FETÖ'nün yüz yıllık hikâyesi

“Ben Tayyip’le değil, Tayyip’in Tanrısı ile savaşıyorum.”
“Ben Tayyip’le değil, Tayyip’in Tanrısı ile savaşıyorum.”

Rusya’nın önemli isimlerinden biri olan Aleksandr Dugin, baş terörist mason Gülen’in 15 Temmuz gecesi Pensilvanya’daki heyetine “Ben Tayyip’le değil, Tayyip’in Tanrısı ile savaşıyorum” dediğini aktarıyor.

İslam'ın son 10 asırdaki en büyük düşmanı

'Ben Erdoğan'ın tanrısı ile savaşıyorum'

Şüphesiz ki Rus devletinin en mühim adamlarından biri olan Dugin, bu sözleri; insanlık, İslam ve Allah düşmanı alçak haydut Gülen’in ekibine sızdırılmış Rus devletinin adamlarından duymuştur. Bu da bize Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Andrey Karlov’un 15 Temmuz’dan birkaç ay sonra 19 Aralık 2016’da Ankara’da FETÖ’cüler tarafından niçin katledildiğini izah ediyor. Buna FETÖ’cülerin fitnesiyle 24 Kasım 2015 tarihinde Rusya Hava Kuvvetleri’ne ait Suhoy Su-24 tipi uçağın sınır ihlali gerçekleştirdiği gerekçesiyle Türk Hava Kuvvetleri tarafından düşürülmesi hâdisesini de eklemek gerekiyor.

Gelelim hâşâ Allah ile savaşma itirafına…

O dönem İngiltere’nin savunma bakanı ve daha sonra da Başbakanlık yapacak olan Winston Churchill, “Biz Çanakkale’de Allah’la savaştık! Allah’la savaşan kaybetmeye mahkûmdur” demişti. Churchill haklıydı… Çünkü Allah ile savaşıp da kazanan hiç olmamıştı, olamazdı da. İşte şu korona günlerinde dünyaya, insanlığa ve Allah’a kafa tutanların ahvali ortada. O koca koca devletler gözleriyle bile göremedikleri bir virüse teslim oldular. Allah (c.c.) burnundan beynine soktuğu sinekle düşmanı Nemrut’u nasıl helak etmişse, Hz. Musa (a.s.)’ya düşmanlık eden Ramses’i nasıl Kızıldeniz’e boğdurmuşsa, dilerse tüm düşmanlarına benzer musibetleri verip helâk eder.

Bazı kimseler bilmese de bizler 40 yıldır Gülen alçağının Allah ile savaştığını biliyorduk. “Allah ile savaşan kaybetmeye mahkûmdur” diyen ve haklı çıkan Churchill misali, bu rezil iki ayaklı iblis (hannas) de 15 Temmuz’da kaybettiği gibi, hem dünyada hem ahirette kaybedecektir. İnşaallah helâk olması yakındır!

Terör örgütü FETÖ ne zaman kuruldu?

Dünyanın en alçak terör örgütü olan FETÖ’nün kuruluş tarihini, Endülüs’ün yıkılışına ve hatta Hz İsa’nın getirdiği İncil’i tahrif ederek Hıristiyanlık adında bir beşerî din icat eden Yahudi Pavlus’a kadar götürmek mümkündür. Yahudi Pavlus, İncil’i bozarak Hıristiyanlığın temellerini attı. Yahudi İbn-i Sebe ise aynı usulle İslam’ı tahrif etmeye çalıştı, ancak o yeni bir din icat edemedi. Fakat Müslümanlar arasında büyük fitnelere sebep oldu.

Terörist Gülen, Şii/İsmaili Hasan Sabbah ve Moğol Hükümdarı Hülagü’nün Müslümanlara verdiği zararı biliyordu. Türkleri ele geçirerek İslam’ın bayraktarı bir milleti imha etmeden başarıya ulaşmasının imkânsızlığını da… O iki ayaklı şeytan kuracağı örgütün planlarını, 20 yaşındaki iken hazırladığını şu cümlelerle itiraf etmişti: “Bu ehli dünya ahmakları, bizi anlamadıklarından dolayı Türkiye’de iktidara talipler. Deli mi bu adamlar? Öyle küçük şeylerle mi uğraşacağım ben? Senin iktidar dediğin şey nedir? Ben yirmi yaşında onu devireceğimi, yerine başkasını kuracağımı planlamış insanım. İktidar dediğin şey nedir senin? Tenezzül bile etmem. Bin merdiven aşağı inmem lazım, ahmak!”

Demek ki, örgüt sonradan tesadüfen kurulmuş bir yapı değildi. İslam’ın bayraktarı Türk milleti ile dünyanın vicdanı Türk devletini yok etme fikrinin hazırlıklarına ta 1950’lerde başlamıştı. İşler, tıpkı yaklaşık miladi bin yılında kurulup, 1930’lara kadar gizli kalmayı başarmış Siyon Örgütü gibi gizliden yürütülüyordu.

Terör örgütü FETÖ'nün örgütlenme biçimi.
Terör örgütü FETÖ'nün örgütlenme biçimi.

Terör örgütü FETÖ'nün örgütlenme biçimi

FETÖ ve her terör örgütünün piramit şeklinde bir hiyerarşisi vardır. Bu örgütün hedefleri ve büyüklüğü farklı katmanlara ayrılacaktır. Yargıtay 16. Ceza Dairesi,FETÖ piramidinin 7 katmandan oluştuğunu belirterek bu katmanları şu şekilde sıralıyor.

  • 1. Kat
  • Halk Tabakası: Örgüte iman ve gönül bağı ile bağlı olanlar, fiili ve maddi destek sağlayanlardan oluşur. Bunların birçoğu örgütün hiyerarşik yapısına dâhil olmayan bilinçli veya bilinçsiz hizmet ettirilen kesimdir. Genellikle faaliyetlerden habersizdirler. Bu katmandakileri örgüte bağlayan ana unsur, istismar edilen İslami duyarlılık ve din duygularıdır.
  • 2. Kat
  • Sadık Tabaka: Okul, dershane, yurt, banka, gazete, vakıf ve kurum görevlilerinden oluşan sadık gruptur. Bunlar örgüt sohbetlerine katılır, düzenli aidat öder, az veya çok örgüt ideolojisini bilen kişilerdir.
  • 3. Kat
  • İdeolojik Örgütlenme Tabakası: Gayri resmi faaliyetlerde görev alırlar. Örgüt ideolojisini benimseyen ve ona bağlı olarak çevresine propaganda yapan kişilerden oluşur.
  • 4. Kat
  • Teftiş Kontrol Tabakası: Bütün hizmeti (legal ve illegal) denetler. Bağlılık ve itaatte dereceye girenler buraya yükselebilir. Bu tabakaya girenler örgüte çocuk yaşta kazandırılanlardan seçilir. Örgüte sonradan katılanlar genellikle bu ve daha üst katlarda görev alamazlar.
  • 5. Kat
  • Organize Eden ve Yürüten Tabaka: Üst düzey gizlilik gerektirir. Birbirlerini çok az tanırlar. Örgüt lideri tarafından atanırlar. Devletteki yapıyı organize edip yürüten tabakadır. Evliliklerinin örgüt içinden olması zorunludur.
  • 6. Kat
  • Has Tabaka: Gülen ile alt tabakaların irtibatını sağlar. Örgüt içi görev değişiklikleri yapar. Azillere bakar. Örgüt liderince bizzat atanırlar.
  • 7. Kat
  • Kurmay Tabaka: Örgüt lideri tarafından doğrudan seçilen 17 kişiden oluşan örgütün en seçkin kesimidir.”

Hiyerarşi dışı tabaka

Yargıtay 16. Ceza Dairesi isimlendirmediği bu tabaka hakkında ise şu bilgilere yer veriyor: “Bu tabakalar dışında örgüte sempati besleyenlerden oluşan alt tabaka vardır. Örgüt hiyerarşisinde yer almazlar. Örgüte yönelik herhangi bir olumsuz düşünceleri yoktur. Örgütün bütün faaliyetlerini illegal bile olsa desteklerler. Talimat almaz ve rapor vermezler. Siyasetçi, sanatçı, yazar, gazeteci, akademisyen gibi çok geniş bir alana yayılmış olan bu sempatizan kitleyi örgüt zaman zaman lehine kamuoyu oluşturmak için kullanmaktadır.”

Örgüt ile cemaat ayrımı ve cezai sorumluluklar

Yargıtay 16. Ceza Dairesinin kararlarında, FETÖ mensuplarının duruşmalarda kendilerini savunurken dile getirdikleri “Suç tarihinde hizmet hareketiydi, terör örgütü ilan edilmemişti”, “Örgütün amacını bilmiyorduk”, “15 Temmuz’dan önce gerçek amacı anlamamıştık” şeklinde savunma yapıyorlar. Zanlıların bu konudaki samimiyetlerini herhalde işledikleri suçlarla belirlemek güç olmasa gerek. Şayet bir zanlı kamu imtihanlarındaki soru hırsızlığının birine katılmışsa veya çalınan sorularla bir imtihanı kazanmışsa “bu yapı o zaman terör örgütü ilan edilmemişti” demesi bir mânâ taşımaz. Aynı şekilde cinayete karışmış, tuzak kurmuş, emirle birini mahkûm etmiş, malını gasp etmiş, mahrem görüntüsünü kaydetmiş, milletin verdiği zekât, sadaka ve kurbanları amacı dışında kullanmış, Gezi isyanına, 17/25’e, MİT tırları hâdisesine, insanları hukuksuz bir şekilde dinleme, devlet sırlarını satma, 15 Temmuz iç savaş ve işgal girişimine fiilen katılmış veya bunların yapılmasına göz yummuş birisinin bu ağır fiilleri suç saymayıp, “Henüz terör örgütü sayılmamıştı, örgütün amacını bilmiyorduk” gibi mazeretlere sığınması cezadan kurtulma girişiminden başkası değildir.

Ancak örgüt piramidinin ilk basamağı, kısmen de ikinci basamağındakiler hukuk dışı gayrimeşru işlere girişilen fiilin bizatihi içinde yer alarak ve fiilden haberdar olarak bilmekteydiler. Kaldı ki Yargıtay da bu hususta aynen şöyle demektedir: “Yedi katman halinde çalışan örgütün kaçıncı tabakasındakilerin cezai sorumluluğunda tereddüt yoktur? Örgütün amaç ve yöntemlerini bilen örgüt mensuplarının örgütteki konumları gözetilerek cezalandırılacağı açıktır. Örgütlenme piramidine göre üç, dört, beş, altı ve yedinci tabakalarda bulunan örgüt mensuplarının bu durumda olduklarının kabulü gerekir.”

İlk iki zümre içinse Yargıtay şunları kaydetmektedir:

Örgütün birinci ve ikinci katmanında yer alanlar ile yardım edenlerin sorumlulukları kusurluluk ilkesi doğrultusunda belirlenmelidir. Yani bu yapıyı cemaat zannederek yer alanlar, ancak örgüt olduğunu ortaya koyan olaylar ortaya çıkmasından sonraki tarihlerde örgüte bağlılıkları devam ediyorsa cezai yönden sorumlu olacaklardır.”

Yargıtay’ın hiyerarşi dışı bıraktığı tabakadakilerin önemli bir kısmı, belki de tümü, örgüt hiyerarşisinde gözükmemekle birlikte aslında örgütün kripto mensuplarıdır. Toplumun ve müesseselerin hemen her kademesinde yer almaya devam eden bu kimselerin, şu an en büyük tehlike arz edenler olmadığının garantisi var mı? Örgüt mensubu olduğu kesinleşen ve izlenebilen kimselerin tehlikesi, ilgili makamlarca bir ölçüde bertaraf edilebilir. Ancak kripto olanların tehlikesi nasıl bertaraf edilecek?

FETÖ örgütü nasıl insan devşirdi?

Anne tarafından sülalesinin adı ‘Ayabakanlar’ yani ‘Kâhinler’ olan terörist Gülen’in etrafındakileri etkilemek için büyücülük yaptığı pek dile getirilmez. Zaten büyücükle uğraşan Yahudi bir ailenin ferdi olarak yetiştirilmesi, Kabala büyücülüğü konusunda mahir olduğunun bir delilidir. Tarihte Mesih olduğunu iddia eden pek çok kişinin büyücü olması da tesadüf sayılmayacak kadar ilginçtir. Mesihlik veya Mehdilik iddiasında bulunan bazıları aklî melekelerini kaybetmiş kimseler olsa da, ezici çoğunluğun büyücü ve cinlerin musallat olduğu kimseler olduğunu herkes bilir. Kaldı ki, büyücülük yapmak maharet isteyen bir iş olmayıp, kötü bir kişilik yeterlidir.

Terörist Gülen’in ta 1960’larda Mesih olduğunu iddia etmesi, bu yüzden isminin başına M harfi ilavesi gerçeğini eklediğimizde, hikâye iyiden iyiye ilginçleşir. Buna, askerliğini yaptığı Özel Harp Dairesi’ndeki istihbarat ve hipnoz eğitimini eklediğimiz zaman, bunca kişinin bir Sabetayistin peşinden nasıl gittiği herhalde daha iyi anlaşılır. Kaldı ki, mason mahfillerindeki kabala büyücülüğü de Gülen için yabancı bir durum değildir.

Bizatihi şahitliği olan kimseler, terörist başı Gülen liderliğinde büyücülük ve hipnoz yapıldığını teyit etmektedirler. Örgütten uzun süre önce ayrılmış olan üst düzey bir mensup, sistemli bir şekilde çalışan “Büyücülük ünitesi” olduğunu açıkça teyit etmiş; ayrıldıktan sonra kendisine de büyü yapıldığını tarafımıza beyan etmiştir. Gülen’in videolarında “Dosyaları bana cinler getirdi” dediğini de belirten bu meşhur eski FETÖ’cü, “Eskiden biz buna keramet derdik, meselelere vakıf oldukça sihir ve büyücülük yapıldığını ve işlerin büyücülük ünitesinde yapıldığını bizzat müşahede ettik” demektedir.

  • Mason Gülen’in örgüte adam kazanma, terfi ve ihraç gibi süreçlerde ve örgütün aleyhine çalışanlara karşı kullandığı, İslam dışı muharref dinler ile Budist yapılardan oluşan büyük bir büyücülük merkezinin olduğu biliniyor.

Ancak bu faaliyetin sıradan cincilikle karıştırılmaması gerekmektedir. Zira ehli diyor ki, cinler de örgütlerde olduğu gibi piramit şeklinde bir yapılanmaya sahiptir. İnsan kılığına da girebilen şeytan/iblis en tepedeki varlıktır. En alt kademede nefer görevini üstlenen küfür ehli cinler yer alırken, onların üzerinde ise ‘ifrit’, ‘marid’ ve ‘semum’ olarak adlandırılan varlıklar var. Yine ehil kimseler, iki ayaklı iblis Gülen’in ifrit, marid ve semumlarla çalışmakta olduğunu belirtiyorlar.

Filmlerde gördüğümüz “uzaylı” diye takdim edilen küçük ve uzun kulaklı kabak tiplemesi cinlerdir. Şeytanî örgütlerin sembol olarak kullandığı keçi sakallı, boynuzlu tiplemeler şeytandan ziyade ifritlerdir. Boynuz uzunluğu ise ifritin kıdemini belirtir.

Terör örgütü FETÖ’nün çeşitli katmanlarında görev almış kişilerin, örgüte dâhil olmadan veya girdikten sonra kayıt altına alınmış hataları/suçları/ günahları nedeniyle örgütten ayrılmaları engellenmektedir. Ayrılmak isteyenler, ortak çalıştıkları bu varlıkla beraber geri döndürülür. Yani terör örgütüne girilir ama çıkılmaz. Çıkılsa bile, bu çıkışın ölüme kadar giden bir müeyyidesi mutlaka vardır. Hepsinden önemlisi büyücülükle, sihirle hipnoz edilmiş kişiler ölümlerine dek örgütte tutulurlar.

Örgütteki şeytanlıkları görüp de ayrılanların bilmesi gereken şey, ölümün kimsenin elinde olmadığı, vakti gelmeden kimsenin ölmeyeceği, öldürülemeyeceği veya hayatta tutulamayacağıdır. Bilmesi gereken diğer iki mühim husus ise, Türk devletinin her türlü terör örgütü ve Allah-ü Teâlâ dışındaki güçlerden daha güçlü olduğu; örgüt hakkında bilgi vermesi şartıyla onu koruyup normal hayata döndürebileceğidir. Bu sapkın örgütün İslam’ın da, Türk’ün de, Kürt’ün de, Arap’ın da, Türkiye Cumhuriyeti devletinin de düşmanı olduğu bilinmelidir. Burada kalmaya devam eden kişi, dünyasını mahvettiği gibi, ebedi hayatını da cehennem kılmaktadır. Yegâne doğru, Allah-ü Teâlâ’nın ve numune-i imtisal olan Allah’ın Rasulü Hazreti Muhammed Mustafa (a.s.v.)nın yoludur. Bu yüzden örgütte suça karışmış veya karışmamış kişilerin bir an evvel tövbe edip dünya ve ahiretlerini kurtarmaları gerekir. Gülen adlı büyücünün şerri Allah’ın gazabından daha acıklı değildir. Kaldı ki Allah Azze ve Celle, Felak ve Nas sureleri ile başka Ayet-i Celileleri bu iblis ve avenelerinin şerrinden korunma zırhı olarak bizlere lütfetmiştir. Allah’ın koruduğu kimseye kim zarar verebilir? Şayet Yüce Yaratıcı (c.c.) Recep Tayyip Erdoğan’ı korumamış olmasaydı bu haydut şimdiye kadar en azından 15 Temmuz 2016’da onu şehid etmiş olmayacak mıydı?

Terörist başı Gülen’in annesi Rabin, Endülüs medeniyetini yıkan İspanya’nın zulmünden kaçarak Osmanlı’ya sığınmış Yahudi bir aileden geliyor.
Terörist başı Gülen’in annesi Rabin, Endülüs medeniyetini yıkan İspanya’nın zulmünden kaçarak Osmanlı’ya sığınmış Yahudi bir aileden geliyor.

Baş terörist F. Gülen kimdir?

Terörist başı Gülen’in annesi Rabin, Endülüs medeniyetini yıkan İspanya’nın zulmünden kaçarak Osmanlı’ya sığınmış Yahudi bir aileden geliyor. 17. yüzyılda 22 yaşında Mesihlik iddiasında bulunan ve Müslüman olmuş gibi gözükerek ‘Mehmet Efendi’ adını alan ‘Sabatay Sevi’ye inanan bir aile. “Öyle bir evlat yetiştiriyorum ki, bunları kendi dinleri ile vuracak’ diyen babası ise aslen İran kökenli, ancak Van Erciş, Hevirzok’a gelip yerleşmiş bir Ermeni. Terörist başının uydurduğu bunun dışındaki tüm yalanlar, gerçeği halktan ve mensuplarından gizlemeye yönelik hezeyanlardan ibaret. Ta 1960’larda kendisinin Mesih ve Mehdi olduğunu iddia eden terörist başı mason Gülen’in nesebini gizleyip, aksine kendini Hz Ali (k.v.)’ye yani Seyyidliğe bağlama yalanına itmesinin yegâne nedeni bu.

Türklük, Müslümanlık şöyle dursun, soyu anne tarafından Yahudiliğe, sevmediği babası tarafından ise Ermeniliğe çıkar. Babası için “Bizim peder, sigara içmezdi ama kahvelerde otururdu. Yemek borusu, mide falan kanseri oldu. Sonra bütün vücudunu sardı, metastaz oldu. Öyle gitti bok yere” diyecek kadar babadan uzak bir ebleh.

Babasının Hıristiyan, annesinin ise Musevi olarak yetiştirdiği terörist başı Gülen, kendini Müslüman gibi takdim edegeldi. Görünüşte Müslüman, gerçekte ise Musevî olan Sabataycılık onun ana kişiliğini oluşturdu. Bu yüzden terörist başı Gülen, Müslüman kimliğine bürünmüş bir gayrimüslim. Resmi adında olmayan ve isminin başına eklediği ‘M’ harfi hem Sabetay Sevi’nin, hem de Mesih’in M’si.

Baş teröristten Mesih çıkar mı?

Terörist Gülen’in babası hakkında, 1974’deki vefatından hayli sonra söyledikleri, onun ne kadar karaktersiz biri olduğuna işaret eder. Peki, bunu niçin söylemektedir? Bir kişi, üstelik de dünyayı ele geçirme iddiasındaki bir kişi, babası hakkında bu aleni hakareti niçin yapar? Sebebi küçük kardeşinin adında gizlidir. Baba Ramiz, oğlunun birinin adını ‘Mesih’ koymuştur. Terörist başı Gülen, Mesih ismini kendisine değil de küçük kardeşine vermiş olması nedeniyle babasından nefret etmektedir ve hakaretinin temel nedeni budur. Çünkü Mesih’lik iddiası kendisine aittir.

Kestanepazar’ına geldikten sonra 1966’da İzmir’e yerleşen terörist Gülen, merkez üssünü 17. Asırda kendisinin Mesih olduğunu iddia eden, başımıza Sabetaycılık belasını bırakıp giden Sabetay Sevi’nin evinin bulunduğu sokakta kurar. 1960’lı yıllarda İzmir Diriliş Kilisesine hitaben yazdığı mektubunda, Sabetay Sevi’nin İzmir’deki evini ziyaret ettiğini, burada Yahudi cemaatinin “Gülen, sen bizim Mesih’imizsin” dediklerini belirtir. Mesih olduğunu ilan ettikten sonra Said-i Nursi’nin de Mesih’i müjdelediğini belirterek oradan güç devşirmeye çalışır.

Terörist örgütü FETÖ'yü kim kurdu?

Çoğu kimse, asrın ve belki de dünya tarihinin en azılı terör örgütlerinin başında gelen FETÖ’nün, Fetullah Gülen isimli bir zavallı tarafından kurulduğunu zannediyor. Oysa bu çapta bir örgütü, sadece aslî mesleği profesyonel yalancılık olan bir teröristin başarması mümkün değildir. İster çaplı, isterse çapsız bir kimse olsun, ilerleyen sayfalarımızda göreceğiniz bunca faaliyeti bir kişinin tek başına planlayarak koordine etmesi mümkün olabilir mi? Elbette hayır!

Bu durumda, dünyanın hemen tüm ülkelerine yayılmış, başta sözde düşmanı Kemalist yapının hâkim olduğu Türkiye olmak üzere onlarca ülkede bürokrasiyi, siyaseti, eğitim kurumlarını, polisi ve ordu teşkilatlarını ele geçirmiş bir terör örgütünü kimler kurmuştur? Günümüzün en mühim suâli budur. Meseleyi 15 Temmuz 2016’dan, yahut AK Parti iktidarının ilk 5-6 yılından ibaret sanmak herkesi büyük yanlışa sürükler.

Evvelâ şunu bilmeliyiz ki, terörist başı, aile içinde hedefe kilitlenmiş bir füze gibi İslam düşmanı olarak yetiştirilmiştir. Kendi beyanına göre, terör örgütünü daha yirmili yaşlarda kendi zihninde planlamıştır. Daha sonra ise:

■CHP Genel Başkanı mason biraderi İsmet İnönü,

■ CHP’nin Sabetayist Genel Sekreteri, mason biraderi Kasım Gülek,

■ CHP’nin Genel Başkanı mason biraderi Bülent Ecevit,

■ MAH/MİT Genel Sekreteri Hurşit Kemal Cantürk’ün okul arkadaşı MAH adına çalışan mason Süleyman Demirel’in dostu Yaşar Tunagür,

■ CHP Genel Başkanı İsmet İnönü’nün kontrolündeki Özel Harp Dairesi,

■ CHP Genel Başkanı İsmet İnönü’nün kontrolündeki dönemin istihbarat teşkilatı MAH,

■ AP Genel Başkanı mason biraderi Süleyman Demirel,

■ Türk Petrol Vakfı’nın kurucusu mason biraderi Aydın Bolak,

■ Musevi işadamı mason İshak Alaton,

■ İşadamı mason Vehbi Koç,

■ Mason biraderi ve kendisini mason yapan ve Kestanepazarı’ndaki yapıyı finanse eden işadamı Ali Rıza Güven,

■ Özel Harpçi Dr Esat Keşşafoğlu,

■ Genelkurmay eski Başkanı Orgeneral Cemal Tural,

■ Özel Harp Dairesi Kurmay Başkanı Reşat Taylan,

■ İzmir Üçgen Mason locası özelinde masonlar,

■ Amerika’nın yeşil kuşak projesi olan Komünizmle Mücadele Derneği,

■ Yahudi Papa 2. Jean Paul,

■ Türk Gladyosunun başı mason Orgeneral Turgut Sunalp,

■ P.26 Gladyo şubesinin kurucusu Yahudi mason Albert Backmann,

■ 12 Eylül darbecisi Orgeneral mason Kenan Evren,

■ İşadamı mason Sakıp Sabancı,

■ Türk-Ermeni patriği Şinork Kalusyan,

■ Kasım Gülek’in kızı, devlet eski bakanı Tayyibe Gülek,

■ Kasım Gülek’in baldızı ve Tayyibe’yi yetiştiren CIA elemanı Aylin Devrimel Radomisli,

■ Vatikan’ın Türkiye temsilcisi papaz Georges Marovitch,

■ Fener Rum Patriği Bartelemeo,

■ Turk-Musevi Hahamı İshak Haleva,

■ Amerikan Dış Haberalma Teşkilatı CIA,

■ İsrail Dış İstihbarat Teşkilatı MOSSAD,

■ Alman Dış İstihbarat Teşkilatı BND,

■ Büyük Britanya Dış İstihbarat Teşkilatı MI6,

■ CIA yöneticilerinden Graham Fuller,

■ CIA yöneticilerinden Henri Barkey,

■ Amerikan Yahudi Örgütü Başkanı Abraham Foxman gibi pek çok kişi ve kuruluş, terör örgütü FETÖ’nün kurulması, gelişmesi veya önünün açılması için yardım etmiştir. Bu durumda şu suâli sormak gerekiyor: Bunca kimse ve şer yapılanma nasıl olur da bir Müslüman’a yardım eder? Gerçekten Müslüman olsa elbette etmez! Aksine boğar, yok eder! Peki, ya yardım ediliyorsa? İşte o zaman o yapı mutlaka hedefe İslam’ı koymuştur da o yüzden yardım ediliyordur.

Terör örgütü FETÖ'nün gerçek amacı neydi?

Her faaliyetin açık ve gizli veçheleri olabilir. Şüphesiz terörist Gülen gizli hedeflerine ulaşabilmek için Müslüman gözükmek zorundaydı. Müslümanlara, İslam’a zarar vereceğini; Türklere, devletlerini yıkacağını söylese etrafında kim kalırdı? Sadece İslam ve Türk’e düşman üç beş kişi. Ama münafık olmayı tercih etti. Türk’e Türk, Müslüman’a Müslüman, Yahudi’ye Yahudi, Hıristiyan’a Hıristiyan gibi gözüktü. Amaç belliydi, Türk’ü devletinden, Müslüman’ı da inancından etmek. Ardından kendi uydurduğu sözde bir dinle, bu devleti ve milleti idare etmek yahut düşmanlara peşkeş çekmek…

Chp ile terör örgütü FETÖ'nün irtibatı ne zaman başladı?

Terörist başı Gülen’in amcası, CHP'nin Erzurum teşkilatında görevliydi. Gülen bu sayede CHP ile ilk temasını kurdu. Daha çocuk yaşta İnönü ile tanıştırıldı. CHP’ye üye oldu, faaliyetlerine katıldı ve bağışta bulundu. 1958’de İstanbul’da Koçlara ait Divan otelde gerçekleştirilen CHP Gençlik Programında, CHP’nin çiçeği burnunda milletvekili Bülent Ecevit ile tanıştı. Ardından da Kasım Gülek ile… Sonra Gülen ile CHP kördüğüm gibi sarmal bir hal aldı. FETÖ’den başlayınca yolunuz CHP’ye, CHP’den başlayınca yolunuz mutlaka FETÖ’ye çıkıyordu.

Tayyip Erdoğan’la ne kadar ilişkisi vardı?

Müslüman teşekküller ve özellikle de Millî Görüş, terörist Gülen’in nefret ettiği yapılardı. Hatta Erbakan hoca hakkında çok galiz laflar etmişti. Çünkü kendi hedefinin önündeki en büyük engel bunlardı. Onlar büyürse, FETÖ hedefine ulaşamazdı. Ayrıca Müslüman teşekküllerle ortak bir inanç, değer ve geleneğe de sahip değildi. Aradaki fark, siyah ile beyaz kadar belirgindi. Millî Görüş geleneğinin yetiştirdiği Recep Tayyip Erdoğan da onun en büyük düşmanlarındandı. Ancak Erdoğan 1994’de İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçilmişti. FETÖ için Erdoğan ile temas kaçınılmazdı. İğrene iğrene de olsa, iki zıt kutbun bir birini itmesi pahasına zorunlu bir temas gerçekleşti. Bunların şerefsizliğini ta 1998’de keşfeden Erdoğan, asansörde “Evvela bunların hakkından gelmek lazım” derken, terörist başı da odasından kurduğu gizli sistem aracılığıyla bu konuşmayı dinliyordu.

Terör Örgütü’nü AK Parti mi büyüttü?

Terör örgütünün, devleti AK Parti iktidarında ele geçirdiğine dair Erdoğan karşıtlarının yaygın bir iddiası var. Peki, bu gerçek mi? AK Parti 2001 yılında kurulup, 2002’nin Kasım ayında iktidara geldi. Terör örgütü ise ta 1966’da kuruldu. Yani AK Parti’nin iktidara gelişinden tam 37 yıl evvel. Terör örgütü, devleti ele geçirmek için 37 yıl bekleyip, ardından tüm kurumları mı ele geçirdi? Elbette ki hayır!

Masonik terör örgütü, devlete Demirel ve CHP iktidarları ile darbe dönemlerinde nüfuz etmeye başladı. Kaldı ki, örgüt bizatihi İnönü’nün adamlarından oluşan MAH eliyle kurulmuştu. Bir parti düşünün, iktidara geldiği gün ne yapabilir? Bu, o partinin sistemle ilişkisine bağlıdır. Mesela Kemalist bir parti iktidara gelmişse dilediğini yapar. Ancak AK Parti gibi sistemle kavgalı ise ve tepesinde Ahmet Necdet Sezer gibi bir cumhurbaşkanı, namlusunu hükümete doğrultmuş bir komuta kademesi varken ne yapabilir? Ya sistemle ittifak kurar, yahut da kavga eder.

Erdoğan hükümetlerinin hemen hiçbir atama talebinin Sezer tarafından kabul edilmediği ve askerlerin 28 Şubat zulmünü sürdürdüğü bir ortamda siz iktidar olsanız ne yapardınız? Aynen düşündüğünüz gibi, evet kendinize ittifaklar arardınız. İşte AK Parti iktidarına kadar devletin her kademesine nüfuz etmiş olan FETÖ’cüler, Sezer ve asker namlusuna karşı Erdoğan’a ittifak teklif ettiler. Çünkü Polis ellerindeydi, adliyeler kendi adamlarıyla doluydu. Erdoğan’ın ise zamana ihtiyacı vardı!

Bürokraside bir makama getireceğiniz kişinin en az on yıl devlette görev almış olması ve belirli makamlarda bulunmuş olması gerekiyordu. Bunları aşıp dışarıdan birini bürokratik makamlara getirmeniz mümkün değildi. Çârenin çâresizlik olduğu bir zamanda, bir yılandan kardeş rengine boyanmış bir el uzandı. Ya tutmalıydınız yahut da siyaseti bırakmanız gerekiyordu. Ancak kimsenin bu diyardan gitmek gibi bir niyeti de yoktu ve meyvelerin olgunlaşması için zaman ve sürecin tamamlanması beklenmeliydi. Öyle de oldu.

Ancak kardeş boyasına boyanmış terörist yapı, dilediğini Savunma Bakanı, Cumhurbaşkanı, MİT Müsteşarı makamlarına getiremeyince, freni boşalmış kamyon gibi önüne geleni yıkarak ilerlemeye başladı. Olup biteni soğukkanlılıkla izleyen Başbakan Erdoğan, masaya yumruğunu daha da sert vurarak süreci yönetti. Her türlü darbe, infaz ve işgal girişimini, Allah’ın ve milletin yardımı ile bertaraf etti. Elinizi vicdanınıza koyun ve düşünün, gerçek hikâye bundan ibaret değil mi?

Ta 1998’de “Evvela bunların hakkından gelmek lazım” diyen bir Recep Tayyip Erdoğan’ın bunlarla müttefik olması ve önlerini açması elbette düşünülemezdi. Ancak AK Parti iktidarı çaresizdi. Adım adım gitmeliydi. Devlete çöreklenmiş yapılardan tek tek kurtulmadan ülkenin düzlüğe çıkarılması elbette imkânsızdı. Zira bu süreçte 28 Şubat ve öncesi alışkanlıklarını sürdüren askerler, bir asırdır devleti babalarının çiftliği gibi kullananlar, hak etmediği halde en üst makamları işgal edenler, tefeciler ve hâsılı her türlü aç kurdun kimi pusuda, kimi de alenen Erdoğan ve iktidarını bitirmeye yönelik hamleler yapmaktaydı.

FETÖ dâhil tüm bu yapılar Erdoğan’a karşı el ele verip AK Partiyi kapatma ve Erdoğan’ı Erbakan gibi siyaset dışı bırakmak için hamle yaptılar. O güne kadar cumhurbaşkanı seçen TBMM’ye cumhurbaşkanı seçtirmediler, Erdoğan’ın aracını kilitleyerek içinde boğmak istediler, ameliyat masasında infaza kalkıştılar, e-muhtıralar yayınladılar, yerli ve yabancı düşmanlarla el ele verip Gezi isyanını başlattılar, yatırımları engellemeye baktılar, MİT Başkanı’nı tutuklamaya kalktılar, MİT tırlarını hedef aldılar, sahte ses kayıtları yayınladılar, düzmece delillerle mahkemeler kurdular ve nihayetinde başarısız oldular.

FETÖ’nün en iyi bildiği şey, fırsatını bulduğunda Erdoğan’ın onları kesinlikle tepeleyecek oluşuydu. Erdoğan bunun için dershane hamlesini başlattı. Sürecin başladığını fark eden terör örgütü, hamle üstüne hamle yaptı ve başaramadı. 15 Temmuz 2016’da ise tümüyle deşifre oldu, dost-düşman herkes nasıl bir şeytanî yapılanma olduğunu gördü. Bu demokrasinin zaferi değil, Allah ile savaşan bir haydudun büyüsünün bozulmasıydı. Şüphesiz ki bu hezimeti Allah yaşattı!

İnsanları nasıl etkiledi?

Terör örgütü FETÖ’nün yüzbinlerce mensubu/müntesibi yahut müdavimi var. Mensubiyetle, müdavimliği her zaman ayırt etmek gerekir. Mensup, örgütün hedef ve sırlarına vakıf kimselerden oluşur. Elbette bunlar da derece derecedir. Tıpkı masonların 33 basamaklı derece sistemi gibi.

Müdavimler ise gerçekte örgütle ilişiği olmayan, sömürülen, biraz saf, biraz da boşlukta kalıp sığınacak dal arayan ve ilk buldukları dala tutunan kimselerdir. Örgütün tabanı denilen kimseler müdavimler, orta ve tavanı ise müntesiplerdir.

Müntesiplere gerçeği anlatmak, deveye hendek atlatmaktan elbette zordur. Çünkü onlar, özel yetiştirilmiş kimselerdir. Bunlar, bazı sırları da bildikleri için ayrılmaları durumunda öldürülme veya ailelerine zarar verilmesi endişesi yaşarlar.

Müdavimler, İslam’ı anlatıyorlar, çocuk okutuyorlar, yurt dışında yabancılara Türkçe ve İslam’ı öğretiyorlar gibi düşünüp, örgütün çeşitli fiil ve sözleri ile kandırılmış kimselerdir. Bunlar çoğu kez istemeden kendilerini sömürtmüş, bilmeden örgütü desteklemişlerdir. Gerçeği gördüklerinde, yanlıştan dönmeye ve tövbe etmeye meyyaldirler. Bu yüzden bunlara kızmak ve dışlamak yerine, anlamak ve geri kazanmak gerekiyor.

İnsanları etkilemeye gelince… Pek çok insanın zaafları vardır. Bunlardan biri din, bir diğeri memleket, bir başkası ise çocuklarının geleceğidir. Aslına bakarsanız bunlar zaaf değil hassasiyetlerdir. Ancak örgüt bunu zaaf olarak değerlendirip, ona göre strateji geliştirmiştir. Öncelikle sizin çocuğunuzun başarılı bir lisede okumasını, üniversite kazanmasını ve iyi bir meslek sahibi olmasını istediğinizde örgüt ile yolunuz bir şekilde kesişecektir. O da, sizin aile yapınızı inceleyecek, çocuğunuzu testlerden geçirecek ve kendisi için uygun bir namzet olduğu kanaatine vardığında ağları örmeye başlayacaktır.

Mesela 28 Şubat’ın, İmam Hatip Liselerinin önüne koyduğu katsayı zulmü, en çok FETÖ’nün işine yaramış ve dindar ailelerin çocuklarının bu ağa düşmesini sağlamıştır. Siz, iş ve dünyanızla meşgulken, onlar sizin çocuğunuzla ilgilenmeye başlayacak, bir süre sonra da siz çocuğunuzdan etkilenip, ağa kendi ellerinizle düşeceksiniz. Terör örgütü FETÖ, Moon, Cizvit, Opes Dei, Sayntoloji gibi örnek aldığı Hıristiyan terör örgütlerinin tecrübeleri ile kendi tecrübesini birleştirip, Anadolu insanının zaaf veya hassasiyetleriyle sentezledi. Ardından yeni bir hipnoz ve büyüleme tekniği geliştirerek avını kaptı.

Kullanılan teknikler, başarılarından memnun olduğunuz çocuğunuzun sizden uzaklaşmasını bile fark etmemenize ve hatta bundan keyif almanıza neden olabilmekteydi. Neticede karşımızda, şeytanla saf tutan, şeytanın ve şeytanî yapıların rahle-i tedrisinden geçmiş, CIA, MOSSAD, BND, MI6, Sion ve Vatikan gibi yapılarla ortak çalışan musibet bir yapı vardı. Onunla aşık atmak kolay değildi. Öte yandan çocuğunuzun dışı tam sizin istediğiniz gibi, 5 vakit namaz kılan, orucunu tutan, iyiliklerde bulunan, çalışkan, vefakâr ve iyi bir makama gelmiş bir kimse olmuştu. İçi ise tam bir münafıktı ama sizin tıkanan basiret ve feraset kanallarınız bunu görmeyi engelliyordu. Ayrıca evladınızın içiyle dışı arasına örülen duvarları fark edip, muttaki ile şeytan arasındaki kalın bağdan bir ejderha çıkacağını kestirmeniz de hakikaten kolay değildi. Ama karşınızdaki örgüt, eskilerin tabiriyle, kuru söğüt dalından düdük çıkaracak kadar mahir bir yapıydı.

Temel mesele, yanlış öncelikler, yitirilen yürek sızısı ve kaybedilen hassasiyetlerdi. İnşaallah bin nasihatin kâr etmediği bir dünyada, 15 Temmuzda cereyan eden ve musibet gibi görünen nîmeti fark etmişizdir. İsmet Özel şöyle demişti:

Her şey ben yaşarken oldu, bunu bilsin insanlar, ben yaşarken koptu tufan. Bu da geçti polis kayıtlarına…”

Hakikaten her şey biz yaşarken gözümüzün önünde olup bitti, kimse kendine yalan söylemesin! İlerleyen sayfalarımızda karanlık mahfillerin hizmetkârı, efendilerinin aldığı kararları uygulamakla memur, insanî hiçbir haslet barındırmayan, İslam’ın, Müslümanların, Türklerin ve insanlığın düşmanı bir terör örgütünün bir asra dayanan hikâyesinin özetini okuyacaksınız. Elbette bunların bazıları pek çok kişinin mâlûmu. Biz, ‘ettekrarü ahsen velev kâne yüz seksen’ kâbilinden bile olsa bazı şeyleri özellikle tekrar ettik. Ettik ki, zihinlerde daha sağlam yer etsin. Burada yer alan tüm bilgiler belgelere dayanıyor.

Hâlâ ‘Gülen terörist mi’ diye düşünen müdavimler olabilir. Hatta müntesipler arasında bile aklıyla vicdanı arasında sıkışıp kalmışlar olabilir. Kim bilir, belki teröristin büyülü sözleriyle bastırdıkları ve üzerine hipnoz külü döktükleri vicdanlarından yükselen samimi sızıya kulak verip gerçeğe yönelirler.

O gerçek, hiç kimsenin tekelinde olmayan İslam’dır. O İslam, vahyedildiği gün gibi sapa sağlamdır. Kur’an-ı Kerim, Allah’ın koruması altındadır. Hz Muhammed Mustafa (s.a.v.)’in Sünnet-i Seniyyesi ve Hadis-i Şerifleri dimdik ayaktadır. İslam’ın bayraktarı Türkler iki asırlık anestezi ve bir asırlık ameliyattan uyanmış olup, insanlığın vicdanı olmaya devam etmektedir.

O halde buyurun gerçek okumaya:

Kim kimdir?

Baş terörist F. Gülen kim midir?

Anne tarafından Edirne’li Sabetayist bir aileye, babası tarafından ise Ermeni bir aileye mensuptur.1942’de Erzurum’da doğar. Çocuk yaşta hocasını şikâyet eder ve İsmet İnönü ile görüşüp elini öper. Amcası, CHP Erzurum yönetiminde görevlidir. Genç yaşta Özel Harp’e dâhil edilir. Yaşı tutmadığı ve ilkokul diploması bile olmadığı hâlde Diyanet’in imtihanlarına girer. İlkinde kazanamaz, ikincisinde kazandırılır. Ardından ilkokul diploması verilir. CHP’ye üyedir ve CHP’nin 1958’de Koç’lara ait Divan Otelde yapılan CHP Gençlik Kolları toplantısına iştirak eder. Burada CHP’nin genç milletvekillerinden mason Bülent Ecevit ile tanışır. Edirne’ye tayini çıkarılır. Çünkü burası Erzurum’a gelmezden evvelki yerleştikleri bir yerdir. Ondan önce İspanya’dan göç etmişlerdir. Akrabası Hüseyin Top, Edirne Müftülüğünde çalışmaktadır. Çocuk yaşta olmasına rağmen Edirne’nin en büyük camilerinden biri olan ‘Üç Şerefeli Cami’ye tayin edilir. Bu süreçte ilginç isimlerle tanışır. Bunlardan biri yolları hiç ayrılmayacak olan Aydın Bolak, biri Yaşar Tunagür diğeri ise Suat Yıldırım’dır. Tunagür, bunu bir mektupla Ankara’ya askere gönderir. Mektup Özel Harp Dairesi Kurmay Başkanı Reşat Taylan’a hitaben yazılmıştır. Burada bir müddet kaldıktan sonra, ileride Genelkurmay başkanlığı yapacak olan Orgeneral Cemal Tural’ın yanına, İskenderun’a gönderilir. Uzun süre FETÖ’nin etkili isimlerinden biri olan Latif Erdoğan kitabında, İskenderun’a telsizci olarak gönderilen Gülen’i oradaki yetiştiren kişinin Başçavuş Arif Teker olduğunu belirtiyor. Gülen’in ise bu durumu “Necdet Bey’in kahramanlığını hiç unutmayacağım. Binbaşıymış. Ben onu yarbay zannediyordum. Göz doktoruydu. Benimle görüşmek yasak olmasına rağmen tel örgüleri atlayarak resmî urbasıyla içeri girdi. Boynuma sarıldı. Bu zat denizci olduğu için askerler rütbesini de karıştırıp ‘Bu nasıl asker. Albaylar, paşalar onunla görüşüyorlar’ deyip epey korkmuşlar... Daha sonra görüştüğümüzde anlatmıştı: ‘Sen nasıl olur gider bir erin yanına da ona sarılırsın’ demişler. O da ‘O bir er değil. O başka bir adam. Ben onun ayaklarını bile öperim’ demiş...” (s.62)

Gülen, anne tarafından Edirne’li Sabetayist bir aileye, babası tarafından ise Ermeni bir aileye mensuptur.
Gülen, anne tarafından Edirne’li Sabetayist bir aileye, babası tarafından ise Ermeni bir aileye mensuptur.

O dönemim şartlarında asker içinde ve sivillere vaazlar verdirilir. Askerliğini bitirip İzmir’e, ardından Erzurum’a gider. Komünizmle Mücadele Derneği’nin Erzurum Şubesi’ni kurar. CHP’nin Halk Evleri Divan başkanlığını yapar. Edirne’ye dönünce, terfi ettirilir. Tayini İzmir’e çıkarılır. Burada Mesih ve Mehdiliği’ni ilan eder. Sabetay Sevi’nin evinin yanına karargâhını kurar. Masonluğa intisap eder. Devşirerek örgütüne dâhil ettiği kişileri devlete sızdırır. Tüm darbeleri destekler. Darbelerden güçlenerek çıkar. Devletin her alanına nüfuz etmeye çalışır. Binlerce adamını devletin bütün kılcal damarlarına yerleştirir. Vehbi Koç başta olmak üzere iş dünyasınca desteklenir. NATO Gladyosu adına sarsıcı cinayetlere imza atar. Tümünü adlî ve güvenlik makamlarındaki adamları sayesinde kapattırır. Vatikan’a, Papa’ya intisap eder. CIA, MOSSAD ve diğer istihbarat teşkilatlarının yanısıra Cizvit, Moon, Opus Dei, Sayntoloji gibi örgütlerle ile güçlü bağlar kurdurulur. Dünyaya açılır ve 1999’da Amerika’ya firar eder. 15 Temmuz 2016’da Türkiye’yi tümüyle ele geçirme hareketi başlatıp hezimete uğrar. Hâlen Pensilvanya’daki korunaklı üssünde sihir ve büyücülük faaliyetlerini yürütüyor.

