösterilen ne kadar ahmaklık varsa hepsinin muhatabı olmuş bir entelektüel merak.

1. Bir sistemden çok bir çığlık

Etiyle kanıyla sancısıyla Türkiye’nin özeti o. Yargıç babalar, Fransız muallimler, azman halklar arasında içinden doğduğu topluma yukarıdan bakan, efendilerin pusatlarına değilse de kitaplarına eğilen izansız ama muhakkak samimi bir genç çaba.

Kendi deyişiyle: tecessüs. İştahlı bir arayış. Yıkılmış bir imparatorluğun enkazından genç bir cumhuriyet inşa edilmeye çalışılırken gösterilen ne kadar ahmaklık varsa hepsinin muhatabı olmuş bir entelektüel merak.

2. Bir tekliften çok bir isyan

Dimetoka’dan Hatay’a göçmüş bir ailenin evladı olarak 1916 yılında Anadolu’nun ücra bir kasabasında dünyaya geliyor kahramanımız. Babasının Kur’an kapağına kaydettiği tarih: 12 Kânunuevvel 1332. Hikâyenin özeti de bu aslında: 1332 ne zamandır? Kânunuevvel nedir? Parçalanan bir anlamın tam ortasında doğuyor ve dağılan anlamla beraber dağılarak büyüyor.

3. Bir öğretmenden çok bir savaşçı

Çocukluğu yalnız ve uzakta geçiyor yaşıtlarından. İtilmiş ve başka. Ortak bir anlam inşa edemiyor kimseyle.

Arayışı hiç bitmeyen bir efkâr olarak daha çok elleriyle yoklayarak bulmaya çalışır hakikati. Kitaptan kitaba, fikirden fikre, dünyadan dünyaya sıçrayıp durur.

Sonuç: giderek yalnızlık. Yaşamak için kitaplara kaçıyor o da. İtiraf yıllar sonra: Özgür bir tercihle girmiyor kütüphanelere. Yaşamak için giriyor. “Okumayı ‘Türk Sazı’nı heceleyerek öğreniyorum, bağıra çağıra okuduğum o manzumeler, edebiyat dünyasında ilk kılavuzum olacaktır” diyor sonraları.

4. Bir okuldan çok bir kütüphane

Kitaplarından, notlarından, konuşmalarından eğitimin bütün serüvenini çıkarabileceğimiz bir harita sunacak bize yıllar sonra. Fransız işgal idaresi altındaki Hatay’da Fransız eğitim sistemini uygulayan bir okulda titizlikle uyuşturulduğu için acısını uzun yıllar hissetmediği derin yaralar açılır zihninde. “Lisem Üniversitemdir” dediği an burası. Kendisini, çevresindeki herkesten üstün gören bir ‘ukala’dır bu vakitlerde. Hakikati, bir tepenin arkasında sandığı için iştahla oturduğu Kapital’in başından her şeyi çözmüş olarak kalkmayı uman genç zihnin elinde kalan tek şey, hayal kırıklığı olacaktır.

Kökleri derinde olan genç adam, bütün savrulmaların üstesinden kolaylıkla gelecekti.

5. Bir yoldan çok bir yolculuk

Arayışı hiç bitmeyen bir efkâr olarak daha çok elleriyle yoklayarak bulmaya çalışır hakikati. Kitaptan kitaba, fikirden fikre, dünyadan dünyaya sıçrayıp durur. Çocukluğuyla yakasına yapışan yalnızlık bir kader gibi ömrünün her gününe yeniden yazılır.

  • Lisede okuduğu kitaplar nihayetinde Türkçülüğe götürür kahramanımızı. Yusuf Akçura okudu diye dayak yiyecektir lisede hocasından. Sık sık Halep’e inip kitap alır yeni Türkçümüz. Freud okur ve Gide’in Clarte’ıne abonedir.

6. Bir şarkıdan çok bir gazel

İrtibatını kaybetmemesini sağlayan şey Türkçe olacaktı. Kökleri derinde olan genç adam, bütün savrulmaların üstesinden kolaylıkla gelecekti. “Nazif, hayatımın ilk mukaddes isimlerinden. Benim için edebiyat şiir demekti. Nabi’ye, Fuzuli’ye, Nedim’e âşıktım” diyecek ve Halep’te yayınlanan gazetelerden takip ettiği Refik Halit için şunları söyleyecekti:

“Refik Halit, hecenin en usta şairleri kadar ahenkli yazıyordu, tazeydi, samimiydi ve mükemmeldi. Nesrin de edebiyatın gür ve ihtişamlı bir kolu olduğunu Refik Halit’ten öğrendim…”

7. Bir bekçiden çok bir işçi

Hızla ve yazarak geçen ömrü, 1939’da Hatay hükümetini devirmek suçlamasıyla karşı karşıya getirecekti onu. Reyhanlı’da tutuklanacak, Ankara’da yargılanacak ve nihayet beraat edecekti. Her ne kadar beraat etse de ‘tehlikeli bir uyruk’ oluşu, ömrünün sonuna kadar değişmeyecekti. 42’de Elazığ’a Fransızca öğretmeni olarak atanacak ama eşinin tayini yer olmasına rağmen Elazığ’a bir türlü çıkmayacaktı. Yeniden İstanbul’a geri dönüp üniversitede okutmanlık yapacaktı.

8. Bir 'görmek'ten çok bir 'duymak'

Çocukluğundan beri devam eden göz rahatsızlığı durmadan ilerleyecek, birkaç başarısız göz ameliyatından sonra vapurla tek başına Marsilya ve Paris’e gidecek ama orada aldığı tedaviler de sonuç vermeyecek ve gözlerini bütünüyle kaybedecekti. Neredeyse bütün dünyası kitaplardan oluşan kahramanımız artık sonsuza kadar okuyamayacaktı. Bunalımını çabuk atlatıp artık dinlemeye başladı. Çocukları ve talebeleri yıllarca yanına gelip kendisine kitap okuyacaktı.

Cemil Meriç. Büyük kafalara yetişmiş sahici ve geniş bir alın.

9 Bir şüpheden çok bir iman

Ömrünün her saniyesi okumakla geçmiş bir kahraman o. Gözlerini bütünüyle kaybettikten sonra en üretken dönemini yaşadı. Her biri bir diğerinden muhteşem kitaplar yazdı, her biri bir diğerinden daha derinlikli konuşmalar yaptı. Hatay’ın Reyhanlı’sında gözlerini dünyaya açan küçük çocuk, ömrünün her saniyesinde sürdürdüğü arayışını berrak bir zihin açıklığıyla sonlandırdı.

Eşinin vefat ettiği 1983 yılında geçirdiği beyin kanaması sol tarafını da felç bıraktı. Günler ilerledi ve yorgun bedeni 13 Haziran 1987’de dünyadan çekilip gitti.

10. Bir talepten çok kabul edilmiş bir dua

Cemil Meriç. Büyük kafalara yetişmiş sahici ve geniş bir alın. Türkçenin imkânlarının düşünürken de müthiş ahenkle kullanılabileceğini hepimize göstermiş bir el feneri o. Savrulmalarıyla, acılarıyla, yalnızlığıyla, arayışıyla Türkiye’nin özeti. Bu Ülke adında, henüz okumamış olanların hiçbir cemiyete dâhil edilmemesi gereken muazzez bir kitap yazan adam. Okumak mı dedik? Ahmet Kabaklı’nın dediği gibi diyelim en iyisi: Bu Ülke’yi okullarda okutmak yetmez, kabilse ezberletmeli.