Yaşamadığınız anıları lütfen iade ediniz!

Nerden öğrendiğimizi bile bilmediğimiz yığınla bilginin çöplüğü olmuş durumda belleğimiz.
Nerden öğrendiğimizi bile bilmediğimiz yığınla bilginin çöplüğü olmuş durumda belleğimiz.

Günümüzde, özellikle konvansiyonel medyada, Instagram postlarında veya Twitter aracılığıyla gösterilen haberlerde, bilgiler, iddialar, söylentiler, duyumlar ısrarcı bir biçimde tekrar tekrar verildiği için belleğimiz bunları önemli olarak kategorilemektedir. Bu durumda belleğimizde hangi bilginin kalacağına ve hangisinin de unutulacağına biz karar veremiyoruz. Böylece insan; hafızasının öznesi değil nesnesi konumuna düşüyor. Belleğimize birçok olay dikte ediliyor. En azından kolektif hafızamız için bunu söylememiz hiç de zor değil.

Belleğimize ne kadar güvenebiliriz? Bilim, uzunca zamandır güvenmememiz gerektiğini söylüyor. İnsan belleği yaşanmamış, yaşansa da hatırlanması mümkün olmayan birçok şeyi hatırlıyormuş gibi yapabiliyor bazen. Burada hatırladıklarımız bilimsel olarak "sahte anılar" olarak adlandırılıyor. Sahte anılara bazen bir fotoğraf, bazen büyüklerden duyulan yaşanmışlıklar, bazen başka birinin yaşadığı anıları kendine mal etme gibi durumlar sebep olarak gösterilebilir. Hatta yapılan bir araştırmada, photoshop ile değiştirilen çocukluk fotoğraflarını, katılımcıların anı olarak ayrıntılı bir şekilde anımsadıkları görülmüştür. O hâlde şunu söyleyebiliriz: Belleğimiz değiştirilebilir, yanılabilir ve biz hiç yaşamamış olduğumuz anılarla kendi hayatımıza yön verebiliriz. İçinde bulunduğumuz sanal çağı göz önünde bulundurursak, hafızamızı şekillendiren kaynaklardan en etkilisi şüphesiz sosyal medyadır. Kişiler bilgiyi ellerinin altında tuttuğu sürece "bilgiyi akılda tutmak", "hıfzetmek" insanlara uzak kavramlar hâline gelmiştir.

Enformasyon her yerde ve kolay ulaşılabilir olduğu sürece, bu eylemler gereksiz görünür.
Enformasyon her yerde ve kolay ulaşılabilir olduğu sürece, bu eylemler gereksiz görünür.

Enformasyon her yerde ve kolay ulaşılabilir olduğu sürece, bu eylemler gereksiz görünür. Günümüzde, özellikle konvansiyonel medyada, Instagram postlarında veya Twitter aracılığıyla gösterilen haberlerde, bilgiler, iddialar, söylentiler, duyumlar ısrarcı bir biçimde tekrar tekrar verildiği için belleğimiz bunları önemli olarak kategorilemektedir. Bu durumda belleğimizde hangi bilginin kalacağına ve hangisinin de unutulacağına biz karar veremiyoruz.

Böylece insan; hafızasının öznesi değil nesnesi konumuna düşüyor. Belleğimize birçok olay dikte ediliyor. En azından kolektif hafızamız için bunu söylememiz hiç de zor değil. Bir gün kendimizi hiç yaşamadığımız, görmediğimiz veya duymadığımız olayları tüm ayrıntıları ile anlatırken bulabiliyoruz ve işin ilginç yanı bunun bilincinde bile olmayabiliyoruz. "Tam olarak nerde okudum ya da kim anlattı hatırlamıyorum ama kesin kaynaklı bunlar, hepsi doğru".

Pek de yabancı bir cümle olmasa gerek. Nerden öğrendiğimizi bile bilmediğimiz yığınla bilginin çöplüğü olmuş durumda belleğimiz. Peki, çözümü tam olarak nerede aramalı? Her an her yerde gündemin değiştiği ve paylaşılan tweet ya da postların yenilendiği bu teknolojik düzende biz unuttuklarımızı kâr olarak mı sayacağız? İstediğini gündeme oturtan, sonuna kadar da sömüren, işi bittiğinde de her yerden sökerek atan bu düzenin içinde yaşama devam edebilmenin yolu hafıza kayıpları yaşamaktan geçiyor gibi görünüyor. Çünkü yaşamımız artık oldukça hızlanmış durumda. Bu sebeple eski gündemlere takılmak; bizi zamanın, toplumun ve gelişen dünyanın gerisine atıyor. Modern zamanlarda insan o kadar çok bilgi ile karşılaşıyor ki burada bir seçilim mümkün olamaz hâle geldi. Tam anlamıyla bilgi obezi olan insanlar sağlıksız zihin ve kontrolsüz bir hafıza ile savruluyor adeta.