Yaşar Tunagür

Aslen Siirt, Şirvanlı. Rumi 1340, İstanbul Beşiktaş’ta Serencebey yokuşunun başında bir konakta doğar. Akaretler’deki 46. İlkokuldan mezun olur. Sonra Cihangir’e taşınırlar. Kabataş Lisesi’ne kayıt yaptırır. DPT Müsteşarlığı, senatörlük ve Ticaret Bakanlığı da yapacak ve 1965’te MİT Genel Sekreterliği’ne getirilecek olan Hurşit Kemal Cantürk ile aynı sınıfta, aynı sırada okur. Kabataş Lisesi’nde okuyan Naim Talu gibi kişilerle de arkadaşlık kurar. Bu arkadaşlıklar Ankara Tapu Kadastro Lisesi mezunu Tunagür’e bütün gizli ve şifreli kapıların açılmasını sağlayacaktır.

Demirel ailesi ile çok derin bir ilişki kurar. Yükseliş Mason Locası üyesi Süleyman Demirel’in kardeşi Hacı Ali Demirel ile Yükseliş Koleji’ni kurar. Demireller mi onun, o mu Demirellerin amiridir dışarıdan bakınca ayırt edilemez. Lise mezunu olmasına rağmen Demirel başbakan olduğunda Diyanet İşleri Başkan Yardımcılığına getirilir. Diyanet’i hallaç pamuğu gibi atar. DİB Başkanı Cezayir’e resmi görevle gittiğinde uçakta görevden aldırır. Edirne Müftülüğünden sonra İzmir’e tayin olur. İzmir’den Diyanet İşleri Başkan Yardımcılığı görevine getirilince Gülen’i İzmir’e tayin ederek Kestanepazarı’nda terör örgütünün teşkilatlanması başlatılır. Devrinin “en karanlık adamı” adını alan Tunagür, MİT Müsteşarı General Fuat Doğu’nun en yakın adamlarındandır. Arapçası zayıf olduğu için vahim tercüme hataları yapar. Masonik Manevi Cihazlanmacılar ile yakın teması vardır. 1949’da Ispartalı, rütbesi düşük ancak etkili bir emniyet görevlisinin kızıyla evlenir. FETÖ Lideri Gülen’in akıl hocası ve hâmisi olan Tunagür, Cumhuriyet Senatosunca çokça soruşturulur, hakkında çok sayıda rapor tanzim edilir, gizli oturumlar yapılır ama neticeye varılamaz. Tunagür, Cumhurbaşkanı Turgut Özal katledilmeden önce Gülen’e “Turgut kâfir oldu” der. Gülen ise bunu 4-5 kez tekrarlar. Latif Erdoğan bu durumu şu şekilde anlatıyor: Bir gün Fetul’e, Turgut Özal’ı kast ederek “Turgut kâfir oldu” dedi. Fetul bu direktif karşısında önce şaşırdı, fakat yapacağı başka bir şey de yoktu. Emre kayıtsız itaat edecekti. Bu karanlık dünyanın jargonunda “kâfir oldu” demek, ölümü hak etti demekti. Fetul adamlarına gereken emri tebliğ etti ve bunların eliyle Turgut Özal katledildi.

Yaşar Tunagür.
Yaşar Tunagür.

Gülen’in Tunagür’ü de öldürttüğünü dile getiren Latif Erdoğan şunları yazıyor: “Kasım Gülek zaten vefat etmişti. Üzeyir Garih öldürülmüştü. Aydın Bolak da vefat etmişti. O kadronun generallerinden kala kala bir Tunagür kalmıştı. O da kalp ve solunum yetmezliği teşhisiyle hastaneye yatırılır. Bir müddet sonra da iyileşir. Oğlu Mehmet Tunagür’ün bana anlattığına göre, taburcu olacağı için eşyaları hazırlanır. Hastaneden çıkmalarına artık dakikalar vardır. Son bir kere daha muayene etmek için doktorlar yanına girer. Tunagür onlar gidince tekrar yatağa düşer ve bir iki saat sonra da ölür. Bu hastane, son anda Hakan Fidan yetişmeseydi, Recep Tayyip Erdoğan’ın da ameliyat masasında kalacağı kesin olduğu rivayet edilen Sema Hastane’sidir. Yani, Fetul’un doktor kılığındaki infaz timini konuşlandırdığı yerdir. Şu tesadüfe(!) bakın ki, Fetul’un, Nur talebelerini istismar etme planında kendisine en büyük engel gördüğü Bediüzzaman’ın varislerinden Mustafa Sungur da aynı hastanede öl(dürül)müştür…”

Aydın Bolak

Tam adı Ahmet Aydın Bolak. Osmanlı Meclisi Mebusanı üyesi Mehmet Vehbi Bolak’ın oğludur. Balıkesir milletvekilliği ve Bakanlık yapar. Aydın Bolak, FETÖ elebaşısı ile Diyanet’te göreve başlamasından kısa bir süre sonra tanışır ve ölümüne dek bu irtibat kopmaz. ‘Milliyetçi’ talebelere burs vermekle tanınan Aydın Bolak, 1961-1965 yıllan arasında tıpkı babası gibi CHP’den Balıkesir milletvekilli olur. Onu 27 Mayıs’ın ardından CHP’den milletvekili yapan kişi mason İsmet İnönü’dür. Onun siyasete girişini, Mesut Yılmaz’ın akrabası Türk Petrol Vakfı eski genel sekreteri Uğur Derman şöyle nakleder: “Aydın Bolak bir dönem CHP’den siyasete girdi, milletvekili oldu. İstediklerini gerçekleştiremeyeceğini düşündüğü zaman siyasetten ayrıldı…” Vakfın Genel Sekreterliği’ni Derman’ın oğlu Selim Derman yürütüyor.

1965 sonrasında siyaseti bırakarak sanayi ve ticaret hayatına giren Bolak, başta petrol, turizm, gemi yapımı, yağ üretimi ve gıda olmak üzere birçok alandaki şirketlerin kurucusu, ortağı, yöneticisi olur. Uzun süre Türk Petrol Holding Yönetim Kurulu başkanlığı görevini yürütür. Finansbank’ın kuruluşunda yer alır.

  • Vehbi Koç’la birlikte Kemalist düşünceye sahip Türk Eğitim Vakfı’nı (TEV) kurar ve 1993-2001 arasında bu vakfın Yönetim Kurulu başkanlığını yapar. Ayrıca Türk Petrol Vakfı, Türkiye Üçüncü Sektör Vakfı (TÜSEV), Göğüs Cerrahisi Vakfı, Türkiye Aile Sağlığı ve Planlaması Vakfı, Türk Kültürüne Hizmet Vakfı, Türk Kalp Vakfı, Türk Musikisi Vakfı, TEMA Vakfı, İstanbul Trafik Vakfı, Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı (TEGV) gibi vakıfların kuruculuğunu yapar, yönetim kurullarında görev alır, başkanlığında bulunur.

1969’da kurucusu olduğu ve başkanlığını yürüttüğü Türk Petrol Vakfı şu an pek çok ‘milliyetçi’ kimliğe sahip meşhur kişiye de burs sağlar. Bu burs alanlar ve sonrası hep merak konusu olacaktır. Gülen, Özal’ı tehdit ettiğinde Korkut Özal, Aydın Bolak ve Vehbi Koç İzmir’de buluşur. Bolak, TÜSİAD ile FETÖ arasındaki irtibatı sağladığı gibi Gülen ile Koç ve Sabancılar arasında da köprü vazifesi yapar. Âşık Veysel’e sponsorluk yapar. 1969-2002 arasında Vehbi Koç Vakfı (VKV) başkan vekilidir. Böylece özellikle Türk Petrol Vakfı’nın fonlanmasında kimlerin olduğu daha net bir şekilde görülür.

Aydın Bolak.
Aydın Bolak.

Doğan Bolak’la yaptığı ilk evliliği nedeniyle TÜSİAD Başkanlığı da yapan Ümit Boyner, Bolak’ın eski gelinidir. Doğan-Ümit çiftinin oğlu olan Sinan ise 2009’da CHP’nin İstanbul İl Başkanlığı’nda staj yapar. Bolak’ın bir özelliği de, Yahudi firması Marsk & Spencer’i Türkiye’ye getiren kişi olmasıdır. Bolak ailesinin ortağı ise meşhur Sabetayist Yırcalı ailesidir.

Mason Kenan Evren tarafından Sabetayist, mason NATO’cu Orgeneral Turgut Sunalp’e Milliyetçi Demokrasi Partisi (MDP) kurdurulur. 12 Eylülcülerin partisi MDP’nin 42 kurucusundan biri de Aydın Bolak’tır. İlginçtir, bu kurucuların tamamına yakını da masondur. Turgut Sunalp’ın bir başka özelliği ise terör örgütü FETÖ’yü NATO Gladyosu ile irtibatlandıran kişi olmasıdır. Şimdi Kenan Evren, Turgut Sunalp, Aydın Bolak, Vehbi Koç, Yaşar Tunagür ve Fetullah Gülen isimlerini bir arada düşünün.

Bir gün Latif Erdoğan’ın da olduğu bir sırada mason Gülen’e gelerek Rahmi Koç’un Samanyolu kanalına ortak olmak istediğini, bu ortaklığın Samanyolu’nu legalize edeceğini belirtir. Ancak ortaklığın kendi adına olacağını söyler. Gülen ise bunu kimse duymasın der.

  • Eski bir mason üstadı azamı olan Sabetayist bir kişinin aynı adı taşıyan torunu ile sıkı fıkıdır. Sadece onunla değil, Koçlar ve Sabancılarla da.

Bolak, MDP’nin güdümlü bir parti olduğunu şöyle itiraf edecektir: “Güdümlü partiler kurulmak istendi ama olmadı. İhtilâlden sonra “Horoz Partisi” dediğimiz Milliyetçi Demokrasi Partisi (MDP), gösterişli bir netice aldı fakat devam ettiremedi. Çünkü seçmen tabanında kabul bulmadı.”

Tayfun Er ve Soner Yalçın’ın Sabetayist bir aileden olduğunu ileri sürdükleri ve ölene dek TÜSİAD’ın da en etkili üyelerinden kabul edilen Bolak, 1998’de 13 yıldır yürüttüğü TÜSİAD’ın Divan Başkanlığı görevini devreder. Dostu mason terörist başı Gülen gibi sıkı bir Erbakan düşmanı olan Aydın Bolak, 28 Şubatçıların Refah Partisi’ni kapatma sürecinde yerine kurulan Fazilet Partisi hakkında medyaya şu demeci verir: “Yeni lider Erbakan olmamalıdır!” Neden denildiğinde ise “Dinazorlar dönemi bitsin” karşılığını verir.

Kasıl Gülek

Cumhuriyet tarihi elbette Kasım Gülek’siz yazılamaz. Amerika’dan gelen bir mektupla Mustafa Kemal’in milletvekili yapılması talimatını verdiği Kasım Gülek, CHP’nin genel sekterliğini yapmış, bütün kirli ve karanlık ilişkilerine rağmen İsmet İnönü ile baş edememiştir. İttihat ve Terakki’nin Çukurova Bölge Sorumlusu olan Mustafa Rıfat (Nebioğlu)’ın oğlu olan Kasım, Robert Kolejinde okuyanlardan. Ardından Rockefeller bursu ile Colombia ve Cambridge’de devam eder eğitimine. Kadın düşkünü olan ve pek çok meşhur kişinin karısı ile gizli ilişkileri bulunan Kasım Gülek sonunda Pentagon ve CIA’in o meşhur Aylin’inin kız kardeşi Nilüfer Devrimel ile evlenir.

Aylin Devrimel Radomuslu Coates’in eniştesi olan Gülek, Türk ziraatını bitiren adam olarak geçer kayıtlara. Kasım Gülek, Fatih Camii haziresinde yatmakta olan Giritli Deli Mustafa Naili Paşa’nın yüzlerce torunundan biridir. Mustafa Naili Paşa ise Polya (İtalya) Yahudilerindendir. İstiklal Mahkemelerinin dört celladından biri olan Kılıç Ali yani Altemur Kılıç’ın babası da Kasım Gülek’in amcalarındandır. Yüzden fazla çocuğu olan Giritli Deli Mustafa Naili Paşanın kaç torunu olduğunu; Gülek ve Kılıç aileleri dâhil nerelere nüfuz ettiklerini bir düşünün.

Kasım Gülek.
Kasım Gülek.

Kasım Gülek, ‘Tarsuslu Sen Pol Cemiyeti’ adıyla bir dernek kurar. Turizm Bakanlığı’nca ‘Sen Pol Müzesi ve Enstitüsü’ açılması için Vatikan’dan proje talep eder. Hz İsa’ya (a.s.) gelen vahyi tahrif eden, teslisi icat eden bir Yahudi olan Pavlus (Paul-Sen Pol) Vatikan’ın da kurucu babalarındandır. Gülek, TBMM’nin mimarı olan Holzmeister’ın çizdiği bir proje ile Tarsus’ta ‘St. Paul’ adında ‘tüm dinlerin öğretildiği’ bir üniversite kurdurmak ister, ancak ‘adından dolayı’ bu projeyi kabul ettiremez.

Gülek ailesini vaftiz eden Fener Rum Patriği Athenegoras, Gülek ailesinden torun isteğini şöyle dile getirir: “Bana bir torun verin: Bunu en kısa zamanda istiyorum...” Ecevit’in siyasete girmesini sağlayan Kasım Gülek’tir. Gülek’in kızı Tayyibe ise Ecevit tarafından devlet bakanı yapılır.

  • Menderes’e terbiyesizce sözler etmekle de meşhur olan Kasım Gülek, Birleşmiş Milletler Kore Komisyonu Başkanlığı (1950- 1953), Kuzey Atlantik NATO Ansamblesi Başkanlığı (1968- 1969), NATO Parlamenterler Konferansı Başkan Yardımcılığı ve senatörlük de yapar.

Gülek’in işlevlerini çok iyi gören General McArthur, ABD’de kalarak senatör olmasını ister. Ama ağa babaları onu Türkiye’de görevlendirir. Aynı zamanda mason olan Gülek, FETÖ elebaşısı Gülen’in de en samimi dostudur. Terör örgütünün CIA, NATO, Moon ve Vatikan ile irtibatını sağlar. Baldızı Aylin ise FETÖ’nün Pentagon ve CIA ile ilişkilerine aracılık eder. Gülek öldüğünde cenazesini baş terörist Gülen kaldırır. Aklınıza söz konusu kişilerin hangi dinden olduğu suâli gelebilir. Aslında bu suâlin net bir cevabı olmadığı gibi, bir ehemmiyeti de yoktur. Zira bunların amacı İslam’ı tahrif, Türk’ü dininden uzaklaştırma ve Türk yurdunu işgaldir. Gerisinin pek ehemmiyeti yoktur. Bu isimlerle ilgili geniş bilgi için ‘Gülen Şeytanlar Tarihi’ adlı kitaba müracaat edebilirsiniz.

Dünyanın en alçak terör Örgütü'nün 100 yıllık hikâyesi

Aslında kimin hangi kavimden/ ırktan olduğu kimseyi ilgilendirmez. Allah (c.c.) ne takdir etmişse kul ona boyun eğer. Ancak terörist Gülen, yalanlarını güçlendirmek, bağlılarını büyülemek ve Mesihlik/Mehdilik iddiasını temellendirmek için ‘Küçük Dünyam’ kitabı başta olmak üzere pek çok yerde kendisinin Hz Ali’nin soyundan gelen bir “seyyid” olduğunu iddia etmektedir. Annesinin Yahudi kökenli, babasının ise Ermeni kökenli olduğu gerçeği seyyidlik iddiasının da yalan olduğunun en mühim delilidir. Elbette kişi Müslüman olmuşsa ona kavmi sorulmaz. Lakin Müslüman olmadığı halde Müslüman gibi görünmesi ve her konuda olduğu gibi seyyidlik konusunda da yalan söylüyorsa o zaman nesebini ifşa etmek zarureti doğar.

Nüfus kayıt örneği.
Nüfus kayıt örneği.
Nüfus kayıt örneği.
Nüfus kayıt örneği.

Tarih Tarih Önemli Kavşakları

Ermeni Baba - 01.07.1908

Baş terörist Fetullah Gülen’in babası Ramiz, fiili olarak Van-Erçiş-Hevirzok doğumludur. Ancak nüfusa Hasankale diye yazdırılmıştır. İran’daki 1852 Bâbi (Bahâî) ayaklanmasına katılanlardan olan baba dedeleri Anadolu’ya kaçmış bir Ermeni’dir.

Sabetayist Anne - 01.07.1908

Terörist başı Gülen’in annesinin nüfusta kızlık ismi Rebia’dır. Evlendiğinde nüfusta ismi Rabia’ya dönüşür. Mezar taşında Refia yazsa da, aile içindeki adı Rabin’dir. Yani tam dört farklı isim. Gülen de 24.3.1986 tarihinde pasaport alırken annesinin bu üç adından biri olan Rabin’i yazmıştır. Gerçek adı Rabin olan Edirne kökenli annesi Erzurum doğumludur. Çünkü Rabin’in dedesi askerlik için Edirne’den Erzurum’a gelmiş burada kalmıştır.

Kardeşler ve Çelişkiler - 27.04.1942

Baş terörist Gülen ailesine dair her bilgi gibi Ramiz ve Rabin’in çocuklarının sayısı ve isimleri de çelişkilerle dolu. Resmi nüfus kayıtlarında Ramiz ve Rabin’in çocuklarının ad ve doğum yılları şöyledir:

  • Fetullah (1942),
  • Seyfullah (1942),
  • Nidai (1944),
  • Mesih (1944),
  • Hasbi (1953),
  • Salih (1953),
  • Kutbettin (1960),
  • Fazilet (1960).

Terörist başının kendi kitapları ile ailesi hakkında Gülencilerin yayınladığı kitaplarda ise çocuk ad ve doğumları şu şekildedir:

  • Fazilet (1937),
  • Fetullah (1938),
  • Sıbgatullah (1941),
  • Mesih (1943),
  • Nida (1944),
  • Hasbi (1945),
  • Fazilet (1951),
  • Fakrullah (1953),
  • Kutbettin (1955)

Her şeyleri yalan olan bu teröristin anne ve baba adından kardeşlerinin isim ve doğum tarihlerine hatta sayılarına, memleketleri ve neseplerine dek her şeyleri yalan ve kurgu.

Nüfus kaydı - 27.04.1942

Terör örgütü FETÖ elebaşı Gülen, 1942 yılında doğar. Nüfusa kaydı eski adı Pasinler olan Hasankale’dedir. Kendisi ise gerçekleri örtmek ve nesebini Ehli Beyte bağlamak için Ahlatlı olduklarını iddia ediyor.

Babası ile 'Mesih'lik kavgası - 27.04.1942

Terörist Gülen’in küçük kardeşinin adı ‘Mesih’tir. Mesih ismini kendisine değil de küçük kardeşine vermiş olması nedeniyle babasına kızmaktadır. Bu yüzden de babasına hakaret edici cümleler sarf eder. Mesih, Hz. Îsâ (a.s.)’ın lakabıdır. Lisânü’l-’Arab’ın ‘msḥ’ maddesine göre ‘Mesih’ kelimesi, İbrânîce (Mâşiah) ve Aramice (Meşiha) veya Süryânîce’den gelmektedir. Her ne kadar bir yasak yok ise de Müslümanlar çocuklarına Mesih adı vermez. Tarihte ‘Mesih Paşa’ olarak bilinen Osmanlı Sadrazamı, Rum asıllı olup, Paleologos hânedanına mensuptur. Hıristiyan inancında Mesih dendiğinde, Hz. İsa (a.s.) anlaşılır. Musevilikte dinî ve siyasi bir figür olup, Yahudilerin beklediği kurtarıcı mânâsına gelir ve amentülerinin bir parçasıdır. İlginçtir 2013 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nde ‘Mesih’ adlı bebeğin ismi mahkeme tarafından değiştirilerek Martin yapılır. Hâkim kararını verirken, ‘Mesih’ isminin çocuğun hayatını zorlaştırabileceğini ve “sadece asıl Mesih olan İsa peygambere Mesih denebileceğini” söyler.

  • İsmet İnönü'nün Gülen'i keşfi
  • Yıl: 1956
  • Terörist Gülen henüz daha reşit bile değilken, CHP Erzurum yöneticisi amcası aracılığıyla CHP Genel Başkanı İstanbul İstiklal mason locası üyesi İsmet İnönü ile görüştürülür. Böylece CHP’ye intisap eder.
  • Mason Gülen ve mason İnönü.

İlk icraatı hocasını şikâyet

Yıl: 1956

Terörist başı Gülen’e, Alvarlı Efe Hazretleri’nin torunu olan Kurşunlu Medresesi müderrisi Sadi Efendi’yi, Gürcü Kapı Karakolu’na “Hoca, Atatürk’ün aleyhinde konuşuyor” yalanıyla şikâyet ettirilir.

Özel hesap dairesine intisap

Yıl: 1957

Erzurum’da terzi Mehmet Şengül’ün dükkânına gidip gelen terörist Gülen, burada Özel Harp Dairesi mensubu Malatyalı tabip subay Dr. Esat Keşşafoğlu ile tanıştırılır.

16 Yaşında vaizlik imtihanına girer

Yıl: 1958

Henüz 16 yaşında olan terörist başı, Diyanet’in vaizlik imtihanına girer ancak kazanamaz.

Yaşı tutmamasına rağmen imam yapılır

Yıl: 1959

17 yaşına gelen terörist başı, bu kez de imamlık imtihanına girer, yaşı tutmadığı hâlde imtihan kazandırılır.

17 Yaşında ilkokul diploması - 30.04.1958

Önünün açılmasından sonra ilk olarak hiç gitmediği halde terörist Gülen’e ilkokul diploması verilir.

Yaşı büyütülür - 03.07.1959

Devlet memuru olabilmek için 18 yaşında olmak gerekir. Henüz 17’sindedir ve 18 için 292 gün vardır. Erzurum Asliye Hukuk Mahkemesinin 03.07.1959/517 sayılı mahkeme kararı ile yaşı bir yaş büyütülür.

Chp'li Gülen Chp'nin İstanbul toplantısında - 21.03.1958

Terörist Gülen, mason biraderi Kasım Gülek’in Genel Sekreterliğini yaptığı CHP’nin İstanbul İl Gençlik Kollarınca Beyoğlu Divan Otel’de yapılan CHP Talebe ve Gençlik Teşekkülleri toplantısına davet edilir ve iştirak eder. Bu toplantıya katılanlardan biri de CHP’nin genç milletvekillerinden Bülent Ecevit’tir. Mason İnönü ve İngiliz mason üyesi Ecevit ile görüşmeleri sonrasında önü açılır.

  • Sabetayist Gülen’in de iştirak ettiği CHP toplantısını Milliyet’in yanı sıra CHP’nin Ulus’u da manşetten verir. Gazetelerde yer alan habere göre toplantıya CHP milletvekili Bülent Ecevit’in yanı sıra CHP milletvekilleri Avni Doğan, Hıfzı Oğuz Bekata, Hamza Eroğlu, İhsan Ayda, Faruk Ayanoğlu, Esat Mahmut Karakurt, Ferda Güley’den oluşan bir heyette de iştirak eder.
Mesih ismini kendisine değil de küçük kardeşine vermiş olması nedeniyle babasına kızmaktadır. Bu yüzden de babasına hakaret edici cümleler sarf eder.

Edirne'nin en büyük 2. Camiine imam - 10.07.1959

Terörist Gülen, Özel Harp ve CHP’ye intisabın meyvelerini toplamaya başlayarak ‘dayım’ dediği Hüseyin Top’un görev yaptığı Edirne Müftülüğünün emrine verilir. Henüz genç ve aday memur olmasına rağmen, Edirne’nin en mühim ikinci camisi Üç Şerefeli Camii’nde aday imam hatip olarak memurluğa başlatılır.

Edirne’nin en mühim ikinci camisi Üç Şerefeli Camii.
Edirne’nin en mühim ikinci camisi Üç Şerefeli Camii.

Örgütlenmenin ilk adımları - 01.01.1960

Modern Hassan Sabbah ileriki yıllarda Türkiye’nin, Türklerin, insanlığın ve İslam’ın başına bela olacak olan terör örgütünün ilk çalışmalarını, Edirne’deki Darul’ül Hadis Camiinde başlatır. Bu süreçte daha sonra büyük destekçisi olacak olan Kaymakam Aydın Bolak ile tanıştırılır.

Aydın Bolak ve Türk Petrol Vakfı - 1960

Burs vererek pek çok gencin devşirilmesine yol açmakla itham edilen, Türk Petrol Vakfı’nın başkanlığını da yapacak olan Aydın Bolak ile aralarında bir hukuk gelişir. Daha sonra Aydın Bolak ile FETÖ elebaşısının yolları hiç ayrılmayacaktır.

Selma ve Aydın Bolak.
Selma ve Aydın Bolak.

Mitçi Yaşar Tunagür müftü oluyor - 24.08.1960

Mason Manevi Cihazlanma Derneğinin üyelerinden, MİT Müsteşarı Fuat Doğu’nun elemanı Yaşar Tunagür, Edirne Müftülüğüne tayin edilir. İsmail Kazdal’ın ‘Serencam’ adlı eserinde MAH/MİT mensubu olduğunu yazdığı Yaşar Tunagür, MİT Genel Sekreterliğine getirilecek olan Hurşit Kemal Cantürk’ün Kabataş Lisesinden sınıf arkadaşıdır. Tunagür’ün aynı liseden arkadaşlarından biri de eski Başbakanlardan Naim Talu’dur.

Kaldırılan hemen her taşın altından çıkmakta olan Yaşar Tunagür, Süleyman Demirel’in kardeşi Hacı Ali Demirel’in en samimi dostudur. Demirel tarafından Diyanet İşleri Başkan Yardımcılığı’na atanan Yaşar Tunagür, 1949’da polis memuru Ispartalı Mehmet Ustaoğlu’nun kızı Pakize Ustaoğlu ile evlenir. Fiilen çalışmadığı hâlde ayda bin lira maaşla GİMA’da işe alınır. Gülen’in bir an bile emrinden çıkamadığı Yaşar Tunagür’e bir sohbet esnasında, Süleyman Demirel’in masonluğu sorulur. Tunagür’ün zabıtlara geçen cevabı hayli ilginçtir: “Demirel beni değil, ben Demire’li idare ediyorum!” Bu sözler, Tunagür ile Demirel’in bağlı oldukları gayri meşru veya gizli bir örgütte Demirel’den daha kıdemli olduğuna işaret ediyor olabilir.

TBMM ve Senato’da en çok tartışma konusu yapılan kişilerden biri de Yaşar Tunagür’dür. TBMM arşivinde hakkında yüzlerce sayfa bilgi vardır. Pek çok rapora konu edilmiştir. 8 Ekim 1962’de Diyanet İşleri eski Başkan Yardımcısı Yaşar Tunagür konusundaki gizli oturum ile 5 Nisan 1984’te gerçekleşen ve konusu dahi “gizli” tutulan oturum tutanakları ne yazık ki hâlâ açıklanmış değil.

Baş terörist, Özel harpçi Tunagür’ün elini öpüyor.
Baş terörist, Özel harpçi Tunagür’ün elini öpüyor.

Dahhâk-i Zalim 19 Yaşında

Yıl: 1961

İlk yazılarını 1960’da yazmaya başlar. DGM Savcılığı, 1982 yılında hakkında yaptığı soruşturmada terörist F. Gülen’in ‘M. Abdulfettah Dahhâk’ mahlasını kullandığı ve bu rumuzlu yazıların Gülen tarafından yazıldığını tespit eder. Arapça “gülen” demek olan ‘Dahhâk’ aynı zamanda İran’da Müslüman Türkleri acımasızca, testere ile ortadan ikiye keserek katleden, İran halkına tarifi güç zulümleri keyifle yapan Şah Cemşit’e verilen isimdir. Şah Cemşit, ‘Dahhâk-i zalim’ diye de anılır. Gülen’in kullandığı 10’dan fazla mahlastan bazıları şöyle: A. Fettah Şahin, Enver Aydın, Abdülfettah Şahin, Abdulhay Nasih, Hikmet Işık, İbn-i Ramiz, M. F. Şahin. Örgütü içinde kendisi için kullanılan tanımlamalar ise şöyle: HE (Hoca Efendi), Kâinat İmamı, Başyüce, Mehdi, MM (Mehdi- Mesih), Asrın Kurtarıcısı, Kahtani, Dayı, Patron, Kitap Yazarı, Kaptan, Asrın Âlimi, Çağın Âlimi, Âlim Zat, Asrın Hatibi, MED/ MFD (Mesih Fethullah Dahhak), Zamanın Sahibi, Kayınpeder ve Dede.

Özel Harp'te Askerlik - 24.11.1961

Edirne Müftüsü Yaşar Tunagür, terörist başının eline bir mektup, bir de hediye vererek askerliğini yapması için Ankara’ya Reşat Taylan’ın yanına gönderir. Reşat Taylan, Özel Harp Dairesi Elemanı Kurmay Başkanıdır. Acemi birliği görevini Taylan’ın yanında yapar.

İlk yazılarını 1960’da yazmaya başlar.
İlk yazılarını 1960’da yazmaya başlar.

Askerken CHP'nin Halk Evleri'ne üye oldu - 25.02.1962

Özel Harp Dairesi’ndeki eğitimi tamamlanan terörist Gülen, askerliğini tamamlaması için İskenderun’a gönderilir. Ara izin sürecinde Erzurum’a gider. 20 günlük iznini iki ay daha uzatır. Bu sırada Erzurum’daki CHP’nin Halk Evleri’ne üye olur. O günlerde Halk Evleri kongresinde divan üyeliği yapar.

Orgeneralin Mason Terörist askeri - 15.05.1962

Orgeneral Cemal Tural.
Orgeneral Cemal Tural.

Askerliğini tamamlamak için İskenderun’a geçen terörist başı, İskenderun’da 2. Ordu karargâhında, Orgeneral Cemal Tural’ın yanında ‘telsizci’ görevi adı altında istihbarat elemanı olarak çalışır. Terörist Gülen bizzat kendisi, askerlik vazifesinde Ankara’dan sonra yeni görev yerinin belirlenmesi için kura çekildiğini ve Diyarbakır’ın çıkmasına rağmen komutanların kurayı yeniden yaptıklarını ve en sonunda kendisini İskenderun’a gönderdiklerini yazar kitabında. Özel Harpçi ve MİT’çi Yaşar Tunagür’ün Diyanet’in altını üstüne getirdiği günlerde, Orgeneral Cemal Tural da (16 Mart 1966 - 16 Ağustos 1969) Genelkurmay Başkanlığı görevi yapacaktır.

İskenderun'da istihbaratçı asker vaiz - 1962

İnönü tarafından tezgâhlanan 27 Mayıs 1960 darbesinin üzerinden çok geçmemişken ve de devlet ve askerin İslam’a yaklaşımı belli iken, askerliğini yapmakta olan Gülen, hem askeri birliklerde, hem de şehirdeki camilerde vaizlik yapmakla görevlendirilir. O sırada yaşananları Diyanet’te görevli Hilmi Türkmen şöyle anlatır: “Ben, Gülen’i çok eski tanırım. Kendisi vakti ile İskenderun’da askerlik yaparken ben de orada vaizdim. Bir gün benim de bulunduğum camide vaaza çıktı ve orada cemaate Kur’an-ı Kerim’in kıymetini bilemedikleri yolunda nasihatte bulunurken, o mukaddes kitabı yani Kur’an-ı Kerim’i, ‘Siz işte böyle yaptınız…’ diyerek kürsüden attı. Bu vak’a daha sonra Salihli’de de aynen bir kere daha cereyan etmiştir ki, buna dair bir teyp kasetini dinlemişimdir. Ben orada olmasaydım, ihtimal büyük bir hâdise cereyan edecekti cemaat arasında. Milleti güçlükle yatıştırdım. Gülen’i alıp evime götürdüm. Genç ve tecrübesiz olduğunu düşünerek ona nasihatler verdim…”

İslam’a yaklaşımı belli iken, askerliğini yapmakta olan Gülen, hem askeri birliklerde, hem de şehirdeki camilerde vaizlik yapmakla görevlendirilir.
İslam’a yaklaşımı belli iken, askerliğini yapmakta olan Gülen, hem askeri birliklerde, hem de şehirdeki camilerde vaizlik yapmakla görevlendirilir.

Tunagür'den Kestanepazarı'na ilk adım - 25.07.1963

Haydut Gülen, askerde iken Edirne Müftüsü Yaşar Tunagür, İzmir gezici vaizi olarak tayin edilir. Gülen’in yetişmesinde ve terör örgütünün kurulmasında büyük emeği olan Yaşar Tunagür’ün yerine, modern Hassan Sabbah Gülen’in 1931 doğumlu akrabası Hüseyin Top, Edirne müftülüğüne vekâlet etmeye başlar. Özel Harpçi Tunagür ise İzmir’e gidince FETÖ’nün kuruluş merkezi olan Kestanepazarı hikâyesi de başlamış olur.

Terörist Gülen ile akrabası Hüseyin Top.
Terörist Gülen ile akrabası Hüseyin Top.

Baş terörist Kestanepazarı'nda - 24.11.1963

Askerlik adı altında istihbaratçılık eğitimi görevini tamamlayan baş yalancı Gülen, imamlık görevine resmi olarak geri döner. Ancak fiilen göreve gitmez. Önce Yaşar Tunagür’ü ziyaret için İzmir Kestanepazarı’na uğrar.

Erzurum'da Komünizmle Mücadele Derneği - 25.11.1963

Derneği birlikte kurduğu kişilerle.
Derneği birlikte kurduğu kişilerle.

Tunagür’ü ziyareti sırasında Komünizmle Mücadele Derneği’nin Erzurum Şubesi’ni kurma görevi verilir. Resmi görevine başlamak yerine Erzurum’a geçen şâki Gülen, Kamu görevlilerinin dernek üyesi olması yasak olmasına rağmen, 7 Aralık 1956’da İstanbul’da faaliyete başlayan ancak 1960 darbesinde kapatılan, darbe sonrasında İzmir’de yeniden kurulan Komünizmle Mücadele Derneği’nin Erzurum Şubesi’ni kurar. Bu girişimle derneğin ilk şubesi Erzurum’da faaliyete başlamış olur. Kendisi bu durumu şöyle ifade eder: “Erzurum’da Komünizmle Mücadele Derneği’ni açma teşebbüsümüz oldu. O güne kadar sadece İzmir’de vardı. İkincisini Erzurum’da bizim gayretimizle açacaktık.” Ardından Edirne’ye döner.

'İbrahimî Dinler' projesi başlıyor - 1963

Masonlar 1955’de İstanbul’u üç dinin başkenti yapmak da dâhil ‘Dinler Arası Diyalog ve Hoşgörü’ projesini başlatır. 1960 darbesi ile proje sekteye uğrar. Masonlar 1963 yılında bu kez de ‘İbrahîm’i Dinler Projesi’ni başlatır. Sonra bu görev mason Gülen’e tevdi edilecektir.

CHP Genel Sekreteri Sabetayist mason Kasım Gülek, eşi Nilüfer’le birlikte 1968 Eylül’ünde Vatikan’ı ziyaret eder. Papa ile görüşür. Dönüşünde, Papa’nın, Tarsus’taki Hıristiyan eserlerini sorduğunu kaydeden Gülek, Hürriyet gazetesine konuşur.

CHP’li Gülek’in 1989 Vatikan ziyareti: Papa 2. Jean Paul, Kasım Gülek ve karısı Nilüfer Gülek.
CHP’li Gülek’in 1989 Vatikan ziyareti: Papa 2. Jean Paul, Kasım Gülek ve karısı Nilüfer Gülek.

Gazetenin 26.9.1968 tarihli nüshasında: “'Tarsus’ta asırlar boyunca adına Sen Pol kuyusu denilen bir kuyu vardır. Tarsus’ta Sen Pol adına izafe edilmiş bir kilise kalıntısı vardır, bir de Sen Pol’ün doğduğu evin yeri vardır.’ der. Papa ise ‘bunları duyduğuma son derece memnun oldum. Bu eserleri ihya edelim. Bu şehir, Hıristiyanlığın kutsal şehirlerinden biri olarak kaim edilsin. Buraya dünyanın her yanından çok sayıda ziyaretçiler, hacılar gelsinler ve o büyük adamın doğduğu yerin insanları, bu ziyaretçilerden, hacılardan faydalansınlar...'”

Papa ve Gülek.
Papa ve Gülek.

Devamını 13.12.1968 tarihli gazetelerden okuyalım: Papa, Vatikan’ın Ortadoğu ve Anadolu temsilcisi Monsenyör John H. Boccella başkanlığındaki dört kişilik bir heyeti Tarsus’a gönderdi. Tarsus Belediye Reisi Ali Eyüpoğlu ile görüşen heyet, bu ziyaretlerde Tarsus turizminin gelişmesi için ilk planda 540 bin lira tahsis edildiğini söyledi. “Papanın benden istedikleri hususunda, ben de kendisine gerekeni yapacağıma dair söz verdim” diyen Kasım Gülek, ‘Tarsuslu Sen Pol Cemiyeti’ adıyla bir dernek kurar.

Turizm Bakanlığı’nca ‘Sen Pol Müzesi ve Enstitüsü’ açılması için Vatikan’dan proje talep eder. (Milliyet gazetesi, 03.5.1971) Tarsuslulara ise “Sen Pol kuyusunun suyunu şişelere doldurmak ve ‘kutsal su’ adı altında, bu kuyunun suyunu Hristiyan hacılara satmak lâzım. Düşünün memleketin kazanacağı dövizi…” diyerek gelecek tepkileri engellemeye çalışır.

Adana Ulu Cami semtinde bulunan ve Aziz Paul’a adanan bu kilisenin, MS 11-12. asırlarda inşa edildiği tahmin edilmektedir. Gülek, arzu ettiğini iktidar günlerinde göremese de, 1993 yılında koruma altına alınmış ve Anıt Müze olarak açıldığı için ölmeden görmüştür.

Aziz Paul Anıt Müzesi.
Aziz Paul Anıt Müzesi.

Humeyni'yi Bursa'da ziyaret eder - 1964

Özel Harpçilerin yanında askerlik yaptırılan modern Hasan Sabbah Gülen, askerliğini bitirince Bursa’da zorunlu ikamette bulunan Humeyni’nin yanına gönderilir. Humeyni, Çekirge semtindeki ikametgâhında genç bir özel harpçi ile baş başa uzun bir görüşme gerçekleştirir.

Humeyni.
Humeyni.

Dayı eliyle terfi - 08.07.1964

Askerlik sonrasında yeniden göreve dönen Gülen, aynı gün müftü vekili dayısı Hüseyin Top tarafından Edirne Merkez Kur’an Kursu öğretmenliğine tayin edilir.

Gülen ve Hüseyin Top.
Gülen ve Hüseyin Top.

Teröristler Edirne'de toplanıyor - 01.10.1964

Suat Yıldırım.
Suat Yıldırım.

Edirne Müftülüğüne şimdilerde bir başka FETÖ firarisi ve terör örgütünün en etkili isimlerinden Suat Yıldırım tayin edilir. İki yıl Edirne’de müftülük yapan hain Yıldırım ve Gülen ortak ev kiralayıp birlikte aynı evde kalırlar. Terörist Suat Yıldırım, aynı zamanda bir başka firari terörist Adil Öksüz’ü Sakarya Üniversitesine alan hocasıdır. O Suat Yıldırım ki, hazırladığı Kur’an-ı Kerim mealine İncil ve Tevrat’ı katarak tahrife yeltenen bir başka Pavlus…

Ermeni Patriği Şinork Kalusyan'a sözde soykırım mektubu - 06.05.1965

Babadan Ermeni olan Gülen, 1965’de Türkiye Ermenileri Patriği Şinork Kalusyan’a yazdığı mektupta, 1915 hâdiselerini Ermenilere yönelik “büyük soykırım” olarak niteler. Bu da planları gereği bastırılan genetik yönünün tezahürlerinden biridir. Hıristiyanlık ve Yahudiliğe övgüler düzer. Müslümanları ise kötüler.

Ermeni Patriği Şinork Kalusyan.
Ermeni Patriği Şinork Kalusyan.
Ermeni Gülen’den Ermeni Patriğe mektup.
Ermeni Gülen’den Ermeni Patriğe mektup.

Mason Gülen’e ait olan Çok Kültürlü Mozaik Vakfı (Multıcultural Mosaıc Foundatıon).
Mason Gülen’e ait olan Çok Kültürlü Mozaik Vakfı (Multıcultural Mosaıc Foundatıon).

Ermeni bir baba ve Yahudi bir anneden doğan İslam ve Türk düşmanı Mason Gülen’e ait “Çok Kültürlü Mozaik Vakfı (Multıcultural Mosaıc Foundatıon)” 8 mart 2020’de yayınladığı bir açıklamada 1915 Ermeni Soykırımı’nı tanıdığını duyurdu. Ermenistan Kamu Radyosu’nun resmi sitesinde sevinçle karşılanan bu gelişme şu şekilde haberleştirildi:

“1997 yılında kurulmuş bu vakfın esas misyonu çeşitli uluslar, kültürler ve dinler arası diyalog karşılıklı anlayış ve barış sağlamaktır. Vakfın, ABD’nin Pensilvanya eyaletinde yaşayan ünlü önderi F.Gülen’e ait olduğu iddia edilmekte. ‘Mirrorspectator.com’ haftalık gazetesinde yer alan habere göre Çok Kültürlü Mozaik Vakfı’nın yayımladığı açıklamada şu ifadelere yer verildi: “Çok Kültürlü Mozaik Vakfı 1915 yılında Osmanlı İmparatorluğu’nun tebaası olan Ermenilerin başlarına ne geldiğini açığa çıkarmak maksadıyla 3 sene önce bir komite kurdu. Komite üyeleri 3 yıl boyunca, Osmanlı’da işlenmiş jenositlerin tarihine dair panellere katıldı ve Soykırım’dan kurtulmuş Ermenilerin nesilleriyle görüştü. Süre dolunca Komite, Ermeni Soykırımı’nı tanıma kararı aldı. Komitenin 20 üyesi, oybirliğiyle Ermeni Jenosidi’ni tanıma lehinde oy kullandı. Bu oylar, İdare Kurulu’na sunuldu. Ve Çok Kültürlü Mozaik Vakfı yöneticileri 7 Mart 2020 tarihinde Ermeni Soykırımı’nı tanıdı.” Söz konusu gelişme Gülen’in nesebi konusunda tüm iddiaları da güçlendirmiştir.

Ermeni Patrikten terörist başına cevabî mektup.
Ermeni Patrikten terörist başına cevabî mektup.

Ermeni Patrik: Türkiye'ye böyle vaizler gerek - 11.05.1965

Patrik Şinork, Müslümanları kötüleyen ve Osmanlı’nın Ermeni soykırımı yaptığını iddia eden yalancı, soytarı, şakî Gülen’in mektubunu sevinçle karşılayan cevabi bir mektup gönderir. Türkiye Ermenileri Patriği Şinork Kalusyan, 169/370 sayılı cevabî mektubunda düşüncelerinden dolayı soydaşı müfteri Gülen’i tebrik eder. Türkiye’ye böyle vaizler gerektiğini belirtir.

Vaizliğe terfi - 28.07.1965

1959’da Edirne’de imam olarak göreve başlatılan terörist, askerlik dönüşünde Kur’an Kursu hocası yapılır. Şimdi ise vaizliğe terfi ettirilerek Kırklareli vaizliğine tayin edilir. 1915 hâdiselerini Ermenilere yönelik “büyük soykırım” olarak niteler. Bu da planları gereği bastırılan genetik yönünün tezahürlerinden biridir. Hıristiyanlık ve Yahudiliğe övgüler düzer.

Diyanet'i ele geçirme operasyonu - 20.12.1965

İbrahim Bedreddin Elmalı.
İbrahim Bedreddin Elmalı.

Mitçi Yaşar Tunagür, mason biraderleri Süleyman Demirel ile Bitlisli hemşerisi Devlet Bakanı Refet Sezgin (Fuat Sezgin’in ağabeyi) tarafından üniversite mezunu olmadığı hâlde, evrak sahtekârlığı ile Diyanet İşleri Başkan Yardımcılığına tayin edilir. Bu görevde iken Diyanet Teşkilatını ele geçirmek için her türlü şeytanlığa müracaat eder. Sürgünler, cezalar ve işten çıkarmalar birbirini izler. İş öyle bir düzeye ulaşır ki, Diyanet İşleri Başkanı İbrahim Bedreddin Elmalı resmi görevi için 20 Ekim 1966 günü Cezayir’e gitmek için uçağa biner. Uçak Cezayir’e teker koyduğunda uçağa bindirilen bir memur, Elmalı merhuma görevden alınma evrakını tebliğ eder. Geri dönmek istese de Cezayir yönetimi resmi davetini özel davete çevirerek Elmalı merhumu misafir eder. Döndüğü 25 Ekim günü ise görevi yeni başkana devreder.

Tunagür, Elmalı’nın odasına girdiğinde Başkanın masasının üstüne ayaklarını uzatacak kadar nezaketsiz ve ahlaksızca davranır. TBMM ve Senato raporlarına giren hâdiselerin bazı şahitleri hâlen sağdır. Daha sonra Avrupa Milli Görüş’ü bölmek için dönemin MİT yönetimince Almanya’ya gönderilen ve ardından da BND’nin emrine giren Cemalettin Kaplan da o sırada Diyanet İşleri Başkan Yardımcısıdır. Demirel ve Tunagür ile birlikte hareket etmektedir.

