Tordemir yazıları Cuma'nın ikinci gelişi

Göçmenlik Türkiyeliler için harika bir açılış oldu.  Avrupa’yı, dünyayı ve  Türkiye’yi tanıma fırsatı buldular.
Göçmenlik Türkiyeliler için harika bir açılış oldu. Avrupa’yı, dünyayı ve Türkiye’yi tanıma fırsatı buldular.

Anadolu ahalisi altmış ortalarına kadar ruh ve beden olarak sımsıkı içine kapalıydı. Robinson’un adasına Cuma olarak yazılınca bu cenderede sıkışmışlık hali sona erdi ve makus talihinden sıyrılmaya başladı.

Altmışların başından itibaren Avrupa’yı Robinson’un Adası gibi hayal etmeyi seviyorum. Bu adanın kurgusu ve işleyişi zaman içinde değişime uğramakla birlikte sistem saatinin zembereği, yani Tordemir’in naturası hiç değişmedi. Sadece daha görünür hale geldi.

Robin ünle ışıldayan anlamına geliyor. Robinson’un Adası geçirdiği bütün ekonomik sarsıntılara rağmen ışımaya devam ediyor. Malum ünlü romanda Robinson Crusoe bir gemi kazası sonucunda ıssız bir adaya düşer. Yalnız yaşarken bir gün kara derili biri de adaya gelir. Cuma günü geldiği için beyaz adam ona Cuma adını verir. Birlikte daha güçlü olurlar.

İkinci Dünya Savaşı sonrasında hızla refah seviyesi yükselen Avrupa’ya göçen müslüman işçileri Cuma’ya benzetiyorum.

Robinson Crusoe bir gemi kazası sonucunda ıssız bir adaya düşer. Yalnız yaşarken bir gün kara derili biri de adaya gelir. Cuma günü geldiği için beyaz adam ona Cuma adını verir.

Ülkeleri bilinen nedenlerden refah üretemediği için genç insanlar kapağı Robinson’un refah adasına attı. Bu Cuma’nın ikinci kez gelişiydi ve farklı sonuçlara gebeydi.

Makus talihin izalesi

Türkiyelilerin Avrupa’ya göçü yörüngeye bir uydu yerleştirmek kadar önemli bir gelişmeydi. Sonuçları muazzam oldu. Altmışlarda, yetmişlerde yurt dışına sınırlı ölçüde ve kısıtlamalarla çıkılabiliniyordu. Türk lirası henüz konvertibilite edilmemişti. Döviz karaborsadan temin ediliyordu. Hatırlarım yetmişlerin ikinci yarısında Amsterdam’da şehir merkezindeki büyük postahanede İzmir’e telefon edebilmek için ortalama üç-dört saat beklemem gerekiyordu. Telefon etmeye giderken yanımda kitap götürüyordum. Bazen hatlar arızalı olduğunda bir gün sonra yine aynı çileyi çekiyordum.

  • Türkiye dışında ne olup bittiği bilinmiyordu. Kısacası Anadolu ahalisi altmış ortalarına kadar ruh ve beden olarak sımsıkı içine kapalıydı.

Robinson’un adasına Cuma olarak yazılınca bu cenderede sıkışmışlık hali sona erdi ve makus talihinden sıyrılmaya başladı.

Göçmenlik Türkiyeliler için harika bir açılış oldu. Avrupa’yı, dünyayı ve Türkiye’yi tanıma fırsatı buldular.
Göçmenlik Türkiyeliler için harika bir açılış oldu. Avrupa’yı, dünyayı ve Türkiye’yi tanıma fırsatı buldular.

Dirilişti zuhur eden şey. Göçmenlik Türkiyeliler için harika bir açılış oldu. Avrupa’yı, dünyayı ve Türkiye’yi tanıma fırsatı buldular.

Sıçrama müthişti. Bazıları okuma yazma bilmeyen birinci kuşak göçmen annelerin kızları üç dil bilen üniversite mezunu olacaktı. Anadolu insanına has girişimci ruh şahlanacak ve göçmenler kendi iş yerini kurmaya başlayacaktı. Bunda yabancıların uğradığı ırkçılık ve onun yeni zamanlardaki varyantı olan İslamofobi de bir katalizör rolü oynamaktaydı kuşkusuz, ama esas itici güç maziden geliyordu. Kabına sığmazlık ve basiret hassaları yeniden diriliyordu. Genetikte ‘İpek Yolu’ deneyimi mevcuttu. Göçmenlerin artık parmakla gösterilen zenginleri ve orta sınıfları vardı.

Türkler dünyayı yeniden küresel ölçekte deneyimlemeye girişmişti. Edirne ile Hakkâri arasına sıkışmış dar görüş ve vizyonsuzluk halinden sıyrılıyordu.

Göçmenliğin memleketinden, sevdiklerinden uzak olma, yaban ellerde kendin gibi varkalma mücadelesinin harcattığı gayret, parçalanan aileler, baba görmeden büyüyen çocuklar, yıllarca ayrı kalan eşler, sağlığa zararlı pis işlerde çalışmanın çürütücülüğü, zaman zaman ayırımcılığa uğrama gibi olumsuz yanları vardı, ama kazanımları kat ve kat daha büyük oldu. Çekilen çilelere değerdi.

