Tekinsiz

Arşiv.
Arşiv.

Yakalasam kendisine bunu neden yaptığını ve aklının nerede olduğunu soracaktım. Ama bütün bunları o kadar erken bir saatte gelip bırakıyordu ki kapıma, bir türlü iş üzerinde yakalayamıyordum.

Büyük şehir apartmanlarında eskiden kapıcılar vardı, şimdi bu işi yapanlara apartman görevlisi deniyor. Otomasyona geçildiği için apartman görevlilerinin kapılarla pek ilişkisi kalmadı çünkü. Onlar apartmanın diğer işleriyle ilgileniyor daha çok. Benim için en kritik görevleri, sabah erken saatlerde dairelerin kapılarına gazete, ekmek ve süt bırakmaları. Daire sakinlerine yaptıkları bu güzellik herkes için bu kadar önemli mi bilmiyorum ama benim sabahtan öğleye yumuşak geçiş yapmamı sağlıyor. Sabah kalkıp daha afyonum patlamadan market yollarına düşmek, orta ölçekli bir felaket senaryosu benim için. Neyse ki bizim çok fedakar bir apartman görevlimiz var, adı Tekin. Her sabah görev bilinciyle bütün katları dolaşıyor, her dairenin kapısına geceden aldığı siparişler neyse onları bırakıyor. Böylece ben de diğer komşularım gibi gazetemi, ekmeğimi ve sütümü kapıdan alıp huzur içinde kahvaltımı yapabiliyorum.

Bu uzun zamandır böyle.

Yani böyleydi!

Son zamanlarda bizim Tekin'e bir şeyler oldu. Yıllardır rutin olarak sürdürdüğü bu sabah faaliyetinde tekinsiz bazı durumlar yaşanmaya başladı. Önce bir sabah kapıyı açtığımda ekmek ve sütün yanında gazete olmadığını gördüm. Sonraki sabah gazetenin yanında ekmek ve süt olmadığını... Dalmıştır, unutmuştur, kafasında bir mesele vardır diyerek olayı büyütmedim. Ama sonraki günlerde bu dalma hadisesi daha da tuhaflaşarak sürdü gitti. Her sabah kapıda hiç sipariş etmediğim, hiç ihtiyaç hissetmediğim ve orada bulunması hiç anlamlı olmayan birtakım acayip şeyler bulmaya başladım.

Mesela bir şişe sütün yanında beyaz bir çorap teki, gazetenin yanında gazoz açacağı, ütü tahtasının yanında bir şişe sirke, üç misket ve yanında bir kavanoz gül reçeli, bir şişe maden suyu ve iki çengelli iğne, bir kutu kesme şeker ve yanında İngilizce sözlük vs...

Yakalasam kendisine bunu neden yaptığını ve aklının nerede olduğunu soracaktım. Ama bütün bunları o kadar erken bir saatte gelip bırakıyordu ki kapıma, bir türlü iş üzerinde yakalayamıyordum. Geç yattığım için sabahları pek erken uyanamıyordum, ben uyanıncaya kadar Tekin çoktan gelip gitmiş oluyordu. Tekin geldiğinde kapıda onu karşılayabilmek için defalarca saatimin alarmını kurdum ama nafile! Saati duvara atıp kırdım ama Tekin'i kapıda iş üstünde yakalayamadım. Bu tekinsiz gidişe dur diyemediğim için de apartmandaki acayiplikler daha da acayipleşerek devam edip gitti.

Aslında Tekin'e ne olduğunu merak etmiyor da değildim. Çünkü durumu dalgınlıkla ya da unutkanlıkla açıklanabilir olmaktan çoktan çıkmıştı.

Apartman sakinleri olarak derhal duruma el koymamız ve adamcağızın varsa bir derdi, o derdine çare bulmamız gerekir diye düşündüm. Başına bir iş gelmişse, aklına mukayyet olamaz bir haldeyse ya da ne bileyim iç hatlarında bir karışıklık varsa, kendi selametimiz için bunları da mutlaka çözmemiz icap ederdi. Üstelik durum sandığımızdan vahim de olabilirdi. Bir gün kapıyı açtığımızda bir külah kabak çekirdeğinin yanında pimi çekilmiş bir el bombası bulmayacağımızın bir garantisi var mıydı?