Baş Teröriste Kestanepazarı tayini - 24.03.1966

Üzeyir Şenler.
Üzeyir Şenler.

Diyanet’i hallaç pamuğu gibi atan Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Mitçi Yaşar Tunagür, baş terörist Gülen’i İzmir vaizliğine tayin eder. Böylece Kestanepazarı macerası da resmen başlamış olur. Gülen, söz konusu tayini şöyle anlatır: “Tunagür bana, ‘Bir dilekçe yaz ve İzmir Vaizliğini iste’ dedi. Kararı Diyanet İşleri Reisi Elmalı’ya imzalattı. Kendi imzalamadı. Bu Yaşar Hocanın her zamanki temkinli davranışlarından biriydi.” Gülen’e Kestanepazarı’nda en çok yardım eden kişilerden biri mason Ali Rıza Güven’dir. 19 Mayıs 2015’de TRT’de yayınlanan mülâkatında, Üzeyir Şenler (Şule Yüksel Şenler’in ağabeyi), mason Ali Rıza Güven hakkında şunları söylüyor: “Gülen’in finansörü Ali Rıza Güven önce bana Masonluk teklifinde bulundu. Ben kabul etmeyince aynı teklifi Gülen’e götürdü. Bana sizi dedi biz inceledik. Yakînen sizi tanıyoruz. Sizde öyle bir kabiliyet var ki, çok yükseklerde olmanız gereken bir şeydesiniz, gaste maste … Ali Rıza Güven bana masonluk teşkilatına girme teklifinde bulundu”

Kayıtçı Cahit - 1966

Kendine İslam’ı tahrip görevi veren Yemenli Yahudi İbn-i Sebe’nin izini süren torunu Gülen’in İzmir’e gelmesinin ardından tüm konuşmaları kayıt altına alınır. Bu işi 1991’deki vefatına kadar Cahit Erdoğan adlı kişi yürütür. Sonra görevi başka isimler üstlenir.

Mesih'liğini ilan eder - 196x

İzmir Diriliş Kilisesine yazdığı mektubunda “Sabetay Sevi’nin İzmir’deki evini ziyaret ettiğini, burada Yahudi cemaatinin kendisine “Sen bizim Mesihimizsin” dediklerini ileri süren yeni Pavlus Gülen, Mesihlik iddiasında bulunur ve Said-i Nursi’nin de Mesih’i müjdelediğini dile getirir.

Yahudi Pavlus, Hz İsa’ya gelen vahyi tahrif eder, günümüzdeki Hıristiyanlığı inşâ eder. Torunu Gülen ise aynını İslam için denemeye kalkışır.
Yahudi Pavlus, Hz İsa’ya gelen vahyi tahrif eder, günümüzdeki Hıristiyanlığı inşâ eder. Torunu Gülen ise aynını İslam için denemeye kalkışır.

İbn-i Sebenin torununun özlük dosyası - 05.07.1966

7 yıl süren aday memurluğunun ardından Diyanet tarafından asaleti, Yaşar Tunagür’ün talimatıyla tasdik edilir.

Modern Yahudi İbn-i Sebe’nin Diyanet’teki özlük dosyası.
Modern Yahudi İbn-i Sebe’nin Diyanet’teki özlük dosyası.

Gerçek yerini bulur ve Mason locasına üye olur - 15.03.1967

Mason biraderi ve ilk finansörü Ali Rıza Güven.
Mason biraderi ve ilk finansörü Ali Rıza Güven.

Sabetayist terörist Gülen, Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Derneği Üçgen Locasına üye olur. Onun masonluğa girmesini sağlayan kişi, İzmir Kestanepazarı’na geldikten sonra en büyük desteği veren iş adamı Ali Rıza Güven’dir. Mason Teşkilatı’na üye olan ve İzmir’de bulunan devlet görevlileri, hâkimler ve savcılarla sıkı bir ilişkisi bulunan Güven, güçlü bir örgütlenmenin masonluktan geçtiğini söyler. Aynı teklifi sadece Gülen’e değil, terör örgütünün o günlerdeki ekibi ve daha sonra katılacaklara da yapacaktır. MİT, Emniyet ve diğer resmi makamlarca hazırlanan pek çok raporda, FETÖ’nün üst düzey yöneticilerinin de masonlaştırıldığı kayda geçecektir.

F.Gülen’in üye olduğu tarihte Üçgen Mason Locası’na verdiği hâl tercümesi.
F.Gülen’in üye olduğu tarihte Üçgen Mason Locası’na verdiği hâl tercümesi.

Mason Gülen’in loca toplantılarına davet mektubu.
Mason Gülen’in loca toplantılarına davet mektubu.
Mason Gülen’in loca toplantılarına davet mektubu.
Mason Gülen’in loca toplantılarına davet mektubu.
  • Türkiye’nin iki temel meselesi olan CHP ile masonik terör örgütü FETÖ’nün tarihî irtibatını ispatlayan bu belge karşısında günümüz CHP yönetimi çılgına dönmektedir. Oysa diğer belgeler gibi bu belgenin de asıl nüshası elimizde. Sahte diyorlarsa hodri meydan, mahkemeye verebilirsiniz! Mahkemeler belgelerin gerçekliğini tescil edecektir!
Masonluğa kabul edilen Gülen, CHP İzmir teşkilatına ait olan 429050 numaralı makbuz ile CHP İzmir teşkilatına 5.000 lira bağışta bulunur.
Masonluğa kabul edilen Gülen, CHP İzmir teşkilatına ait olan 429050 numaralı makbuz ile CHP İzmir teşkilatına 5.000 lira bağışta bulunur.

Mason Gülen'den Partisi CHP'ye büyük bağış - 15.03.1967

Masonluğa kabul edilen Gülen, CHP İzmir teşkilatına ait olan 429050 numaralı makbuz ile CHP İzmir teşkilatına 5.000 lira bağışta bulunur. CHP’ye bağış yaptığı gün ile masonluğa kabul edildiği tarihin aynı gün olması oldukça dikkat çekicidir.

İlk beyin yıkama kampı 1967'de - 1967

Moon, Cizvitler, Scientology, Opus Dei karması ve hepsinin toplamından daha tehlikeli bir cinayet şebekesi olan FETÖ, ilk talebe kampını 1967’de Buca Kaynaklar’da yapar.

Cizvit kopyası 'Işık Evleri' kuruluyor - 1967

Vatikan irtibatlı terör örgütünün faaliyetlerinde örnek aldığı Hıristiyan örgütlerinden biri olan Cizvitlere ait ve Fransızcası ‘Maison de lumière’, İngilizcesi ‘Light house’ ve Türkçesi ‘Işık Evleri’ olan insan devşirme evleri Türkiye’de ilk olarak 1583’de İstanbul’da açılır. FETÖ ise aynı adı taşıyan ilk “Işık Evi”ni 1967’de İzmir Tepecik’te açar. İkincisi Buca Dokuz Çeşmeler Köyü’nde, üçüncüsü ise Yaylacık semtinde açılır. 1970’e gelindiğinde ev sayısı 12’ye çıkar. 15 Temmuz 2016’da Türkiye’nin her il, ilçe ve kasabasında on binlerce ‘ışık evi’ faaliyettedir. Şimdi ise buralar, örgütün gizli hücre evi olarak faaliyetlerini sürdürmektedir.

İlk yayın organı İttihad Gazetesini kurar.
İlk yayın organı İttihad Gazetesini kurar.

İlk gazetesi: İttihad - 1968

İlk yayın organı İttihad Gazetesini kurar. Suudi Arabistan rejiminin Vahhabiliği yaymakla görevli ‘Rabıtat’ül İslâm’ adlı teşkilatın Türkiye temsilciliğini de yapan Salih Özcan bu ve pek çok başka hususta Pavlus Gülen’e destek olur. Gülen şöyle anlatır: “Salih Özcan Bey’le tanışıklığımız çok eskilere dayanır. Sık sık İzmir’e gelip giderdi. Bu esnada böyle bir duygu belirdi, olgunlaştı, pekişti ve merhum Zübeyr Ağabey’in teyidiyle de gazete çıkarıldı. Gazete haftalık olarak çıkıyordu. Adı İttihad Gazetesi idi.”

Bolak ile mason Gülen arasında 1959’da başlayan dostluk, Bolak ölene dek sürmüştür.
Bolak ile mason Gülen arasında 1959’da başlayan dostluk, Bolak ölene dek sürmüştür.

Türk Petrol Vakfı kuruluyor - 1969

Türk Eğitim Vakfı, Göğüs Cerrâhisi Vakfı, Türkiye Üçüncü Sektör Vakfı, TEMA Vakfı, İstanbul Trafik Vakfı, Türk Mûsıkîsi Vakfı gibi çok sayıda vakfın kurucu ve yöneticilerinden olan A. Aydın Bolak, 1969 yılında, Fethi Gemuhluoğlu’nun genel sekreterliğini yaptığı, tartışmalı Türk Petrol Vakfı’nı kurar. Vakıf üzerinden binlerce üniversite talebesine ‘burs(!)’ verilir. Bunlar içinde pek çok meşhur kişi vardır ve sadece 1999 seçimlerinde bu vakıftan burs alan 61 kişi milletvekili seçilir. Ayrıca vakfın finanse ettiği bir başka yapı ise terör örgütü FETÖ ve adamlarıdır. Bolak ile mason Gülen arasında 1959’da başlayan dostluk, Bolak ölene dek sürmüştür.

Usame Bin Ladin.
Usame Bin Ladin.

Usame Bin Ladin'in özel misafiri olur - 10.03.1968

Pavlus Gülen, Tunagür tarafından Diyanet’in resmi görevlisi olarak Hacca gönderilir. 1986’da ise FETÖ firarisi Ali Katırcıoğlu’nun ısrarı ile hacca gitmek zorunda kalır. Bu gidişte beraberlerinde Yaşar Tunagür’ün Ege tıp mezunu Ürdünlü devşirme damadı Doktor Kayid Ahmet el-Kayi’de yer alır. Dönüşte önce Ürdün’e, sonra da Şam ve Halep’e uğrarlar. Mason Gülen’in bir zamanlar en yakın adamlarından olan ve terörist başının kendi ağzından müntesiplerini hipnoz etmeye dönük yalan-dolanla dolu sözde hatıralarını kitaplaştıran Latif Erdoğan, 1986’daki hac ziyaretinde Bin Ladin ailesinin özel misafiri olmalarını şu tarihî cümlelerle nakleder: Sözler Gülen’e ait: “Mekke’de Bin Ladin’in evinde kaldık. Bin Ladin Arafat’ta da bizim için çadır hazırlattı; ayrıca benim için de özel bir çadır hazırlatmıştı. Mina’da da yine onun bizim için hazırlattığı çadırlarda kaldık, çok da rahat ettik.” Amerika’nın sözde düşmanı Ladinlerin misafiri olmak... Rabin’in oğlu Gülen bu ziyaret öncesi aldığı pasaport sürecini şöyle anlatır: “Pasaport için İzmir Emniyeti’ne müracaat ettim. Emniyette bizi saygıyla karşıladılar ve pasaportu hemen verdiler.” 1986 yılında İzmir Emniyetine yaptığı pasaport müracaatında ise annesinin nüfustaki değil, gerçek adı olan ‘Rabin’i yazar. Muhtemelen kendi adamları olan zamanın emniyeti ise buna itiraz bile etmez.

MAH/MİT: Gülen ve Berk Özel Harp Elemanı - 16.09.1968

27 Mayıs 1960 sonrasında Cumhuriyet Senatosu’na F. Gülen ve Bekir Berk hakkında şikâyetler gelir. Milli Birlik Komitesi Genel Sekreteri ve senatör Albay Şükran Özkaya, 1968 tarihli günlüklerinde gelişmeyi şöyle kayda geçirir: “Senatoya ulaşan çeşitli ihbar mektuplarında nurculukla ilgili yasadışı faaliyetlerde bulunduğu ifade edilen Bekir Berk ve M. Fetullah Gülen’in araştırılması için Milli Hizmet Başkanlığına yazı gönderilmiş ve cevaben gelen bu iki ismin, Özel Harp Dairesi tarafından, Nurcuların içerisinde istihbaratçı olarak görev yaptığı ve herhangi bir işleme gerek olmadığı arz edilmiştir.”

Bekir Berk, 8 Aralık 1973 tarihinde İzmir Davası’ndan sonra avukatlığı bırakır. 1974 Eylül’de Cidde radyosunda göreve başlar. Gülen’e yazdığı mektubunda şöyle der: “Aziz Hocam, ardınızda, imamlığınızda kıldığım namazların hazzını, huzurunu unutabilmiş değilim. Sizin ve etrafınızdaki muhterem kardeşlerimizin bayramlarınızı tebrik eder, sıhhat, afiyet, hizmette devam ve başarılar ve iki cihan saadeti dilerim. Yeis ve inkisar sizin yanınızdan asla geçmez. Hastalığımda ve sağlığımda gösterdiğiniz alâka ve yardımlara sonsuz teşekkürler eder, bu bîçareyi dualarınızdan mahrum etmemenizi dilerim.” - Bekir Berk, Cidde / Suudi Arabistan”

Asıl nüshaları elimizde olan belgeler 27 Mayıs 1960 Milli Birlik Komitesi Genel Sekreteri Mehmet Şükran Özkaya ile istihbaratla irtibatlı olduğu iddia edilen gazeteci İnal İnanç’a aittir.
Asıl nüshaları elimizde olan belgeler 27 Mayıs 1960 Milli Birlik Komitesi Genel Sekreteri Mehmet Şükran Özkaya ile istihbaratla irtibatlı olduğu iddia edilen gazeteci İnal İnanç’a aittir.

Gülen 1971’deki davasında Albay Nurettin Soyer’in (şimdiki İzmir Belediye Başkanı Tunç Soyer’in babası) davanın savcısı olduğunu belirtip şunları yazar: “Bir keresinde hiç yeri değilken ve hiçbir münasebet yokken, kalkmış “Kürt Said” demişti. Hatta “alçak” gibi de bir laf söyledi. Bekir (Berk) Bey, bütün medeni cesaretiyle ayağa fırladı ve “alçak sensin” diye gürledi. Karşılıklı atışmaya başlayınca, mahkeme heyeti her ikisini de susturdu.” Bu sözler doğru ise bir avukat, mahkemede bir savcıya hangi cesaretle “alçak” diyebilir? O cesaretin takdiri sizin!

Erbakan'ı tehdit: Sen ensenden asılacaksın! - 1969

Necmettin Erbakan.
Necmettin Erbakan.

Ekim ayında Müslümanları aldatma ve devşirmek için önüne hiçbir siyasî ve dinî oluşumun çıkmasını istemeyen Sabetayist mason Gülen, Necmettin Erbakan’ın Bağımsızlar Hareketi’ni başlatması üzerine çılgına döner. İzmir Bornova Camiindeki vaazında Erbakan hocaya hitaben, “Sen kimsin sen, sen ortalıkta yoktun. Meydanlarda değildin, merdivenlerden çıkmadın, çatıda gözüktün. 4 kitapta yerin yok senin, yarın sen ensenden asılacaksın” diyerek tehditler savurur.

Kumkapılıları dolandırmış - 196x

Mehmet Fişek, Ahmet Eren, M Ali Kemen, Ali Turabi, Ayşe Külünk, Veysel Er, Osman Fındık, Yeter Elikısa ve Münevver Aslan’ın dönemin Başbakanı’na yazdıkları mektupta, Gülen’in Kumkapı’da kendilerinin para ve ziynet eşyalarını alarak dolandırdığını belirtir. Müştekiler mektuplarında, bunun ilk olmadığını belirtip, daha önce de yazdıkları aynı konudaki şikâyet mektuplarından bir cevap alamadıklarından yakınırlar.

Masonlar'dan Taltif Madalyası
Masonlar'dan Taltif Madalyası

Masonlar'dan Taltif Madalyası - 17.08.1969

Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Locası’na bağlı Arayış Muh: Lo116 mahfili, mason kardeşleri Gülen’e taltif madalyası verir.

İskenderpaşa cemaatine sızmayı dener - 1971

Mehmet Zahid Kotku ve Erbakan merhumlar.
Mehmet Zahid Kotku ve Erbakan merhumlar.

İbn-i Sebe’nin torunu Gülen’in kendisine rakip olarak gördüğü hiçbir dinî ve siyasî yapıya tahammülü olmaması nedeniyle, Milli Nizam Partisi (MNP)’nin kurulmasından dolayı korkuya kapılır. İleride ‘Milli Görüş’ ismiyle anılacak olan Erbakan Hareketiyle mücadele edebilmek için MNP’yi izlemeye başlar. Aynı zamanda Erbakan Hareketi’nin ilham kaynağı olan İskenderpaşa Cemaati, yani cemaatin şeyhi Mehmed Zahid Kotku (k.s.)’nun da izlenmesi gerekmektedir.

Konuyu dönemin MİT Müsteşarı Fuat Doğu ve Mitçi Yaşar Tunagür ile istişare eder. Onlar da terörist Gülen’i, İskenderpaşa Cemaati içinde fitne çıkarmakla görevlendirir. Afyon’da İskenderpaşa’ya mensup bazı kişileri ikna eder. Mehmed Zahid Kotku merhuma gelen Afyonlular, Gülen’i överler. Hocaefendi’nin gelenleri ikaz etmesi, Gülen’in planlarını bozar.

''Ben MİT Müsteşarlığı yapmadım, CIA'nın şube müdürlüğünü yaptım''

General Fuat Doğu uzun süre MİT Müsteşarlığı yapmıştı. Kendisi belki de MİT tarihinin en meşhur müsteşarıydı. Doğu’nun en önemli görevlerinden biri de yeniden filizlenen İslâmî hareketi engellemekti. Bunun yolunun ise tek parti zulmünde olduğu gibi halka baskı yapmaktan geçmediğinin farkındaydı. Zaten kendisi Amerikan’ın “Yeşil Kuşak” projesinin Ankara’daki emir erlerinden biriydi. O da bu durumu “Ben MİT müsteşarlığı yapmadım, CIA’nın şube müdürlüğünü yaptım. Bir CIA yetkilisi gelse, beni Sinop’a götür dese onu oraya götürmekle memurum” cümlesiyle itiraf etmişti.

İşte o meşhur MİT Müsteşarı Fuat Doğu, Erol Toy’un ‘İmparator’ kitabında, kurtlu peynir satarken birden bire kendini Cumhuriyet Devri’nin en zengin kişisi olarak bulan Vehbi Koç, İstihbarat’ın kıdemlilerinden, Diyanet İşleri Eski Başkan Yardımcısı, mason Yaşar Tunagür, CHP milletvekilliği yapmış, Kenan Evren’in partisi Milliyetçi Demorkasi Partisi MDP’nin kurucularından mason Aydın Bolak ile Özal başta olmak üzere pek çok kişinin kâtili insanlığın en şerlisi F. Gülen İzmir’de buluşurlar. Buluşulan yer Vehbi Koç’un İzmir’deki evidir. Toplantıda Müslümanlarla mücadele yöntemleri istişare edilir.

Mason Yaşar Tunagür, Vehbi Koç, mason Aydın Bolak.
Mason Yaşar Tunagür, Vehbi Koç, mason Aydın Bolak.

'Kendini Mehdi ilan etti Siyonistlerden de para alıyor' - 1972

Gülen’in şerli yönünü ilk fark edip şikâyet eden kişi, Diyanet’in gezici vaizi Salih Cemal Esirger’dir. Esirger, Diyanet’e yazdığı mektupta, Gülen’in ajan gibi çalıştığını, Yahudi cemaatinden çantayla para aldığını ve kendini Mehdi ilan ettiğini belirtir.

Gülen’in şeytanlığını bugün özellikle de 15 Temmuz’dan sonra görmenin pek kıymeti harbiyesi yok. Hatta 17/25’ten sonra görmenin de... Basiret ve ferasetli Mü’min olmak, tehlikeyi önceden sezmekle mümkündür. İşte o tehlikeyi sezen bir Mü’min olan Salih Cemal Esirgeri’n mektubunu önemine binaen olduğu gibi iktibas ediyoruz. Tehlikeyi yarım asır önceden ihbar eden bu mektubu lütfen dikkatle okuyunuz:

Diyanet İşleri Riyaseti Yüksek Makamına Muhterem büyüklerim!

Mâlumdur ki İslam dini ilim dinidir. Derece derece en yüksek mertebelere kadar ince ve derin mebahisi muhtevidir. Bir taraftan öğrenilecek, bir taraftan öğretilecektir. Memleket ancak imanlı ve faziletli fedakâr ve hamiyetli, münevver, şuurlu vatan evladıyla yaşar ve yükselir ki, bu da ancak din ile mânevî feyz ile olur. Yoksa dinsiz, imansız, faziletsiz ve hamiyetsiz kimseler memleket için ancak felakettir.

Siyonizm ne şekilde olursa olsun, Müslüman neslinde iyi gözle görülmez. Bazı ecnebi Musevilerin Memaliki Osmaniye’yegelerek bu maksadın tervici yolunda propaganda da bulunmalarını doğru bulmam. Museviler kendilerinin dahi itirafında olduğu üzere, memleketimizde nail oldukları muhabbet ve samimiyete dünyanın hiçbir tarafında mazhar olmamışlardır. Daima şüpheye davet eden Siyonizm mesleğini iltizam ve takip etmek, hem Müslümanlık, hem insanlık aleyhine hareket etmek demektir.

Ekteki Fetullah Gülen hocanın Museviler ve mehdilik konularındaki açıklamalarını hayretle okudum. Sizi bilgilendirmek sureti ile derhal önlem almanız gerektiği konusunda uyarma ihtiyacı hissettim.

Hocaefendi Kestanepazarı Derneği kurucularından ve aynı zamanda Said Nursi’nin hizmetinde bulunan Nur talebelerindendir. Kendisi özel olarak esnaf, zanaatkâr ve Yahudi cemaatiyle çok özel ilişkiler içerisinde olduğu ve Yahudi cemaatiyle haftada iki kez toplantı yaptığını ifade etmiştir. Benim bir kaç kez şahit olduğum, Yahudi cemaatinden olduğu söylenen Ekrem isimli şahıstan çanta içinde para aldığını, bunu da öğrencilerin barınma, yiyecek, kıyafet ihtiyaçlarını karşılamak için Yahudi cemaatinin her ay derneğe bağışta bulunduğunu ifade etmiştir. Kendini Mehdi ilan eden bu şahsın ajan gibi çalıştığını belirtmeden geçemeyeceğim.

Bunun gibi dinden sapmalara karşı dinimizin emrettiği birçok hüküm bulunmaktadır. Bu şahıs kendini Mehdi ilan ederek çevresinden maddi anlamda yararlanmakta, saf ve Anadolu çocuklarının mânevî duygularını kullanarak kendi emellerine alet etmektedir.

İslamiyet ve hocalık şeref ve nezaketini korumamak, resmi makamın vesikasını tanımamak saygısızlığını göstermekle binlerce cemaate huzursuzluk veren adı geçen imam hakkında gereğinin yapılması emirlerinizi bekler, derin saygılarımı sunarım.

Eskişehirli Emekli Gezici vaizi Salih Cemal Esirger

Vaazdan men edilmesi engellendi - 17.01.1972

Doktor raporu.
Doktor raporu.

Terörist başı hakkında artan şikâyetler üzerine, İzmir Müftülüğü harekete geçerek vaaz görevinden men edilmesine karar verir. Müftü Yardımcısı Mevlüt Doğanay imzalı men yazısının tebliği için görevlendirilen Nafiz Öztürk isimli murakıp, 26.01.1972 tarihinde ikametgâh adresine gider. Hâlen sağ olan nörolog Prof. Dr. Ahmet Satoğlu tebliği engeller. İlgili yazıda şöyle yazmaktadır: “Diyanet İşleri Başkanlığı’nın 6 Aralık 1971 tarih ve 04631 sayılı yazılarıyla vazifeye başlattırılmış iseniz de, bu kerre valiliğin şifahi emirleriyle 15.1.1972 tarihinden itibaren ikinci bir iş’ara kadar vaazdan men edilmiş bulunuyorsunuz” şeklindeki FETÖ lideri Gülen’i vaaz vermekten men eden yazının tebliği için 06.014.1972 tarihinde Murakıp Nazif Öztürk, Gülen’in ikametgâhına gider. Murakıp “Merkez vaizi F. Gülen’in evi bulunmuş, ancak kendisinde “Nörolojik hastalık” teşhis eden Doç. Dr. Ahmet Satoğlu görüşmeyi yasak ettiğinden emri tebliğ etmek mümkün olamamıştır” şeklinde tutanak tutar.

Doç. Dr. Ahmet Satoğlu.
Doç. Dr. Ahmet Satoğlu.

12 Mart Muhtırasında tutuklanır - 03.05.1972

27 Mayıs’ta nasıl ki mason bir grup diğer bir mason grubu tasfiye etmişse, 12 Mart Muhtırasında da bir benzeri yaşanır. Tabii olarak bir klik diğerini kontrol etmek ister. Sonrasında, Gülen 3 Mayıs’ta tutuklanır, 9 Kasım’da tahliye edilir. Ancak Gülen’in örgüt ve faaliyetleri tasfiye edilmez.

Sıkıyönetim komutanlığı: CIA Gülen'e para aktarıyor - 1972

Sıkıyönetim Komutanlığı’nın 1972’de hazırladığı “Teokratik Devleti Savunan Örgütler Yapılanmalar Raporu”nda en çok Gülen örgütüne yer verilir ve şunlar söylenir: “1966’dan sonra İzmir’de kendi düşüncesine göre örgütlenmeye başlayarak bir çevre edinmeye başladı. Amacına ulaşmak için kullanabileceği her ne olursa amaç için yapılması mubahtır söylemini cemaatine empoze ederek değişik sivil toplum örgütleri içerisinde sivrilmeye başladı. CIA ve MOSSAD vasıtası ile büyük oranda paralar aktarılarak 1970 yılında klasik Nurculardan ayrılarak kendi cemaatini oluşturmaya başladı. Cemaatin yapılanmasını oluşturan 1) İstişare Kurulu ya da Şura denilen 12 kişiden oluşan beyin takımı, 2) Ülke, 3) Bölge, 4) Şehir, 5) Esnaf, 6) Semtler, 7) Ev düzeyinde sorumlulardan oluşmaktadır.

Sıkıyönetim Komutanlığı “Teokratik Devleti Savunan Örgütler Yapılanmalar Raporu” FETÖ bölümü.
Sıkıyönetim Komutanlığı “Teokratik Devleti Savunan Örgütler Yapılanmalar Raporu” FETÖ bölümü.

Sıkıyönetim Komutanlığı “Teokratik Devleti Savunan Örgütler Yapılanmalar Raporu” FETÖ bölümü.
Sıkıyönetim Komutanlığı “Teokratik Devleti Savunan Örgütler Yapılanmalar Raporu” FETÖ bölümü.

Raporla devam edersek deniliyor ki: “Edirne ve Kırklareli’ndeyken cemaatin içinde yeni bir tarzın temsilcisi olacağını beyan etti. Etrafındaki yetiştirdiği zeki ve akıllı öğrencileri yetiştirerek, devletin önemli kademelerine yerleştirmeyi hedefliyordu. 1966’dan sonra İzmir’de kendi düşünce yapısına göre örgütlenmelere başlayarak geniş bir çevre edinmeye başladı. Amacına ulaşmak için kullanabileceği, her ne olursa ‘amaç için yapılması mubahtır’ söylemini cemaatine empoze ederek değişik sivil toplum örgütleri içerisinde sivrilmeye başladı. Bir yandan devlete şirin gözükerek, diğer tarikat ve cemaatlerin tasfiyesini sağlamak için devlet organlarını kullanmaya başladı. Devlet organları da F. Gülen’i kullanmaya başladı. Sıkıyönetim döneminde, Edremit ve Manisa’da faaliyetlerine devam etmesi, komutanlıkça desteklendi. Buna da, ABD ile MOSSAD’ın ‘bizatihi desteklenmesi gerekli örgütler’ listesinde gösterilmesi sebep oldu…”

Sıkıyönetim Komutanlığı “Teokratik Devleti Savunan Örgütler Yapılanmalar Raporu” FETÖ bölümü.
Sıkıyönetim Komutanlığı “Teokratik Devleti Savunan Örgütler Yapılanmalar Raporu” FETÖ bölümü.

Sıkıyönetim Komutanlığı “Teokratik Devleti Savunan Örgütler Yapılanmalar Raporu” FETÖ bölümü.
Sıkıyönetim Komutanlığı “Teokratik Devleti Savunan Örgütler Yapılanmalar Raporu” FETÖ bölümü.

Ticaniliği kuran CHP, FETÖ'yü de... - 1972

CHP Erzurum yöneticilerinden olan amcasının tavsiyesi ile 1956’da mason İsmet İnönü tarafından keşfedilen terörist Gülen’in ardında sürekli olarak masonlar, MAH, CIA ve MOSSAD’ın bulunduğu, devletin resmi makamlarınca defalarca rapor edilmiştir. CHP’nin kurduğu ilk sözde dinî yapı FETÖ değildir. Ticanilik ve Biberilik bunların başında gelir.

Sıkıyönetim Komutanlığı “Teokratik Devleti Savunan ÖrgütlerYapılanmalar Raporu” Girişi.
Sıkıyönetim Komutanlığı “Teokratik Devleti Savunan ÖrgütlerYapılanmalar Raporu” Girişi.

Sıkıyönetim Komutanlığı “Teokratik Devleti Savunan Örgütler-Yapılanmalar Raporu” Ticânîlik bölümü.
Sıkıyönetim Komutanlığı “Teokratik Devleti Savunan Örgütler-Yapılanmalar Raporu” Ticânîlik bölümü.

İsmet İnönü, 1940’larda dönemin istihbarat teşkilatı MAH’a kurdurduğu sözde Ticani Tarikatı tecrübesinden hareketle, terör örgütü FETÖ’nün kuruluş ve gelişmesine de yardım edecektir. 1972’de Sıkıyönetim Komutanlığı’nın hazırladığı “Teokratik Devleti Savunan Örgütler-Yapılanmalar” adlı raporda, mason dönmelerin elindeki medyanın özellikle 2000’li yıllara kadar Müslümanlara saldırmak için sakız olarak çiğnedikleri sözde tarikat Ticânîlik’le ilgili şunlar yazmaktadır: “Liderleri Kemal Pilavoğlu, Abdurahman Babur’dur. (MAH) tarafından kurulmuş istihbarat alınan bir tarikattır!” Bu cümlelerle o güne kadar Türkiye’de faaliyette olmayan Ticânîliğin, mason İnönü riyasetindeki devletin özel ve gizli bir hedef için kurdurduğu açıkça itiraf edilmektedir. Kemal Pilavoğlu’nu 1950 seçimlerinde CHP listelerinden mebus adayı yapan CHP Genel Başkanı İsmet İnönü, bu süreçte Pilavoğlu’nun adamlarını Mustafa Kemal’in heykellerine saldırtır. Bu sayede de Koruma Kanunu çıkarttırılır. Mason İnönü, Türkiye’de yükselen dinî talepler ve artan hassasiyetleri kontrol etmek için özel yetiştirilmiş bir müfsit olan Gülen’i, Özel Harp Dairesi ile irtibatlandırır. Sonrasını İnönü’nün adamları adım adım halleder. Ardından sahneye CIA ve MOSSAD gibi istihbarat teşkilatları girer ve terör örgütü FETÖ’yü kollarının altına alır. Çünkü hedef İslam, Müslümanlar ve Türkiye’dir. Hedefe ulaşması için FETÖ’nün önündeki bütün engeller kaldırılır, tüm dağlar yol edilir.

İlk vakfını Sabetayist işadamı kurdu - 1972

Nefi Akyazılı.
Nefi Akyazılı.

FETÖ’nün ilk vakfı 1972’de kurulur. Terörist Gülen, Selanik göçmeni sabun üreticisi Nefi Akyazılı, Yusuf Bekmezci ve İlhan İşbilen’e, Akyazılı Orta ve Yüksek Öğrenim Vakfı’nı kurdurtur. Ev ve yurt faaliyetlerine başlar. 15 Temmuz 2016’dan sonra kapatılan vakfın 21 ilköğretim okulu ve lisesi, 8 dershane binası, 56 öğrenci yurdu, 3 pansiyonu, 7 adet etüt ve test merkezi, 2 anaokulu, 2 camisi, 21 işyeri, 80 meskeni, 31 arsası, 12 tarla ve bahçesi, 29 okul ve yurt bahçesi ve 3 yemekhanesi vardır.

Edremit'e tayin - 28.04.1972

MİT’in elemanı, hocası Yaşar Tunagür’ün Diyanet İşleri Başkan yardımcılığı görevinden alınıp, vaiz olarak tayin edilmesinin ardından yeni yönetim, müfsit terörist Gülen’i de şeklen Balıkesir Edremit Vaizliği’ne tayin eder.

Bir masona bu sorulur mu? - 1974

Pavlus Gülen, Avrupa Milli Görüş Teşkilatı’nca, ‘hoca’ zannıyla Köln, Berlin, Hannover ve Münih’e konferans vermesi için davet edilir. İlk konferansın bitiminde “mason Demirel’e oy vermek caiz midir” diye sorulur. Suâle sinirlenen mason Gülen, diğer programlarını iptal ederek Türkiye’ye döner.

Süleyman Demirel, Fethullah Gülen.
Süleyman Demirel, Fethullah Gülen.

Gülen: ‘Bizim peder öyle gitti b.k yere’ - 20.09.1974

Ramiz Gülen.
Ramiz Gülen.

Mesih ismini kendisine değil de küçük kardeşine koyduğu için nefret ettiği ve kitaplarında över gibi yaparak yerdiği babası Ramiz 1974’de ölür. Şaklaban terörist müteakip yıllardaki bir konuşmasında, babası hakkında şunları söyler: “Mesela bizim peder, sigara içmezdi ama kahvelerde otururdu. Arkadaşları içerdi. Yemek borusu, mide falan kanseri oldu. Sonra bütün vücudunu sardı, metastaz oldu. Öyle gitti bok yere.”

Mason İnönü, Türkiye’de yükselen dinî talepler ve artan hassasiyetleri kontrol etmek için özel yetiştirilmiş bir müfsit olan Gülen’i, Özel Harp Dairesi ile irtibatlandırır. Sonrasını İnönü’nün adamları adım adım halleder.

Manisa'ya tayin edilir - 03.09.1974

1974 Ağustosunda vaiz olarak terör örgütünün İzmir Kestanepazarı’ndaki merkezine sadece 39 km mesafedeki Manisa’ya tayin edilir.

Masonluk toplantıları - 07.06.1972

15 Mart 1967’de mason locasına üye olan Gülen’e sürekli olarak üyesi olduğu loca ve diğer localardan toplantı davetleri gelir. Davetiye asılları arşivimizde olanlar aşağıda listelendi ve bazılarının da görüntüleri konuldu. Bu toplantılarından hangilerine iştirak ettiğini elbette bilmemize imkan yoktur. Lakin masonların temel kaidelerinden biri de toplantıya iştirak zaruridir ki, Gülen’in de iştirak ederek taltifname, berat ve madalya aldığı toplantılar vardır. Arşivimizde belgesi olan toplantılardan birinin davet tarihi 07.06.1972’dir. Mason İzmir Üçgen locasında gerçekleşecek ikinci toplantı ise 23 Haziran 1972.

  • 26.02.1974
  • Mason terörist Gülen’in adına düzenlenen 26.02.1974 tarihli davetin toplantı tarihi 1 Mart 1974
  • 11.04.1974
  • Mason terörist Gülen’in adına düzenlenen 11.04.1974 tarihli davetin toplantı tarihi 26 Nisan 1974
  • 21.04.1974
  • Mason terörist Gülen’in adına düzenlenen 21.04.1974 tarihli davetin toplantı tarihi 10 Mayıs 1974
  • 06.05.1974
  • Mason terörist Gülen’in adına düzenlenen 06.05.1974 tarihli davetin toplantı tarihi 24 Mayıs 1974
  • 20.05.1974
  • Mason terörist Gülen’in adına düzenlenen 20.05.1974 tarihli davetin toplantı tarihi 7 Haziran 1974
  • 03.06.1974
  • Mason terörist Gülen’in adına düzenlenen 03.06.1974 tarihli davetin toplantı tarihi 21 Haziran 1974
  • 05.07.1974
  • Mason terörist Gülen’in adına düzenlenen 11.07.1974 tarihli Tarabya Filiz Restoran’daki ‘tuz ekmek’ sofrası davetin toplantı tarihi 19.07.1974
  • 10.10.1974
  • Mason terörist Gülen’in adına düzenlenen 10.10.1974 tarihli davetin toplantı tarihi 25 Ekim 1974
  • 05.11.1974
  • Mason terörist Gülen’in adına düzenlenen 05.11.1974 tarihli davetin toplantı tarihi 8 Kasım 1974
  • 10.11.1974
  • Mason terörist Gülen’in adına düzenlenen 10.11.1974 tarihli davetin toplantı tarihi 22 Kasım 1974
  • 19.11.1974
  • Mason terörist Gülen’in adına düzenlenen 19.11.1974 tarihli davetin toplantı tarihi 6 Aralık 1974
  • 10.02.1975
  • Mason terörist Gülen’in adına düzenlenen 10.02.1975 tarihli davetin toplantı tarihi 28 Şubat 1975
  • 25.03.1975
  • Mason terörist Gülen’in adına düzenlenen 25.03.1975 tarihli davetin toplantı tarihi 11 Nisan 1975
  • 17.12.1975
  • Mason terörist Gülen’in adına düzenlenen 17.12.1975 tarihli davetin toplantı tarihi 2 Ocak 1976
  • 24.05.1976
  • Mason terörist Gülen’in adına düzenlenen 24.05.1976 tarihli davetin toplantı tarihi 4 Haziran 1976
  • 25.03.1975
  • Türkiye Büyük Mason Mahfili’ne bağlı İzmir Üçgen locasında derece yükseltme yemini yapar.

Fetullah Gülen’in, masonluk toplantılarından hangilerine iştirak ettiğini elbette bilmemize imkan yoktur. Lakin masonların temel kaidelerinden biri de toplantıya iştirak zaruridir ki, Gülen’in de iştirak ederek taltifname, berat ve madalya aldığı toplantılar vardır.

Memurken 64 il dolaşır ama kimse bir şey sormaz - 1975

Devlet memurunun izinsiz şehir şehir dolaşıp konferans vermesi mümkün değilken, hâlen Diyanet’te memur olan Gülen için bu hukuk kâidesi işlemez. O, 1975 yılında Kur’an ve ilim, Darwinizm, Altın Nesil, İçtimaî Adalet ve Nübüvvet isimli konferanslar serisini başlatır. 1975-1976 yıllarında 64 ilde konferans verir. Konferans bahanesiyle gittiği şehirlerde örgütlenme eksikliklerini giderir. Mason Gülen’in izini süren mason Adnan Oktar da faaliyetlerine “Yaratılış ve Darwinizm” gibi konferanslarla başlayacaktır.

Devşirme merkezi dershaneler açılıyor - 1976

Masonik terör örgütü devşirme istasyonlarının ilkini 1976’da açar. FETÖ’cüler bu süreci metinlerinde şu cümlelerle anlatıyor: “Ege Üniversitesi’ndeki öğrenciler, asistanlar ve öğretim üyelerinin katılımıyla açılan ilk üniversite hazırlık kursları ücretsiz başladı. İzmir’deki başarı, dershanelerin çeşitli şehirlerde de açılmasını sağladı.”

Başbakan Erdoğan’ın 2009’da kamuoyuna açıklamadan, 2013’de ise kamuoyu huzurunda daha güçlü bir şekilde dershanelere yönelik kapatma iradesi, terör örgütünü tedirgin etmeye yetmişti. Hükümetin dershaneleri kapatması halinde, artık sıranın okullarına ve diğer faaliyetlerine geleceğini bilen terör örgütü, 2007’de istedikleri kişiyi cumhurbaşkanı seçtirememeleri üzerine başlattıkları saldırılarına 2013’de daha da hız verir. Korkunun ecele faydası olmaz ve nihayet Erdoğan’ın kararlılığı ile bu devşirme ocakları 2014’te kapatılır.

NATO’dan FETÖ’ye milyonlarca dolar - 1976

NATO Türkiye’deki 120 gazeteci, işadamı, siyasetçi ve Gülen gibi sözde din adamlarına düzenli olarak milyonlarca dolar maaş öder. Türkiye’nin NATO’daki resmi temsilcisi mason Orhan Arıman üzerinden banka havalesi şeklinde ödenen bu paraların vergiden muaf olduğuna dair resmi yazı çıkarılır. NATO’dan milyonlarca dolar alan kişilerden biri de FETÖ elebaşı mason Gülen’dir.

Üyelik belgesi.
Üyelik belgesi.

Masraf makbuzu.
Masraf makbuzu.

Birbiri ardına yeni vakıflar - 08.09.1976

FETÖ elebaşısı emri ile İzmir’de ‘Türkiye Öğretmenler Vakfı’ (TÖV) kurulur. Vakfın kurucuları arasında daha sonra siyaset sahnesinde göreceğimiz ilginç isimler de yer alır. 1977 yılında vakıf bünyesinde ‘Zuhur’ adlı dergiyi çıkarmaya başlar. 1977- 78 yıllarında 2 aylık periyotlarla çıkmış olan dergide, FETÖ elebaşı M.F.D. mahlası ile başyazılar yazar.

Yeniden İzmir - 28.09.1976

Vatikan’ın Hasan Sabbah’ı bu kez de İzmir Bornova Vaizliğine getirilir.

İstanbul'da vaaz - Eylül 1976

Süleyman Demirel, İhsan Sabri Çağlayangil.
Süleyman Demirel, İhsan Sabri Çağlayangil.

Sözde vaiz mason Gülen, İstanbul’da resmi görevli olmadığı halde 1976 yılında İstanbul Beşiktaş’taki Kanuni Sultan Süleyman’ın sütkardeş ve sırdaşı Yahya Efendi Hazretlerinin türbesinin de olduğu Dergâh içindeki camide vaaz verir. Bir yıl sonra ise 09.09.1977 tarihinde bu kez de Sultanahmet Camii’nin kürsüsüne çıkarılır. Bu vaaza dönemin başbakanı mason biraderi Süleyman Demirel ile Dışişleri Bakanı diğer mason biraderi İhsan Sabri Çağlayangil de katılır.

‘Mason sorusuna sinirlenir’ - 15.11.1977

Dönemin Diyanet İşleri Başkanı Süleyman Ateş’in imzasını taşıyan izin belgesi ile bir ay süreyle Avrupa Milli Görüş Teşkilatlarında vaaz vermek için Almanya’ya gider. 9 Aralık 1977’de Berlin’de, 12 Aralık 1977’de ise Münih’te konuşur. Kendisine 1974’teki gidişinde olduğu üzere, Demirel ve Masonlarla ilgili suâller yöneltilir. Sorulara sinirlenen Gülen, bir kez daha Köln konferansını iptal ederek Türkiye’ye döner. Bu gidişlerin amacı, orada kuracağı örgüt için adam devşirmektir ve istediğini elde ederek, Avrupa’daki örgütlenmesini bu seyahatler sonrasında başlatır. İlk hücre evlerini Almanya, Belçika ve Hollanda’da açar.

Hıristiyaî sızıntı - 01.02.1979

Sızıntı’nın kapağındaki resim ile Vatikan’ın yayın organlarındaki resimler aynıdır. Sızıntı’nın tüm sayıları baştan aşağı okuyucusunun şuur altında aşinalık sağlayıcı saldırı resimleri ile doludur.
Sızıntı’nın kapağındaki resim ile Vatikan’ın yayın organlarındaki resimler aynıdır. Sızıntı’nın tüm sayıları baştan aşağı okuyucusunun şuur altında aşinalık sağlayıcı saldırı resimleri ile doludur.

Devşirdiği kimselerin şuur altına Hıristiyanlık mesajları sızdırmak için 1979’da Sızıntı dergisini yayınlamaya başlar. Türkçe olmasa herkesin Vatikan yayın organı sanacağı Sızıntı’da, Vatikan’ın kardinali mason Gülen; M.F.Dahhak, M.F.D., B. Ramiz Gülen, Abdulfettah Şahin gibi müstear isimlerle yazılar neşreder. Örgütü buradaki şifreli yazıları ile yönlendirir. Sızıntı’daki en meşhur yazısı 1991’de Özal’ı ölümle tehdit ettiği yazıdır.

Humeyni Devrimi'ne övgü - 02.02.1979

Humeyni Devrimi'ne övgü.
Humeyni Devrimi'ne övgü.

Humeyni Bursa’da sürgün hayatı yaşarken ziyaret edip, başbaşa görüşen kardinal Gülen, Humeyni’nin’ İran’a döndüğünün ertesinde, yani 2 Şubat 1979 günü şu cümleleri kurar: “İran İslam Devrimi, bir İslâmî harekettir, bu konuda çeşitli yorumlar yapanlar var. Bu hususta gayet temkinli ve tedbirli olmalıyız. Biz bunu İslâmî bir hareket olarak kabul ediyoruz, şahsî düşüncem Humeyni samimidir. Şiilerin Caferi kolundan olmakla birlikte, arkasında son derece samimi ve dindar profesörler vardır. Devrim Konseyi’ni bunlardan teşekkül ettirecektir. Pakistan’daki liderler gibi hata yapmayacaktır.”