Matrixten çıkış

1975-2013 yılları arasında olmak üzere kırk yıla yakın kesintisiz olarak Amsterdam’da yaşadım. Hippi devrinin sona ermesi, Klasik Fordizmin çöküşü, Sovyetlerin yıkılışı, iki Almanya’nın birleşmesi, I. Körfez Savaşı, İkiz Kuleler’in küresel oligarşi tarafından yıkılması, Irak’ın sudan bahanelerle işgali, demokrasinin yerine adım adım şirketokrasinin ikame edilmesi, yükselen ırkçılık dalgası, İslamofobinin kasıtla müzminleştirilmesi ve ekonomik kriz gibi temel gelişmeleri merkeze en yakın halkadan izledim. Avrupa aydınını, insanını yakından tanıma fırsatı buldum. Tarihini, geçmişini bilen, endüstri ötesi bir kültürü tanıdım. Bu sayede genetiğimdeki eski kayıtlar dirildi. Emperyal bir görüş kapasitesi edindim. Türkiye’de aldığım vesayet esaslı standart eğitimin monte ettiği at gözlüklerini söküp atmam, yani Kemalist Matrix’ten çıkmam göreceli kolay oldu. Statüko kemalist olmak, laikçilik ve vakaları oryantalist bakış açısıyla yorumlamak şeklinde temellendirilmişti.

Faizle, talanla ve afyonla toplanmış kapitalin, kanın kıyımın müsebbiblerinin uyuşturucu haz-hız spreyi sıktığı zamanlar.
Faizle, talanla ve afyonla toplanmış kapitalin, kanın kıyımın müsebbiblerinin uyuşturucu haz-hız spreyi sıktığı zamanlar.

Ötekisiz asla olmaz!

Tordemir sistemi çok özenle ilmik ilmik örülmüş bir yapıya ve sayısız kompartmanlara sahip. Hükmettiği ahaliye bir fanusun içinde ahiretsiz ve nefessiz bir dünyaya kapanmışlık yaşatıyor. Dini kültürleştirme, yani tanrıyı maddi kâinata dahil etme, 1400 yıllık algıyı bozma çabaları aralıksız sürüyor. Tanrı yakan fırınların bacaları tütüyor. Nietzche’nin dediği gibi dünyeviliğin çölü büyüdükçe büyüyor.

Faizle, talanla ve afyonla toplanmış kapitalin, kanın kıyımın müsebbiblerinin uyuşturucu haz-hız spreyi sıktığı zamanlar. Robinson’un Adası’nın ana formatı ötekisiz yaşayamayan, ötekiyi baskılamadan varolamayan şeklinde atılmış. Robinson Adası’nın devşirme, kendine benzetme, hayranlıkla göz kamaştırma hassaları günümüzde iyice zayıfladı. Esas yüzlerinin görünürlüğü ve çözünürlüğü iyice arttı. ‘İdeoloji deli gömleğini giy ve bizden biri ol’dan ‘En iyisi beynine uyum çipi takalım’ denilen zamanlara intikal etmiş vaziyetteyiz.

Karakültürleşme

Anadolu insanında Türkiye’deki mevcut statükoyu değiştirebilecek ve bununla yetinmeyip dünyaya kurtuluş modeli sunabilecek potansiyel vardı. Zamanımızda iyice ortaya çıkan bu milli hassamız yerli-yabancı vesayet ehli tarafından iyi biliniyor.

  • Ülkemizde kendilerine Robinsonluk izafe eden Batıcı mukallitlerin Cumalar’ı küçümseme trendi cehaletlerinden olduğu kadar, bu korkudan da besleniyor. Batıdaki Karakültürleştirme furyasına ortak olmaktan kendilerini alıkoyamıyorlar.

Bugünlerde taze bir karikatür krizi kapıda. Avrupa ırkçılarının gurusu olan Hollandalı siyasetçi G. Wilders en yeni bir karakültürleştirme operasyonuna girişmiş durumda. Aşırı sağcı seçmene göz kırpılıyor. Onların dışında kalan daha ılımlı, Robinson – Cuma işbirliğine sıcak bakma potansiyeli taşıyan seçmene de ölümü gösterip sıtmaya razı etme süreci bu. İki bin başlarından beri sürdürdükleri Müslüman göçmenleri tahrik ve tahkir eylemine devam ediyorlar. Son yıllardaki tezgâhlar göçmenleri bilinçlendirdi.

Karakültürleştiriciler: Karikatür krizinde kasıtlı olarak kriz çıkartan islamofobi fabrikatörlerinin tarafını tutan yerli-yabancı entellere verilen sıfat. (2005)

NOT: Bu arada merak edenlere Sadık Yemni Sözlüğü’nü ziyaret etmelerini salık veririm.

sadikziyayemniblogspot.com