Evet, evet! Hemen harekete geçmeliydik. Bunun için geç bile kalmıştık hatta. Sabah ilk iş... Yok, öğleye doğru diyelim... Hemen en yakın daireden başlayarak bütün komşuları dolaşmak ve mümkünse kapalı devre bir olağanüstü hal ilanı için zemin yoklamak şart olmuştu artık.

Öyle yaptım, sabah on civarı kalktım. Tekin'in bıraktığı yedi misket domates, bir ayakkabı cilası ve iki tırnak pideyi kapıdan aldım. Tırnaklı pide son zamanlarda bana yaptığı tek güzel sürprizdi, tost makinesinde ısıttım, üstüne tereyağı sürdüm ve sağlam bir kahvaltı yaptım. Doğru sırayla yapmaya gayret ederek dişimi fırçaladım, tıraş oldum, giyindim, saçımı taradım ve çıktım. Bir dakika dolmadan en yakın dairenin kapısındaydım. Kapıyı açan beyi nedense gözüm hiçbir yerinden ısırmadı. Bana bakışından onun da aradığı aşinalığı yerinde bulamadığı anlaşılıyordu.

"Buyurun" dedi, "Ne istemiştiniz?"

"Merhaba" diyebildim sadece. Araya istenmeyen o sessizliklerden biri girdi çünkü. Öyle tedirgin bir vaziyette bakıştık karşılıklı bir süre.

"Ben alt komşunuzum..." diye söze girecek oldum.

"Alt komşumuz mu? Biz zemindeyiz zaten, bizim altımızda daire yok ki... Kömürlük, depolar filan var," deyiverdi.

"Nasıl yok yani? Ben yıllardır nerede oturuyorum o zaman?" diye ufaktan diklendim.

Şaşaladı.

"Bunu bana mı soruyorsunuz? Nereden bilebilirim?" dedi cevaben.

Bu nasıl bir oyundu bilmiyordum ama ufaktan sinirleniyordum artık.

"Beyefendi ben yıllardır sizin alt katınızdaki baba yadigarı dairede oturuyorum. Buraya da apartman görevlimiz Tekin'in acayipliklerini konuşmak için geldim," diye üsteledim.

Yüzündeki şaşkınlık alaycılığa doğru evirildi gözümün önünde.

"Tekin kim? Bizim neredeyse on yıldır apartman görevlimiz yok, pahalı geldi işten çıkarttık. Herkes kendi işini kendi görüyor."

  • Bunu söylerken sol elini kapıya doğru götürdüğünü fark ettim, bu kapıyı yüzüme kapatma operasyonun hazırlığı değilse neydi? Hemen sağ ayağımın ucunu kapıyla eşik arasına uzatarak bu operasyonun önünü kestim.

"Demek apartman görevlimiz yok. Peki öyleyse, günlerdir akıllara ziyan onca şeyi kim getirip kapıma bırakıyor? Bu nasıl bir saçmalık!" diye sesimi yükselttim.

Bu kötüye işaretti, sesim yükselmeye başladığında nabzım da yükselir benim, kendime hakimiyetimi kaybederek hadise çıkartırım. Bir felakete doğru ilerlediğimin farkında olsam da bu freni boşalmış gidişata dur diyecek herhangi bir girişimde bulunamam.

Öyle oldu yine... Bağırarak, ne bağırması, haykırarak, Tekin'in günlerdir kapıma bıraktığı şeyleri sayıp dökmeye başladım. Adam şaşkınlıktan dilini yutmuş bir halde fal taşı gibi açılmış gözleriyle bana bakıyordu. Dayanamadım, yakasına yapıştım. İçeriden karısı koşup geldi, sonra çocukları... Daha sonra apartmanda kim varsa hepsi... En son da beyaz gömlekli başkaları... Beni paketleyip daha önce de gördüğüm intibaı veren bir araca bindirdiler, yanıma bindiler, gaza bastılar. Büyükçe bir binanın önünde durduk, birlikte araçtan indik, yine daha önce de gördüğüm intibaı veren bir kapıdan içeri girdik. Danışmada ellili yaşlarda kır saçlı bir adam vardı. Garip şey, onu da sanki daha önce görmüştüm. Ama önceden yüzünde o kırmızı puantiyeler yoktu sanki.