Müslüman görünümlü kardinal daha sonra Humeyni’yi eleştirecektir. Ancak bunda samimi değil, çünkü bu eleştiri Kemalist rejim, İran’ın yeni rejimine tavır koyduğu için yapılır. Öte yandan kendisi de Humeyni gibi Amerika’dan Ankara’ya dönmenin hayalini kurmuş, bu kapsamda Koza İpek grubuna Ankara Gölbaşı İncek’te 14 bin 182 metrekarelik arsa üzerinde ABD’nin meşhur Beyaz Saray’ını andıran bir saray inşa ettirmiştir. Ancak 15 Temmuz’da yaşadığı hüsran neticesinde hayalleri mezara kalmıştır.

Koza İpek grubuna Ankara Gölbaşı İncek’te 14 bin 182 metrekarelik arsa üzerinde ABD’nin meşhur Beyaz Saray’ını andıran bir saray inşa ettirmiştir.
Koza İpek grubuna Ankara Gölbaşı İncek’te 14 bin 182 metrekarelik arsa üzerinde ABD’nin meşhur Beyaz Saray’ını andıran bir saray inşa ettirmiştir.

İsyan harekatı başlatır - 19.04.1980

Sabetayist Gülen, 1980’de İzmir’de bağlılarına yaptığı konuşmada ‘Huruç Harekâtı’ (İsyan Harekâtı) adını verdikleri Türkiye’yi ele geçirme hamlesinin başladığını ilan eder.

Huruç Harekâtı.
Huruç Harekâtı.

Sanki kendisi girdi de sıra Kenan Evren'e geldi - 5.10.1980

12 Mart 1971 muhtırasını günler öncesinden haber alan Haşhasî Gülen, muhtıradan günler önce rapor alıp ortadan sıvışır. Mason biraderi Kenan Evren ve şürekâsının 12 Eylül 1980 askerî darbesini de önceden haber aldığı için ihtilalden 7 gün önce (5 Eylül’de) rapor alarak yine ortalıktan kaybolur.

12 Eylül darbesinden sadece 18 gün sonra yani 1 Ekim 1980 tarihli Sızıntı Dergisi’ndeki “Son Karakol” başlıklı başmakalesinde darbe hakkında şunları yazar: “İşte şimdi, bin bir ümit ve sevinç içinde, asırlık bekleyişin tuluû saydığımız bu son dirilişi, son karakolun varlık ve bekasına alamet sayıyor; ümidimizin tükendiği yerde, Hızır gibi imdadımıza yetişen Mehmetçiğe bir kere daha selam duruyoruz!”

Sonra ne olur? NATO gladyosunun başındaki orgeneral Turgut Sunalp,FETÖ’nün gladyonun bir parçası olmasını sağlar. Sonrası ise herkesin mâlumudur.

Kenan Evren.
Kenan Evren.

Gülen darbeden yıllar sonra Kenan Evren için “cennetlik adam” der. Bir başka konuşmasında ise “Biri –Kenan Evren’in- aleyhinde konuşsa ağzını kırarım” diyerek âdeta aşkını ilan eder. Sapık Gülen’e cevap ise Kenan Evren’den gelir. 18.07.2005 tarihinde Tercüman Gazetesi muhabirinin “Gülen, sizin cennetlik olduğunuzu söylemişti” demesi üzerine Evren, “Bunu gazeteler yazdı da, ben okudum. Kızdım da… Yahu kimin cennetlik olacağını kim bilebilir? Allah’tan başka kimse bilmez. Allah’ın vekili değil ki o! Allah’ın vekili mi?” diyerek tepki gösterir.

NATO gladyosunun 4 masonu 4 yahudisi - 1981

‘Project 26’ daha çok da ‘P.26’ kısa adıyla şöhret bulan NATO’nun gizli ordusu 1956’da İsviçre’de faaliyete başlar. Bu örgütün gücü ve kapasitesi, İsviçre yetkililerinin Aralık 90’da bir kayak merkezinde gizlenmiş olan ‘merkez’i basması ile ortaya çıkarılır. Mason localarında Dr. Backmann adıyla bilinen Albay Backmann ve 1979’da İsviçre’de ‘Karanlıklar Ordusu Skandalı’ ile şöhreti artan ‘Albay Dr. Albert Backmann’ın P.26’nın şeflerinden biri olduğu belirlenir. Gladio yapılanması kazanmak istediği kişileri, Moral ReArmament (MRA)’ın İsviçre’deki Montreux kentinin Caux kasabasındaki kayak merkezinde misafir eder. Bunlar arasında Kasım Gülek de yer alır. Türk Gladiosu ‘X’in ünlü şefi orgeneral Turgut Sunalp’tir. Ayrıca Dr. Backmann’ın da yakın dostlarındandır.

Mason Kasım Gülek, mason Albert Backmann, mason Turgut Sunalp, mason Gülen.
Mason Kasım Gülek, mason Albert Backmann, mason Turgut Sunalp, mason Gülen.

Aileden mason olan Sunalp da Dr Backmann gibi aslen Yahudi’dir. NATO Parlamenter Assamblesi Başkanlığı da yapan Kasım Gülek ise Turgut Sunalp ile Gülen’i buluşturan kişidir. Bir başka görevi de Özel Harp Dairesinde olan Sunalp, Gülen’i buradan da tanımaktadır. Orhan Arıman üzerinden, NATO tarafından 1976’da paraya boğulan Gülen terör örgütü, NATO Gladyosuna dâhil edilir.

Yamanlar Keana Evren'in isteğiyle kurulmuş - 1982

Yamanlar Koleji.
Yamanlar Koleji.

FETÖ’cü bir ekip, darbeci mason Orgeneral Kenan Evren’i ziyaret eder. Eğitim ve dershane faaliyetlerinden bahsederler. Evren, “Dershanelere ne gerek var, eğitim işi yapmak istiyorsanız okul açın” der. Bunun üzerine harekete geçen FETÖ, aynı yıl İzmir Yamanlar Koleji’ni kurar, okul faaliyetlerine de başlamış olur. Ancak gençleri devşirme yeri olan dershanelerden hiçbir zaman vazgeçmez. Az bilenen bir gerçek ise Yamanlar’dan seneler evvel Yaşar Tunagür, Süleyman Demirel’in kardeşi Ali Demirel’e, Yükseliş Koleji’ni kurdurur. Ankara faaliyetleri bu kolejde başlar.

Hep çaldılar imtihan sorularını bile - 1985

Bir terör örgütünün yapabileceği ne kadar alçaklık varsa FETÖ’nün bunların tümünü denediğini artık herkes biliyor. Her türlü hırsızlık ve hatta cinayeti bile işlemekten imtina etmeyen haydut örgütün bilinen ilk soru hırsızlığı 1985’de başlamış. Memurluk, polislik, askerlik, üniversiteye giriş olmak üzere pek çok imtihana dair soruları çalan örgüt, hak etmiş yüz binlerce ve hatta milyonlarca kişinin hakkını bu yolla gasp etmiş. Trabzon’da FETÖ’ye yönelik soruşturma kapsamında iki albay ve bir emekli yarbayın itirafları, örgütün 1985 yılında askerî liselere giriş sınavlarında, imtihan sorularının çalınması ve ‘renk körlüğü’ bulunan örgüt üyelerinin sahte sağlık raporlarıyla askeri okullara sızması, örgütün kirli emellerini gerçekleştirmek için her yolu denediğini ortaya koyar. Emekli Yarbay R.A. ifadesinde, 1985 yılında Çorum’da FETÖ’ye ait yurtta kaldığını ve örgüt abileri tarafından askeri okullara hazırlandıklarını belirtir. İmtihandan önce Türkçe sorularının kendilerine gösterildiğini anlatan R.A, bu soruların hepsinin sınavda çıktığını belirterek, soruların yurtta kalan tüm arkadaşlarına çözdürüldüğünü kaydetti. Eski albaylar D.Ç. ve U.D’nin de renk körü çıktığını anlatan R.A, kendileri yerine başkalarının muayeneye girerek sağlık raporu aldıklarını ve 1985 yılında Kuleli Askeri Lisesi’ne yerleştirildiğini itiraf eder. Son yıllardaki soru hırsızlığı ile ilgili olarak pek çok tutuklu ve firari kişinin yargılanması ise hâlen sürüyor.

Yurt dışına açılım - 01.10.1985

Sızıntı dergisindeki “Mukaddes Göç” adlı başyazısıyla Gülen, örgütün yurt dışına açılımına dair ilk hazırlık talimatlarını verir.

Zaman gazetesi kurulur - 03.11.1986

Zaman gazetesini 1986 yılında üç ortak kurar. Bunlardan biri olan ve hâlen tutuklu bulunan Alaattin Kaya’nın ortaklığı şahsının değil FETÖ adınadır. Daha sonra ‘Zaman’ isminin bizzat Gülen tarafından konulduğu ortaya çıkar. 01.12.1987’de Zaman gazetesinin kurucu ortaklarından Necati Aktülün ve M. İhsan Arslan’ın ayrılmasıyla gazete tümüyle FETÖ’nün kontrolüne girer. Zaman gazetesinin kuruluşundaki ilk ekipte yer alan eski bakanlardan Nabi Avcı, FETÖ’nün Zaman’a ‘hakem oyunu’ ile el koyduğunu söylüyor. Diğer ortaklar ve çalışanların bir kısmı bilgi sahibi olmasa dahi gazetenin ismini bile belirleyen FETÖ’nün bu gazeteyi ele geçirmeyi, tıpkı 20 yaşında devleti ele geçirmeyi kafasına koyduğu gibi planladığı gayet açık değil mi?

‘Gücünüze ulaşana dek hâkim kiralayacaksınız’ - 1987

Terör örgütü elebaşısı ta 1987’deki bir konuşmasında “İcabında mahkemelerin altını üstüne getireceksiniz. Avucuna alacaksın. Bir milyar vereceksin, on milyonluk tazminat davası alacaksınız. Bu mahkûm etmektir. Avukat da kiralayacaksınız, hâkim de kiralayacaksınız! Dünyayı sırtınıza alıp taşıyabilecek güce ulaştığınız ana kadar, o kuvvetli temsil edebileceğiniz şeyler elinizde olacağı ana kadar, Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvvet cephenize çekeceğiniz ana kadar, her adım erken sayılır. Bu, 20 gününü doldurmadan yumurtayı kırma gibi bir şeydir. Civcivleri terk eden kuluçka gibi civcivleri doluya, fırtınaya terk etmek gibi bir şeydir. Sesimizi, soluğumuzu, bunca kalabalık içinde ben bu duygu ve düşüncemi sözde mahremce anlattım. Ama sizin mahremiyete sadık, mahremiyet mevzuunda hassas duygularınıza sığınarak anlattım. Biliyorum ki, elinizdeki meyve sularının boş kutularını dışarı çıkarken bir çöp kutusuna attığınız gibi bu düşünceleri de çöp kutusuna atıp geçeceksiniz…” diyerek nasıl bir şeytan olduklarını, hedeflerine giden yolda önlerine kim çıkarsa çıksın ezip geçeceklerini ve yok edeceklerini açıkça itiraf etmiştir. Bu gerçeklere rağmen gerçeği göremedim demenin ne kullar, ne de Allah (c.c.) nezdinde mazereti olabilir mi?

Yeniden bir daha - 01.07.1988

Terör örgütü, Zaman gazetesini tümüyle ele geçirince bu kez de Yeni Ümit adlı dergiyi neşretmeye başlar.

Kocatepe Camii 11 Mart 1990.
Kocatepe Camii 11 Mart 1990.

Haydut mason Kocatepe kürsüsünde - 03.01.1989

8 yıla yakın bir aradan sonra Üsküdar Yeni Valide Külliyesi’nde 16 Mart 1990 tarihine kadar tam 62 hafta sürecek olan seri vaazlarına başlar. Bu dönemde resmi görevli olmadığı halde Ankara Kocatepe Camii’nde (11 Mart 1990 )ve Erzurum’da 43 ayrı vaaz verdirilir.

Türk Cumhuriyetleri'ni isîlâ - 19.11.1989

Süleymaniye Camii’ndeki vaazında örgüt mensuplarına, Türkî Cumhuriyetlere akın etmeleri çağrısı yapar. Emri alan bir ekip, FETÖ firarisi Halit Esendir’in başkanlığında 10 Ocak 1990 günü İstanbul’dan yola çıkar. İşgale başlamanın ilk adımı 11 Ocak günü Gürcistan ve ardından Azerbaycan’a varmaları ile başlar. 28 Mayıs 1990’da ise Özbekistan’a… Hâlen Türkî Cumhuriyetlerde son derece güçlüler.

 FETÖ firarisi Halit Esendir.
FETÖ firarisi Halit Esendir.

Sahte sigorta ile emeklilik - 01.02.1990

12 Mart’taki darbeci dostları gibi 12 Eylül’deki darbeci dostları da kardinali 05.12.1980’de Çanakkale Vaizliğine tayin eder. Terörist başı 1959’da başladığı memuriyeti 16.04.1981’deki istifası ile sona erdirir. Ama o resmi görevli gibi camilerin kürsülerinden bir engelle karşılaşmadan ifsadına devam eder. Devlet memurluğundan ayrılan sahtekâr Gülen’e çalışmadığı halde örgütün şirketlerinden birinde sahte sigorta yapılır. 1 Şubat 1990’da ise emekli olur. Yakın tarihe kadar emekli maaşı alır.

Ermenilere övgü - 01.03.1990

Baba tarafından Ermeni olan Gülen, Mart 1990 tarihli Sızıntı dergisinde tam sayfa resimle Ermenilere övgüler düzer. Osmanlı’nın Ermenilere zulmettiğinden söz eder.

Menderes'e timsah bakışları - 17.09.1990

Gülen hem CHP’li, hem de masondu. İzmir Üçgen mason locasına üye olduğu gün, aynı zamanda CHP’ye de bağışta bulunmuştu. CHP’nin 1958’de İstanbul Beyoğlu Divan Otel’deki Gençlik toplantısına da katılmıştı. CHP’li bir mason olan Gülen, örgütü ve devşireceği kimselere şirin gözükmek için Adnan Menderes ve iki arkadaşının İmralı’daki mezarlarının İstanbul Topkapı’ya yaptırılan Anıt Mezara nakil törenine de iştirak eder.

Yeşil pasaport sahtekarlığı - 07.10.1990

Bir vaizin görevi insanlara iyiyi, güzeli, doğruyu ve hakkı anlatmaktır. Mason vaizin görevi ise ‘mış’ gibi yaparak fitne çıkarmak ve insanları ifsat etmek yani milletin başına çorap örmektir. Sahtekâr yalancı Gülen’in şeytan kadar bile doğrusu yok. Çünkü kendisi şeytandan bile aşağılık bir varlık. Kur’an-ı Kerim’in hannas yani iki ayaklı şeytan olarak tarif ettiği Gülen, kamu görevlisi olmadığı ve geçmişteki kamu görevi de derece bakımından yeşil pasaport almaya yeterli gelmediği halde, devlet içine sızdırdığı kendisi gibi hannasın yardımı ile yeşil pasaport alır. Usulsüzce aldığı pasaportu, Erzurum Valiliği’nin 28 Mart 2014 tarihindeki iptaline dek 24 yıl kullanır. En fazla 10 yıllık alınabilen pasaport en az iki kez de yenilenmiş olmalıdır.

Yeşil pasaport sahtekarlığı.
Yeşil pasaport sahtekarlığı.

Süreç şöyle işler: 7 Kasım 1990’da İzmir Emniyetine müracaat eder. Burada anne adını bile resmi olandan farklı yazar ama kimse itiraz etmez. Emniyet aynı gün yani Mustafa Sait Yazıcıoğlu’nun Başkanlık yaptığı dönemde, Diyanet İşleri Başkanlığı’na yazı yazarak ‘yeşil pasaporta hak kazanıp kazanmadığını’ sorar. Diyanet aynı gün cevap yazarak ‘kazanmıştır’ der. Sadece üç gün gibi kısa bir sürecin sonunda hannas Gülen’e yeşil pasaportu jet hızıyla verilir. Yeşil pasaport çıkarıldıktan sonra, Gülen’in yurt dışına çıkmasında sakınca olup olmadığı konusu araştırılır. Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Daire Başkanlığı’nın 13 Kasım 1990 tarihli yazısı ile ‘sakınca görülmediği’ Yabancılar Hudut İltica Daire Başkanlığı’na bildirilir.

Usulsüzce aldığı pasaportu, Erzurum Valiliği’nin 28 Mart 2014 tarihindeki iptaline dek 24 yıl kullanır.
Usulsüzce aldığı pasaportu, Erzurum Valiliği’nin 28 Mart 2014 tarihindeki iptaline dek 24 yıl kullanır.

Devleti AK Parti döneminde ele geçirdiğini iddia edenler için bu hâdise devletin ne zaman ele geçirildiğine yönelik tarihi bir vesikadır.

  • Resmi doğum tarihi 1942, yaş büyütme ile 1941 yapılmasına rağmen, İzmir’de düzenlenen raporda 1937 olarak yazdırır. FETÖ’nün Bugün gazetesinde yazarlık yapan Prof. Dr. Doğu Ergil, terörist Gülen’le yaptığı mülakattan oluşan “100 Soruda Fethullah Gülen ve Hareketi” adlı kitabında ise doğum tarihini 11 Kasım 1938 olarak söylüyor. 1973’de aldığı bir raporda ise tarih bu kez de 1937 olarak yazdırılır. Nüfustaki adı ‘Fetullah’ olan bu terörist bazı davalarını ‘Fethullah’ diye açmıştır. Harf farkına rağmen mahkemeler usulden reddetmek yerine kabul etmiştir. Zaman gazetesinde sadece bir yılda 220 ‘Fethullah’ diye yazılmasına rağmen adını ‘Fethullah’ şeklinde yazan pek çok kişiye de dava açmıştır. Avukatı firari Orhan Erdemli dava dilekçesine şöyle yazar: “Müvekkilim, hiçbir zaman ‘h’ harfi ekleyerek veya başka bir biçimde ismini değiştirmiş değildir.” Oysa Esas No: 1973/146 Askeri Yargıtay ilamında adı “Fethullah Gülen”, yine Esas No: 2000/124 Ankara 2 Nolu DGM gerekçeli kararında adı; “Fethullah Gülen” diye yazılıdır. Dahası ABD Adalet Departmanı Kriminal Daire Washington D. C. 20530 alınan ifadesinde de adı “Fethullah Gulen” olarak yer alır. MİT ve Emniyet raporlarında da farklı farklı yazılıdır. Aslında bunda şaşılacak bir durum yoktur. Çünkü iki ayaklı şeytandan doğru bir şey beklemektir asıl şaşılması gereken.

25 Aralık Avrupa turu ve gizli görüşmeler - 24.11.1990

Sahtekârlıkla yeşil pasaportuna kavuşan iki ayaklı iblis, ertesi gün Avrupa sohbetlerinin bir parçası olarak 25 gün sürecek Avrupa turuna çıkar. İlk durak olarak Hollanda’nın Amsterdam şehrine gider. Hollanda’dan Danimarka’ya ardından da Fransa’ya geçer. 11.12.1990’da Paris’e gelen Gülen, Notre Dame Katedrali’ni ziyaret eder.13.12.1990’de Paris’ten Roma’ya geçer. Burada gizli görüşmeler yapar. Bu da 19.09.1997’da Papa ile görüşmek için yapılan Vatikan ziyaretinin ilk olmadığını gösterir. Ardından Londra’ya gider. 25.12.1990’da Türkiye’ye döner.

Siyonist çocukları için ağıt - 01.12.1990

1. Körfez savaşında ABD Irak’ı vururken, Saddam Hüseyin de İsrail’e Scut füzeleri atmıştı. Gülen o günlerde şu açıklamayı yapar: “İsrail’de korkudan titreyen çocuklar gözümde tülleniyor.” Körfez Savaşları ve Afganistan ve Irak işgali gibi süreçlerde işlenen cinayetlere ses çıkarmaz. Ancak 2010’da Mavi Marmara şehitleri için “İsrail’den izin almadıkları için şehid sayılmazlar” açıklamasında bulunur.

Türk Cumhuriyetlerine açılım - 01.05.1991

SSCB’den ayrılan Türk Cumhuriyetlerinde faaliyetlere başlar.

Ağlayan ve ağlatan masona sığınmak - 11.02.1991

Ali Bulaç, Vahdet gazetesindeki “Ağlayan ve ağlatan hoca” başlıklı yazısında şöyle diyordu: “Bu artistlere taş çıkartacak profesyonellikle ağlayarak ve ağlatarak, Rasülullah (s.a.v.) adına saçma sapan rüyalar uyduruyor”. 1998 yılında Zaman gazetesinde yazmaya başlayan Bulaç, 15 Temmuz 2016 sonrasında tutuklanıp mahkûm oldu. Bu da kendilerine bir şekilde temas eden kişiler üzerinde özel çalışma yapıp, ister maddi menfaat, ister devşirme, isterse zaaflarından istifade edip kullanmak şeklinde olsun dönüştürdüklerini yahut da kontrol altına aldıklarının bariz bir delili.

FETÖ’yü sarsan rapor

Farklı raporlarda başlıklar açılsa da resmi makamlar FETÖ’ye münhasır ilk raporunu 1972 yılında hazırlar. MİT’in bu raporundan sonra, Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın talebi ile kapsamlı bir resmi rapor hazırlanır. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti filigranlı kağıtlara daktilo edilmiş bir nüshası elimizde olan raporda, Gülen ve Örgütü’nün mason yapılanma biçimi tüm detayları ile ele almış. Raporda, yöneticileri ve il sorumluları isim isim tespit edilmiş ve masonlarla, CIA ve MOSSAD ile irtibatı tespit edilmiş, mason isimler tek tek zikredilmiştir.

Raporun, Gülen örgütü ile masonların ilişki ve ortak çalışma yöntemlerinin anlatıldığı bölümünde şu bilgilere yer veriliyor: “Bu locaları her gruptan, her siyasal yapıda örgütlenerek, ister sağ, ister sol, ister radikal örgüt olsun, tümünün içerisinde faaliyet gösterip esas amaçları doğrultusunda kullanılmaktadırlar. Bu en büyük örgütlenmenin içerisinde, Fetullah Gülen cemaati asıl yer tutar. Bu örgütün localarla yakın teması bilinmektedir. Amerikan gizli servisine ajan yetiştiren Moon tarikatı ile Gülen cemaatinin ilişkileri gelişmiş ve Moon tarikatının her toplantısına cemaat mensupları yoğun bir şekilde katılım sağlamışlardır. Locaların Gülen cemaatinin içerisinde yönetim katında çok üyesi bulunmaktadır. Eğitim alanında locaların çalışmaları ayrı bir yer tutar. Locaların ve Gülen cemaatinden beslenen zeki ve akıllı öğrenciler, locaların ve cemaatin amaçları doğrultusunda kullanılır. Locaların büyük üstatları, siyasetçi, büyük iş adamı, sanayici, hukukçu, bürokrat, devletin üst düzey yöneticileri özenle seçilerek desteklenmekte ve yurtdışı bağlantılarına yarayışlı kişiler ve kurumlar hâline getirilmektedir. Gülen cemaatini siyasi ve ekonomik güç yapmak için Siyonist örgütlenmelerden ekonomik destek sağlanmış, ekonomik boyutlar olarak Koç’un (Sabancı o dönemde zayıftı) tek ekonomik güç olması Türkiye’de kartelleşmesini tamamlaması nedeniyle, Gülen, Kutlular, Yılmaz kardeşler, Aydın Doğan yeni yüzler olarak ortaya çıkmıştır.”

FETÖ’nün Kasım Gülek, Türkiye’deki masonlar ve masonların Gülen ile irtibatını ortaya koyan “Fetullah Gülen- Kasım Gülek İlişkisi” başlıklı bölümünde ise şunlar yazmaktadır: “Fetullah Gülen’ in, Kasım Gülek ile ilişkileri 1960 yıllarına dayanmaktadır. Fetullah Gülen’in CIA, MOSSAD, MOON tarikatı bağlantılarını bilakis Kasım Gülek sağlamış ve birlikte birçok projeye imza atmışlardır. Bunların başlıcaları, İzmir ve Erzurum’da Komünizmle Mücadele Dernekleri kurulmuş, Gülen fiilen bu derneğin kurulmasında ve yönetiminde yer almıştır.”

“Fetullah Gülen Örgütlenme Yapısı” başlığında ise şöyle denilmektedir: “Gülen cemaatinin yükselişe geçtiği dönem ile ABD’nin dünya üzerinde etkinliğinin ve gücünün arttığı dönemle benzeşmesi bir uyumluluk göstermektedir. Gülen cemaati, Reagan iktidarında Sovyetleri çözmek amacıyla yürütülen demokrasi projesinin bir sonucu olarak büyümeye başlıyor.1970 yılında ABD güvenlik konseyinin belirlediği “Yeşil Kuşak” politikasının bir üst aşamaya geçirilmiş hâlidir. Amaçları; Amerikancı iktidarları ayakta tutmak, korumak, kollamak bir yandan da CIA muhaliflerine insan hakları ve demokrasi ihracı görevi vermek…” Raporda mason Gülen’in dışındaki 20 üst düzey yöneticinin isim listesi verilmekte ve bu kişilerden 14’ünün mason olduğu belirtilmektedir.

‘Ben yazdım’yalanı - 01.08.1991

Rahmetli Cumhurbaşkanı Turgut Özal’a sunulan FETÖ yapılanması ve FETÖ-mason ilişkileri raporlarından kâtil Gülen’in de haberi olur. Tedirgin olan iki ayaklı şeytan ilk olarak Sızıntı dergisinin 1991 Ağustos sayısında “Şaşkın Kaptan” başlıklı bir başyazı kaleme alır. Yazısında Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ı şu cümlelerle tehdit eder: “Milletin yolunu kesen kanlı kâbus! Sen çağdaşlık ve çağ atlama naralarıyla kendini avuta dur. Şimdi istersen uyu. Bundan sonra kopacak kıyamet, senin kıyametindir...”

Bu tehditten sonra Korkut Özal, Vehbi Koç ve Aydın Bolak gibi isimlerden oluşan bir heyet İzmir’de Gülen’i ziyaret ederek yazı konusunu konuşurlar. Yalan söylemek konusunda şeytandan daha profesyonel olan bu haydut, Özal’ı kast ettiği gün gibi aşikârken, heyete Özal’ı kast etmediği yalanını söyler.

Yabancı talepleri devşirme süreci başlar - 01.09.1991

Özal tehdidini de kazasız atlatan sapık, yabancı öğrencileri devşirme hareketini başlatır. Bu kapsamda Azerbaycan’dan 100 genç Türkiye’ye getirilir. Ardından ülkelerine gönderilerek devlete sızmaları sağlanır. Aynı usul pek çok ülkede tekrarlanır. Azerbaycan devlet ve şirketleri başta olmak üzere Türk Cumhuriyetlerinin kanında dolaşmaya devam ediyorlar.

‘Kutlu Doğum’ oyunu - 01.10.1991

Terörist başı Sızıntı dergisinde “Kutlu Doğum” başlıklı bir başyazı kaleme alır. “Neden Hıristiyanlarda yılbaşı var da Müslümanlarda olmasın” diyerek yılbaşı haftası gibi kutlu doğum haftası icat edilmesini şiddetle tavsiye eder. Ardından hicri takvime göre kutlanan Kutlu Doğum etkinlikleri milâdi takvime göre kutlanmaya başlanır.

Ajanların Ho‘CIA’sı - 01.03.1992

Haydutluğu, ihaneti, cinayetleri, sızmaları dünya çapında meşhur hâle gelince, gelen geçen mason biraderleri hoca kılıklı şeytanı ziyarete gelirler. Adamlarına verilen talimatla ajanların istekleri yerine getirilir. İşte o örneklerden biri: Birinci Körfez Savaşı sürecinde Türkiye’ye gelen CIA ajanları Barbara Hamhammer (Alman uyruklu), Walter Fritz Walker (Alman uyruklu), Evanrelis Pairetzi (Yunan uyruklu), Timothy Bruce Mithard (İngiliz uyruklu), David Frenkli Rasolt (ABD), David Butson (ABD), Claunde Serge Duthuit (İtalyan uyruklu), Dolchl Kojima (Japon uyeuklu) ile görüşmüş, dönemin Emniyet Genel Müdürünün yardımlarıyla araştırma adı altında Türkiye’de faaliyet yapmalarına imkân sağlanmıştır.

CIA merkezine bilinen ilk uçuşu - 02.04.1992

İki ayaklı şeytan Gülen’in seyahatleri henüz tam olarak bilinmemektedir. Ancak 2 Nisan 1992’de İstanbul’dan ABD’ye uçar. İlk durak New York olur. Kendi iddialarına göre 35 günde 25 eyalete gider. Buralarda kimlerle neler yaptığını şimdilik bilmiyoruz. Ancak tahmin etmek hiç de güç değil.

Özal'a hastane baskını - 05.05.1992

Terörist başının birkaç ay önce ölümle tehdit ettiği Cumhurbaşkanı Turgut Özal, 24 Nisan 1992’de Amerika’nın Houston şehrine gider. 2 Mayıs 1992’de buradaki Medhodist Hastanesi’nde prostat ameliyatı olur. Şeytan Gülen ise bu döneme denk getirdiği ABD gezisinde 5 Mayıs 1992 günü Özal’ın yattığı hastaneye gider. Görüşmek yasak olduğu halde Özal’ın özel doktoru Cengiz Aslan, Gülen’i gizlice Özal’ın yanına alır. Türkiye Cumhuriyeti devletinin cumhurbaşkanı uyumakta, kısa bir süre sonra kâtili olacak olan terörist ise başında resim çektirmektedir. Bu rezaleti ölümsüzleştirmelerinin Özal’a mesaj vermeye yönelik bir amacı olduğu açıktır. Rezalette Turgut Özal’ın özel doktoru Cengiz Aslan’da yer almaktadır.

Rezalette Turgut Özal’ın özel doktoru Cengiz Aslan’da yer almaktadır.
Rezalette Turgut Özal’ın özel doktoru Cengiz Aslan’da yer almaktadır.

Ahmet Özal o zaman ve sonrasını şöyle anlatıyor: “Gülen, babam ameliyat olduğunda ziyaret ediyor. Hatta enteresandır; babamla çekilmiş bir fotoğrafı var. Aslında babamın odasına girilmesi yasakken uyuduğu sırada gizlice girip yanına oturuyor. Resim çektiriyor. Babam bana dedi ki: “Ben bu adamdan (Gülen’den) çekindim. Çünkü adam Türkiye’yi değil dünyayı istiyor!” Cengiz Aslan bu konuda hiç konuşmadı. Aslan’ı 2 kez arayıp kendisi ile Özal’a yönelik hatıraları konusunda mülakat yapmak istediğimizi ilettik. Şahsi telefonlarına hep sekreteri çıktı. Sekreteri, Aslan’ın bu konuları konuşmadığını söyledi. Israrımıza ve haber beklediğimizi söylememize rağmen geri dönülmedi. Daha da ilginci Turgut Özal’ın özel doktoru Cengiz Aslan’ın 29 yaşındaki oğlu Alp Aslan 2008’de Şişli’de ölü bulundu.

Kıtalar arası uçuşlar - 06.05.1992

Özal’ın mahremine tecavüz eden kâtil, bu korsan ziyaretin ardından bir gün sonra Los Angeles’tan Avustralya’ya uçar. Buradaki örgütlenmesine ise 9 Mayıs’ta Sydney’deki bir camide yaptığı konuşma ile başlar. 11.05.1992 tarihinde ise Avustralya’dan yeniden New York’e geçer. 19 Mayıs’ta ise New York’tan bu kez de Brüksel’e uçar. Ardından Hollanda ve Almanya’ya. Sonra da Türkiye’ye döner.

FETÖ elebaşısı Gülen vaazlar vererek Almanya’da örgütleşmenin ilk adımlarını atmıştı. 1995 yılında ise örgüt, Almanya Stuttgart’da eğitim merkezi görüntüsü altında faaliyet gösteren “Das Bildungshaus“ isimli ilk resmi derneğini kurar. 1995’te başlayan kurumsallaşma; etüt merkezleri, eğitim dernekleri, kreşler ve iş adamları dernekleri ile devam eder.

Günümüzde sadece Almanya’da yaklaşık 150 etüt merkezi olduğu bilinmekte. 2003 yılında ise örgüt, etüt ve eğitim merkezlerini bir ileri boyuta taşıyarak, Almanya’da eğitim verecek özel okullar açmaya başlar. Almanya’nın denklik sunduğu bu okullar, büyük şehirlerde faaliyet göstermeye başlayarak, 2016’da sayı olarak 24’e ulaşır. Fakat bu okulların üçü 2016 sonrasında öğrenci bulamadığı için kapanır. Bir diğeri ise sponsorların desteğini çekmesi üzerine iflasını bildirir. Eğitim ve etüt merkezleri gibi, FETÖ’ye ait özel okullar da, yıllarca örgütün hem malî, hem de insan kaynağına dönüşerek, yapının ve iletişim ağının genişlemesine yol açar.

150 etüt merkezi, 20 özel okul, örgüte hibe edilmiş sayısız öğrenci yurdunun yanı sıra, FETÖ’nün STK olarak çeşitli dallarda faaliyet gösteren 300 oluşuma daha sahip olduğu bilinmekte. Bunlardan biri ise, Almanya’daki örgüt yapılanmasının ana oluşumu ve merkezi haline gelen, 2013’te Berlin’de kurulmuş Diyalog ve Eğitim Vakfı (Stiftung für Dialog und Bildung). Yöneticisi olarak gösterilen Ercan Karakoyun ise, FETÖ’nün Almanya’daki sözcüsü olarak biliniyor.

Samanyolu Tv kuruluyor - 13.01.1993

Medya alanında büyümek isteyen terör örgütü Samanyolu kanalını kurar. Yayını ise 30 Nisan 2016’da durdurulur. Terörist yapılanma Samanyolu Tv’den sonra müteakip yıllarda Ebru, Mehtap, Irmak, Samanyolu Haber, Yumurcak ve Dünya isimli yeni kanallar ile çok sayıda radyo istasyonu kurar. Doğan bu medya terörüstünün yayınlarında ‘subliminal mesaj’ olarak isimlendirilen ‘25. Kare’ tekniğiyle kitleler hipnotize edilir.

Uğur Mumcu infaz edilir - 24.01.1993

Uğur Mumcu Ankara’da evinin önündeki aracına yerleştirilen bomba ile öldürüldü. Türkiye’nin karanlık yılları olarak tarif edilen bu dönemde iktidarda FETÖ’nün hamisi mason Demirel ve mason İnönü oğlu İnönü (DYP-SHP) iktidarı vardır. Fatura Müslümanlara kesilir, salyalar akıtılarak “kahrolsun şeriat’ naraları atılır. Ancak bu naraları atanlar iktidar olmalarına rağmen gerçek kâtilleri ifşa etmezler. Etmezler değil edemezler çünkü kancada kendi parmakları ve mason kardeşleri vardır.

Uğur Mumcu Ankara’da evinin önündeki aracına yerleştirilen bomba ile öldürüldü.
Uğur Mumcu Ankara’da evinin önündeki aracına yerleştirilen bomba ile öldürüldü.

Alay eder gibi konuşma

“Adam öldürmekle, Allah’a eş koşmak aynı şeydir” diyerek alay eder. Mumcu’dan sonra da bir buçuk yıl önce Sızıntı’dan tehdit ettiği Turgut Özal’ı öldürtür. En büyük zanlı FETÖ firarisi olan Dr. Mustafa Sarsılmaz ile Eski Fatih Üniversitesi Rektörü FETÖ firarisi Şerif Ali Tekalan. 28 Şubat döneminin Polis İstihbarat Daire Başkanı Bülent Orakoğlu da, Özal’ı öldürenin adını bildiğini söylüyordu. Özal’ın Bakanlarından Halil Şıvgın ise şunları söylüyor: “Rahmetli Özal’ın vefatından birkaç gün sonra Şerif Ali Tekalan ile karşılaştım. Onunla konuşuyoruz, ben üzüntülerimi anlatıyorum, ‘Kafasında büyük projeler vardı, çok büyük şeyler yapacaktı Türkiye için’ dedim. Tekalan bana, ‘Sayın bakan, sen ne diyorsun ya, iyi ki öldü, yapacak bir şeyi kalmamıştı ki’ dedi. ‘Şerif Ali sen ne diyorsun, alacağınızı aldınız o yüzden mi söylüyorsun, yoksa samimi kanaatin mi bu’ dedim…”

20.09.1974’de ölen babası için “Yemek borusu, mide falan kanseri oldu. Sonra bütün vücudunu sardı, metastaz oldu. Öyle gitti bok yere” diyen FETÖ elebaşısı Gülen, “Babama ağladığım kadar ağladığım ikinci insan Özal oldu” diyerek ne kadar büyük bir yalancı olduğunu gösterir.

 FETÖ firarisi olan Dr. Mustafa Sarsılmaz.
FETÖ firarisi olan Dr. Mustafa Sarsılmaz.

Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın rahatsız olarak 17 Nisan 1993’te GATA’da nöbetçi subayı Mustafa Sarsılmaz’dı. Hâlen FETÖ firarisi olan Sarsılmaz, 12 Ocak 1986’da, Burdur ve Isparta polisinin çevirdiği üç otomobilde Gülen ile birlikte bulunan 14 kişiden biriydi. Özal’ın ölümünden sorumlu olan Sarsılmaz, vücut bütünlüğünü bozmadan kokmayı önleme için vücut boşluğuna kimyasal madde enjekte eden ekipte yer almış, cesedi de yıkamıştı. Binbaşı rütbesi ile TSK’dan emekli olduktan sonra FETÖ’ye ait Şifa Üniversitesi’nde Dekan olarak çalıştı.

Yahudi annesi ölür - 28.06.1993

Nüfusta kızlık ismi Rebia, evlendiğinde yine nüfusta ismi Rabia’ya dönüşen, mezar taşında Refia, aile içinde ve pasaport evrakında Rabin olarak anılan Edirne Müdaii Şükrü Paşa’nın yeğeni Sefarad Yahudisi Sabetayist annesi ölür.

Ebulfeyz Elçibey öldü mü, öldürüldü mü? - 01.10.1993

Türkiye yanlısı Ebulfeyz Elçibey.
Türkiye yanlısı Ebulfeyz Elçibey.

Türkiye yanlısı Ebulfeyz Elçibey 16 Haziran 1992’de Azerbaycan’ın 2. Cumhurbaşkanı seçildi. Ancak KGB elemanı Rus yanlıları ve masonlar Elçibey ve yönetimine huzur vermedi. Dönemin cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ise mason biraderi Aliyev’i destekledi. Bu süreçte Gülen de Aliyevi destekler. Çünkü 1991’de Nahcivan özerk Bölgesi Cumhurbaşkanı olan Aliyev, “Mademki Türkiye’ye öğrenci götüremiyorsunuz gelin burada okul açın” diyerek FETÖ’nün Nahcivandaki örgütlenmesinin önünü açmış ve aralarında bir dostluk oluşmuştur. Aliyev, Ruslardan kalan okul binalarını FETÖ’ye tahsis eder. Türk Cumhuriyetlerinde ilk kolej açma macerası işte böyle başlar. FETÖ’cüler de bunun karşılığında Nahcivan’a yiyecek yardımı yaparak bağı güçlendirir.

Gayrimüslim kardeşlerine hoşgörü - 01.10.1993

Müslümanlara sürekli düşmanlık eden haydut, gayrimüslim kim varsa onlara da kardeşlik ediyordu. Aslında onlar gibi inanan ve aynı amaca hizmet eden birinin gayrimüslimlere hoşgörü göstermesinden daha tabii bir durum da olamazdı. Bu kapsamda Sızıntı dergisinde “Hoşgörü” başlıklı başyazısını yazarak dinler arası diyalog sürecini başlatır.

Madrid'deki Müsliman-Hristiyan-Musevi heykeli.
Madrid'deki Müsliman-Hristiyan-Musevi heykeli.

Gazeteci ve yazarlara çengel - 1994

Karanlık mahfillerin emrindeki Gülen, medya ve yazar dünyasına açılmak için 'Gazetecilik ve Yazarlar Vakfı (GYV)'nı kurar. Pek çok liberal, solcu ve İslamcıyı bu vakıf sayesinde kendi safına çeker. Kurulur kurulmaz da 11 şubat 1994'de terörist başının da iştirakı ile İstanbul Bolat otelde o meşhur iftar düzenlenir. Ağına dâhil etmek istediği hemen herkesi buraya davet eder.

Terörist başı iftara katılanlara hitap ederken…
Terörist başı iftara katılanlara hitap ederken…

Eski askerlerede abluka - 1994

1985-87 yılları arasında Jandarma Genel komutanlığı yapmış olan Orgeneral Adnan Doğu, 1994’te İstanbul’da Fatih Koleji’ni ziyaret eder. Burada bu gün itibariyle FETÖ’nün yurtdışındaki okul sayısının 186 olduğu bilgisi verilir. O sırada Yakutistan’dan gelen FETÖ’cü heyetle tanıştırılır. Doğu daha sonra İzmir’de Gülen ile buluşur.

Şer ağı için yeni talimat - 01.11.1994

Sızıntı dergisinde “Kollektif Şuur” adlı başyazıda Türkiye ve İslam dünyasının büyük değişim sath-ı mahalline girmeye başladığına işaret ediyor. Bu yazı, bu tarihten sonra ülkemizde ve İslam dünyasında yaşanacak olan dönüşümün ilk sinyali olur.

Çiller'den rica - 15.12.1994

Terörist başı Gülen, zamanın Başbakanı Tansu Çiller’i ziyaret edip Gülencilerin ordudan atılmak yerine emekli edilmesini ister. Aslında ordudan atılanlar FETÖ’cü değil, FETÖ’cülerin ihbarı ve Kemalistlerin tahammülsüz sonucu ihraç edilen diğer dindarlardır. Ama bunu bile bir mağduriyete dönüştürür.

Doğan ve Bilgin'i ziyaret - 01.02.1995

Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nın İstanbul Dedeman otelinde toplantısından sonra Gülen ve beraberindeki bir heyet, Sabah’ın o dönem ki sahibi Dinç Bilgin ile Hürriyet’in o dönemki sahibi Aydın Doğan’ı ziyaret ederler. Gülen ikiliye iltifatlar yağdırır. Başbakan Mesut Yılmaz’ı pijama ile karşılayan Aydın Doğan ise mason biraderi Gülen’i kapıda karşılayarak, “Ben, siz kapıdan girinceye kadar kendimi dindar gibi hissetmiyordum. Hatta dinsiz gibi yaşadığımı sanıyordum. Sizi görünce, dindar olduğumu anladım. Neden bu güne kadar bu güzellikleri bize göstermediniz. Bu kadar geç kaldınız” der.

Siyasi turlar başlar - 24.03.1995

FETÖ lideri siyasi lider turunun ikincisini mason biraderi ve siyasi hâmilerinden Ecevit’le gerçekleştirir. FETÖ’cülere göre bu görüşme 20 Mart’ta gerçekleşir.

Ecevit'in mason biraderine hayranlığı ve buluşmanın mutluluğu yüzlerinden okunuyor.
Ecevit'in mason biraderine hayranlığı ve buluşmanın mutluluğu yüzlerinden okunuyor.

CHP Genel Başkanı Hikmet Çetin'le buluşma - 11.05.1995

2004 Ocak ayında NATO’nun Afganistan’daki Kıdemli Sivil Temsilcisi görevini üstlenen Hikmet Çetin, 18 Şubat 1995 - 9 Eylül 1995 tarihleri arasında CHP’nin genel başkanlığı görevini yürütür. Terör örgütü FETÖ’nün büyücü ve hipnozcu elebaşısı, 1995 yılı Kurban Bayramı’nın ikinci günü CHP Genel Başkanı mason Hikmet Çetin’i ziyaret eder. Eleştiriler üzerine Çetin “İşte bütün bunlar partiyi böyle küçülttüler. Gülen ile görüşmede ters olan nedir anlamıyorum. Evime gelen herkesle görüşürüm. Yine gelse yine görüşürüm” der. Bu görüşme ve savunma da CHP-FETÖ irtibat karnesine kaydedilir. Resim bu buluşmanın ilk olmadığını gösteriyor.

Gülen, Hikmet Çetin.
Gülen, Hikmet Çetin.

Mesut Yılmaz'la buluşma - 25.06.1995

Bu kez de mason Mesut Yılmaz ile buluşur. Gece yarısı 24:00’ten sonra bir araya gelen ikili 2 saat baş başa kalırlar.

Mesut Yılmaz.
Mesut Yılmaz.

Oğuzhan Asiltürk'le buluşma - 26.06.1995

Mesut Yılmaz’la buluştuktan sonra aynı günün akşamı bu kez Refah Partisi’nin önemli isimlerinden Oğuzhan Asiltürk ile bir araya gelir. Erbakan hoca ve Millî Görüş geleneğini can düşmanı olarak görüp sürekli kaçan Gülen’in bu ziyaretinin altı özellikle çizilmelidir. Erbakan hocanın çizgisinde olan günümüzdeki bazı siyasi partilerin Erdoğan ile savaşı ve terör örgütü mensuplarını savunan hamleleri düşündürücüdür.

‘Zeki Müren ve Aziz Nesin aşkı’ - 01.07.1995

Terörist başı Gülen, "İki kişiye ulaşmayı çok isterdim. Biri Aziz Nesin, diğeri Zeki Müren."der. Örgütün kurucusu CHP Genel Sekreteri Kasım Gülek'in 1967'de evlenme teklifi ettiği Zeki Müren ile görüşüp görüşmediği bilinmiyor. Ancak 6 Temmuz 1995'de Aziz Nesin ile görüşmek üzere bir heyet gönderir. Görüşme Foça'da gerçekleşir.

Terörist başı Gülen,
Terörist başı Gülen,

FETÖ’cülerden Yekta Güngör Özden'e ziyaret - 1995

FETÖ’nün AK Parti dönemine ait bir musibet olduğunu söyleyenler için ders olur mu bilinmez ama yine de tarihî bir gerçeği nakledelim. 1997 yılı Şubat ayında tarihe 28 Şubat Post Modern Darbesi olarak geçecek sürecin baş aktörlerinden biri de Anayasa Mahkemesi Başkanı Yekta Güngör Özden idi. Refah Partisinin kapatılması sürecinde aktif görevler üstlenen Özden’i, eski FETÖ’cü Nurettin Veren başkanlığında bir heyet ziyaret eder. Ziyarette terör örgütünün çeşitli dallarda başarılı olmuş talebeleri de vardır. Ziyaret fotoğraflar çekilerek k ayda geçirilir. Veren, Yekta G. Özden’in Genelkurmay Randevusunu a lan k işi olduğunu belirtip “Bir saat içinde Genelkurmay’a gittik” diyor.

Yekta Güngör Özden.
Yekta Güngör Özden.

Yekta Güngör Özden FETÖ’cülerle birlikte.
Yekta Güngör Özden FETÖ’cülerle birlikte.

FETÖ’cülerden 28 Şubat generaline ziyaret - 1995

28 Şubat zulmünün aktörlerinden olan İsmail Hakkı Karadayı’nın Genelkurmay Başkanlığı (30 Ağustos 1994 - 30 Ağustos 1998) döneminde eski FETÖ’cü Nurettin Veren başkanlığında bir heyet ile FETÖ’cü talebeler, Genelkurmay Karargâhını ziyaret eder. Kayda alınan ziyarette Veren kısa bir konuşma yapar ve “Enteresan olarak İzmir’deki merkez vaizi olan F. Gülen hoca, bunu tavsiye etti ve dedi ki: Cami yapmadan daha kutsal bir iş…” diyor. Karadayı ise, “Gurur duygum. Genelkurmay Karargâhına kolay kolay girilmez. İki ay, üç ay bekleyen innsanlar vardır…” dedikten sonra ayağa kalkıp FETÖ’cü talebelere “Buraya kadar geldiniz, sizlere layık değil ama şu hediyeleri… Başarılarınızın devamını dilerim” diyerek hediyeler verir. Nurettin Veren ise 20 Mart 1981’de istifa ederek devlet memurluğundan ayrılan Gülen’i hâlen İzmir vaizi gibi takdim eder. Üstelik İzmir’de bile olmamasına rağmen.

FETÖ, Anayasa Mahkemesi’nde - 1995

Henüz ne Refah Partisi iktidara gelmiş, ne de Ak Parti kurulmuşken, Anayasa Mahkemesi Başkanı Yekta Güngör Özden ve Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı’nın ardından aynı ziyaret bir emri vaki ile gizli olarak dönemin Başbakanı Tansu Çiller ile de yapılır. Nurettin Veren o dönem hakkında konuşurken şöyle diyor: “Gülen kontrol altına girmekten endişe ederken onlar Gülen’in kontrolü altına girdi.”

Anayasa Mahkemesi.
Anayasa Mahkemesi.

FETÖ, Genelkurmay'da - 1995

Bir konuşmasında örgüt mensuplarına Kur’an-ı Kerim’deki rüşvet vermeyi yasaklayan ayetleri kaale almamalarını söyleyip “hakim kiralamalarını” tavsiye ediyor. Aynı konuşmasında Allah-ü Teâlâ hazretlerine, “3 yaşındaki çocuğu cezalandıracak kadar adaletten mahrum“ sözleriyle iftirada bulunuyor.

Genelkurmay Başkanlığı.
Genelkurmay Başkanlığı.

Terörist başı namaz kıldığını ifşa ediyor - 1995

FETÖ elebaşısı örgüt mensuplarına dindar gözükmek ve dini duygularını istismar etmek için akla ziyan şeyler söylüyor. Konuşmasında “namaz kılarken sağa sola bakan İnsanlar. Rabbin namusuna dokunmuş gibi bana dokunduruyorlar. Keşke o esnada tenasül uzuvlarını çıkarıp başıma işeseler” diyecek kadar da edepten mahrum. Daha da ilginci, eldeki görüntüler kendisinin örgüt mensupları namaza durduğunda, hiçbir şey okumadığı gibi, gözleri ile 180 derece çevreyi dikizlediğini gösteriyor.

Terör Örgütü'nün 'Cihan'a yayılışı

Medyayı silah gibi kullanarak gücünü artırmak isteyen alçak terör örgütü 1994 yılında Cihan Haber Ajansı’nı (CİHAN) kurar.

Cihan Haber Ajansı.
Cihan Haber Ajansı.

Terörist'in Aksiyon'u - 14.12.1994

Karanlık yapıların hizmetkârı olan terör örgütü, mensubu olduğu Vatikan bloğuna ait Cizvit, Opus Dei, Scientoloji, Moon gibi örgütleri taklit eder. O gün pek anlaşılmaz olsa da bugün erişilen bilgi ve belgeler bu taklit emrinin hepsinin bağlı olduğu merkezlerce verildiğini ortaya koyuyor. Bu kapsamda medya organlarına bir yenisini daha ekleyerek ‘Aksiyon’ isimli haftalık haber dergisinin neşrine başlar. 15 Temmuz 2016 işgal ve iç savaş girişiminde TRT’de okuttuğu bildiriyi “Yurtta Sulh Konseyi” adına okutmuştu. Başarılı olsaydı, ülkenin başına geçecek bu terör yapılanmasını Aksiyon dergisi 14-20 Haziran 1997 tarihli 132’nci sayısında böyle kapak yapmıştı.

21 Ekim 1995 - Polat Otel - Gülen ve Bartholomeos.
21 Ekim 1995 - Polat Otel - Gülen ve Bartholomeos.

Medyasının namlularını boyun eğmeyen herkese çeviren terör örgütü, Vatikan ile çekişme içindeki Ortodoks Fener Rum Partikhanesi’ni kontrol altına almak için Aksiyon’un namlusunu patrik Bartholomeos’a çevirir. Derginin 1 Temmuz 1995 tarihli 30. sayısında firari FETÖ’cü Erhan Başyurt’a ait “Patrik Çizmeyi aştı” başlıklı yazı kapağa taşınır. Bu kapaktan sonra Bartholomeos ile terörist başı Gülen bir araya gelir. Görüşmeye o tarihte Yeni Yüzyıl gazetesinde çalışan Aslı Aydıntaşbaş aracılık eder. Ardından Gülen medyası Rum Patriğine övgüler düzmeye başlar. Aksiyon’un 13 Nisan 1996 tarihli 71. sayısında bu kez Mehmet Kamış imzasıyla ‘Diyaloga doğru’ başlıklı bir yazı kaleme alınır ve yazı kapaktan verilir. Böylece şantaj, itaat ve 15 Temmuz’a uzanan süreçteki birlikteliklerini ABD’nin Yemen eski Büyükelçisi Arthur Hughes “Gülen, CIA ve Rum Patrikhanesi’nin desteğiyle darbe yapmak istedi” cümlesiyle özetleyecektir.

Patrik ve FETÖ elebaşısının buluşmasını çeşitli çevreler şöyle övecektir. Hürriyet Gazetesi yazarı Hadi Uluengin 11.04.1994 / Hürriyet): “Mümtaz din adamı ve sivil cemaat önderi Gülen Hocaefendi’nin Fener Ortodoks Patriği 1. Bartholomeos’la gerçekleştirdiği buluşma tarihi nitelik taşıyor. Bu ‘hasbihale’ daha şimdiden mim koymak gerekiyor. En önce de böylesine bir temas talebinde bulunma sağduyusuna başvurduğu için muhterem Patrik’e ve bu talebi olumlu karşılamak bilgeliğini gösterdiği için de muhterem Hocaefendi’ye teşekkür etmek gerekiyor. Çünkü söz konusu birliktelik tüm mukaddes kitapların zikrettiği ve dinler arasında hoşgörü vaaz eden ilahi mesajın taçlandırılması anlamına geliyor.”

Sevinenlerden biri olan “Dinler arası diyalog dâhil bütün diyaloglara ben başından itibaren açığım. Fetullah Gülen Hoca ile Bartholomeos’un görüşmelerini doğru buluyorum” diyen Prof. Mehmet Aydın yalnız değildir. Benzer sözler Prof. Toktamış Ateş, Prof. Niyazi Öktem, Prof. Suat Yıldırım gibi isimlerden de geliyor.

Moskof'ta ilk kolej - 04.09.1995

Rusya/Moskova’da, ilk kolejlerini açarlar.

Rusya/Moskova’da, ilk kolejlerini açarlar.
Rusya/Moskova’da, ilk kolejlerini açarlar.

‘Yanyana oturduk ama konuşmadık’ - 18.09.1995

Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı, Bosnalı Çocuklar Yararına bir Futbol Maçı düzenler. Eski bir futbolcu olan dönemin İBB Başkanı Tayyip Erdoğan ile dönemin Başbakanı Tansu Çiller de maça davet edilir. Erdoğan ile Gülen’in yan yana olduğu meşhur fotoğraf işte burada çekilir. Gülen, Alman ZDF kanalına verdiği meşhur mülakatında, Erdoğan ile kendisinin yan yana oturtulduğunu ama tek kelime bile konuşmadıklarını söyler.

Resimdeki beden dilleri zorunlu bir araya gelmiş olan terörist başı Gülen ile Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın birbirlerinden hiç hoşnut olmadıklarını açıkça ortaya koyuyor.
Resimdeki beden dilleri zorunlu bir araya gelmiş olan terörist başı Gülen ile Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın birbirlerinden hiç hoşnut olmadıklarını açıkça ortaya koyuyor.

Erdoğan’a karşı somurtan Gülen’in Papa söz konusu olduğundaki mutluluğu her yanından okunuyor. Bu aslında sadece Erdoğan’a yönelik bir kin değil, kullanarak ilerlemek istediği İslam’a yönelik bir kindi.
Erdoğan’a karşı somurtan Gülen’in Papa söz konusu olduğundaki mutluluğu her yanından okunuyor. Bu aslında sadece Erdoğan’a yönelik bir kin değil, kullanarak ilerlemek istediği İslam’a yönelik bir kindi.

28 Şubat sürecini başlatma emri - 01.10.1995

28 Şubat sürecini başlatma emri.
28 Şubat sürecini başlatma emri.

Mason terörist Gülen, mensubu olduğu şeytanî aklın ürettiği hipnoz yayınlarından birini daha gündeme alır. Bunca şeyi tek başına üretmek ne Gülen ne de bir başka iki ayaklı şeytan için kolay değildir. Elbette arkada onu komuta eden karanlık bir akıl bulunmaktadır. Bu aklın bir neticesi olarak yayınlanan ‘Yeni Ümit’ adlı derginin Ekim- Aralık aylarını kapsayan 30. sayısında “Kargaşadan nizama (1)” adlı başyazısı ile ufukta kurulması muhtemel Refah Hükümeti’ne karşı savaş ilan eder. Tarihe ‘28 Şubat darbesi’ olarak geçecek olan sürecin hazırlıklarını başlatması için örgütüne emir verir. Aynı derginin Ocak-Mart aylarını kapsayan 31. sayısında “Kargaşadan nizama (2)” adlı başyazısı ile birinci yazıdan daha açık şekilde bütün örgütüne darbe sürecini hızlandırmaları ve sürece hazır olunması ile Orgeneral Çevik Bir’e odaklanılması talimatını verir.

Orgeneral Çevik Bir.
Orgeneral Çevik Bir.

Sızıntı dergisinin Eylül 1996 sayısında kaleme aldığı “Kendi Ruhumuzu Ararken” başlıklı başyazısında ise aynı yılın Haziranında kurulmuş olan Refahyol Hükümetine karşı artık harekete geçilmesi ve yıpratmak için gerekli adımların atılması talimatını verir. Vatikan’ın kardinali baş terörist, Sızıntı dergisinin 1996 Aralık sayısında kaleme aldığı “Buhranlar Ufku Ve Beklentilerimiz” başlıklı başyazısında mermilerinin tümünü Refahyol hükümetine boşaltmaya başlar.

28 Şubat bildirisinin ardından dostu Aydın Doğan’ın kanalında Refahyol hükümetine “Beceremediniz, emaneti iade edin” çağrısı yapar. Mason biraderinin Hürriyet’i ertesi gün, “Beceremediniz, bırakın” manşeti ile çıkar. Aydın Doğan’ın Milliyet’i ise “Gülen de uyardı” manşetiyle benzin döker fitne ateşine.

28 Şubat kararlarından bir gün sonra çıkan 01.03.1997 tarihli Sızıntı’sında ise kinini kusmak için “Kaos içindeki ışık” başlıklı bir yazı kaleme alır. 28 Şubat kararları ile birlikte artık hükümetin devrilme sathına girdiği ve planlarının sonuç vermeye başladığını anlatmak üzere faaliyetlerine hız verir.

Sanatçılardan Gülen'e ziyaret akını - 1995-1999

Vatikan’ın gizli kardinali Gülen, ABD’ye kaçmadan evvel on yıl kadar İstanbul Altunîzâde de ikamet etti. Kendisi için özel yapılan, mahzenleri, gizli asansörleri, tehlikeli bir durumda kaçabilmesi için gerekli her türlü teşkilatın tesis edildiği, gizleme ve kayıt sistemlerinin bulunduğu bu binadan terör örgütünü sevk ve idare etti. Buraya öylesine sık ziyaretçiler geldi ki, isimleri sayılamayacak kadar çok. Bu ziyaretçiler arasında Gülen’in düşman olduğu İslâmî camiadan pek kimse yoktu. Var olanların bir kısmı kripto iken, bir kısmı zorunlu nezaket ziyareti kabilinden.

Ziyarete gelenlerin arasında 15 Temmuz için “şov” diyen, İslam’a ve Müslümanlara yönelik kini ile tanınan Metin Akpınar da var. Sinema sanatçısı Kemal Sunal ise bir başka isim. FETÖ firarisi Faruk Mercan kitabında bu ziyaretlerle ilgili şunları kaydediyor: “Sunal’ın vefatından önce Gülen’in Altunizade’de kaldığı evin terasında görüşüyorlar. Gülen, Kemal Sunal’ı koridorda gülerek karşılıyor. Kemal Sunal ise ciddi bir şekilde ona doğru yürüyor. Gülen “eğer dil sürçmesiyle size Şaban Bey dersem şimdiden özür dilerim” diyor. O da “önemli değil, ne demek hocam” diyerek karşılık veriyor.

1980’li yıllarda bir karikatür dergisinde Gülen’i incitici bir karikatür yayınlanmış. Metin Akpınar ve Zeki Alasya’da bir programlarında bu karikatürü kullanıyorlar. Akpınar sonra Gülen’i Altunîzâde’de kaldığı evde ziyaret ediyor. O karikatürden bahseden Akpınar “Biz komedyenler karikatür dergilerinden yararlanıp espriler yaparız. Espri hapşırık gibidir, ağıza gelince tutulmaz. O espriyle sizi incittik, kusura bakmayın” diyor. Gülen ise önemli olmadığını belirtiyor. Bir de Akpınar’a “Zeki Alasya ile Lorey ve Hardi gibi uzun süredir birliktesiniz” diyor. Akpınar buna “Bizim birlikteliğimiz onlardan daha eski” diye cevap veriyor. Akpınar ile görüşmesini sorduğumda bana Gülen “Onu inançlı bir insan olarak gördüm” diyor.”

Ziyaretçilerden bir diğeri 1996 yılında “Kur’an - İslamiyet, Atatürk ve 19 Mucizesi” adlı rezaletler dolu kitabının yazarı, sunucu Cenk Koray’dır. 1996’da oğlunun ölümünün ardından o da Gülen’i ziyaret eder. Bunlara Pensilvanya’ya gidenleri de eklediğimizde FETÖ ile temas etmeyen neredeyse kimsenin kalmadığı görülür.

Aydın Doğan'a yeni ziyaret - 18.10.1995

Mason biraderi Aydın Doğan’ı Milliyet gazetesinde ziyaret eder.

Yahudi Kılıçali'nin oğlu ile buluşma - 20.11.1995

İstiklal Mahkemesi celladı Yahudi Kılıç Ali’nin mason oğlu Altemur Kılıç, mason Mehmet Ali Birand ve fotoğraf sanatçısı Arif Aşçı bir akşam Gülen’i ziyaret eder. Müteakip günlerde O dönemde Sabah gazetesini yöneten Zafer Mutlu ve gazetenin başyazarı Güngör Mengi, yine Radikal gazetesi Yayın Yönetmeni Sabetayist Mehmet Y. Yılmaz birlikte Gülen’i ziyaret eder. Ardından FETÖ mahkûmuAhmet Altan, yine FETÖ mahkûmu kardeşi Mehmet Altan, Prof. Asaf Savaş Akat ve eşi Nilüfer Göle’yle birlikte Gülen’i ziyaret eder.

Cebrail (a.s.) ile dalga geçiyor - 23.11.1995

Savaş Ay’a konuşmuş ve “Cebrail aleyhisselâm gelse ve Türkiye’de bir parti kursa, kusura bakma ben senin partine girmem, desteklemem” demiştir.

Akıl ve vicdan fukarası ahmaklara Işık Sigorta’yı kurdurur.
Akıl ve vicdan fukarası ahmaklara Işık Sigorta’yı kurdurur.

Sigortacılık sektörüne girer - 01.01.1996

Herkes bilir ki, sigortacılık sektörünün ezici çoğunluğu Siyonist baronların hâkimiyetindedir. Bu sektörde faaliyet göstermek her babayiğidin başarabileceği bir iş değildir. Karanlık mahfillerin şeytanî aklının emrinde olan terörist başı kurduğu güçlü ilişkiler sayesinde sigortacılık sektörüne yönelir ve bir dediğini iki etmeyen akıl ve vicdan fukarası ahmaklara Işık Sigorta’yı kurdurur. MÜSİAD üyelerinin bir araya gelerek kurduğu Dost Sigorta’dan rahatsız olan terörist başı, tüm imkânlarını seferber ederek Dost sigortanın faaliyete geçmesini engeller. Kuruculardan bir bölümünün DGM’lerde yargılanmalarını sağlar.

Akıl hocası Gülek'i kaybeder - 22.01.1996

1960’ların başından bu yana eli ayağı, gözü kulağı olan, terör örgütünün siyaseten önünü açan, yollarını âdetâ altınla döşeyen Polyo Yahudi’si Giritli Mustafa Naili Paşa’nın torunu, İstiklal Mahkemeleri’nin azılı cellladı Kılıç Ali’nin yakın akrabası, Mustafa Kemal’e ABD’den gönderilen bir mektupla milletvekili tayin edilen, CHP’nin meşhur mason genel sekreteri Kasım Gülek, 19 Ocak 1996’da Washington’da ölür. Cenazesi Ankara’ya getirilen Kasım Gülek’in Kocatepe Camii’ndeki cenaze namazını mason biraderi Gülen kıldırır. Müslüman bile olmayan terörist başı Gülen, kardeşi Gülek’ten sonra Ekmelettin İhsanoğlu’nun kayınpederi Prof. Emin Bilgiç’in cenaze namazını kıldırır. Aynı günkü cenazeye Süleyman Demirel, DSP lideri Bülent Ecevit gibi meşhur mason siyasetçiler de katılır.

Tüsiad'çıların Gülen aşkı hiç bitmez - 05.04.1996

Aydın Bolak, Fehullah Gülen, Sakıp Sabancı ve Rahmi Koç’u İstanbul Boğazı üzerindeki yalısına akşam yemeğine davet eder. Birlikte bir akşam geçirirler. Bolak, ardından Four Seasons Otel’de Gülen ile TÜSİAD yönetimini buluşturur. Müteakiben Aydın Bolak, Atlı Köşk’te Sakıp Sabancı ve Rahmi Koç’la bir kez daha buluşurlar. Gülen, Sabancı Kuleleri’nde Sabancı’yı ziyaret eder, burada birlikte öğle yemeği yerler.

Tüsiad'dan terörist başına ödür - 18.04.1996

Türk Ocakları Vakfı tarafından 23 Şubat 1995’de Gülen’e, “Nihal Atsız Türk Dünyası Hizmet Ödülü” verilir. Türk Sanayisi ve İşadamları Vakfı (TÜSİAV) tarafından ilk kez verilen ‘Yılın Adamları’ ödülleri kapsamında mason biraderleri Gülen’e ‘Hoşgörü Ödülü’ verilir. Ankara Dedeman Oteli’nde yapılan törene Gülen de iştirak eder. Ödül sırasına girenlerden biri de Yazarlar ve Sanatçılar Vakfı (TÜRKSAV)’dır. Vakıf 23.02.1997’de terörist başı Gülen’e ‘Türk Dünyasına Hizmet Ödülü’ verecektir.

Aydın Menderes'i ziyaret - 01.07.1996

Gülen sürmekte olan ABD turunda, geçirdiği trafik kazası nedeniyle tedavi için ABD’de bulunan Refah Partisi milletvekili ve Genel Başkan Yardımcısı Aydın Menderes’i ziyaret eder. CHP üyesi, terörist başı mason Gülen, Refah Partisi ve Millî Görüş geleneğine düşman olmasına rağmen Menderes’i ziyaret etmesinin altında da pek çok hinlik mevcuttur. “Üstümde Celal Bayar (Cumhurbaşkanı), altımda Medeni Berk (Başbakan yardımcısı) var. Bunların ikisi de 33. dereceli masondur. Ben iki değirmen taşı arasına sıkışmış buğday tanesi gibiyim!” diyen merhum Adnan Menderes’in oğlunu mason Gülen neden ziyaret eder?

Halit Refiğ ile buluşma - 16.08.1996

Sinema sanatçısı Halit Refiğ ve eşi Gülperi Refiğ, adı gizli tutulan bir reklamcı ve yine adı gizlenen bir gazetenin başyazarı Gülen’e giderler ve birlikte akşam yemeği yerler. Bu buluşmada İslam dünyasını yağmalayan, taş üstünde taş bırakmayan Moğolları över. Moğolistan’daki örgüte ait 4 okulun varlığını belirttikten sonra, “Biz Timur’a hep Moğol demişizdir. Nihat Sami Banarlı gibi bir insan kitaplarında ısrarla “Timurlenk Moğol’dur ve bunlar Türk düşmanıdır”diye yazdı” diyerek eleştirir.

Bank Asya vurgunu - 24.10.1996

Işık Sigorta’nın ardından bu kez de bankacılık sektörüne adım atar. Üstelik 28 Şubat sürecine rağmen. İlk adı Asya Finans ve daha sonra Bank Asya olarak değişecek olan müessese 24 Ekim 1996’da kurulur ve 1 numaralı hesabın gladyocu Gülen’e ait olduğu duyurulur. Refah-Yol hükümeti zamanına denk gelen bu açılışa Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Tansu Çillerdavet edilirken, Başbakan Necmettin Erbakan davet edilmez.16 işadamı tarafından 2 trilyon lira sermaye ile kurulan bankanın ilk Yönetim Kurulu Başkanı İhsan Kalkavan’dır. Banka’nın kurucuları arasında Selçuk Berksan, Mustafa Kavurmacı, Mehmet Hasırcılar ve Ömer Berksan gibi isimler yer alır.

Terör örgütünün bankası içi boşaltıldığı için 2013’de krize girer. Vatikan’ın gizli kardinali Gülen, örgüt mensuplarına Bank Asya’nın iflas etmemesi için para yatırmaları talimatı verir. 29 Mayıs 2015’de TMSF tarafından el konulan bankanın faaliyetleri durdurulur. İncelemeler sonrasında Gülen’in çağrısı üzerine 7 ayda batan bir bankaya örgütün çeşitli katmanlarında görev alan kişilerce 400 bin yeni hesap açıldığı, hesap açanlardan 38 bininin bankanın kapısından bile girmediği tespit edilir. Bunlardan 12 bini ev kadını, 6 bini üniversite talebesidir. Bankaya 15 Temmuz’un en büyük planlayıcılarından firari FETÖ’cü Adil Öksüz’ün 4 milyon lira, 89 bin 797 memurun ise 4.7 milyar lira yatırdığı tespit edilir.

İhsan Kalkavan, Mustafa Kavurmacı, Adil Öksüz.
İhsan Kalkavan, Mustafa Kavurmacı, Adil Öksüz.

Amerikalı JP Morgan’ın ‘mükemmellik ödülü’ verdiği Bank Asya’ya ilişkin yapılan sorgulamalarda terör örgütünün banka üzerinden para akladığı, başta ABD olmak üzere farklı ülkelere para kaçırdığı görülür. Bu da körlerin sağırları yahut soyguncuların hırsızları ödüllendirmesinin bir delilidir.

15 Üniversite açtılar hepsi kapatıldı - 18.11.1996

Şeytanilerin dünya çapındaki Hıristiyanları devşirme örgütü olan Moon, Cizvit, Opus Dei gibi örgütlerin en çok ehemmiyet verdiği konuların başında eğitim gelir. Fransızlar, İngilizler, Almanlar, Amerikalılar, İtalyanlar ve diğerleri Osmanlı toplumu arasında fitne çıkarmak için bu topraklarda sayısız okul kurmuş, yüz binlerce insanı devşirerek kendi adamına dönüştürüp bu sayede memleketine ihanet ettirmiştir. Terör örgütü FETÖ de akıl hocalarının izini sürerek anaokulundan üniversiteye binlerce okul kurar. Bunların ilki mason biraderi, Vatikan ve CIA ile irtibatını sağlayan Kasım Gülek’in karısının bağışladığı arazi üzerine İstanbul’da kurulan Fatih Üniversitesi’dir. 1996-97 öğretim yılında kayıt almaya başlayan bu üniversiteyi 14 üniversite izler. İstanbul Beylikdüzü’ndeki üniversitesinin açılışı mason biraderi, dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel tarafından yapılır. Başbakan Necmettin Erbakan ise yine açılışta yoktur. 23 Temmuz 2016’da OHAL kararnamesi ile 15 üniversite kapatılır. İşte kapatılan FETÖ üniversiteleri: Ankara Altın Koza (İpek) Üniversitesi, Bursa Orhangazi Üniversitesi, Samsun Canik Başarı Üniversitesi, Diyarbakır Selahaddin Eyyubi Üniversitesi, Kayseri Melikşah Üniversitesi, Konya Mevlana Üniversitesi, İzmir Şifa Üniversitesi, Ankara Turgut Özal Üniversitesi, Gaziantep Zirve Üniversitesi, Adana Kanuni Üniversitesi, İzmir Üniversitesi, İstanbul Murat Hüdavendigar Üniversitesi, İzmir Gediz Üniversitesi, İstanbul Süleyman Şah Üniversitesi, İstanbul Fatih Üniversitesi.

Bunlar sadece Türkiye’deki üniversiteleridir. Dünyanın dört bir yanına yayılmış pek çok üniversite ve okulu ise ne yazık ki hâlâ faaliyettedir. Almanların bu konuda kendilerine büyük destek sağladığı biliniyor. Dikkat edilirse üniversitelere Müslümanların en kıymetli şahsiyetlerinin isimleri verilmektedir.

Başkan Erbakan'ın iftarına masonlar katılmaz

Katılmayan tek davetli Gülen oldu - 10.01.1997

Başbakan Erbakan, Diyanet İşleri eski ve mevcut başkanları Said Yazıcıoğlu, Mehmet Nuri Yılmaz, Lütfi Doğan, Ahmed Yaşar, Kemal Kaçar, F. Gülen, Enver Ören, Mahmut Ustaosmanoğlu, Kemal Güran, Menzil Abdülbaki Efendi, Haydar Baş, Tahir Büyükkörükçü, Mahmud Esad Coşan, Nazım Kıbrisî, Said Özdemir, Mehmed Kırkıncı, Mehmet Kutlular, Sefer Dal, Akif İnan, Dârendevi, Caferi Cemaati temsilcisi, Raşit Küçük, Mehmet Emin Er, Asım Köksal, Mehmet Emin Halveti, Emin Acar, İsmail Turan, Ankaralı Ömer Efendi, Abdullah Büyük, Hüsnü Aktaş, Rıza Çöllüoğlu, Halil Gönenç, Mehmet Savaş, Emin Saraç, Ali Rıza Demircan, Mahmut Vanlıoğlu, Abdullah Çetin Farukî, Abdullah El- Cizrevî, Hacı Galip Efendi, Hüseyin Aksarayî, Ali Küçüker, Bahri Tunç, Baran Yüksel, Mehmet Nayir, Hasan Burkay, Ali Ramazan Dinç, Hikmet Tuzkaya, İrfan Gündüz, Abdürrahim Reyhan, İhsan Tamgüney, İsmail Karakaya (Din. Gör. Federasyonu Başkanı) gibi isimlerden oluşan 51 kişiye iftar daveti gönderdi.

Gâvurlara hoşgörülü ama Müslüman’a hoşgörüsü olmayan ve iftara katılmayan Vatikan kardinali FETÖ ele başısı, GYV iftarında bu hususta, “RP ne mülahazayla bu yemeği planladı, bilemem. Onlarla birlikte bu meseleyi tasarlamadım. Orada maalesef hiç tarikat şeyhi yoktu. Kimdi bu zatlar? Bunlar cüppe giyen, sarık saran kişilerdi, dindar olarak oraya çağırıldılar. Bunu Başbakan söylemeli miydi, söylememeli miydi, bilemem. Ben onların yerinde olsaydım, Türkiye’de insanlar birbirleriyle boş yere uğraştıklarından uzun uzun düşünürdüm!” der. Müslümanların düşmanı, gayrimüslimlerin ise dost olan Gülen, din kardeşleri ile iftarlar zincirini sürdürür. 24 Aralık 1998’deki ‘ehli kitap iftarı’ adını verdikleri iftara Rum Ortodoks Patriği Bartholomoes, Ermeni Ortodoks Patriği Mutafyan, İstanbul Musevi Hahambaşısı David Aseo ile diğer gayrimüslim liderleri katılır.

Başkan Erbakan'ın iftar davetine katılanlardan bazıları:

Müslüman'ın davetine ret, Gayrimüslimlere davet - 27.01.1997

Karanlık yapıların has çocuğu ve efendilerine hizmetten bir an bile geri durmayan ve Sabetayist kadının oğlu olan Gülen, en büyük düşmanlarından biri olarak gördüğü zamanın Başbakanı Necmettin Erbakan’ın iftar davetine iştirak etmez.17 gün sonra kendisi İstanbul Hilton’da bir davet verir. İftarına Hıristiyan ve Yahudi cemaatinin ileri gelenlerinin yanı sıra, örgütüne sempati ile bakan veya sempati ile bakmasını arzu ettiği, devşirmeye müsait, gazeteci ve işadamlarını davet eder.

Gayrimüslimlere davet.
Gayrimüslimlere davet.

İftar, İngilizce dualarla açıldı.
İftar, İngilizce dualarla açıldı.

Davetlilerden bazıları.
Davetlilerden bazıları.

Adnan Kahveci'nin oğlu: Babamı bir doktor öldürdü - 05.02.1993

Rahmetli Turgut Özal’ın Maliye Bakanı olan Adnan Kahveci, karısı ve kızı ile birlikte kaza süsü verilmiş bir cinayete kurban gitmişti. Rahmetli Adnan Kahveci’nin oğlu Cihan Kahveci, “Babamı öldüreni biliyorum” diyor ve ekliyor: “Katil bir doktor. Babam, Özal’a da yakın birisiydi. Kadın göndermek istediler. Ancak babam kabul etmedi. Babamı, Özal’ın beyni olduğu için öldürmeye karar verdiler. 1993’ten sonra bu kişi inanılmaz bir servete sahip olmaya başladı. Turgut Özal’ı zehirleyerek öldüren kişiyle, babamı öldürenin aynı kişi olduğunu biliyorum. 1960 doğumlu olan danışman, aslında tıp doktoru olmasına rağmen mesleğini yapmıyordu” demişti. Bu tanımlama, okların iki kişiye yönelmesine yol açmıştı. Biri Erhan Göksel, diğeri ise FETÖ’cü Şerif Ali Tekalan’ı. Kahveci’nin 1960 olarak verdiği tarih ikisi için de geçerli değildi. Zira Göksel 1959, Tekalan ise 1952 doğumluydu.

Adnan Kahveci.
Adnan Kahveci.

Cihan Kahveci’nin iddialarının muhatabı Erhan Göksel, Ergenekon sanıkları arasındaydı ve 2010 yılında ABD’de bir otelde ölü bulunmuştu. Şimdi konuşamazdı ama eşi iddiaları ‘deli saçması’ olarak niteliyordu. Özal ve Kahveci’yi öldüren kişinin aynı kişi olduğunu ve Özal’a yakın bir doktor olduğunu ve 1993’den sonra hatırı sayılır bir servet sahibi olduğunu hatırdan çıkarmadan devam edelim. Rahmetli Özal, 11 gün sürecek olan son seyahatini 4 Nisan 1993’te Orta Asya’ya yapmıştı. Yanı başında seyahat eden kişi, FETÖ’nün has kullarından firari terörist Prof Dr Şerif Ali Tekalan’dı. Tekalan, Özal’ı bu gezide FETÖ’nün okullarına götürmüş ve burada limonata ve pasta ikram edilmişti. Latif Erdoğan ise, Tekalan’ın, Özal ölmeden önce “O tıbben ölü bir adam” dediğini söylüyor. Erhan Göksel ve Şerif Ali Tekalan her ikisi de mesleklerini yapmayan tıp doktoruydu. Her ikisi de Özal’a yakındı. Biri yani Göksel otelde ölü bulundu. Diğeri ise firari. Nereden baksanız her yol FETÖ’ye çıkıyor.

Özdemir Sabancı - 09.01.1996

Özdemir Sabancı, Hacı Ömer Sabancı’nın en küçük oğluydu. Onu diğerlerinden ayıran en temel özellik; çok zeki olması, dine karşı bir duruşunun olmamasıydı. Ayrıca Türkiye’yi şaha kaldıracak kimya projeleri vardı. Zira Manchester Üniversitesi’nde kimya mühendisliği okuduktan sonra İsviçre’de kimya mühendisliği alanında ihtisas yapmıştı. Projelerini gerçekleştirmek için Sabancı Holding bünyesindeki en büyük kuruluşlardan biri olan SaSa Polyester Sanayi A.Ş.’yi kurmuştu. Otomotiv sektörüne karşı büyük bir ilgisi vardı. TemSa’da Mitsubishi otobüs, minibüs ve ticari araçlarının üretimini başlatmıştı. Ayrıca Toyota’yı Türkiye’de %50-50 ortaklıkla bir otomobil fabrikası kurmaya ikna eden de oydu. Özdemir Bey, SaSa, TemSa, ToyotaSa, PilSa, YazakiSa, SapekSa ve AkkardanSa şirketlerini de yönetmekteydi. Türkiye’nin en korunaklı, güvenlikli binasında iş yapan Özdemir Sabancı’nın faaliyetleri birilerini fena halde rahatsız etmekteydi. İhale kendileriyle hiçbir derdi olmayan DHKP/C adlı terör örgütüne verildi. Terör örgütü üyeleri, Türkiye’nin en yüksek güvenliğe sahip binasına silahlarıyla sokuldular.

Özdemir Sabancı.
Özdemir Sabancı.

ToyotaSA Genel Müdürü Haluk Görgün ve sekreter Nilgün Hasefe’yle birlikte Özdemir Sabancı katledildi. İki saldırganın binaya girmesini sağlayan ve Avrupa’nın koruduğu diğer kâtil Fehriye Erdal, 3 Kasım 1996’da meydana gelen Susurluk Kazası’nda ölen polis müdürü Hüseyin Kocadağ’ın aracılığı ile işe alınmıştı. Ardından Toyota, Sabancı ile ortaklığından çekildi. Katillerden Mustafa Duyar, 15 Şubat 1999 tarihinde Afyon E Tipi Kapalı Cezaevi’nde çıkan bir isyanda Karagümrük çetesi mensuplarınca kaldığı 5/A koğuşunda tabancayla vurularak öldürüldü. Cinayet, Duyar’ın bir gazeteciye konuşmasına ramak kale meydana gelmişti. FETÖ, Ergenekon iddianamelerinde Sabancı cinayetini de dosyaya dâhil ederek sulandırmak ister. Polis, asker ve adlî teşkilatlarını kontrol eden terör örgütü FETÖ, Sabancı suikastı, Özal, Yazıcıoğlu cinayetleri gibi meseleleri neden çözmez? Çözmez, çünkü kendisi yahut FETÖ’nün de ağababaları da işin içindeler. Türkiye’nin yapması gereken şey, 1980 sonrası tüm fâili meçhulleri çözecek özel seçilmiş kişilerden oluşan, bir özel adlî birim kurmasıdır. Sabancıların, Özdemir Sabancı cinayetinden sonra Gülen ile yakın durması acaba çaresizliğin bir sonucu muydu?

Alpaslan Türkeş'i de öldürmüşler - 4 Nisan 1997

16 Mayıs 2020’de bir yazı kaleme alan Latif Erdoğan şunları yazdı: “1997 yılıydı. (Gülen) Telefonla aradı, görüşmek için davet etti. Odasına geçtik. “Türkeş beni öldürtmek için emir vermiş. Vazifelendirdiği de bizim arkadaşlardan biri. Geldi boynuma sarıldı. ‘Hocam, ben size nasıl kıyarım’ dedi ağladı. Sonra da olayı anlattı” dedi. Aradan üç-beş gün geçmişti ki, Alparslan Türkeş aniden ve kalp krizinden vefat etti.”

Erdoğan bu yazdıklarını ilk olarak 08.03.2014 tarihinde AHaber Deşifre programında dile getirmiş. Bu husustaki ilk iddia Erdoğan’a ait değil. İlki, 2003’de Hürriyet gazetesinde yayınlanmış. 1 Aralık 2003 tarihli Hürriyet’teki “Zehirlendiler mi” başlıklı haberde şunlar yazılmış: “Türkeş’i zehirlediler mi? Alparslan Türkeş, 24 Mart 1997 tarihinde Almanya’nın Hamburg kentine gittiler. Türkiye’ye dönmeden üç gün önce de bir sağlık kontrolünden geçti. Check-up sonucu çok temiz çıktı. Klinikte görevli Alman Dr. Mejer de, Türkeş’e, ‘‘Sayın Türkeş sizi tebrik ederim, 20-25 yaşındaki sağlıklı bir delikanlı gibisiniz’’ diyordu.

Türkeş, 4 Nisan 1997 Cuma günü önce Amasya Belediyesi’ni ziyaret etti, burada öğle yemeğini yedi. Yemek sırasında, Amasya’da oturan baldızının getirdiği yaprak sarmalarının tadına baktı, biraz da portakal suyu içti. MHP lideri daha sonra Partisi’nin Amasya İl Kongresi’nde hazır bulundu. Türkeş, kürsüde konuşmasını yaparken boğazındaki bir gıcıkla çok şiddetli bir şekilde öksürmeye başladı, adeta boğulacak gibi olmuştu. Bitkindi. Türkeş, Ankara’ya ulaştı. Geç saatlerde Hilton’dan ayrıldı, evine doğru yöneldi. Otomobili Çankaya’ya tırmanırken, nefes almakta güçlük çekmeye başladı. Şoförü Alparslan durumu fark etti ve Çankaya Kliniği’ne yöneldi. Alparslan Türkeş, hastaneye ulaşmıştı, ama hayata veda etmişti. Üç gün önceki checkup raporları da Türkeş’i kurtarmaya yetmemişti.

Potasyum olabilir

MHP’li Rıza Müftüoğlu anlatıyor: ‘‘Günümüzde, bir insana potasyum yüklenerek, onun belli bir süre sonra ölümüne yol açılabiliyor. Ancak, otopside hiçbir iz bulunamıyor. Başbuğ, büyük bir ihtimalle potasyum yüklenmesi gibi çok profesyonel bir yolla öldürülmüştür.” Alpaslan Türkeş’in ölümüyle 11 Ağustos 2016’da AHaber’e konuşan ve 20 yıla yakın Türkeş’in koruma Müdürlüğünü yapan Tahsin Pehlivanoğlu ise şunları söylüyor: “Kesinlikle ve kesinlikle Başbuğ’un ölümünde FETÖ terör örgütünün parmağı var. Başbuğumun vefatının ilk gününden beri benim söylediğim tek kelime var. Başbuğ’um öldürüldü ve zehirlenerek öldürüldü...”

Türkeş'e müdahale eden kişi firari Fetöcü

10.10.2019 tarihinde Fransa.turkfederasyon.com adresinde Türkeş’in hayatı hakkında neşredilen “Vefatı” başlıklı yazıda, meseleyi FETÖ’ye götüren şu ilginç bilgiler yer alıyor: “Alparslan Türkeş, 4 Nisan tarihinde Ankara Hilton Oteli’nde katıldığı bir nişan merasimi dönüşü özel aracında saat 22:30 sıralarında fenalaştı. Araba ile hastaneye götürülürken yanında bulunanlara “Arabanın camını açın, daraldım” diyen Türkeş’in bu sıralarda yüzü sarardı ve nefesi sıkıştı. Bunun üzerine evine en yakın yerde bulunan Fatih Üniversitesi Çankaya Tıp Merkezi’ne götürülen Türkeş’e burada kalbi güçlendirici iğneler yapıldı.” Şimdi burada duralım ve götürüldüğü yer ve yapılanlara dikkat edelim. Götürüldüğü yer, terör örgütü FETÖ’nün kapatılan Fatih Üniversitesi’nin Ankara Çankaya’daki Tıp Merkezi. Bu tıp merkezini tercih eden kişi, Türkeş’in özel şoförü Alpaslan Sarıkaya. Türkeş’e ilk müdahaleyi yapan kişi ise FETÖ firarisi Dr. Hüseyin Aka.

Fetöcü doktor anlatıyor

Alparslan Türkeş’e burada ilk müdahaleyi yapan Dr. Hüseyin Aka olayı şöyle anlatmıştır: “Sayın Türkeş’in rahatsızlanarak hastanemize getirildiği söylenince apar topar geldim. Saat 22:45 civarındaydı. Bize gelir gelmez baktım durumu iyi değil. Hemen müdahaleye aldık. Müdahale 10 dakika kadar sürdü. Bu arada Bayındır Tıp Merkezi’ni arayarak hazırlık yapmalarını haber verdik. Prof. Dr. Arif Özdemir’le birlikte 5 dakika içinde Bayındır Tıp Merkezi’ne götürdük. Bu arada ambulans içinde suni teneffüse devam ettik. Gayet güzel müdahaleler yapıldı. Ama bize geldiğinde de kalbi çalışmıyordu.”

‘Bayındır'a geldiğinde ölmüştü’

Alpaslan Türkeş, FETÖ’cülerin Çankaya Tıp Merkezi’nde yaptıkları müdahaleler sonrasında Bayındır Hastanesi’ne kaldırılır. Konuyla ilgili açıklama yapan Bayındır Hastanesi nöbetçi Doktoru Sertaç Yıldırım ise şunları söylüyor:

  • “Alparslan Türkeş’in hastaneye getirildiğinde kalbi tamamen durmuştu. Kendisine masaj ve şok tedavisi uygulandı. Yoğun bakımı sırasında bir ara kalbi yeniden çalışır gibi olduysa da alınan bütün tıbbî tedbirlere rağmen Türkeş’in vefatına engel olunamadı.”
  • Bu hususta Fransa.turkfederasyon.com adresindeki haberde şunlar yazmaktadır: Cenaze namazını kıldıracak olan Mehmet Nuri Yılmaz, beraberindeki Fetullah Gülen ile musalla taşının yer aldığı bölüme geçebilmek için büyük çaba sarf etti. Diyanet İşleri Başkanı’nın ardından Cumhurbaşkanı Demirel ile diğer protokol da büyük güçlükle musalla taşının bulunduğu bölgeye ulaşabildiler. İzdiham nedeniyle cenaze namazı için güçlükle saf tutulabildi. Cenaze namazı, düzenin sağlanmasının ardından, musalla taşının önünde yüksekçe bir yere çıkan Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Nuri Yılmaz tarafından kıldırıldı…”

FETÖ’den Türkeş'e tehdit yazıları

Mason Gülen’in yazıları incelendiğinde, Türkeş’in ölüm tarihi olan 4 Nisan 1997’den kısa bir süre önce Sızıntı Dergisinde isim vermeden şunları yazdığı görülüyor:

Sızıntı, Mart 1997, Cilt 19, Sayı 286: “Dünyada ettiğini bulmamışsan, ahirette kat kat bulacağını düşün ve titre! Kan döküp taşkınlık yapmak, her zaman döneklikte bulunmak ve başkalarına komplolar kurmak, çevreyi korkutsa da er-geç sahibini perişan eder. Ağarsın ak günler, gelsin zulmetin eceli!”

FETÖ elebaşısı, Yeni Ümit, Nisan-Haziran 1997, Cilt 5, Sayı 36’daki makalesinde ise şunları yazmış: “Hâlin gereklerine göre, bir kısım muvakkat menfaat ve çıkarları açısından, bir gün şöyle bir millet-bir gün böyle bir millet olma, daha doğrusu görünme garâbeti içinde sürekli çırpınıp durdu; kâh Turancılık soluklandı, kâh çiftçi-köylü millet olduğunu mırıldandı... Heyhat!. Nice ömürler heder olup gitti. Yukarıdaki koyu ve altı çizili kısım kimi anlatıyor? Alpaslan Türkeş ve yönettiği ideolojiyi değil mi? Bu yazıdan birkaç gün sonra bir siyasî lider ölmüşse, bunca iddiada ortada durmakta ise ve FETÖ’nün bir cinayet örgütü olduğu da sayısız kez ispat edilmişse ve devletin tepesi olan Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ı bile infaz etmiş bir örgüt olan FETÖ, Türkeş’i mi zehirleyemeyecek?

28 Şubat’a açıktan destek.
28 Şubat’a açıktan destek.

28 Şubat’a açıktan destek - 23.03.1997

Bin yıl süreceği dile getirilen ve ‘Demokrasiye balans ayarı’ yaptık denilerek millet ve değerleri ile dalga geçilen, 28 Şubat zulüm bildirisi yayınlanmıştır. 28 Şubat sürecinin destekçisi ve siyasi hamilerinden Bülent Ecevit ile 28 Şubat sürecini değerlendirmek için buluşurlar. Bu buluşmadan sadece iki gün sonra, 29.03.1997’de FETÖ terör örgütü 28 Şubat zulmüne desteğini hipnozcu kanalı Samanyolu’nda “Asker yetkisini kullandı” diyerek İslam, Müslüman ve Türkiye düşmanı askerlerle ittifakını açıkça ilan eder.

Terör örgütünün Mesiyanik yayın organı Sızıntı’nın 01.04.1997 tarihli sayısında ise neşrettiği “Kaosun ötesindeki dünya” başlıklı başyazısında ise Refahyol Hükümetinin devrilmesi ve ardından yapılması gerekenleri sıralar. Askere, Müslümanlara nasıl zulmetmesi gerektiğinin rotasını çizer. O rota çerçevesinde İmam Hatip Liseleri’nin orta kısımları ile Kur’an Kursları kapatılır. YÖK ise katsayı adını verdikleri baraj uygulamasına geçerek İHL mezunlarının üniversitelere girmesinin önüne geçer. Bu uygulama A. Necdet Sezer’in atadığı mason Erdoğan Teziç’in görev süresinin dolması üzerine YÖK’e yeni başkan atanır. YÖK Genel Kurulu katsayı zulmüne 21 Temmuz 2009 tarihinde aldığı kararla son verir.

Asker sivilden daha demokratmış - 16.04.1997

Yakın dostu, ‘hükümeti ben kurar, ben yıkarım’ diyen Aydın Doğan’ın Kanal D’sinde askerleri över, doğru yaptıklarını ve sivillerden daha demokrat olduklarını, Erbakan’ın zorla idareden alaşağı edilmesi gerektiğini söyler. Ertesi gün İslam düşmanı bazı gazeteler terörist başının “Asker daha demokrat” manşeti ile çıkar.

Sıkışınca ABD'ye kaçtı - 01.06.1997

Askeri desteklese de devlet içindeki bazı gruplar terörist başı hakkında soruşturma başlatır. O da ‘anjiyo olma’ bahanesiyle bir süreliğine ABD’ye kaçar. 28 Haziran 1996’de kurulan Refah- Yol hükümeti, 30 Haziran 1997’deki istifa ile düşer ve mason Demirel’in görevi mason biraderi Mesut Yılmaz’a vermesi üzerine rahat bir nefes alarak 30 Eylül 1997’de ABD’den Türkiye’ye geri döner.

Mason birader Doğramacı'ya ziyaret - Ekim 1997

Mesut Yılmaz’ın başbakan olması ile rahatlayan terörist başı, asıl vatanı ABD’den döner. İşte tam bu sırada mason biraderi, YÖK’ün kurucu başkanı, Sabetayist İhsan Doğramacı, karanlıklar prensi Gülen’i ziyaret eder. İstişarelerde bulunurlar.

2010 yılında Bilkent Üniversitesi çevresine asılan bu afişin sahibi “Bilkent Düşünce Kuruluşu” Doğramacı’nın mason kıyafeti ve mason biraderi Gülen’in resmi ihtiva ediyor ve şöyle yazıyor: “Bizi bizden kimse koparamaz”

Doğramacı-Gülen buluşmasında gündeme gelmiş miydi bilinmez ama 2007’de Bilkent Üniversitesi’nin FETÖ’cülere satılacağına dair haberler çıkar. Sonrası muamma, satıldı mı, satılmadı mı bilmiyoruz. Ama bildiğimiz şey ÖSYM’nin soru kitapçıklarının yıllarca Doğramacılara ait matbaa tesislerinde basıldığı.

Sabetayist İhsan Doğramacı.
Sabetayist İhsan Doğramacı.
  • Müslüman'a somurturken Yahudiye muhabbet
  • Amerika'da Yahudilerle Vatikan buluşması
  • Anjiyo bahanesiyle gittiği ABD’de Yahudi örgütü ADL’in başkanı beyaz Rusya Yahudi’si Abraham Foxman ile özel bir görüşme yapar. Foxman papa ile görüşmenin ayarlanması yolunda Gülen için Vatikan’ın Amerika Kardinali John O’connor’dan randevu alır.

Moskova'dan da ödül - 10.08.1997

Rusya Yazarlar Birliği, Gülen’i Rusya’ya davet eder. O sırada ABD’de olduğu için gitmediği rivayet edilir.

Gizli kardinalliğin merdiveninde bir adım - 19.09.1997

Papa II. John Paul’un en yakın adamı olan New York Kardinali John O’Connor ile buluşup baş başa görüşür. Bu görüşmeden 10 gün sonra 30.09.1997’de anavatan ABD ziyaretini tamamlayıp Türkiye’ye döner.

Vatikan'ın Amerika Kardinali John O’Connor.
Vatikan'ın Amerika Kardinali John O’Connor.

28 Şubat'a katkılarından dolayı Demirel'e ödül - 25.12.1997

Gülen, başkanı olduğu Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nda dönemin Cumhurbaşkanı Demirel’e ‘Ulusal Uzlaşma Ödülü’ verir. Demirel burada şöyle der: “Türk milletinin birlik ve beraberliğini pekiştirecek bu akşamki gibi hareketlerin yanındayım. Aramıza tahrik sokmaya çalışan, bizi birbirimize düşürmek isteyen varsa karşı çıkın. Bu yapılanları takdirle karşılıyorum. Bu tören çok öğretici olmuştur. Bu ödülü Türkiye’nin bölünmez bütünlüğüne, barış içinde yaşamasına verilmiş sayıyorum.”

Mason Gülen, mason biraderi Demirel'e 28 Şubat'a katkıları için ödül verirken.
Mason Gülen, mason biraderi Demirel'e 28 Şubat'a katkıları için ödül verirken.

Erdoğan: Evvela bunların hakkından gelmek lazım! - 1998

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı iken Recep Tayyip Erdoğan, Gülen ile Altunizade’deki merkezinde görüşür. Görüşmeden çıkan Erdoğan, beraberindekilerle asansörde değerlendirme yapıp “Evvela bunların hakkından gelmek lazım” der. Türklerin bu huyunu bilen haydut Gülen, asansöre sadece kendisinin dinleyebildiği bir dinleme cihazı yerleştirmiş, olan biteni dinlemektedir. Millî Görüş’ün bir ferdi olması hasebiyle sevmediği Erdoğan’a yönelik kini bir kez daha artar. Gülen bu durumu Alman ZDF televizyonuna verdiği mülakatta şöyle anlatır: “Bi kere başta onunla (Erdoğan’la) sıkı münasebetim olduğu söylenemez. Hayatımda bir kere Belediye Başkanı iken zannediyorum o bana ziyarete geldi. Ben de ona ziyarete gittim. Bir çay ikram etti mi etmedi mi bilmem. İkinci görüşmem parti kurmak istediği zaman yanıma geldi. Şimdi el koydukları, temellük ettikleri FEM okulu vardı, onun üstünde burada gördüğünüz oda gibi bir odada kalıyordum. “Parti kurmak istiyorum, Necmettin Erbakan’dan ayrılmak istiyorum” dedi, bana fikirlerimi sordu. Parti kurma gayesiyle düşüncemi almak için geldiğinde asansörle aşağı inerken yanındaki arkadaşa diyor ki, “Evvela bunların hakkından gelmek lazım" Tahammülsüzlüğünü ta o zaman ifade ediyor."

Recep Tayyip Erdoğan.
Recep Tayyip Erdoğan.

Bir dönem örgütün en önemli yöneticilerinden olan ve daha sonra örgütten ayrıldığını belirten Latif Erdoğan, Gülen’in dinlemelere ilgisinin çok eski olduğunu, örgütten bazı kişilerin dinlemeler için İsrail’de eğitim aldığını söylediğini açıklıyor. Latif Erdoğan, Gülen’in terör örgütünün tüm elemanlarını bile dinlettiğini bu dinlemeleri bir ‘keramet’ gibi kullandığını söylüyor.

Doğu Perinçek'in boş kehaneti - 01.02.1998

Rusya, Çin ve İngiltere’nin ortak adamı Doğu Perinçek’in Aydınlık dergisi, 1 Şubat 1998 tarihli nüshasında “Fetullah Gülen’in sekiz aylık ömrü kaldı” kapağı ile çıkar. Bundan kasıt neydi bilinmez ama terörist başı ceseden hâlâ sağ. Örgütünün de tümüyle çözüldüğünü kimse söyleyemez.

TÜSİAD – FETÖ kardeşliği - 01.11.1997

1971’de kurulan TÜSİAD, ilk 30 yılında 10 başkan, son 17 yılında ise 9 başkan değiştirdi. En sonunda Türk bir başkan bulamayınca, İtalyan Simone Kaslowski’yi başkan yaptı. Gerçi TÜSİAD’ı oluşturan kemik yapının çoğunlukla Selanik göçmeni ve masonlardan oluştuğunu herkes bilir. Kendini Türkiye’nin ağababası sanan ve bir süre de böyle davranan TÜSİAD, gazete ilanları ile iktidar devirip, yeni iktidar tayin eden bir yapılanmaydı.

TÜSİAD Görüş Dergisi Kasım 1977, sayı 33, s.60
TÜSİAD Görüş Dergisi Kasım 1977, sayı 33, s.60

TÜSİAD’ın kurulduğu 1971’den AK Parti iktidarına kadar 30 yılda Türkiye’de tam 25 hükümet kuruldu. (34’üncü Hükümet ile 57’nci Hükümetler) Ortadaki tablo: Hükümetler istikrarsızken TÜSİAD istikrarlı, hükümet istikrarı gelince de TÜSİAD istikrarsızlaşmış.

TÜSİAD’ın yayınladığı Görüş Dergisi 33 sayılı Kasım 1977 tarihli nüshasının 60. sayfasında “İslam, Demokrasi ve Türkiye” başlıklı bir makale yayınlar. TÜSİAD’ın mason ağababalarının mason biraderleri FETÖ ile faaliyetleri şu cümlelerle olumlanır:

  • “Fetullah Hoca olayı, devletin resmi modernleştirme programı ile toplumun geleneksel değerlerini yeniden canlandırma işlevi görmüştür. Yaşama ihtiyacı ve arzusu arasında sıkışmış gibi görünen belli bir halk kitlesi için en barışçı ve uzlaştırıcı bir uyum ve entegrasyon projesi olarak görünmektedir. Bir yandan modernliğin getirdiği değerleri yok saymak istemeyen, ancak öbür yandan binlerce yıllık bir gelenek ve duyarlığın ürünlerine sırt çevirmek istemeyen bu kitle için Fethullah Hoca’nın temsil ettiği tez veya daha doğrusu sentez, en işe yarar proje olarak görünmektedir…”

Ecevit'le buluşmaya doymaz - 04.02.1998

CHP’nin eski genel başkanı ve mason biraderi Ecevit ile görüşmeye doyamayan karanlıklar prensi, 4-5 Şubat 1998’de Vatikan ziyaretine gitmeden 2 gün öncesinde Ecevit’i İstanbul’daki evinde gizlice ziyaret eder. Ecevit o sırada Başbakan Yardımcısıdır. Bu uzun görüşmede Vatikan ziyaretini değerlendirirler.

Aracılardan biri ise Morton Isaac Abramowitz’tir. 2011 yılında yayınlanan ‘WikiLeaks Türkiye Belgeleri’nde, Gülen’in, Vatikan ziyaretinde Georges Marovitch’in önemli ve belirleyici bir rol oynadığı yer alır. Bu tarihten bir gün sonra Ertuğrul Özkök, Hürriyet’teki köşesinde şöyle yazacaktır:

  • “Papa’nın davet mektubu Gülen’e geçen hafta İstanbul’da iletiliyor. Mektubu getiren, Vatikan’ın Ankara Büyükelçisi Pier Luigi Celata. Bu görüşme, Gülen’in uluslararası planda bir isim olmaya başladığını gösteriyor. ABD’nin en büyük Musevî kuruluşlarından birisi, önümüzdeki aylarda Gülen’in bir kitabını İngilizce olarak Amerika’da yayınlayacak. Pazartesi günkü buluşma, Papa’nın komünist Küba’ya yaptığı ziyaretin hemen arkasından gerçekleşiyor.”

Burada komünist Küba’ya dikkat çekmek lazım. Küba diktatörü Fidel Castro bizdeki leyla solcuların sandığı gibi ateist değildir. Vatikan’ın en güçlü yapılarından biri olan FETÖ’nün ilham kaynağı Cizvitlere mensup bir masondur. Castro, Bartholomeos’u Küba’da devlet başkanı töreniyle karşılamış ve şu teklifte bulunmuştur: “Küba’da bir Ruhban Okulu açıp sizin emrinize vermek istiyorum. Kabul ederseniz çok mutlu olurum.”

Vatikan'dan kardinallik görevi - 09.02.1998

Terör örgütünün yayın organı, 23 Mayıs 1991 tarihli Zaman gazetesi “Papa’dan büyük ayıp” manşeti ile çıkar. Daha sonra Aksiyon Dergisi üzerinden Fener Rum Patriği’nin tehdit edilmesine benzeyen bu manşetin üstünde “Hıristiyanlığı tehlikede gören Vatikan, misyonerlerden Müslümanları Hıristiyanlaştırmalarını, bunu yapamazlarsa dinsizleştirmelerini istiyor” diye yazar. Ardından ise ilişkiler adım adım sıkılaşır ve Papa 2’nci Jean Paul, soydaşı Gülen’i Vatikan’a davet eder. 09 Şubat 1998’de gerçekleşen ziyarette Papa ile heyetler arası ve baş başa görüşmeler gerçekleştirilir. Bu görüşmede Papa, soysuz terörist Gülen’e kardinallik teklifinde bulunur. Görüşmeye FETÖ’cü gazeteci Mesut Erişen, FETÖ’cü Alaattin Kaya ile 25 yıldır Washington’da yaşayan FETÖ’cü işadamı Rüştü Kalyoncu eşlik eder. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Papa’ya vermesi için Gülen’e bir mektup verir. Gülen bu mektup için Papa’yı Türkiye’ye davet mektubu dese de mahiyeti tam olarak bilinmemektedir. Gülen-Papa görüşmesinden bir önceki Vatikan ziyaretçisi ise Küba’da Devlet Başkanı sözde komünist Cizvit Papazı Fidel Castro’dur. Gülen’den bir gün sonra da Rusya Devlet Başkanı Boris Yeltsin, Papa ile görüşür.

Papa, Vatikan hizmetkârlarına verilen hediyeden taktim eder - 09.02.1998

Papa, gizli kardinallik teklifinde bulunduğu görüşme sırasında sadece Vatikan’a sıra dışı hizmetlerde bulunan çok özel kişilere hediye edilen Aziz Pavlus ile Petrus’un altın kabartmadan oluşan tablosunu mason Gülen’e hediye eder. Gülen’de bunu Üsküdar’daki bürosuna asar. Tablo, 15 Temmuz 2016 sonrasındaki aramada Gülen’in odasında bulunur ve el konulur.

Gülen ve Papa.
Gülen ve Papa.

Gülen: Vatikan'da ölmek istiyorum - 10.02.1998

Papa 2’nci Jean Paul’u Vatikan’da ziyaret eden Gülen görüşme sonrasında basın mensuplarına şu cümleleri kurar: “Gerek Papa, gerekse benim yaşlarımız ilerlemiş. Bu bakımdan ben bu kutsal topraklarda ölürsem diye aklıma geldi.” Bir Müslüman için Mekke-i Mükerrem’e, Medine-i Münevvere ve Kudüs-ü Şerif olmak üzere sadece üç şehir, ayrıca Mescid-i Haram, Mescid-i Nebî ve Mescid-i Aksâ olmak üzere üç mukaddes mescid vardır. Şeytanların cirit attığı, sapıklığın merkezi Vatikan, Müslümanlar açısından mukaddes olmadığı gibi Hıristiyanlar açısından bile mukaddes değildir. Ancak bu cümleleri kuran Gülen gibi sapıklar için mukaddes olabilir.

Kiliseler Birliği'nden yeni Kardilan'e ziyaret - 19.02.1998

Papa ile buluşmanın ardından Kiliseler Birliği Gülen’i ziyaret eder.

Ve o artık resmen Vatikan'ın gizli Kardinali'dir - 21.02.1998

Ve o artık resmen Vatikan'ın gizli Kardinali'dir.
Ve o artık resmen Vatikan'ın gizli Kardinali'dir.

Papa II. John Paul ile görüşmesinde yapılan kardinallik teklifini kabul eden Gülen, ziyaretten sadece 12 gün sonra Papa tarafından “Gizli kardinal” yapılır. 2. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilen ve İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu Savcısı Zafer Dur’un hazırladığı 56 sayfalık FETÖ iddianamesinde bu durum şu cümlelerle yer alır:

  • “Gülen ABD’ye gitmeden yaklaşık bir yıl önce, 9 Şubat 1998’de Vatikan’da Papa 2. Jean Paul ile görüştü. Papa 2. Jean Paul bu görüşmeden 12 gün sonra atadığı 20 kardinal yanında 100 yıla yakın süredir kullanmadığı ‘in pecture’ uygulaması ile ismini açıklamadığı iki gizli kardinal atadı. Atanan gizli kardinallerden birinin Fetullah Gülen olduğu bu bağlamda üzerinde durulması gereken iddialardandır. 21 Şubat 1998’de resmiyet kazanarak yürürlüğü giren bu atamada, Papalık hakkının kullanıldığı ‘in pecture’ teriminin anlamı, ‘Kilisenin bağrına bastığı gizli evladı’ anlamına geldiği, aynı zamanda ‘kendi ülkesinde kimliğini gizleyen başka dine mensup kişi’ anlamını da barındırmaktadır.”

Kilise'den Havra'ya - 25.02.1998

Vatikan’dan aldığı hizmet nişanı ve gizli kardinallik nişanının ardından, anne tarafından soydaşı ve Vatikan’ın da efendisi olan Yahudileri ziyaret eder. Sefarad Hahambaşı Eliyahu Bakhsi Doron ile görüşmesinde biatler sağlamlaştırılır.

Yahudi birlikleri Ankara'da - 12.03.1998

Amerikan Yahudi Örgütleri Başkanları Konferansı heyeti Mesut Yılmaz ve Çevik Bir ile görüştükten sonra Gülen ile buluşurlar.

Çevik Bir: Değirmenin suyu nereden geliyor - 12.03.1998

Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Çevik Bir, 27 Mart 1998’de Robert Koleji Mezunları Derneği’nin gecesine katılıp bir konuşma yapar. FETÖ’nün okullarını kast ederek: “Bunların okullarına tahsis ettikleri paralar, Milli Eğitim Bakanlığı’nın önümüzdeki on sene için eğitime tahsis ettiği paranın üzerinde. Değirmenin suyu nereden geliyor?” diye sorar. Terörist başı çok sevdiği dönemin Devlet Bakanı Işılay Saygın ile Zaman gazetesinin imtiyaz sahibi Alaattin Kaya, 28 Şubat’ın bin yıl süreceğini iddia eden Orgeneral Çevik Bir’le buluşur. Gülen’in Bir’e yazdığı mektubu iletirler.

Işılay Saygın Ohal ile kapatılan FETÖ'nün Gediz Ünivertesi'nin mütevelli heyeti başkanıydı. Saygın yanındaki ise Gediz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Sefullah Çevik.
Işılay Saygın Ohal ile kapatılan FETÖ'nün Gediz Ünivertesi'nin mütevelli heyeti başkanıydı. Saygın yanındaki ise Gediz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Sefullah Çevik.

28 Şubat’ın kudretli, şimdilerin zavallı Amerikancı generali Çevik Bir’e yazdığı mektupta Gülen şöyle der: “…Tamamen Türk eğitim sistemine bağlı olarak faaliyet gösteren bu okullarda eğer, Türkiye Cumhuriyeti’nin laik, bağımsız ve sosyal bir hukuk devleti özelliğinin aksine bir faaliyet varsa, devletimizden önce ben, bu okulların açılmasını teşvik etmiş biri olarak kapatılmalarını teşvik ederim. Eğer bazılarının iddia ettiği gibi, bu okullarda herhangi bir dış ülkeden veya ülkemize düşman kuruluşlardan alınmış tek kuruşluk destek varsa, zaten hastalıklarla sonuna gelmiş hayatımı bizzat kendi ellerimle noktalarım. Bununla birlikte devletimiz, zaten kendisinin olan bu okulları dilediği zaman devralabilir. Kaldı ki, bu okullar zaten devletimizin olduğu için böyle bir devirden söz etmek bile abestir. Türkiye Cumhuriyeti’ni koruma ve kollama vazifesini deruhte etmiş şanlı ve kahraman ordumuzun seçkin ve şerefli bir mensubu ve Genel Kurmayımız’ın İkinci Başkanı olarak, ne zaman, nerede ve ne şekilde arzu buyurursanız bu okulları şereflendirebilir ve her türlü teftişi yapabilirsiniz…”

Bu mektup aynı zamanda Bir ve dönemin diğer kudretli generallerine ‘Biz aynı yere bağlıyız’ mesajıdır. Buna rağmen Çevik Bir’in Gülen’in teklifine evet demesinden de endişe edilir. Bunu engellemek için Bakan Saygın, Bir’e, “Okulları alır iyi yönetemez ya da kapatırsanız, millet size kahreder. Bu okullarla uğraşmayın, uğraşacaksınız MEB’nin okullarının daha iyi bir seviyeye gelmesi için uğraşın” der. Ne yazık ki hâlâ Işılay Saygın ve Çevik Bir’in isimleri pek çok şehirde meydan, sokak ve parklarda yaşatılmaya devam ediyor.

Akın Birdal.
Akın Birdal.

Akın Birdal suikastı - 13.05.1999

Dönemin İHD Başkanı Akın Birdal, Ankara’daki dernek merkezinde silahlı saldırıya uğrayıp ağır yaralandı. Birdal’a yönelik suikatın da terör örgütü işi olduğunu bilmek artık kimseyi şaşırtmaz. Kaldı ki zamanın Ankara Emniyet Müdürü Cevdet Saral, bu suikastla ilgili şunları söylüyor: “1998 yılında Akın Birdal’a yönelik cinayet teşebbüsünün aydınlatılması esnasında yakalanan kişilerden bir kişinin mafya babalarından Sedat Peker’in ‘cemaate/örgüte’ maddi destek sağladığına ilişkin bir paragraflık ifadesi örgütte müthiş rahatsızlık meydana getirmiş. Bizim arkadaşımız bu ifadeyi bilerek, isteyerek koymamış, sorguda gelişen bir hadiseymiş. Bu bilgi örgütü rahatsız etti.”

Çarşamba cinayetleri - 17.05.1998

Çarşamba cemaatinin önemli şahsiyetlerine yönelik ilk suikast gerçekleştirilir. Bilgi, liyakat ve cemaat içindeki etkisi bakımında cemaatin şeyhi Mahmut Ustaosmanoğlu hocaefendinin yerine geçmesi muhtemel kişilerden, Mahmut Efendinin yakını Hızır Ali Muratoğlu, Çukurbostan Camiinde katledilir.

Mahmut Ustaosmanoğlu, Bayram Ali Öztürk, Hızır Ali Muratoğlu.
Mahmut Ustaosmanoğlu, Bayram Ali Öztürk, Hızır Ali Muratoğlu.

Cemaate yönelik sarsıcı cinayetlerden biri de 03.09.2006’da işlenir. Cemaatin şeyhi Mahmut Ustaosmanoğlu hocaefendinin halef namzeti seçkinlerden Bayram Ali Öztürk hoca camide katledilir. Bu cinayetler, cemaate yönelik en belirgin olanları... Kim bilir daha nice namzetler sessiz sedasız ortadan kaldırılmıştır. Ayrıca bu cinayetler sadece Çarşamba cemaati için de geçerli değildir. Bugün bu cinayetlerin FETÖ tarafından cemaatin geleceğini kontrol amaçlı işlendiğinden şüphe duyulmuyor.

Abant aşkı - 19.07.1998

Terörist başının Vatikan kardinalliğine terfi edişinin ardından batıda örneklerini sıkça gördüğümüz ‘Abant Platformu’ adı verilen toplantılar süreci başlatılır. Sözde fikir teatisinin yapıldığı toplantıların asıl amacı her zaman olduğu gibi farklıdır. Örgütün orta ve üst düzey elemanlarının yanı sıra kazanmayı hedefledikleri solcu, sağcı, liberal vs. ne kadar kişi varsa Bolu Abant’ta günler süren kampa alınır. Son kez 31 Ocak-2 Şubat 2016’da yapılan toplantı tam 34 kez gerçekleştirilir. Yolda görseler birbirlerine selam vermeyecek görüşteki insanların aynı masa etrafından günlerce süren toplantılarda bir araya getirilmeleri terör örgütünün kayda değer faaliyetlerinden biri olsa gerektir. Madem kabarık özgeçmişler mühimdir. O halde müdavimlerin özgeçmişlerinde bunu yazmaya devam etmeleri, yahut kamuoyuna nedametlerini açıkça ilan etmeleri beklenir.

Terörist takasının ilk adımı - 15.02.1999

Amerika Birleşik Devletleri, daha doğru ifadeyle CIA, terör örgütü PKK’nın elebaşısı Öcalan’ı Türkiye’ye teslim eder. Bu teslim, mason birader Ecevit’in partisi DSP’nin tek başına olmasa bile 1999 seçimlerinde ülkenin en çok rey alan partisine dönüşmesine neden olur. Gerçek adı Artin Agopyan olduğu ileri sürülen, Kürtçe bilmeyen ama Kürt halkına sözde özgürlük getirmeye çalışan Öcalan’ın Türkiye’ye teslimi, diğer terör örgütü elebaşısı Gülen’in ABD’ye teslimini sağlayacaktır.

PKK’nın elebaşısı Öcalan.
PKK’nın elebaşısı Öcalan.

Mason Gülen'i firara sürükleyen rapor - 18.03.1999

Dönemin Ankara Emniyet Müdürü Cevdet Saral ile Yardımcısı Osman Ak, Gülen hakkında bir rapor hazırladı. Gülen ve örgütüne yönelik Türkiye’de ilk kez “Haşhaşî” benzetmesi yapan raporun etkilerini Saral şöyle anlatıyor: “Mesut Yılmaz Başbakan iken bir konuyu görüşmek için 1998 yılında ziyaret ettim. Resmi görüşmeyi bitirdikten sonra “Sayın Başbakan bu Cemaat emniyette müthiş bir kadrolaşmaya gitti. Bizim aleyhimizde de müthiş bir kampanya yürütüyor.” Müsaade ederseniz ben Cemaat ile ilgili araştırma yapmak istiyorum” dedim.

Yılmaz, “Sakın ha hükümeti yıkarsın” dedi. “Anlayamadım Sayın Başbakan” dedim.

Cevdet Saral, Osman Ak.
Cevdet Saral, Osman Ak.

Kendileri “Ecevit’in bunlara sempatisi var ve birçok faaliyetinin de destekçisi. Hoşgörü ve diyalog söylemleri üzerinden yürüttükleri çalışmaları çok beğeniyor. Eğer böyle bir çalışma yaptığını duyarsa hükümeti yıkar” dedi.

18 Mart 1999’da cemaat yapılanması ve Fetullah Gülen’in yaklaşımlarına yönelik 1. Analiz raporumuzu İstihbarat Daire Başkanlığı ile Teftiş Kurulu Başkanlığı’na gönderdik. Bu raporun İstihbarat Daire Başkanlığı’na ulaşmasının ardından burada bir panik oluştuğuna dair bize haberler gelmeye başladı. 21 Mart’ta da Fetullah Gülen apar topar ABD’ye gitti.”

Rapor sonrasında Cevdet Saral, Osman Ak ve onlarca polis şefi Ankara Emniyeti’nden uzaklaştırıldı. Haklarında açılan dava ise yıllar sonra beraatla sonuçlandı. Ancak Yargıtay bu beraat kararını bozdu. Bazı yasal düzenlemelerin ardından yargılama durduruldu. Saral ve Ak’ın yargılandığı davanın iddianamesini hazırlayan dönemin savcısı Nuh Mete Yüksel, emekli olduktan sonra yazdığı kitapta oyuna geldiğini belirterek Cevdet Saral ve Osman Ak’tan özür diledi.

Terörist takasının ikinci adımı - 22.03.1999

Öcalan’ı teslim eden ABD/CIA, hizmetçisi diğer terörist Gülen’i teslim alır. Böylece takas gerçekleşmiş olur. CIA takas işlemlerini görüntüde Ecevit üzerinden yapar. Gülen ile görüşen Ecevit, by-pass olması için gecikmeden Amerika’ya gitmesini söyler. Mason Gülen, mason biraderi Ecevit’in yardımı ile hemen uçağa bindirilip aynı gün Chicago’ya iner. Mâlum olduğu üzere bir daha geri dönmez.

Masonlar cennete gider mi? - 01.04.1999

CIA, Mossad, Vatikan, BND, MI6 ve daha pek çok teşkilat ile karanlık odağın hizmetkârı olan, anne tarafından Yahudi kökenli terör örgütü elebaşısı Gülen’in hiçbir sözü yok ki boyunu aşmasın ve alçaklığın dibini bulmasın. İşte bunlardan birini de 1958’de CHP’nin İstanbul Gençlik toplantısında tanıştığı İngiliz mason locası üyesi Bülent Ecevit için kurar ve şöyle der: “Eğer ahirette Allah bana şefaat etme imkânı verirse, bunu ilk önce Ecevit için kullanırım...” Herkes bilir ki, Hz Muhammed Mustafa (s.a.v.) peygamber olarak geldikten sonra Hz Muhammed (s.a.v.) üzerinden tebliğ edilen İslam’a kayıtsız şartsız iman etmeyen hiç kimse cennete giremez. Bu durumda, devletin resmi belgelerinin ‘Siyonizme uşaklık ediyor” dediği, İslam ve Müslümanların en büyük düşmanı masonlar nasıl cennete gidecek de, bu haydut orada Ecevit’i kurtaracak?

Dönemin Başbakanı, terörist Gülen’in mason biraderi ve hamisiydi. Zaten Ecevit’i de gencecik yaşta İnönü’ye rağmen siyasete sokan ABD’deki karanlık mahfiller olmuştu. İkilinin 1958’de birleşen yolları hiç ayrılmadı. CHP eski Genel Başkanı ve DSP Genel Başkanı Bülent Ecevit, FETÖ’nün terörist yetiştirme merkezi olan okullarının yöneticilerini kabul eder ve kabulde şunları söyler: “Bu okulların varlığından kıvanç duyuyorum, eğitimcileri kutluyorum.” Bu gelişme 14 Şubat 2000 tarihli Radikal gazetesinde “Ecevit’in gururu Gülen” şeklinde haber olur.

Refah Milletvekili infaz edildi - 21.11.1999

Refah Partisi Milletvekili, Susurluk Komisyonu Sözcüsü Mehmet Bedri İncetahtacı, Ankara’da aracında ölü bulundu. Faili meçhul olan ölümün gizemi henüz aralanamadı ise de, 15 Temmuz 2016 sonrası yapılan itiraflara bakılırsa İncetahtacı’nın kurbanlardan biri olduğu söylenebilir.

Gülen: Masonlar kötü birşey yapmaz - 09.05.2000

Edirne’den İzmir’e geçtikten sonra Mart 1967’de masonluğa intisap eden terörist başı, medya ziyaretlerini sürdürürken Fatih Altaylı’nın da kapısını çalar. Altaylı, söz konusu ziyareti Gülen’in ABD’ye tesliminden bir süre sonra köşesine taşır. Hürriyet gazetesindeki köşesindeki “Neo İslamic masonlar” başlıklı bir yazı kaleme alan Altaylı, yazısında Gülen ve beraberindekilerin ABD’ye kaçmadan evvel kendisini ziyarete geldiğini ifşa eder. “Gülen’e örgütlenme biçimi ile ilgili, “Yapılanma açısından masonik” dedim. Yüzüme uzun uzun baktı. Sonra kendi adamlarına döndü ve “Masonların kötü bir şey yaptığını kim söyleyebilir” dedi."

Altaylı, söz konusu ziyareti Gülen’in ABD’ye tesliminden bir süre sonra köşesine taşır.
Altaylı, söz konusu ziyareti Gülen’in ABD’ye tesliminden bir süre sonra köşesine taşır.

Gaffar Okkan’ın kâtili Gülen - 24.01.2001

Diyarbakır’ın efsane Emniyet Müdürü Ali Gaffar Okkan, 24 Ocak 2001 günü yaylım ateşi ile katledilmişti. Cinayette Okkan’ın yanı sıra 5 emniyet görevlisi de infaz edilmişti. Önce farklı gruplara fatura edilen, ardından fâili meçhul olarak kayda geçirilen cinayetin FETÖ tarafından işlendiğine dair 15 Temmuz 2016 sonrasında pek çok delil ele geçirildi. Yine itiraflara göre Okkan, FETÖ’nün Diyarbakır’ı ele geçirmesini engelleyici faaliyetlerde bulunarak terör örgütünü kızdırmış. Müteakip yıllarda yapılan haberler incelendiğinde FETÖ’cü yayın organlarının ve kripto FETÖ’cü gazetecilerin suçu başkalarına fatura etmeye çalıştığı görülüyor.

Diyarbakır’ın efsane Emniyet Müdürü Ali Gaffar Okkan, 24 Ocak 2001 günü yaylım ateşi ile katledilmişti.
Diyarbakır’ın efsane Emniyet Müdürü Ali Gaffar Okkan, 24 Ocak 2001 günü yaylım ateşi ile katledilmişti.

Esad Coşan'ı Fetö mü katletti - 04.02.2001

İskenderpaşa Cemaati Şeyhi Mehmed Zahid Kotku merhumun damadı ve halefi şeyh Prof. Mahmud Esad Coşan merhum tehdit edildiği için Türkiye’ye terke mecbur kalır. Çoşan tehditler sonrasında Avustralya’da yaşamaya başlar. 2001 yılında ise damadı Prof. Ali Yücel Uyarel ile birlikte Avustralya’da garip bir kaza ile katledilir. Uzak coğrafyada yaşanan bir hâdise kayıtlara sıradan bir trafik kazası olarak geçer. Ancak kazanın olduğu yer ve oluş şekli kimseyi tatmin etmez. Mesele incelendiğinde terör örgütünün, cemaati ve cemaatin şeyhi Esad Coşan’ı rakip olarak gördüğü anlaşılıyor. Bunun temel nedenlerinin başında; cemaatin mâzisi ve müntesiplerinin eğitim düzeyi geliyor. Milli Görüş hareketinin tohumlarının ekildiği İskenderpaşa cemaati, Gülen’in en büyük dinî ve siyasi rakip olarak gördüğü yapıdır. Gülen’in Coşan’ı tehdit ettiği, merhum Coşan’ın da bu tehdide meydan okuduğu anlaşılıyor. Esad Hocaefendi, FETÖ’nün gerçek yüzünü ve tehdit edilişini şu tarihî cümlelerle ifşa ediyor:

Erdoğan, Mehmet Zahid Korku merhum.
Erdoğan, Mehmet Zahid Korku merhum.

Esad Çoşan, Erdoğan.
Esad Çoşan, Erdoğan.

“İslam’da cemaatle beraber olunması tavsiye edilir. Cemaatle beraber olmak ‘Hakk’ ile hakikat ile beraber olmaktır! Tek başına olsa bile, hakikatle beraber olan cemaattir. Hakikatten kopmuş olanlar, milyonlarca da olsa tefrikadadır. Bugün maalesef tüm İslam âlemi emperyalist güçlerin sultası altındadır. Kuş uçurtmazlar, takip ederler... Hem de kendisi takip etmez... Amerika seni John’la takip etmez, Smith’le takip etmez. Adı senin benim gibi olan Müslümanla takip eder; canına okur. O milletin içinden çıkmış hain vasıtasıyla takip eder ve millete en büyük zararı, kendi içinden çıkmış insanlara yaptırır. Parayla satın alır, ajan edinir ve öyle kullanır. Herkese ajan demiyoruz; metot bilmediğinden, ilimden uzak olduğundan emperyalist onu kullanır, fark etmez. Sahte birtakım organizasyonlar var, topluyorlar insanları etraflarına, ondan sonra onları toptan satıyorlar! Götürüyor, olmadık yere bağlıyor. Mü’min feraset gözüyle bunları anlayabilmeli. ‘HİZMET’ ediyorum diyen insanları, organizasyonları irfan teraziniz ile tartın! Böyle birtakım insanlara, organizasyonlara körü körüne bağlanmayın!” Genel kanaat Esad Coşan’ın katillerinin de FETÖ olduğu yönünde. Konuşmanın şifreleri ise bu kanaati güçlendiriyor.

Üzeyir Garih de bir FETÖ cinayeti - 25.10.2001

FETÖ’nün büyük hâmilerinden olan Yahudi İşadamı İshak Alaton’un ortağı olan Üzeyir Garih, Eyüpsultan mezarlığında bıçaklanarak öldürüldü. Cinayetin bazı Yahudi işadamları ve İsrail adına işlendiği ve FETÖ’nün yargıdaki gücüyle konunun üstünün örtüldüğü ileri sürülüyordu. Terör örgütü FETÖ ise kullandığı gazetecilere haber yaptırarak suçu yine Ergenekon örgütüne yıkmaya çalışmıştı. Servis edilen kaynağı meçhul haberlerde “Ergenekon örgütünün 1995 yılında Azerbaycan’da Elçibey’i iktidara getirmek için Aliyev’i devirmeyi planladığı ancak darbe girişimine finans desteğini kesen Garih’in ipini çektiği” şeklinde ifadeler yer alıyordu. Oysa Elçibey mason değildi. Eski KGB’ci Haydar Aliyev ise FETÖ’nün Türk Cumhuriyetlerine açılmasında kullandığı bir isimdi. Bu tip haberlerle hem suçun faturası başkasına kesiliyor, hem de bir taşla birçok kuş birden avlanıyordu.

Alarko'nun patronu Yahudi işadamları İshak Alaton ve Uzeyir Garih.
Alarko'nun patronu Yahudi işadamları İshak Alaton ve Uzeyir Garih.

‘Gülen modern Hasan Sabbah’ - 02.11.2002

Gülen’in yargılandığı Ankara DGM’deki duruşmada Cevdet Saral ile birlikte Gülen örgütü hakkında rapor hazırlayan ve duruşmada şahit olarak dinlenen Ankara Emniyet Eski Müdürü Osman Ak, şunları söyler: “Gülen’in devlet içindeki yapılanması, Hasan Sabbah’ın ‘Haşhaşi’ isimli örgütlenmesine benzeyen silahlı bir örgüttür.”

Hasan Sabbah.
Hasan Sabbah.

Gülen ‘Ben de dinsizim’ - 27.12.2001

Bir devlet ve şahsın laik olduğunu söylemesi hiçbir dine ait kaideye uymadığını, dinlerden beri olduğunu, seküler bir hayat yaşadığını belirtmesidir. Cebri olarak laikliği benimsemiş, hukukunu batının kimi dini, kimi de seküler hukukuna uydurmuş Türkiye’de halkın çoğunluğu laik değil aksine İslam şeriatını kabul eder ve imkân bulduğu nispette de bunu hayatına tatbik eder. Mason Gülen ise DGM Savcısı Nuh Mete Yüksel’in başlattığı soruşturma kapsamında ABD’den savunma gönderir ve savunmasında “Ben de laikim” diyerek inançsızlığını açıkça ortaya koyar.

AK Parti iktidarda - 18.11.2002

3 Kazım 2002'de girdiği ilk seçimde tek başına iktidar olan Ak Parti'nin kurduğu 58. hükümet görevi devralır.

AK Parti'ye ilk gözdağı - 18.12.2002

AK Parti’nin iktidara gelişinin birinci ayında, ‘Köstebek’ adlı kitabında, terör örgütü FETÖ’yü ve FETÖ’cü İpek Grubu ortaklığında Almanların Türkiye’de altın arama faaliyetlerini eleştiren Doç. Dr. Necip Hablemitoğlu, silahlı suikastla katledilir. Ak Parti iktidarı için mesaj mahiyetinde olan cinayetin fâili hâlen bulunamasa da o günkü gazete haberleri bile suikastın kim tarafından işlendiğini açıkça ortaya koymaktadır. Bir gazete cinayet haberini verirken “Tanıdık suikast” başlığını tercih etmiş ve spotunda ise “Alman Vakıfları ve Gülen davasının ünlü ismi Doçent Necip Haplemitoğlu, dün gece başına sıkılan iki kurşunla öldürüldü” denmiştir. Haberdeki “iki kurşun” ifadesiyle, iki fâilin her biri için birer adet olduğunu söylemek hiç de güç değildir.

Albayrak Holding'e "Erdoğan" operasyonu

Yıl 2001

Recep Tayyip Erdoğan’ın 1994 mahalli seçimlerinde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçilmesi ve sonrasındaki başarısı birilerini fena şekilde ürkütmüştü. ‘28 Şubat’ sürecinde önce bir şiir nedeniyle Erdoğan’a hapis cezası verip belediye başkanlığından uzaklaştırdılar. Ardından Refah Partisi kapatıldı. Yerine kurulan Fazilet Partisi de kapatılınca, Erdoğan ve arkadaşları yeni bir parti kurmak için hazırlıklara başladı. Bu süreç birilerini hayli tedirgin etmişti. Birileri dediğimiz, aslında dindarlardan rahatsız olan herkesti…

Kurucular son kez 1 Ağustos 2001’de Kızılcahamam’da bir araya gelip, partinin kuruluş sürecine son hâlini verdi. 14 Ağustos 2001’de ise çalışmalar neticelenip, ‘AK Parti’ adıyla resmen kuruldu. Tayyip Erdoğan liderliğindeki AK Parti herkesi rahatsız etmekteydi. Deniz Baykal ve Erdal İnönü konuyu değerlendirmek için bir araya geldi. ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz ve DYP Genel Başkanı Tansu Çiller âdeta şoka girmişlerdi. Latif Erdoğan’ın dile getirdiğine göre, Tansu Çiller, Haydar Baş’ı harekete geçirerek dindar çevreyi bölmesi için 25 Eylül 2001’de Bağımsız Türkiye Partisi (BTP)’ni kurdurmuştu.

Endişeli olanlar sadece bunlar değildi. DGM Savcılarından başsavcısına, dönemin medya patronları Aydın Doğan’ından Dinç Bilgin’ine, mason localarından terör örgütü FETÖ’süne herkes diken üstündeydi. Baş terörist Gülen’in kulaklarında, 1998’de Erdoğan ile yaptıkları görüşmeden sonra, asansöre yerleştirdiği gizli dinleme cihazından Erdoğan’ın bizatihi ağzından duyduğu “evvela bunların hakkından gelmek lazım” cümlesi çınlamaktaydı.

Albayrak Holdinge ait Yeni Şafak dışındaki neredeyse tüm medya, Tayyip Erdoğan’a karşı saf tutmuş, her şeyini didik didik ediyordu. Büyük telaşa kapılan Aydın Doğan ve Dinç Bilgin’in yayın organları, saçını kesme biçiminden bıyığına, kravatından ayakkabılarına, ailesinin giyiminden konu komşusuna, İBB Başkanlığında yaptıklarından sözlerine kadar inceliyordu Erdoğan’ı. Yapılmadık haber kalmamıştı ama bir şey çıkaramıyorlardı. O günlerde ABD’nin Irak ve Afganistan’ı işgal için kendi tezgâhladığı 11 Eylül hâdisesi patlak veriyordu. Müslümanlara saldırmanın yeni bir fırsatı doğmuştu. Bu haydutlar için Müslüman demek “terörist” demekti. O günlerde Yahudi işadamı Üzeyir Garih’te iyi hesaplanmış sinsi bir cinayete kurban gitmişti. Üstelik de Garih, cinayetten sadece 5 gün önce vasiyetini değiştirmişti… Ondan bile dindarlar mesul tutuluyordu âdeta…

Hepsi birden Tayyip Erdoğan’ı zora sokacak malzeme arıyorlardı. Bir şeyler buluruz umuduyla o günün ender destekçilerinden olan Albayrak Holding’e müfettişler gönderdiler. Müfettişler çok kapsamlı bir inceleme yaptıktan sonra “hiçbir usulsüzlük yoktur” şeklindeki raporlarını dönemin İçişleri Bakanı Sadettin Tantan’a sunmuşlardı. Büyük beklenti içinde olan iyi saatte olsuncular şoktaydı. Albayrak Holding’in temiz çıkmasının faturası Tantan’a kesilerek, İçişleri Bakanlığı’ndan alındı. Yerine Albayrak ailesine “Size bir bekçi gönderir işinizi bitiririm” diye tehdit eden mason Rüştü Kazım Yücelen getirildi. Bu kez de Yücelen, medyanın adını “süper müfettiş” koyduğu İçişleri Bakanlığı Mülkiye Başmüfettişi Candan Eren’i görevlendirdi. Eren, 62 gün süren incelemesinin ardından kendisine verilen emir doğrultusunda bir rapor hazırladı. İftiralarının büyük gözükmesi için Holding’in tüm belgelerini 36 klasöre koyarak şov yaptılar.

Önceki İçişleri Bakanlığı Mülkiye müfettişlerinin hiçbir usulsüz fiil bulamadığı bir nev’i aklanma incelemesine rağmen, yeni jilet müfettiş Candan Eren, Albayrak Holdingin İstanbul Büyükşehir Belediyesinden aldığı servis ihalesinde sözde usulsüzlükler bulmuştu. Dönemin Büyükşehir Belediye Başkanı Ali Müfit Gürtüna da, suç isnat etmeye çalışan müfettişlere elinden gelen desteği sunmaktaydı. Nasıl ki, 27 Mayısçıların sözde mahkemesinde Mahkeme Başkanı Salim Başol, Adnan Menderes’e “Sizi buraya tıkayan kuvvet böyle istiyor” demişse, Candan Eren’i gönderenler de aynen onun yazdığı, uyduruk raporu yazmalarını istemişti. O da dönemin mason ağababalarının emir eriydi.

Derken bugün AK Particilik oyunu oynayan sözde dindar ve hatta her iktidar devrinin adamlarının yayın organlarında bile sevinçle taktim edilen operasyon haberleri görüldü. 12 Eylül 2001 gecesi yapılan operasyon 14 Eylül tarihli gazetelerde yer alıyordu. Haberlerde ise şöyle deniliyordu:

  • “İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden alınan ihalelerle ilgili açılan soruşturma kapsamında, Albayrak Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Albayrak ve 13 kişi çalışanı gözaltına alındı. Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Savcılığı’nın açtığı soruşturma, Albayrakların aldığı ihaleleri içeriyor. Mülkiye Başmüfettişi Candan Eren, Albayrak Holding’in, Recep Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu dönemden günümüze kadar aldığı ihalelerle ilgili olarak 60 sayfalık rapor hazırlamıştı. Hazırlanan rapor, yaklaşık 2 ay önce İstanbul DGM Savcılığı’na verilerek suç duyurusunda bulunuldu. DGM Savcısı Abdulaziz Özatlan’ın talimatıyla harekete geçen İstanbul Organize Suçlar ve İstanbul Mali Şube Müdürlüğü ekipleri, Albayrak Holding’in merkezine bugün bir baskın düzenledi.”

Oysa hâdise şöyle gelişmişti. Adil Serdar Saçan’ın yukarıdan aldığı talimatla yürütülen baskın sadece Holding merkezine değil, Albayrak ailesinin bütün fertlerinin evleri de dâhil tüm mekânlarına yapılmıştı. Hatta reşit olmayan bebek bile gözaltında sorgulanıyordu.

Dönemin hükümet mensupları Mülkiye Başmüfettişi Candan Eren’e, bu operasyonda başarılı olması durumunda vali yapma sözü vermişti. Vali olabilme hayaline kapılan Eren, bir hışımla Albayrak Holding’e gelmiş, Albayrak Holding şirketlerine ait binlerce klasör arşiv kamyonlara yüklenerek incelemeye götürülmüştü. Ardından hazırladığı sözde rapora, delil mahiyeti taşımadığı halde “delil” diye şirketlerin evraklarını 36 klasör şeklinde ekleyerek hem şov yapıyor, hem de Albayrakları itibarsızlaştırmaya çalışıyordu.

Ardından şov sırası, İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ndeydi. Emniyet Müdürleri Cevdet Saral ve Osman Ak’ın 1999’da hazırladığı o meşhur “FETÖ raporu”nda listenin 5. sırasında FETÖ’cü olduğu kaydedilen ve operasyonu yürüten İstanbul Organize Suçlar Müdürü Adil Serdar Saçan, yüzlerce polisle Albayrak ailesinin şirket ve evlerine baskın düzenledi. Albayrak ailesinden yalnızca Mustafa Albayrak ile 13 çalışanı gözaltına alabilmişlerdi.

Sorgulamayı bizzat yapan Serdar Saçan, Mustafa Albayrak’ın önüne hazır ifade tutanağı koyarak, imza etmesini ister. O hazırlanmış evrakta, Tayyip Erdoğan’ı itham eden ve suçlu gibi gösteren ibareler yer almaktadır. Albayrak’a dönerek, “Biz, sizi tanıyoruz, güvenilir insanlarsınız. Bu tutanağı imzala, şu kapıdan elini kolunu sallayarak çık git” der.

Mustafa Albayrak ise bu teklifi reddeder. Albayrak’ı ikna edip, o sözde ifadeyi imzalayarak Tayyip Erdoğan’ın siyasi hayatını bitirmesi yönünde ifade vermelerini sağlamak için 13 çalışanla birlikte, işkencenin en şiddetlilerinden biri olan elektrik vermekte dâhil üç gün boyunca çeşitli işkenceler yapılır. Ancak hiç kimse, doğru olan ilk beyanlarından asla taviz vermez.

Ağır işkencelere direniş, onların, Erdoğan’ın siyasi geleceğini bitirmeye yönelik oyunlarının bozulmasına neden olur. Sonrasında ise tutuklanmak üzere mahkemeye sevk edilir ve tutuklanırlar.

Bu emir komuta zinciri içindeki düzmece operasyonda Albayrak Holding ve Albayrak ailesi linç ediliyordu. Ancak asıl hedef Albayraklar değil, Recep Tayyip Erdoğan’dı. Onun önü kesilmek isteniyor, İBB Başkanlığı dönemi üzerinden karalanmak ve millet nezdinde itibarsızlaştırılmak isteniyordu. Ancak Erdoğan’ın önünü açan ilahî bir irade vardı. Bunu engellemeye devletin ne her yerini işgal etmiş masonlar, ne de masonik örgüt FETÖ’nün gücü yeterdi. Yetmedi de! Attıkları iftira ve çamurların hiç birinin izi, ne Albayraklara, ne de Erdoğan’a yapıştı. Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki AK Parti, girdiği ilk 3 Kasım 2002 seçiminin galibi olarak tek başına iktidar oldu.

Hesap üstüne hesap yapan Mesut Yılmaz, Tansu Çiller, Bülent Ecevit ve diğerleri seçim barajını bile aşamayarak siyaset sahnesinden çekildiler. Erdoğan’ın önünü kesmek için kurdurulan partiler binde bir oy aldılar. Artık ne Aydın Doğan, ne de Dinç Bilgin medyası var. Hepsinden önemlisi de Ak Parti’nin iktidarı ile birden bire AK Parti’ye yanaşan FETÖ de kalmadı. Hepsinin ipliğe pazara çıktı, hepsi bir bir tasfiye oldu. Ancak Erdoğan bugün devlet reisi ve milletin en çok sevdiği lider. Albayraklar ise üzerlerine atılan iftiradan kısa bir süre sonra berat etmiş ve büyüyerek yoluna devam ediyordu.

FETÖ’den Albayrak’a ikinci operasyon

Yıl: 2009

15 Temmuz sonrası FETÖ üyeliğinden tutuklanan, dönemin Bursa Valisi Şahabettin Harput, Bursa Jandarma Komutanı, HSK tarafından meslekten ihraç edilen ve FETÖ’den tutuklanan dosyanın özel yetkili savcısı Ferruh Gün’ün işbirliği ve ortak emri ile Albayrak ailesine Kasım 2009’da yeni bir operasyon başlatırlar.

 Bursa Valisi Şahabettin Harput.
Bursa Valisi Şahabettin Harput.

Hepsi FETÖ’den tutuklu olan bu teröristler, operasyon öncesinde kumpasa zemin oluşturması için valiliğe bir mülkiye müfettişi gönderirler. Müfettiş, valiliğe ‘şuradaki kumlarınız ne oldu’ diye sorar. Valilik, kumları kaptanlara yediemin olarak teslim ettiğini belirtir. Müfettiş, kumların kayıp(!) olduğu iddiasıyla soruşturmadan kurtulmaları için göstermelik bir ihale yapmalarını talep eder. Bazı valilik görevlileri, böyle bir ihalenin olamayacağını belirterek itiraz ederler. İtiraz edenler görevden alınır. Ardından konuyla ilişkisi olmayan 30 kişiyi de kapsayan bir yakalama kararı çıkartılır. Yakalama ve evinde arama yapılması karar çıkartılanlardan biri de, konuyla hiçbir alakası olmayan Albayrak Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Albayrak ve Albayraklar’ın avukatıdır. Bursa jandarması, Üsküdar Adliyesi’ne, Albayrak Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Albayrak’tan farklı bir şahıs olan rastgele bir Ahmet Albayrak’ın kimlik bilgilerini vererek karar çıkartır. Bursa jandarması, görev ve yetki alanının dışındaki İstanbul’a gelir ve operasyon için 1. Ordu Komutanlığı’na ait araçların da yer aldığı 7 askerî araçla Albayrak’ın evini kuşatır. Ahmet Albayrak’ı bulamadıkları için gözaltına alamazlar. Albayrak’ı gözaltına alabilmek için 3-25 Kasım arasında tüm aile fertleri gizli ve alenî olarak takip edilir.

17/25 Aralık ve 15 Temmuz süreçlerinin ayak sesleri olan bu operasyon, Albayrak Holding üzerinden AK Parti’ye yönelik hamlelerden biri olarak kayda geçer. Her türlü hukuk teamülünün dışındaki operasyondan sanıklar için 280 yıl hapis istemiyle davalar açılır. FETÖ’cü Bursa jandarma komutanına “Siz daha önce böyle bir takip yaptınız mı…” diye soran Mustafa Albayrak’ın o konuşmadaki sözleri tehdit olarak algılanır ve konu Milli Güvenlik Kurulu (MGK)’na intikal eder.

Ferruh Gün.
Ferruh Gün.

MGK’da Bursa jandarmasının hangi salâhiyetle İstanbul’da operasyon yaptığı sorulduğunda, gerekçe olarak, kamuoyunda “EMASYA” olarak bilinen 5442 Sayılı İl İdaresi Kanunu’nun 11/d Maddesi Gereğince Alınması Gereken Müşterek Tedbirlere İlişkin Protokol gerekçe gösterilir. Bunun üzerine Hükümet, 4 Şubat 2010’da EMASYA protokolünü yürürlükten kaldırır.

AK Parti’ye gözdağı vermek amacı taşıyan bu operasyonun bir başka amacı ise, Yeni Şafak ve TVNET başta olmak üzere pek çok itibarlı medya kuruluşunun da sahibi olan Albayrak ailesini sindirmek ve medya faaliyetini itibarsızlaştırmaktır. FETÖ bu baskınlarla 2001’de yarım kalan operasyonunu tamamlayacak ve Albayrak şirketleri ile medya kuruluşlarına çökecektir. Ancak Allah’ın izni ile bunda da başarılı olamazlar.

1 Mart Tezkeresi geçseydi ABD Türkiye'yi işgal edecekti

Yıl: 2003

Sıra ile Afganistan, Irak ve Türkiye’yi işgal etmek için 11 Eylül’ü tezgâhlayan ABD derin devleti, Türkiye’nin işgalinde tüm ümidini 1 Mart 2003 tezkeresine bağlamıştı. Masonik örgüt FETÖ’nün elebaşısı Gülen ise 1999’da ABD’ye kaçmamış, aksine ABD tarafından Irak’tan sonra işgale uğrayacak olan Türkiye’nin başına getirilmek üzere eğitilmek üzere korumaya alınmıştı.

TBMM, 1 Mart 2003’de “1 Mart tezkeresi” olarak geçen tarihî bir oylamaya hazırlanıyordu.
TBMM, 1 Mart 2003’de “1 Mart tezkeresi” olarak geçen tarihî bir oylamaya hazırlanıyordu.

TBMM, 1 Mart 2003’de “1 Mart tezkeresi” olarak geçen tarihî bir oylamaya hazırlanıyordu. Oylamaya katılan 533 milletvekilinden 264’ü yetki tezkeresinin kabulü yönünde oy kullanırken, 250 milletvekili ret oyu vermişti. 19 milletvekili ise çekimser kalmıştı. Tezkerenin kabulü için 268 milletvekilinin kabul oyu vermesi gerekiyordu. Bu nedenle tezkere kabul edilmedi. Böylece ABD’nin 62 bin askeri, 60 helikopteri ve 255 uçağını Türkiye’de konuşlandırma ve buradan Irak’a girme, ayrıca Türkiye’nin Yeşilköy hariç tüm hava ve deniz limanları ile hava sahasını kullanma planı yatmış oldu. Mesele sadece Irak’ın işgali değildi. ABD bu bahaneyle Türkiye’ye çok miktarda asker konuşlandıracaktı. Bunun için de büyük miktarda askeri teçhizat getirecekti. Irak’ın işgali başarılı olursa, Türkiye ve Irak’taki askerler Türkiye’yi işgale yöneleceklerdi. Elbette bu, ABD’nin o günlerde dile getirdiği bir şey olmadığı gibi kamuoyunda da pek konuşulmuyordu.

  • Oylama neticesini 2 Mart’ta “Meclis ‘Barış’ Dedi” başlığıyla manşetine taşıyan Yeni Şafak, “Tarihi oylamalarından birini yapan TBMM, yurtdışına asker gönderme ve yabancı askerlerin Türkiye’de konuşlanması için hükümete istediği yetkiyi vermedi” demişti. Ancak bundan evveli de vardı.

Süreçle ilgili Yeni Şafak'ın manşet ve tahlilleri

Yıl: 2009

1 Mart tezkeresi sonrasında yaşanacakları fark eden Yeni Şafak, süreçle ilgili son derece etkili ve sarsıcı manşetlerle çıkıyordu. Bu da, savaş, daha doğrusu işgal yanlılarını rahatsız etmekteydi. Bittabi rahatsız olanların başında baş terörist Gülen ve ekibi gelmekteydi. İşte TBMM’nin ret kararı vermesinde etkili olan Yeni Şafak’ın manşetleri:

Yetki tezkeresine askerî, siyasî ve ekonomik engel 3 kırmızı çizgi - 18 Şubat 2003

Türkiye, ABD’den, Kuzey Irak’ın statüsünü, Irak’ın savaş sonrası durumunu ve Türkiye’ye yapılan ekonomik taahhütleri netleştirmesini istiyor.

Yetki tezkeresine askerî, siyasî ve ekonomik engel 3 kırmızı çizgi.
Yetki tezkeresine askerî, siyasî ve ekonomik engel 3 kırmızı çizgi.

Ankara direniyor - 19 Şubat 2003

Tezkereleri hemen isteyen ABD’ye Erdoğan’dan açık mesaj: Hassasiyetlerimizi dikkate alın. Üslerdeki onarım tezkeresi geri dönülmez değildir.

Ankara direniyor.
Ankara direniyor.

ABD blöf yapıyor - 23 Şubat 2003

Türkiye’ye ‘tezkere’ baskısı yapıp “Gerekirse B planını uygularım” diyen ABD’nin bütün çalışması kuzeye yönelik ve ABD askerlerinin kıyafeti kışlık.

ABD blöf yapıyor.
ABD blöf yapıyor.

İkinci hedef Suriye - 24 Şubat 2003

ABD’den, Irak harekâtı sonrasıyla ilgili ilk itiraf. Pentagon danışmanı Perle: Beşar Esad reformları dikkate almazsa Saddam’dan sonra ikinci hedef olabilir.

İkinci hedef Suriye.
İkinci hedef Suriye.

Zoraki tezkere - 25 Şubat 2003

Yurtdışına asker gönderme ve Türkiye’de yabancı asker bulundurma tezkeresi, ABD ile uzlaşılamamasına rağmen Meclis yolunda.

Zoraki tezkere.
Zoraki tezkere.

Silahlar Kürt devleti için! - 26 Şubat 2003

Bush yönetiminin, Kuzey Irak’taki Kürt gruplar için bölgeye sevkettiği ağır silahlar, bölgede bir Kürt devleti kurma amacına hizmet ediyor.

Silahlar Kürt devleti için.
Silahlar Kürt devleti için.

Meclis'in ateşle imtihanı - 27 Şubat 2003

Hükümetin ‘yurt dışına asker gönderme ve Türkiye’de yabancı asker bulundurma’ tezkeresi bugün Meclis’te görüşülüyor. Milletvekilleri tarihî bir karar verecek.

Meclis'in ateşle imtihanı.
Meclis'in ateşle imtihanı.

Önce meşruiyet - 28 Şubat 2003

Irak harekâtıyla ilgili Başbakanlık tezkeresinin genel kurulda görüşülmesi ulusal ve uluslararası meşruiyet kaygıları sebebiyle yarına ertelendi.

Önce meşruiyet.
Önce meşruiyet.

Dünya 'hayır' diyor - 1 Mart 2003

Irak’a saldırı için hazırlıklarını hızla sürdüren ABD’ye dünyada 10 kadar ülkenin dışında kimse destek vermiyor. Amerika, hiçbir askerî harekâtta bu kadar yalnız kalmamıştı.

Dünya 'hayır' diyor.
Dünya 'hayır' diyor.

Meclis 'barış' dedi - 2 Mart 2003

Tarihî oylamalarından birini yapan Türkiye Büyük Millet Meclisi, yurt dışına asker gönderme ve yabancı askerlerin Türkiye’de konuşlanması için hükümete istediği yetkiyi vermedi.

Meclis 'barış' dedi.
Meclis 'barış' dedi.

Demokrasi kazandı - 3 Mart 2003

TBMM’nin, tezkere oylamasında verdiği ‘red’ kararı AK Parti’nin ve Türkiye’nin ‘demokrasi notu’nu yükseltti.

Demokrasi kazandı.
Demokrasi kazandı.

Kriz lobisi ofsayttaKriz lobisi ofsaytta - 4 Mart 2003

Tezkerenin Cumartesi günü Meclis’te kabul edilmemesi üzerine belli çevrelerce fısıldanan ‘büyük kriz’ haberleri hükümetin aldığı erken ve sağlam tedbirlerle boşa çıkartıldı.

Kriz lobisi ofsaytta.
Kriz lobisi ofsaytta.

Küresel isyan - 16 Şubat 2003

Beş kıtada 60’tan fazla ülkede ve 500’den fazla şehirde meydanlar ‘savaşa hayır’ dedi. Tarihi günde, gösterilere on milyonlarca insan katıldı.

Küresel isyan.
Küresel isyan.

Yeni Şafak’ın bu etkili manşetlerinden rahatsız olan başta ABD ve karanlık mahfillerin uşağı FETÖ, Albayrak ailesine kinlendi ve sürekli olarak baskı altında tutmayı denedi. Zira Yeni Şafak’ın manşetleri, 1 Mart tezkeresinin geçmesini engelleyen âmillerden biri olarak görülüyordu ve aslında bu kanaat de doğruydu. 1 Mart tezkeresinin geçmesi sadece ABD askerlerinin Türkiye üzerinden Irak’ı girişini engellememiş, aynı zamanda ABD ordusunun Türkiye’ye konuşlanıp Irak’tan sonra Türkiye’yi işgaline de engel olmuştu. Çünkü ABD, Refahyol hükümetince gönderilene dek “Çekiç güç” adlı ordusu ile PKK’yı desteklemekle kalmayıp, Türkiye’nin bölünmesi için zemin hazırlamıştı. Türkiye’yi işgal edebilselerdi, Güneydoğu’da Kürt görünümlü marksist bir Ermeni devleti kuracaklar, geri kalanını ise FETÖ’ye teslim ederek, NATO ve CIA’in “Yeşil Kuşak” projesini tamamlamış olacaklardı. Ama şükürler olsun ki, Allah (c.c.) hiç birine izin vermedi. Dün Türkiye’yi işgale yeltenen ABD, bunu bir kez de 15 Temmuz’da denemiş, yine başarılı olamamıştı. Aynı Amerika bugün kendi birliğini koruyup koruyamamanın derdine düşmüş durumda. Yakında göreceğiz ki, bizi boğmaya çalışanlar kendileri boğulacaklar.

Yahudi ve Mason işadamlarından itiraf - 2003

Türkiye’nin en büyük kira gelirine sahip olan kişi ve FETÖ’nün önde gelen teröristlerinden biri olduğu ileri sürülen Ali Katırcı’yı, Güney Afrika Devlet Başkanı Nelson Mandela ile tanıştıran Yahudi işadamı İshak Alaton, “Lüzumsuz Adam” adlı hatıratında terör örgütü FETÖ’ye verdiği destekleri ise şöyle itiraf ediyor: “Bir defa Moskova’daki okulun yapımında biz şirket olarak aracı olduk, Moskova Belediyesi’ne arsa tahsisini yaptırmaya muvaffak olduk ve okul orada başladı.

“Rus yetkililer sordular: ‘Bunlar ne yapmak istiyorlar, biz tanımıyoruz, siz ne diyorsunuz’ diye. Ben ve Üzeyir kefil olduk, ‘Hiç endişe etmeyin, izin verin’ dedik.” Yahudilerin Amerika’nın yanı sıra Rusya üzerindeki etkisine de işaret eden bu itiraf şöyle sürüyor:

“Moskova’da okul yapıldı, sonra ben okulu ziyaret ettim. Gördüm ki, liberal bir eğitim sistemi var, çocuklar çok parlak. Rusça, İngilizce ve Türkçe eğitim alıyorlar. Her milletten çocuklar var; Ruslar, Türkler, Japonlar, yabancılar, siyahlar var. Siyahi büyükelçilerin çocukları o okulda okuyor. Müslümanlar, Hıristiyanlar, Yahudiler hepsi bir aradalar. Benzer okulları Güney Afrika’da, hem Cape Town’da, hem Johannesburg’da ziyaret ettim. Oradaki idarecileri, öğretmenleri, öğrencileri gördüm, gurur duydum.’ Ölümüyle FETÖ yargılamasından kurtulan Alaton’un kızı Alarko Holding Yönetim Kurulu Üyesi Leyla Alaton, 2017’de şirketlerindeki bazı çalışanların FETÖ ile bağlantılı olabileceği iddiasıyla savcılığa suç duyurusunda bulunarak mazilerindeki pisliği ortaya sermiş oldu.

Türkçe olimpiyatlar başladı - 15.05.2003

Terör örgünün Türk halkının milliyetçilik duygularını sömürmek, tabandaki yayılışını sürdürmek ve topladığı paraları artırmak amacıyla başlattığı ve ilki 2003’te organize edilen Uluslararası Türkçe Olimpiyatları, 11. yani son kez 2013’te İstanbul’da yapıldı.

Bamteli'ne dokunuşlar - 12.08.2003

Bunca hamleyi tek başına yapabilecek ne aklı, ne de gücü olan, insanlığın ve İslam’ın düşmanı karanlık mahfillerin, özellikle de Yahudi örgütleri, CIA, MOSSAD, Vatikan, NATO türü yapıların aklı ile hareket eden Gülen adlı dünyanın en azılı teröristi, Erdoğan’ın 15 Mart tarihinde milletvekili seçilip 59. Cumhuriyet Hükümetini kurmasından 5 ay sonra ‘Bamteli’ konuşma serisini başlatır. Pensilvanya’daki anavatanından yaptığı şifreli konuşmalarla örgütünü yönetir ve ince mesajlar verir. FETÖ’nün devlet içinde devlet olduğu yönünde yeniden başlayan eleştiriler üzerine terör örgütü elebaşısı 14.11.2005’deki bir konuşmasında “Bu hareket devlete alternatif mi” adlı bir konuşma yaparak sinsi emellerini inkâr etmeye yeltenir.

Kimse sahte Mehdi ve Mesih beklemiyor - 14.12.2003

Yahudi ve Ermeni çocuğu Gülen’in Aksiyon dergisi, sözde Hz İsa’yı kapak yaparak, “İnsanlık onu bekliyor” diye yazar. Gülen’in 60’larda kendini Mesih ilan ettiği düşünüldüğünde bu son derece manidardır. Ancak FETÖ’cülerin bilmek istemediği bir şey var ki, Yahudi ve Ermeni anne babadan doğan bir çocuktan ne Mehdi ne de Mesih olur. Mesih gelecekse o zaten gerçek Hz İsa olacak. Mehdi gelecekse, o da kaynaklara göre Hz Peygamberin nesebinden olacak. İşte burada yine dünyanın azılı yalancısı Gülen devreye girerek ahlâk üzerinden nesebini Kahire’ye, oradan da Medine’ye Hz Peygamber (a.s.v.)’e bağlayarak meseleyi çözmek ister, ama nafile. Çünkü bu dünya iki bin yıldır sayısız sahte Mesih’e, 1400 yıldır da sayısız sahte Mehdi’ye ev sahipliği yaptı. Yahudi mason Gülen’den geriye doğru ne kadar Mehdi ve Mesihlik iddiasında bulunan varsa hepsi Yahudi’ydi. Tıpkı Gülen’in izini sürdüğü Sabetay Sevi gibi.

Kimse yok - Mart 2004

1995’de kurulan İHH ve 1998’de kurulan Deniz Feneri derneğinin gördüğü teveccüh, masonik terör örgütünün ağzının suyunu akıtmaya başlar. Terör örgütü 2004 yılında “Kimse Yok Mu” isimli sözde yardım derneği kurar. Örgüt, tabanın zekât, sadaka, fitre ve kurbanları başta olmak üzere milyonlarca dolarını iç eder. Bunu amacı dışında kullanmakla kalmaz, Haiti’de ABD Büyükelçiliği’nin yapılmasından Clinton’un seçim kampanyasına desteğe kadar tuhaf amaçlarda kullanır. Bin alıp, bir verirken 999’unu iç eder. “Kimse Yok mu”, 15 Temmuz 2016 sonrasında OHAL Kapsamında kapatılır.

 “Kimse Yok mu”, 15 Temmuz 2016 sonrasında OHAL Kapsamında kapatılır.
“Kimse Yok mu”, 15 Temmuz 2016 sonrasında OHAL Kapsamında kapatılır.

FETÖ’nün milleti söğüşleme derneği olan ‘Kimse Yok Mu Derneği’nin önünü açmak için Almanya’da 2008’de açılan Deniz Feneri e.v. davası gerekçe gösterilerek 16.10.2009’da Deniz Feneri Derneği ile Kanal7’ye operasyon düzenlenir. Yöneticiler tutuklanır. Yıllarca süren dava 14.05.2015’de beraat ile neticelenir. O tarihte FETÖ adına sürekli Deniz Feneri aleyhine konuşan bakanı hatırladınız mı?

İçkili Kur'an tilavetine İstanbul Müftüsü sessiz - 10.06.2005

FETÖ'nün Kur'an'a bile saygısı yok.
FETÖ'nün Kur'an'a bile saygısı yok.

Terör örgütü, Rusya’da “dinlerarası diyalog” adlı ihanet toplantısı düzenler. Toplantıya katılanlar arasında Hıristiyan ve Yahudi din adamları ile dönemin İstanbul Müftüsü, şimdi Karar gazetesi yazarlığı yapan Prof Mustafa Çağrıcı da vardır. Katılımcılardan biri de örgütteki adı “Kervancı Abi” olan firari FETÖ’cü Ali Katırcıoğlu’dur. Toplantı masalarına şaraplar ve Rus votkası servis edilir. İçkiler yudumlanırken 15 Temmuz darbe girişiminden iki hafta önce emekliliğini isteyip ortadan kaybolan, ardından da Siirt’te yakalanan İstanbul Beyazıt Camii İmamı Suat Gözütok sahneye çıkar ve makamlı bir şekilde Kur’an-ı Kerim okur.

Kur'an okunan içkili masada Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı.
Kur'an okunan içkili masada Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı.

Toplantının davetlilerinden Hüseyin Gülerce “bir organizasyon hatası olmuş” diye geçiştirirken, dönemin Hürriyet yazarı Cüneyt Ülsever duruma dayanamayıp isyanını şu cümlelerle ifade eder: “Ben çok garipsedim. Ben o sırada içki içen grup içindeydim. Orada Kur’an-ı Kerim okunacağını hiç bilmiyordum. Haberim yoktu. Kendi kendime nasıl davranacağımı tarif edemedim. Kurallar bu konuda ne der bilmem, onu ilahiyatçılara sormak lazım. Ama örf ve âdet varsa, bence içki içtiğimiz ortam dinî aktivite yapılacak bir ortam değil. Ömrümde ilk defa alkol aldığım bir ortamda Kur’an dinlemek zorunda kaldım.” Bir papaz ise İslam dinine yapılan hakarete “din hürriyeti şarttır, yalnız inançlara saygı da şarttır” diyerek tepki gösterir. İstanbul Müftüsü Prof Mustafa Çağrıcı ise işlenen bu rezalet karşısında hiçbir tepki göstermez.

İşadamları üzerinden Erdoğan'a tehdit - 2005

Terör örgütü Türkiye’de hemen her ilde iş dünyasına yönelik kurduğu 211 derneği kısa adı Tuskon olan ‘Türkiye İşadamları ve Sanayiciler Konfederasyonu’ adlı bir çatı teşkilat altına toplar. Daha sonra Brüksel, Moskova, Washington ve Pekin gibi başkentlerde de şubelerini açar. 17/25 Aralık darbe girişimin hemen ardından “Yakın gelecekte kimlerin inlerde yaşadığını, kimlerin saklanacak in arayacağını, kimlerin müsvedde, kimlerin asıl olduğunu herkes görecek” diyerek Erdoğan’ı tehdit eden, kapatılan Tuskon’un başkanı FETÖ’cü Rızanur Meral’in de bulunduğu 55’i firari 114 kişi hakkındaki terör ve darbe davası ise halen devam ediyor.

Teslim alamadığını öldürür - 05.02.2006

Santa Maria Katolik Kilisesi Rahibi Andrea Santoro, 5 Şubat 2006’da Trabzon’da öldürüldü. Zanlı olarak belirtilmiş olan ve hapiste yatan 16 yaşındaki Oğuzhan Akdin’in ileri derecede miyop olmasına rağmen 40 metreden 3 isabetli atış yapmış olmasının hiç sorgulanmadığı ortaya çıktı. Cinayet işlendiğinde Trabzon Emniyet Müdürü FETÖ’cü Ramazan Akyürek’dir. Akyürek, cinayete kurban giden Hrant Dink davası nedeniyle hâlen tutuklu. Bugün anlaşılıyor ki, rahip Andrea Santoro terör örgütüne biat etmemiş ve bunun bedelini canıyla ödemiştir.

Rahip Andrea Santoro.
Rahip Andrea Santoro.

Hrant'ı FETÖ öldürdü.
Hrant'ı FETÖ öldürdü.

Danıştay cinayeti - 17.05.2006

Alparslan Arslan, Danıştay 2.daire üyesi Mustafa Yücel Özbilgin'i öldürdü. Cinayetin FETÖ tarafından yargı operasyonları için yaptırıldığı artık biliniyor.

FETÖden masonlara operasyon

Devlet kurumlarından dindar çevrelere, Kemalistlerden LGBT’cilere, solculardan liberallere, medyadan iş dünyasına, askerden polise, siyasetten mason localarına dek her yere hâkim olmaya çalışan masonik terör örgütü FETÖ, mensubu olduğu mason localarına da operasyon çekmekteydi. Masonlara yönelik mesajlar ise genellikle FETÖ’nün haftalık haber dergisi Aksiyon eliyle veriliyordu. Masonlarla ilgili haberler genellikle firari Ahmet Dönmez imzasıyla çıkıyordu. Bir başka firari FETÖ’cü Faruk Mercan ise 03.04.2006 tarihli Aksiyon dergisinin 591. sayısında “Masonların iç savaşı” başlıklı, bir haber dergisi açısından son derece uzun sayılabilecek 10 sayfalık mesaj mahiyetli analiz yayınlamıştı.

Yazının konusu 2003-2005 yılları arasında Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locasının eski büyük üstadı ve daha sonra suçlamalardan berat eden Kaya Paşakay’a yönelik 7 milyon dolarlık yolsuzluk ithamıydı ve locadan yapılan ihraçlardı.

Locadan ihraç edilenler sıradan bir üye değil, bir önceki üstadı azamı olan Kaya Paşakay ile eski genel sekreter Koray Darga ve eski Hazine Emiri (sayman) Prof. Sait Sevgener’di. Mason Paşakay, Enver Paşa’nın amcası Halil Kut’un torunu bir diplomattı ve locanın tepesine tırmanmış bir kişiydi. Paşakay, 11 Ocak 2005 tarihinde mason arkadaşları Asım Akin, Harun Kuzgun ve Murat Çim ile beraber Çankaya Köşkü’nde Ahmet Necdet Sezer’i ziyaret etmişti. Sezer o heyete masonluğa çok olumlu baktığını ve masonik prensipler sebebiyle masonların çok özel bir konuma sahip olduklarını belirtmişti. Hatta Sezer, “Sizi ülkemizde Atatürkçülüğün, laikliğin koruyucusu ve teminatı olarak görüyorum ve bundan büyük mutluluk duyuyorum” demişti. Mason üstadının kızı Ahu, 1995 yılında güzellik yarışmasında 4. gelmiş, sonra intihar ettiği açıklanmıştı. Aralarında Paşakay’ın da olduğu üç genç kızın intiharında mason Adnan Oktar suç örgütünün sorumlu olduğu ortaya çıktı.

  • 2002’de ölen Ahu Paşakay’ın yanı sıra Nil Kalkavan (1998) ve Nuray Tınar (2000)’ın intiharlarına dair dosyalar bu kapsamda yeniden açıldı.

Kaya Paşakay’dan sonra o tarihte 14 bin üyesi olan Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locasının üstatlığına 2006’da Asım Akin getirilir. St. Joseph Lisesi kökenli ve Çapa Tıp Fakültesi Nükleer Tıp Anabilim dalında görev yapan Prof. Akin, selefi Paşakay’ı, locanın 7 milyon dolarını iç etmekle suçlayarak 17 Aralık 2005 tarihinde (17 Aralık tarihi de ilginç) masonluktan ihraç eder.

O günlerde Aytunç Altındal’ın Gerçek Hayat dergisine verdiği mülakatta “Bizim Masonlar üfürükten, dandik masonlar. Sadece emir kulları. Avrupa’dakiler, Amerika’dakiler ‘şöyle şöyle yapacaksınız’ diyor, bizimkiler de onu yapıyor. Türkiye’de ‘Kelebek Sevenler Derneği’ kursanız, orada bir suistimal olsa derhal Cumhuriyet Savcıları el koyar. Sokakta kestane satan adama ‘Gel buraya, sen vergini verdin mi’ diyor bu devlet. Burada bedeli 7 milyon dolar olduğu öne sürülen bir suiistimal var. Cumhuriyet Savcıları niye üstüne gitmiyor, belli değil…” diyerek eleştirdiği mesele hakkında geçtiğimiz haftalarda (Nisan 2020) vefat eden “Cumhuriyet Dönemi Masonlar” kitabının yazarı Orhan Koloğlu da bu meseledeki garipliği şu cümlelerle dile getiriyordu:

  • “Gayet açık söyleyeyim. Bu hâdisede tam bilmediğim bir şey var. Mason kurumları kendi iç yapılarındaki olayları, daima kendi içlerinde kapatmışlardır. Bu olayda şaşırtıcı olan husus bu. Bir büyük üstad diğer büyük üstadı hemen suçluyor. Bu masonluğun kendi yapısına uymuyor. Bu tür bir açığa çıkma olayının bir sebebi olması lazım. Bunun araştırılması gerekir. Çünkü Mason geleneklerinde sadece siyasi çekişmeler açığa çıkıyor. Siyasi değilse masonluğu damgalattırmamak için şimdiye kadar daima kendi içlerinde kapatırlardı. O zaman nedir bu açığa çıkmanın sebebi? Henüz bilmediğimi ben de itiraf edeyim.”

Gazetecilerin, Altındal’ın ve Koloğlu’nun da dediği gibi bu işte bir gariplik vardı. Ama neydi? Aslında mesele sonradan anlaşılmıştır ki, FETÖ’nün locaları da yönetme meselesinden başka bir şey değildir. Zira o tarihte süreci çok iyi takip eden gazeteciler, bunun baş terörist Gülen’in locaları da ele geçirmesine itiraz edenlere yönelik bir sindirme operasyonu olduğunu dile getiriyorlar.

FETÖ’cü Faruk Mercan ise o uzun makalesinde şunları yazar: “Dört ay öncesine kadar Türkiye’deki 14 bin masonun büyük üstadı olan Kaya Paşakay’ın 7 milyon dolarlık yolsuzluk iddiasıyla yeni büyük üstad tarafından ihraç edilmesi, Türk masonları arasında iç savaş başlattı. Dört ay öncesine kadar Türkiye’deki 14 bin masonun büyük üstadı olan Kaya Paşakay, “Neden ihraç edildiniz?” sorumuza işte bu cevabı veriyor. Oysa eski büyük üstad Paşakay’ı ihraç eden yeni büyük üstad Asım Akin’e göre sebep gayet basit: “Masonik ilkelere aykırı davranışları sebebiyle masonlukla ilişkisi kesildi.”

Masonlukta 32. dereceye kadar yükselen, İstanbul cemiyet hayatının renkli isimlerinden Doktor Seyfi Basa’nın tam dört yıl önce Aksiyon’a yaptığı açıklama ile izah etmek mümkündü. Türkiye’de masonluğun esaslarını iyi bilenlerden biri olduğunu özellikle vurgulayan Seyfi Basa, “Masonluk da bozuldu. Orada da insan ilişkileri bozuldu” demişti. Bu çerçevede dile getirilen en güçlü tez, Türk masonları arasında “ulusalcılar” ile “evrenselciler” çatışmasının yaşandığı.

Masonlar Türkiye’deki türban yasağı ile doğrudan ilgiliydi. Nitekim bir süre önce de Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK) Başkanı Erdoğan Teziç, “kutsal gerçek” deyimini kullanmıştı. Anayasa Mahkemesi başkanı seçilen Mustafa Bumin, yasaktan yana tavır alınca Teziç, “Başkan kutsal gerçeği dile getirdi” demişti ve “kutsal gerçek” masonik bir deyimdi.

Türban yasağı ile masonları ilişkilendiren bir diğer gelişme, Fransa’nın en büyük Mason topluluğu “Grand Orient de France’ın büyük üstadı Jean-Michel Quillardet’ın, geçtiğimiz yılın aralık ayında Milliyet’e yaptığı açıklamaydı. Paris’te düzenlenen “laiklik” konulu toplantıya Türkiye’den Mason Locası büyük üstadlarından Hüseyin Özgen’i konuşmacı olarak davet etmelerinin sebeplerini açıklayan Fransız mason üstadı şunları söylemekteydi: “Öncelikle Türkiye’de önemli bir laiklik geleneği var. Yine Türkiye’de önemli bir masonik gelenek var ki bu gelenek Cumhuriyet rejimi ve laik rejimin kuruluşunda önemli rol oynamıştır. Ayrıca bu yıl Fransa’da Türkiye’nin AB üyeliği çok tartışıldı. Biz de Masonlar aracılığıyla Türkiye’nin kendisini bu konuda anlatabileceğini düşündük.” Fransız mason üstadına göre, Türkiye’de laikliğin tehdit altında olması durumunda, laikler ve demokratlar harekete geçecekti. Haberdeki dikkat çekici bir diğer vurgu, “Fransız masonlar, başörtüsü yasağının sadece ortaöğrenim kurumlarında değil, üniversite ve özel okullarda da uygulanmasını istiyor” denilmesiydi.

İstanbul’daki ofisinde karşı karşıya oturduğumuzda, “Sizinle şu anda yetkili bir mason olarak değil, çok çok yetkili bir mason olarak konuşuyorum” diye söze başlayan mason üstadının, medyayı kastederek, “İçinizde tahmin edemeyeceğiniz kadar sayıda mason var” sözleriyle kastettiği kişilerden biri de Nail Güreli’ydi…”

FETÖ’cü Aksoy’un yazısı dikkatle okunduğunda tüm mesajın mason localarına yönelik olduğu görülüyor. Özetle FETÖ, mason localarına diyor ki, “Sizin ve üyelerin her şeyini biliyoruz. Boyun eğmediğiniz zaman icabına bakarız.” Ancak FETÖ’nün 15 Temmuz hezimetine en çok üzülenler masonlar oldu. Çünkü FETÖ, masonların İslam’a karşı can ve dâvâ kardeşiydi.

Ergenekon ile AK Parti ve Türkiye'ye kıskaç - 18.12.2002

Ergenekon meselesi daha sonra ‘Ergenekon davalarına’ dönüşecek olan, 2000’li yıllarda Türkiye’de faaliyet gösterdiği ileri sürülen gizli bir yapılanmadır. Hemen herkes sürecin 12 Haziran 2007’de Ümraniye’de bir gecekonduda 27 el bombası bulunması sonucunda başladığını zannetmektedir. Oysa süreç, Strateji dergisinde haber koordinatörlüğü yapan Tuncay Güney’in 2001’deki gözaltına alınması ile başlar. Güney, 1 Mart 2001’de otomobil kaçakçılığı iddiasıyla bir operasyonda Strateji dergisi genel yayın yönetmeni Ümit Oğuztan ve eniştesi Âdem Taşdemir ile beraber Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü tarafından gözaltına alınır.

Soruşturma kapsamında gözaltına alınan Ümit Oğuztan ile Güney’in ortak işyerlerinde yapılan aramada, Ergenekon örgütü ile ilgili olduğu iddia edilen 6 çuval doküman bulunur. İddiaya göre, 6 çuvallık arşivde, Ergenekon Analiz Yeni Yapılanma Yönetim ve Geliştirme Projesi, Lobi, Devletin Yeniden Yapılanması gibi dokümanlar vardır. Bu hadisenin en ilginç yanı ise Tuncay Güney’in terör örgütünün STV’sinde çalışmış bir kişi olmasıdır. Güney sadece sıradan bir çalışan değil, bizzat yapının pek çok işine karışmış bir kişiliktir. Gerekçeye göre Ergenekon örgütü; asker, polis, gazeteci, akademisyen üyeleri olduğu iddia edilen bir “derin devlet” örgütlenmesidir.

2003- 2004 yıllarında AK Parti hükûmetini devirmeye yönelik darbe planları, 2006’da bir yüksek yargıcın öldürüldüğü Danıştay saldırısı, 2007’de Malatya’da üç Hıristiyan’ın öldürüldüğü Zirve Yayınevi katliamı ile 2008-2009 yıllarında gerçekleştirileceği öne sürülen suikast planı iddiaları yer almaktadır. Evet, belgeler bir yana söz konusu hâdiselerin hepsi doğrudur. Ancak suçların bir bölümü bizzat FETÖ tarafından işlenmiştir. Diğerleri ise elbette suçlanan bazı kimselere ait fiillerdir. Oysa bu süreç FETÖ’nün hem hasımlarını tasfiye, hem de AK Parti’yi kontrol altına alma operasyonundan başka bir şey değildir. Zira AK Parti’nin iktidara gelişinin daha 30. gününde Necip Haplemitoğlu bizzat FETÖ tarafından katledilecektir. Ayrıca Aselsan cinayetleri ile Danıştay saldırısı, bizzat FETÖ tarafından icra edilmiştir. Ardından Cumhurbaşkanlığı seçimi krizi ile AK Parti’yi köşeye sıkıştırmak amacıyla açılan kapatma davası tezgâhlanacaktır.

30 Kasım 2007 tarihinde ise nükleer fizikçi Prof. Dr. Engin Arık’ın da ölümüne neden olan Isparta uçak sabotajı gelir. Müteakiben de Muhsin Yazıcıoğlu suikastı... Bildik isimsiz ihbar mektupları ile yerleri arayanlarca da bilinen silah ve mühimmat bulma operasyonları birbirini izler. Bu çerçevede Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz ve Eldiven kod adlı darbe planlarından söz edilir. Yüzlerce kişi tutuklanır, kimi hapishanelerde son nefesini verir. Dosyanın kapsamını genişletmek için Hrant Dink suikastı türü cinayetler işlenir. Güç ellerinde iken ordudan ve diğer kurumlardan FETÖ’cüleri tasfiye etmeyen askerî bürokratlar, sanki FETÖ’cülere orduya kendileri değil de AK Parti almış gibi başlarına gelenlerden iktidarı sorumlu tutma aymazlığından hiç vazgeçmezler. Bazıları gerçek olmakla birlikte, çerçöpten sahte delile dek uzanan Ergenekon iddianamesi ve 15 Temmuz sonrası gelen kararlarla bu dosyalar kapatılır.

Ergenekon operasyonları bir koltuk mücadelesi - 17.05.2006

Ergenekon süreci Alpaslan Aslan’a Danıştay’da işletilen cinayet ile başlar. Ardından 20 Mayıs 2006’da Muzaffer Tekin, Danıştay saldırısı ile ilgili olarak tutuklanır. Sonrası herkesin mâlûmudur. Davalar, manşetler, tutuklamalar, arazi, nehir ve göllerden, mahzenlerden bilgi, belge, silah ve diğer mühimmatların elleriyle koymuş gibi (ki elleriyle koymuşlardı veya konulduğunu bizzat gözetlemekteydiler) toplanması süreci gelir. Ardından Türkiye’yi sarsacak tutuklamalar bir birini izleyecektir. Bu, bir yandan AK Parti’ye gözdağı, diğer yandan devlet içine çöreklenmiş FETÖ’nün rakibi durumundaki diğer sinsi yapıları tasfiye ederek, oralara FETÖ’cüleri yerleştirmektir.

Her ne kadar 15 Temmuz sonrasında Ergenekon davaları, hukuka aykırı delil gibi nedenlerle kapatılsa veya beraat ile neticelense de, aslında bu iki sinsi grup arasında devleti ele geçirme savaşından ibaretti. Davaların düşmesi, birtakım yapıların darbe planları yaptığı gerçeğinin üstünü örtmez.

Aslında her iki taraf da aynı yapıya hizmet eden kollardır. Biri sağ, diğeri sol el gibi.

Geçmişte FETÖ’ye rakiplerin, 15 Temmuz sonrasında bazı muhalefet partilerinde toplanıp FETÖ’yü koruması bu gerçeğin en güçlü delilidir. Kaldı ki, bunun için bir delile de ihtiyaç yoktur. Türkiye’nin siyaset tarihini bilen herkes zaten durumu bilir.

Bu süreçte zarar gören yine millet, yine devlet ve biraz da hükümet olmuştur. Zamanın ruhu denilen şey, bazı şeylerin o anda görülmesini hep engelliyor. Bu da ayrı bir handikap. Ancak Ergenekon dosyalarına dâhil edilen bazı kişilerin Ergenekoncularla bir ilişkisinin olmadığı da açıktır.

Tabanı rüya ile hipnoz - 01.06.2006

Gülen’in örgütteki bağlılarını hipnoz etmek için pek çok plana müracaat ettiği bilinir. Yalan rüyalar da bunlardan biridir. Sürekli olarak Peygamberimizi rüyasında gördüğü yalanını söyleyen terörist başı Gülen, 2006’da neşrettiği “Ey Nebi” isimli kitabında kendi kendini yalanlar. Bu şiirinde geçmişte sık sık gördüğünü iddia ettiği Hz Peygamber (a.s.v.)’ın aslında rüyasına hiç gelmediğini itiraf eder.

Aselsan mühendislerini katlederek Türkiye'ye pranga - 04.08.2006

4 Ağustos 2006’da Hüseyin Başbilen, millî tank projesine ilişkin yapacağı sunumdan bir gün önce aracında boğazı ve bileği kesilmiş halde bulundu. Başbilen’le başlayan Aselsan cinayetleri FETÖ’nün devletin kritik yerlerinde tasfiyesine kadar devam etti. F-16 savaş uçaklarının modernizasyonu üzerine çalışan Halim Ünsem Ünal, 17 Ocak 2007’de kafasına isabet eden tek kurşunla; Mikrodalga ve Sistem Teknolojileri bölümünde görevli Evrim Yançeken ise 26 Ocak 2007’de oturduğu binanın altıncı katından atılarak öldürüldü.

Aselsan şehitlerimiz.
Aselsan şehitlerimiz.

Kurumun en başarılı yazılım mühendislerinden Burhanettin Volkan, 7 Ekim 2007’de askerliğini yaptığı sırada katledildi. Leopar tanklarının yazılımını yapan ekipten Zafer Oluk, 10 Mayıs 2008’de askerliğini yaparken bedenine verilen elektrikle infaz edildi. Mikroelektronik güdüm ve elektro-optik grubu proje ekibinden Hakan Öksüz, 25 Ocak 2012’de sözde trafik kazasında can verdi. Manyetik alanlarla ilgili projeler geliştiren Erdem Uğur, 16 Ocak 2015’de evinde gizli açılan gazla zehirlenerek öldürüldü. Son olaraksa yerli savunma sistemleri üzerine çalışan Kerem Parıldar, 21 Kasım 2017’debir binanın 14. katından aşağı atılarak infaz edildi. Aselsan FETÖ’den temizlendikten sonra cinayetler de son buldu.

Sebahattin Zaim'in ölümü - 10.12.2007

Bugün adına bir üniversite olan Prof. Dr. Sabahattin Zaim hoca, ‘iktisadın aksakallısı’ olarak tanınan bir zattı. 1926 yılında Makedonya’nın İştip Kasabası’nda dünyaya gelmişti. REFAHYOL hükümeti zamanında YÖK üyeliğine getirilmişti. 2003 yılında Uluslararası Saraybosna Üniversitesi’nin kurucu rektörlüğü görevini yürüttü. Geniş bir kesim tarafından sevilen, hürmet gösterilen, güleç yüzlü, halim-selim itibarlı bir hocaydı. Hatıratında Mooncular başta olmak üzere bazı kimseleri ifşa etmişti. Rahmetli hoca, FETÖ’cülerin Maltepe’deki Özel Sema Hastanesi’nde vefat etti. Elbette öldürüldüğüne dair elde bir emare yok. Ancak FETÖ hastanesinde ölen her seçkin kimse gibi Zaim hoca da öldürülmüş olma ihtimalini taşıyor.

Sebahattin Zaim.
Sebahattin Zaim.

Nükleer fizikçiler cinayeti - 30.12.2007

30 Kasım 2007 tarihinde Isparta’da nükleer fizikçi Prof. Dr. Engin Arık’ın da ölümüne neden olan uçak ‘kazası’ yaşanmıştı. Engin Arık’ın eşi Prof. Dr. Metin Arık durumu şu cümlelerle özetleyecekti: “Bana göre Engin ve bilim insanları en az dikkat çekecek şekilde ölüme gönderildi.” Şüphesiz bu da bir FETÖ katliamıydı.

FETÖ’nün Isparta yapılanmasıyla ilgili hazırlanan iddianamede ilginç detaylar yer aldı. FETÖ’cü Muammer Görgeç’in cep telefonundaki yaklaşık beş dakika süren ses kaydına göre, Görgeç ile kimlikleri tespit edilemeyen iki kişinin Isparta’daki uçak kazasıyla ilgili konuştuğu ve “Uçağı İsrailliler düşürdü. Ölen akademisyenler toryum üzerinde çalışıyordu. Çalışmalarda görev alan bir akademisyen uçakta yoktu. O akademisyeni bulup toryum bölgelerini tespit edelim” dediği tespit edildi.

Söz konusu sabotajda toryum elementinden nükleer enerji elde etme bilgisine ulaşan Prof. Dr. Engin Arık vardı. Arık’ın Boğaziçi Üniversitesi Fizik Bölümü’nde öğretim görevlisi olarak çalışan eşi Prof. Dr. Metin Arık, “WikiLeaks belgeleri yayımlanmaya başlayınca, sabotaj olduğuna kanaat getirdim. Wikileaks belgelerinde, kazanın yaşandığı günün akşamı, dönemin Sivil Havacılık Genel Müdürü Ali Arıduru’nun, Amerika Büyükelçisi’ni telefonla arayıp ABD ile olan işbirliğinin gizli tutulmasını istediği öne sürüldü. Mahkeme tutanaklarına giren bu iddiaya göre, Ali Arıduru, ABD Büyükelçisi’nden, ABD’li uzmanların soruşturmaya yardım ettiğinin açıklamamasını istiyor” ifadelerini kullandı.

Prof. Dr. Engin Arık’ın, Türkiye’nin toryum yataklarını bildiği için değil, toryumdan nükleer enerji elde etme bilgisine ulaştığı için kurban seçildiğini dile getiren Prof. Dr. Metin Arık, şüphe ve görüşlerini şöyle dile getiriyor:

  • “Rahmetli Engin, toryumdan nükleer enerji üretimine kafayı takmış durumdaydı. ABD ve İsrail, Türkiye’nin nükleer güç olmasını istemedi. Toryumun yüksek enerji hızlandırıcısı ile uranyum 233’e dönüştürülmesi üzerinde çalışıyordu. Türk Hızlandırıcı Merkezi Projesi 2006 yılında bunun üzerine hayata geçmişti. Toryumu yakmak için proton hızlandırıcı gerekir. Eşim, proton hızlandırıcının yapılmasına öncülük edecek bilgiye sahipti. Projenin durdurulmasını isteyen bir el harekete geçti. Uluslararası Danışma Kurulu’nda yer alan bazı Türkler proton hızlandırıcı projesine karşı geldiğinden söz konusu proje kadük kaldı. Uluslararası Danışma Komitesi’nde, ABD’de görev yapanlar, isimler varsa görev yerleri, bağlantıları araştırılmalı. Proton hızlandırıcısından vazgeçtiğinizde toryumdan nükleer reaktör yapmaktan vazgeçmişsiniz demektir. Bana göre Engin ve bilim insanları en az dikkat çekecek şekilde ölüme gönderildi. Düşmeye hazır, arızalı bir uçakla sabotaj gerçekleştirildi. Sözlerim komplo gelebilir ancak karanlık noktalar aydınlatılmadıkça şüpheler devam edecek. Bugün Türkiye’deki pek çok nadir metalleri ayrıştıran işletmelerin bir köşesinde birikmiş toryum bulabilirsiniz. Piyasada toryum bulmak zahmetli bir iş değil. Toryumu, nükleer reaktör için kullanmanıza izin vermezler. Teknoloji olmadan toryumun hiçbir anlamı yok. Kritik olan bu elementi, Uranyum 233 haline dönüştürmeniz. Engin, bunun nasıl yapılacağını, yani sırrı bilen tek Türk vatandaşıydı.”

Düşen uçakta can veren Araştırma Görevlisi Özgen Berkol Doğan’ın avukatı Şehnaz Yüzer ise Isparta uçak kazası davasının 30 Kasım 2019’da zaman aşımına uğrayacağına dikkat çekerken, şunları söyledi: “Yargılama, 6 Ocak 2015 tarihinde Isparta 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde karara bağlandı. Dava dosyası temyiz talepleri üzerine Yargıtay’a gitti. İlgili dairenin verdiği karara Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın itirazı üzerine dosya bu kez 31 Mayıs 2016’da Yargıtay Ceza Genel Kurulu’na gitti. Genel Kurul bir kısım sanık için onama, bir kısmı için bozma kararı verdi. Ancak eylem tarihinden itibaren suçlarda zaman aşımı toplam 12 yıldır. Bu nedenle dava dosyası 30 Kasım’da zaman aşımına uğrayacak.”

Hrant Dink cinayeti - 19.01.2007

Agos gazetesi genel yayın yönetmeni-gazeteci Hrant Dink, İstanbul’da katledildi. Bugün cinayetin FETÖ tarafından işlendiği artık kesin olarak biliniyor. Pek çok FETÖ’cü bu cinayet nedeniyle tutuklu. Hrant Dink’in FETÖ tarafından katledilmiş olmasına rağmen bazı Ermenilerin ve özellikle de Ermenistan’ın FETÖ’ye verdiği destek kirli işbirliğine işaret etmez mi? Hrant’ın yerine genel yayın yönetmeni olan Ermeni gazetecinin aynı zamanda FETÖ’nün yayın organlarında yazdığını akılda tutmakta fayda var. Gülen’in babadan Ermeni olması, bazı Ermeniler tarafından korunması ve 7 Mart 2020’de FETÖ’cülerin 1915 hadiselerinde Osmanlı’nın Ermeni soykırımı yaptığı şeklindeki siyasi ve ahlaksız iftirayı desteklemeleri... Gülen’in 1965’de Türkiye Ermenileri Patriği Şinork Kalusyan’a yazdığı mektupta, 1915 hâdiselerini Ermenilere yönelik “büyük soykırım” olarak nitelemesi de dikkate alındığında olup biten hiçbir şey ne yazık ki sürpriz veya tesadüf değil. Her şey karanlık mahfillerde tezgahlanıp FETÖ tarafından icra edilen şeytanî hamlelerden ibaret.

Katliamın zirvesi - 18.04.2007

Terör örgütünün kuruluşundan 15 Temmuz 2016’ya dek uzanan süreçte işlediği cinayetleri listelemek ne yazık ki kolay değil. Bu cinayetlerin çoğu hâlâ fâili meçhul olarak karşımızda duruyor. Bunlardan biri de Malatya’da İncil satan Zirve Yayınevinde biri Alman, ikisi Türk vatandaşı üç Hristiyanın öldürülmesidir. ‘Zirve Yayınevi katliamı’ olarak kayıtlara geçen hâdise, FETÖ’cü olduğu anlaşılan savcılar tarafından karartıldı. FETÖ’nün kapatılan yayın organlarından Zaman gazetesi “Ergenekon Zirve’ye uzandı” şeklinde manşetten yayınladı. FETÖ’cü yayın organları başka mecralara dikkat çekmek suretiyle algı operasyonlarına başvurdu. Bu cinayetin de FETÖ işi olduğu kaydediliyor.

Katliamın zirvesi.
Katliamın zirvesi.

Cumhurbaşkanı seçimi - 25.04.2007

Tayyip Erdoğan’ın sistemle imtihanı 1994’de İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçilmesi ile başlamıştı. Erdoğan’ı Siirt mitinginde şiir okuduğu gerekçesiyle belediye başkanlığından alıp hapse atan rejim, bu kez de 9 Mart 2003’de Başbakanlık makamına oturmasıyla harekete geçti. Apoletli ve sivil direniş, Erbakan hocaya yaptıklarının aynısını denedi. Ama bu kez başarılı olamadı. Tayyip Erdoğan’ın başında, tek işi önüne gelen her şeyi veto etmek olan Ahmet Necdet Sezer vardır ve görev süresi dolmak üzeredir. TBMM yeni bir cumhurbaşkanı ve Kemalistlerin en büyük korkusu Erdoğan’ın aday olmasıdır. Erdoğan ise zamanın henüz gelmediğinin farkındadır. İstişareler sürerken kendini iktidarın patronu sanan terör örgütü FETÖ de kendi istediği kişinin makama seçilmesi için çabalar. Erdoğan istemeyerek de olsa bir tercihte bulunur ve Abdullah Gül’ü aday gösterir.

25 Nisan 2003’de yapılan seçimde 276 salt çoğunluk yeterli olmasına rağmen Yargıtay eski Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, salt çoğunluğun 367 olduğu fitnesini ortaya atınca seçim engellenir. CHP’nin Kanadoğlu’nun oyununa destek çıkmasıyla birlikte Erdoğan yeni bir hamleye hazırlanırken, bu kez 27 Nisan gecesi asker, tarihe “27 Nisan e-muhtırası” olarak geçen bildiriyi yayınlar. AK Parti, tarihte pek görülmemiş bir şekilde NATO’nun kuklası durumundaki muhtıracı askerleri püskürtür. Postalları yalamasıyla şöhret yapan CHP, 27 Nisan’daki oylamanın geçersiz olduğu iddiasıyla askere destek vererek Anaya Mahkemesine gider. CHP’nin müracaatını hızla karara bağlayan Anayasa Mahkemesi de rezaletler korosuna katılır. 22 Temmuz 2007’degenel seçim yapılır. MHP’nin de TBMM’ye girmesi ve yeni oylamada oylamalara katılmasıyla 367 rezaleti aşılır ve Gül Cumhurbaşkanı seçilir.

Sabih Kanadoğlu.
Sabih Kanadoğlu.

Terör örgütü FETÖ, AK Parti’deki sinsi adamını aday yaptıramayınca, Kemalistlerle ortak iş tutarak seçim sürecini sabote eder. Bir diğer gelişme ise Seçimlerden önce Erdoğan’ın, dönemin Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’e dershane meselesini çözmesi talimatını vermiş olmasıdır. Durumdan tedirgin olan FETÖ, AK Parti’nin köşeye sıkıştırılması sürecine daha sıkı sarılır.

Şeytanî sırra vakıfsan ölümü bekle -24.07.2007

Alarko’nun patronu Yahudi İşadamı Üzeyir Garih ile Vatikan’ın eski Türkiye Temsilcisi George Marovitch, Papa 2. Jean Paul ile terörist Gülen buluşmasının mimarlarındandır. Önce Üzeyir Garih ortadan kaldırılır. Her cinayette olduğu üzere dosya FETÖ marifetiyle kapatılır.

Marovitch ise 2007’de Roma’da tren istasyonunda beklerken bir kişi tarafından raylara itilir. Yaklaşan tren son anda dursa da, Marovitch’in kaburgaları kırılmış, iç organları hasar görmüştür. Tedavisinin ardından Türkiye’ye dönen Marovitch başından geçenleri şöyle anlatır: “Peronda beklerken kalabalık arasında kaldım. Tren geliyordu. Aramızda sadece iki metre kalmıştı. O anda biri ya da birileri beni itti ve raylara düştüm. Hareket halindeki trenle peron arasında sıkıştım. O an içimden ‘Her şey bitti’ dedim. Tren son saniyede, başımın hemen yanında durabildi. Yoksa facia olacaktı. Kaburgalarım kırıldı, başım delindi. Korkunçtu. İtalyan makamlar hakkımda hukuk mücadelesi başlattı. Ancak Katolik sözcü, kısa bir süre sonra dosyanın garip bir şekilde kapatıldığını öğrendi. Termini tren istasyonundaki kamera kayıtları esrarengiz bir şekilde ortadan kayboldu.”

Gülen, Papa 2. Jean Paul, George Marovitch.
Gülen, Papa 2. Jean Paul, George Marovitch.

Gülen ile dostluğuna vurgu yapan Marovich, ‘Gülen zamanında başlayan diyaloğumuz bugünlere geldi. Gülencilere şükran borçluyum” dedi. Bu borç korkudan mı kaynaklanıyordu, yoksa samimi bir hissiyat mıydı bilinmez ama artık Marovich yok. Zira öldü. Bildiğimiz şey, sırra vakıf olanların günün birinde hatırat yazma veya konuşma ihtimallerine karşı infaz edildikleri. Bu durum, karanlık örgütlerin bildik hikayelerinden başka bir şey değil. Yarın bağlı olduğu bir yapı da terörist başı Gülen veya ileri gelenlerinin tümünün başına sıkarsa kimse şaşırmamalı.

AK Parti kapama davası - 14.03.2008

AK Parti’nin cumhurbaşkanı seçmesini engelleyemeyen mason, Kemalist, FETÖ’cü, NATO’cu kesimler yeniden harekete geçerek, Refah Partisi’ne kurdukları kumpasın aynını denediler. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya gazete kupürlerinden oluşmuş, ipe sapa gelmez gerekçelerle 14 Mart 2008’de Adalet ve Kalkınma Partisi’ne yönelik kapatma davası açar. Kumpasın ortaklarından Anayasa Mahkemesi, 31 Mart 2008 tarihinde sözde iddianameyi kabul eder. İddianamede AK Parti’nin kapatılması; yanı sıra Başbakan Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere, 71 kişinin 5 yıl süre ile siyasetten uzaklaştırılması istenir. Anayasa Mahkemesi’nde iddianamenin kabulüne yönelik oylamada 11 üyeden 7’sinin kabul, 4’ünün ise ret oyu vermesi işin rengini iyice belli eder. Bu oylama FETÖ için büyük oyunun habercisidir.

FETÖ, AK Parti’yi ne kadar sıkıştırırsa o kadar taviz koparabilirdi, tüm hesaplarını bunun üzerine kurmuştu. FETÖ’nün müttefiklerinin derdi ise Erdoğan’dan kurtulmaktı. Hedef aynıydı, o halde işbirliği yapmakta bir beis olamazdı. Tam kapatma davası incelemelerinin sürdüğü günlerde, yani 13 Mayıs 2008’de eşiyle Kavaklıdere Tenis Klübü’ne yemeğe giderken aracının takip edildiğinden ve dinlenildiğinden şüphelenen dönemin Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Osman Paksüt; dinlenmediğine ve takip edilmediğine ikna edilir ve ‘şikâyetçi’ olmaktan vazgeçer. Paksüt ailesine yönelik kumpas da bir FETÖ işidir. Kulağı çekilmiş ve neticede ikna edilmiştir.

Daha sonra FETÖ ile irtibatlı olduğu ortaya çıkan ve bazıları FETÖ üniversitelerinde dekanlık görevine getirilen üyeler, AK Parti’nin temelli kapatılmasına ret oyu verseler de, sanki AK Parti suç işlemiş gibi hazine yardımının kesilmesine karar verirler. 30 Temmuz 2008’deki oylamada mahkeme balıksırtı bir sonuçla kapatılmama kararı verirken, hazine yardımının yüzde 50’ye indirilmesi kabul edilir. Meseleye dair ilişki ağlarına bakıldığında, karanlık yapıların Türkiye taşeronu FETÖ’nün kapatma davasının tam merkezinde yer aldığı görülür.

CIA kanatları altında Yeşil Kart - 10.10.2008

Terörist mason, kukla ajan Gülen, 30 Mart 2011’de resmi ikametgâhını Saylandrsburd, PA, ABD şeklinde Amerikan makamlarına tescil ettirir. Öte yandan ABD, Gülen’in yakın dostu CIA görevlisi Graham Fuller’in referansı ile F. Gülen’e ABD’de dilediği kadar kalma imkânı sağlayan “Yeşil Kartı” takdim eder. 15 Temmuz 2016’da Büyükada’da buluşan ekipte yer alan ve o gece CIA’ın Yunanistan’a kaçırdığı kişilerden biri de aynı Graham Fuller’dir.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yakalama kararı çıkartılan Graham E. Fuller’e “Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk amacıyla temin etme, Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme” suçlamaları yöneltilir. Yakalama kararında “Daha önce hakkında yakalama kararı verilen eski CIA uzmanı Henri Jak Barkey ve darbe teşebbüsünde rol alan diğer kişilerle Graham E. Fuller’in irtibatının ve atılan suçları işlediğine yönelik bulguların tespit edildiği” ifadeleri yer alır.

CIA görevlisi Graham Fuller.
CIA görevlisi Graham Fuller.

Bu kapsamda İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosunca, FETÖ’nün 15 Temmuz işgal girişimine ilişkin yürütülen soruşturmada, şüpheli Henri Barkey ile 17 kişinin 15 Temmuz 2016 akşamı kaldığı Büyükadada’ki otelin görevlisi A.U’nun şahitliği büyük önem arzediyor.

Darbe girişimi akşamı Barkey’in çok stresli olduğunu, sanki bir şeyler olacakmış gibi hareket ettiğini anlatan tanık A.U şunları söyledi: “15 Temmuz 2016 akşamı saatini tam olarak hatırlamadığım bir zamanda Barkey arkasını dönerek bara yöneldi. Yaklaşık bir dakika sonra yanıma gelerek ‘CNN’den, Amerika’dan beni arayacaklar, onlarla bağlantı kuracağım, sessiz bir yer var mı? Beni arıyorlar fakat ulaşamadıklarını söylüyorlar.’ dedi.”

17 kişinin masasındaki “Pensilvanya” yazılı zille ilgili ise otel çalışanı şunları aktarıyor: “Bu bahsedilen 17 kişilik grup otelden ayrıldıktan sonra resepsiyonda olduğum sırada masanın üzerinde yan taraftaki zili fark ettim. Zili elime alıp baktığında “Pensilvanya” yazısını görünce çok şaşırdım.”

İlhan Cihaner üzerinden İsmailağa Cemaati'ne operasyon - 16.02.2009

FETÖ, daha önce rakip olarak gördüğü İsmailağa Cemaati’nin önemli isimlerinden Hızır ve Bayram Ali Hoca Efendileri suikastla katletmiş ancak bu cinayetler cemaati durdurmaya yetmemişti. Bu kez İsmailağa Cemaati’ne yönelik aralarında eski milletvekilleri ile çok sayıda işadamının da yer aldığı yeni bir operasyon başlatılır. Süreç içerisinde operasyona Albayrak Holding’in Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Albayrak da dâhil edilir.

FETÖ’cüler İsmailağa mensuplarına yönelik 2006 yılında savcılıklara uydurma delillerle ihbarlarda bulunmaya başlar. Bu sahte delillerden hareketle mahkeme kararı olmaksızın dinlemeler başlatılır. Kapsam genişletilerek 300’e yakın kişiye ulaşır. Erzurum özel yetkili savcılığınca yürütülmesi gereken soruşturma, Erzincan Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılır. Cihaner, soruşturmayı daha da genişleterek FETÖ’cüleri de dâhil eder. Erzincan Cumhuriyet Başsavcı Kemalist İlhan Cihaner ile FETÖ’cüler arasında gerilim büyür.

Erzincan Cumhuriyet Başsavcı Kemalist İlhan Cihaner ile FETÖ’cüler arasında gerilim büyür.
Erzincan Cumhuriyet Başsavcı Kemalist İlhan Cihaner ile FETÖ’cüler arasında gerilim büyür.

Cihaner hakkında suçlamalar başlar. Adalet Bakanlığı’nda İsmailağa cemaatiyle ilgili Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner’in soruşturmayı gizlediği iddiasıyla soruşturma başlatılır. Ardından Başsavcı Cihaner, Tunceli Ağır Ceza Mahkemesi’nde ‘görevi kötüye kullanma’, ‘resmi belgede sahtecilik’, ‘suça azmettirme’, ‘imar kirliliğine neden olmak’ suçlamalarıyla 26 yıl hapis istemiyle dava açılır. Cihaner, ‘Ak Parti ve Gülen’i bitirme’, ‘İrtica ile mücadele eylem planı’, ‘Darbe planının Erzincan’da yürürlüğe konulduğu’ gibi iddialarla suçlanır. Daha sonra soruşturma dosyası görevsizlik kararı ile Erzurum Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığı’na gönderilir. Özel Yetkili Savcı Osman Şanal, Cihaner’i ‘Ergenekon üyesi olmak, görevi kötüye kullanmak, tehdit ve iftira’ gibi suçlarla ilzam ederek gözaltına alınmasını sağlar. Bir Cumhuriyet Başsavcısı, evi ile adliyedeki makamında arama yapmak gibi Türkiye’de bir ilke imza atarlar. Ardından görevdeki bir başsavcıyı gözaltına alarak Erzurum’a götürürler. Bahane hazırdır. Ergenekon süreci devam ediyordur.

Oynanan oyunu 20 Temmuz 2009’daki Yeni Şafak “Darbe Andıcı’nın işaret fişeği Erzincan’da” manşetiyle ifşa eder. “Albay Dursun Çiçek imzalı ‘Darbe Andıcı’nın Erzincan’da uygulamaya konulduğu ortaya çıktı. Jandarma ekiplerinin görev alanı dışında olmasına rağmen şehir merkezinde 17 vakıf, işyeri ve eve yaptığı operasyonda gözaltına alınanların baskıyla bazı politikacılar ve bir gazete sahibi hakkında asılsız suçlamalarda bulunmaları sağlandı” şeklinde devam eden haber sonrasında dosya çöker.

Aslında kendini devlet yerine koyan haydut FETÖ’cüler bütün oyunu ta baştan kurgulamıştır. Asıl operasyon İsmailağa Cemaatine yapılacaktır. Yani İsmailağa cemaatini “terör örgütü” gibi gösterip bitirilmek istenir. Bunun yanı sıra pek çok işadamı da bu kapsamda tasfiye edilecektir.

2015’de CHP’den milletvekili seçilecek olan Cihaner’i gözaltına alan Osman Şanal, 15 Temmuz sonrasında Düzce Savcısı olarak görev yaparken FETÖ ile irtibatı olduğu için meslekten ihraç edilir. Ankara Cumhuriyet Savcısı Murat Özcan’ın hazırladığı iddianamede, “Şüphelinin (Şanal’ın) kullanıcı adını oğlunun isminden oluşturması, ele geçen cep telefonuna ait IMEI numarası ile ByLock kaydı çıkan cihazın IMEI numarasının aynı olması nedenlerinden dolayı, şüphelinin ByLock programını örgütsel bir araç olarak örgütün talimatı ile kullandığı görülmektedir” der. İddianamede eski savcı Metin Özyurt’un şüpheli olarak verdiği ifade, Cihaner’in gözaltına alınması hâdisesi ile 17/25 Aralık sürecine örgüt lideri Gülen’in bizzat müdahil olduğunu itiraf eder. İlhan Cihaner’in gözaltına alınmasına ilişkin “Aranızda onu alacak babayiğit yok mu” ibaresini bizzat FETÖ elebaşı Gülen’in kullandığı, Şanal’ın da özellikle seçildiği ortaya çıkar.

Behçet Oktay cinayeti - 25.02.2009

Özel Harekât Daire Başkanı Behçet Oktay, Ankara Dikmen’de ölü bulunur. Daha sonra FETÖ’den tutuklanacak olan savcılar yaptıkları incelemede Oktay’ın “intihar ettiğini” yazarak soruşturmayı kapatırlar. Daha sonra ortaya çıkan deliller, Oktay’ın FETÖ tarafından infaz edildiğini ortaya koyar. Şu an Behçet Oktay dosyasına imza atanların tamamına yakını FETÖ üyesi olmaktan tutuklu, ihraç ya da firari.

Behçet Oktay.
Behçet Oktay.

Yiğidi avladılar - 25.03.2009

Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu da terör örgütü FETÖ’ye boyun eğmeyenlerden biriydi. “Bu arkadaşın başına birçok şey gelmiş. Bakmak lazım neden? Aldanırsanız, bir Perşembe akşamı ölümünü duyarlar, bir Cuma cenazenize ulaşırlar” diyen terörist Gülen’in dediği oldu.

“Devletin kurumlarının içine çete girmişse anasını bellerim. Var mı öyle yağma, devletin verdiği yetkiyi kullanacak. İmkânları kullanacak ondan sonra millete kabadayılık yapacaksınız” cümleleriyle dünyanın en azılı kâtillerinden Gülen’e kafa tutan BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu, 25 Mart 2009 tarihinde sözde helikopter kazasında Kahramanmaraş’ta katledildi. Düştüğü nokta bilindiği halde ekipler hep başka noktalara yönlendirildi. Bu sürede hem yaralıları infaza, hem de helikopterin düşmesini sağlayan cihazları sökmeye giden iki FETÖ’cü, 15 Temmuz gecesi bu kez Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı hedef alacaktı.

Muhsin Yazıcıoğlu.
Muhsin Yazıcıoğlu.

FETÖ’nün Elazığ avukatlar sorumlusu Abdullah Önder, Kahramanmaraş Cumhuriyet Savcılığı’na verdiği ifadesinde şunları söylemektedir:

  • “2014 yılı başında dershanelerin kapatılması sürecinde Elazığ il yapılanması mensupları olarak İzmir’e gittik. Yamanlar Koleji’ni ziyaret ettik. Okulun 5’inci katında bir F-16 maketi vardı. Orada verilen brifingde bu F-16’nın Yazıcıoğlu’nun helikopterinin üzerinden geçen F-16’nın maketi olduğu söylendi. O tarihte F-16’yı kullanan pilotun bizden biri olduğu da söylendi. Benim tecrübelerime göre bu hadise tamamen FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün işidir. Bugüne kadar kimseye güvenemediğim için anlatmadım. Dosyanın yeniden açıldığını medyadan öğrenince bizzat gelip ifade verdim. ByLock yazışmaları ve HTS kayıtları getirilirse doğru söylediğim anlaşılacaktır. Adı geçenler konuşursa olay çözülecektir.”

FETÖ’cüler Bylock yazışmasındaki cinayeti “Büyüğümüzle görüştük, Yazıcıoğlu hadisesini hallettik’ yazarak itiraf ettiler. İlginç olan, 21.01.2011 tarihli Muhsin Yazıcıoğlu cinayeti ile ilgili Devlet Denetleme Kurulu Raporu’nu hazırlayan ekipten Mehmet Ali Özkılınç’ın da FETÖ’cü çıkmasıydı. Ordu vali yardımcısı olarak atanan Özkılınç, Hrant Dink cinayetinde sorumluluğu olanları koruduğu iddiasıyla tutuklandı. Aynı kişi Rahmetli Turgut Özal ile ilgili aynı kurumun tartışmalı raporunun da faili.

1995 seçimlerinde ANAP listelerinden TBMM’ye giren BBP’li Muhsin Yazıcıoğlu ve arkadaşları partilerine dönerler. Yazıcıoğlu, Mesut Yılmaz’ı birkaç kez ziyaret edip, ‘Hükümeti kurma görevi kesinlikle Erbakan’da olması gerekir. Çünkü Erbakan’ın partisi birinci parti olmuştur. Siz de Refah Partisi ile koalisyon kurunuz, milletin de beklentisi bu yöndedir’ der. Yılmaz önce olumlu bakmasına rağmen kendisine yapılan baskılar sonrası Erbakan ile ortaklık kurmaktan vazgeçer. ANAYOL hükümeti kurulur ancak yürümez. Sıra Refah-Yol’dadır. Bu süreçte Yazıcıoğlu ve arkadaşları yeni hükümeti dışarıdan destekleme kararı alır. ANAP milletvekili Eyüp Aşık, Yazıcıoğlu’na gelerek, Mesut Yılmaz’ın ‘Refah-Yol’a güvenoyu vermeyin aksi halde darbe olur’ imasında bulunan mesajını iletir. Ardından Latif Erdoğan’ın “Albay Faruk” ismiyle tanıdığını belirttiği FETÖ’cü bir subay, Yazıcıoğlu’nun konutuna giderek güvenoyu vermemeleri konusunda ikaz eder. Ancak Yazıcıoğlu REFAHYOL hükümetini dışarıdan destekleyerek güvenoyu verir. Generallik beklerken emekli edilen bu kişinin gerçek kimliği deşifre edilip konuşması durumunda Yazıcıoğlu cinayetinin tüm yönlerinin çözüleceği dile getiriliyor.

Müslümanları sindirme operasyonu.
Müslümanları sindirme operasyonu.

Müslümanları sindirme operasyonu - 28.04.2009

Masonik terör örgütü son 40 yılda kendisine boyun eğmeyen her kim varsa iftira atma, içeri tıkma veya infaz etmekten asla geri durmadı. Bunun son örneklerinden biri de 2009’da yaşandı. Aralarında Vasat Grubunun da olduğu çok sayıda İslâmî gruba yönelik 14 ilde çok sayıda adrese operasyon düzenlendi. Yüzlerce kişi gözaltına alındı. İlerleyen süreçte davaların hepsi beraatla sonuçlandı. Bu operasyonların bir diğeri ise 22.01.2010’da gerçekleşecekti. Liderliğini Mehmet Doğan’ın yaptığı Tahşiyeciler Grubu, Nisan 2009’da FETÖ’nün yayın organı Herkul.org websitesi, Zaman gazetesi, Samanyolu TV’de yayınlanan “Tek Türkiye” dizisi ve Bugün gazetesinde hedef gösterilerek terör örgütü olmakla suçlandı. Ardından Mayıs ayında soruşturma başlatıldı. 22 Ocak 2010 tarihinde Emniyet Genel Müdürlüğü’nün onayıyla 16 ilde yapılan eş zamanlı operasyonda 132 kişi gözaltına alındı. Kumpas kurdukları tespit edilen ve 2014’te gözaltına alınan Hidayet Karaca, Ali Fuat Yılmazer ve Yurt Atayün bu konuda ceza aldılar.

Kozmik oda kumpası - 25.12.2009

Dönemin başbakan yardımcı Bülent Arınç, bir aracın kendisini takip ettiğini söyledi. Ardından suikast soruşturması başlatıldı. Bunun üzerine bir albay ve bir binbaşı gözaltına alındı. Aslında her şey 1950’li yıllarda terörist başı Gülen’in dâhil olduğu Özel harp Dairesi’ndeki dosyasının alınması ve diğer sırlara erişmek için kurulmuş bir kumpastı. Suikast hazırlığı iddiasındaki askerler özel olarak seçilmiş, bir süre hareketleri izlenmişti. Arınç şikâyetçi oldu ama savcılık takipsizlik kararı verdi. Zanlı Albay ise devletten 60 bin lira tazminat kazandı. Arınç’a yönelik sözde suikastı bahane eden masonik terör örgütünün savcıları, Özel Harp Dairesi olarak bilinen Seferberlik Tetkik Kurulu’na girip Genelkurmay’ın Kozmik odasında 26 gün süreyle arama yaptı. FETÖ’cüler devlete ait sırları ele geçirdi.

FETÖ’den kiliseye rekor bağış - 16.05.2009

Terör örgütü FETÖ, tabanın ve halkın sadaka, zekât ve kurbanlarına göz dikmiş ve hatta el koymaktaydı. Muhtaçlara gitmesi gereken sadaka ve zekât paraları kiliselere verilmiş, batılı siyasetçilere hibe edilmiş ve kötülüğün finansmanında kullanılmıştı.

Nagehan Alçı Akşam gazetesindeki “Fetullah Gülen’den kiliseye rekor bağış” başlıklı yazısında 2. Dünya savaşından bu yana harabe halindeki Almanya Dresten’deki Frauenkirche kilisesinin onarımı için 182 milyon avro harcandığını yazdı. Alçı, kilise vakfının bir yöneticisi tarafından yapılan açıklamaya yer vererek, “Masrafın 70 milyon avrosunu Alman devleti karşılarken, 2 milyon avrosu halk tarafından bağışlandı. Geri kalan 110 milyon avro ise F. Gülen tarafından bağışlandı” ifadesini nakletti. Bunun yanı sıra Gülen’in, ABD kiliselerine milyonlarca dolar bağışladığı tespit edildi. Gülen, Kimse Yok Mu Derneği için toplanan milyonlarca doları da Clintonların seçim kampanyası için bağışlamıştı.”

courant.com sitesinde yer alan 10.11.2006 tarihli haberin başlığı “Gülen cemaatinden Papaz okuluna 2 milyon dolar bağış” şeklindeydi. Terörist Gülen’e yaptığı bu büyük bağış için teşekkür eden Hartford Seminary Başkanı Heidi Hadsell, Gülen örgütünün kendilerine 2 milyon dolar hediye ettiğini duyurmuştu. Bununla da yetinmeyen Heidi Hadsell, bu bağışın 1997’den bu yana aldıkları en büyük bağış olduğunu belirtmiş ve bunun hoşgörü ve diyaloğun bir neticesi olduğunu dile getirmişti. Para, kilise okuluna Gülen adına FETÖ’cü Ali Bayram tarafından teslim edilmişti.

Amerika siyasetine FETÖ finansı

FETÖ’nün finanse ettiği tek yer kilise okulları ve kiliselerin kendisi değildi. Ayrıca Müslümanlardan topladığı paraların önemli bir kısmını da ABD siyasetçilerine rüşvet olarak dağıtıyordu. Bu kapsamda çok sayıda ABD’li senatöre milyon dolarlık rüşvetler verildiği tespit edildi.

2014’de erişilen verilere göre, terör örgütü FETÖ, o yılki seçimlerde ABD Senatosu’nda yer alan onlarca isim için tam 1.5 milyon dolar bağış yapmıştı. Yapılan tespitlerden biri de, baş terörist Gülen ve diğer örgüt mensuplarının korunması ve faaliyetlerine izin verilmesi için onlarca yıldır Amerika’nın milletvekili, senatör, vali, belediye başkanı ve polis şefleri başta olmak üzere pek çok kişi ve adaya büyük rüşvetler aktarıldığıydı. Amerikan medyasında çıkan bazı haberlere göre FETÖ, senatoda Ermeni, Yunan lobilerinden bile daha güçlü durumdaydı.

Hilary Clinton örneği nedeniyle bazıları terör örgütünün yardımından bahsederken sadece Demokratları zikrediyor. Oysa eldeki deliller, terör örgütünün Cumhuriyetçilere de aynı düzeyde bonkör davrandığını gösteriyor. Hatta bazı senatörlerin Gülen’i eleştirmesinden maksadın biraz daha para koparmak olduğu, çünkü eleştirilerden sonra terör örgütünden daha fazla rüşvet aldıkları görülüyor. Örgüt bu yardımların önemli kısmını, ABD’de yaşayan FETÖ’cü işadamları üzerinden yapıyor. Bunun örneği, tek başına 652 bin 900 dolar bağışta bulunan New Jersey merkezli mermer şirketi Bayrock Natural Stone’un sahibi Burak Yeneroğlu.

FETÖ’nün yardım derneği Kimse Yok Mu’ya yapılan baskın sonrasında, toplanan paraları yurtdışındaki ihtiyaç sahiplerine ulaştırmadığı, bağışlanan kurbanları da kesmediği belirlenmişti. Aralarında dernek başkanı İsmail Cingöz’ün de bulunduğu 121 şüpheli hakkında gözaltı kararı verilmiş hatta dernekte ABD’deki siyasilere bağış olarak gönderilen paralara ilişkin belgelere ulaşılmıştı. FETÖ’nun en büyük bağışı Başkan adayı Hilary Clinton’a yaptığı tespit edilmişti.

Kasetle CHP'yi ele geçirdi - 06.05.2010

Tarihler 2010’u göstermekteydi. Ortalık birden karıştı. CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’a ait olduğu iddia edilen müstehcen kasetler, FETÖ mensubu gazeteci Yener Dönmez üzerinden servis edildi. Ortalığın karışması üzerine dört gün sonra, 10 Mayıs’ta Baykal CHP Genel Başkanlığı görevinden istifa etti. Baykal’ın yerine, FETÖ’nün hazırladığı sözde yolsuzluk dosyaları ile adını duyuran, daha önce SSK’yı batırmış, adı Roche ilaç yolsuzluğuna karışmış olan, kendisini aklayan kişiyi milletvekili yaparak ödüllendiren, Sabetayist Rahşan Ecevit (Raşel Aral)’in siyasete taşıyıp ölene dek destek verdiği Kemal Kılıçdaroğlu getirildi. Kılıçdaroğlu işe CHP’deki Baykal kadrosunu ve FETÖ karşıtı kim varsa tasfiye ederek başladı. El konulan FETÖ medyası ve şirketlerine sahip çıktı. 15 Temmuz’un başarısız olması karşısında şok yaşayan Kılıçdaroğlu ve ekibi, 15 Temmuz gecesi gerçekleştirilen millî direnişi ‘kontrollü darbe’ diyerek aşağılamaya kalktı. Baykal’a kaset operasyonu yapan pek çok kişi hâlen FETÖ’den tutuklu.

İş dünyasını haraca bağladılar

Yıllar boyu

1991 yılında hazırlanan FETÖ raporu ve diğer raporlarda devlet, Vehbi Koç, İhsan Kalkavan, Sakıp Sabancı, İshak Alaton, Üzeyir Garih, Aydın Bolak gibi işadamlarının terör örgütüne maddi destek sağladığını kayda geçirmişti. 1966’dan bu yana muhtelif zamanlarda adli makamları, polis teşkilatını, maliye vs gibi bürokratik makamları işgal eden masonik terör örgütü, kendisine intisap etmeyen iş dünyasına boyun eğdirmek için türlü kumpaslar kurdu.

İş dünyasını haraca bağladılar.
İş dünyasını haraca bağladılar.

İş adamlarının şahsî zaafları, kayıtlarındaki açıklar veya ilişkilerini izleyip kayda aldı. Önce bağışlarda bulunmalarını istedi. Ardından rakamları sürekli büyüttü. İş dünyasının her itirazında dosyasını, kasetini önüne koydu. Kimi direnip mahkemelere gitti ama FETÖ’cü savcı ve hâkimler yüzünden kaybetti, kimi hapse düştü, kimi ülkeyi terke mecbur kaldı. Doymak nedir bilmeyen alçak terör örgütü bu kez daha fazlasını istedi. Şantajlar, müfettişler kullanılarak kesilen ağır cezalar birbirini izledi. İhalelere girmeleri engellendi. İthalat veya ihracatının önüne setler çekildi. Kimi teslim olup çaresiz denileni yaptı. Kimi de yiğitçe direnerek isteklerini yerine getirmedi. Terör örgütünün yıllar yılı halktan ve işadamlarından topladığı para, muhtemelen yeni bir Türkiye kuracak hacme ulaştı.

İsrail'e başkaldırmak yasak - 03.06.2010

İsrail adlı terör devletinin senelerdir abluka altında tutup açlığa mahkûm ettiği Gazzelilere yardım götürmek amacıyla yola çıkan 9 Türk gönüllünün Siyonistler tarafından şehit edilmesi, Yahudi terörist başını çok memnun eder. İsrail’in Mavi Marmara saldırısı hakkında konuşan mason Gülen, “İsrail’in onayı olmadan hareket etmek, otoriteye başkaldırıdır” der. Bu gemiyle ilgili açıklama yapan bakanı tanıdınız mı?

İtiraf: FETÖ ile Opus Dei benzer - 22.01.2011

Gülen’e yakınlığı ile tanınan Prof. Dr. Niyazi Öktem,“Opus Dei Hıristiyan Tarikatları ve Gülen Hareketi” isimli kitabında, Gülen örgütü ile sapık Hıristiyan tarikatı Opus Dei ile benzerliklerini şu cümlelerle anlattı: “Opus Dei felsefesi, okullar, örgütlenme mantığı ile Hocaefendi hareketi arasında benzerlikler görebiliriz.”

FETÖ ile Opus Dei benzer.
FETÖ ile Opus Dei benzer.

Selam Tevhid masal - 29.01.2011

FETÖ’cü sözde savcı ve sözde polisler, aralarında gazeteci, işadamı, bürokrat ve siyasetçilerin de bulunduğu “Selam Tevhid Terör Örgütü” adlı bir operasyon düzenler. Bu kapsamda pek çok kişi hakkında İran adına casusluk faaliyetlerinde bulunulduğu iddiasıyla soruşturma başlatılıp tutuklanır. Dava daha sonra beraat ile neticelenir.

Gazetecilere operasyon - 06.03.2011

Terör örgütü mensubu sözde savcı ve polisler, Nedim Şener’in de aralarında olduğu pek çok gazeteciye operasyon düzenleyip tutukladılar.

Gülen'in Lut Kavmi sapıklığı - 31.05.2011

Haydar Meriç isimli gazeteci, 1964-1965 arasında Kırklareli’nde vaizlik yaptığı sırada terör örgütü elebaşısı Gülen’in bir tuvalet bekçisi ile gayri ahlâkî ilişki yaşadığına ilişkin elinde belgeler bulunduğunu ve Gülen ile ilgili kitap yazdığını söyler. Bunun üzerine FETÖ’cüler 31 Mayıs 2011’i 1 Haziran’a bağlayan gece Meriç’i kaçırıp, Kıyıköy Limanı’ndan bir tekneye bindirirler. Bir daha haber alınamayan gazeteci Meriç’in cesedi 18 Haziran 2011’de Düzce Akçakoca’da denizin 400 metre açığında bulunur.

MHP’yi ele geçirme operasyonu - 02.06.2011

6 Mayıs 2010’da Baykal’a ait olduğu iddia edilen kasetlerle CHP’yi ele geçiren FETÖ, dümeni bu kez MHP’ye kırdı. Önce MHP lideri Bahçeli tehdit edildi. Bahçeli’nin şantaja boyun eğmeyip “Elinizde ne varsa yayınlayın” resti üzerine, 12 Haziran 2011 milletvekili seçimlerine sadece on gün kala MHP’nin kurmay kadrosundan 11’ine yönelik kasetler servis edildi. İddialar üzerine MHP’nin 10 milletvekili adayı adaylıktan çekildi. Saldırıyı on kurbanla atlatan MHP, yine de terör örgütüne teslim olmayacaktı.

Gizli fiberle herkesi dinletir - 2011

Kendi mekanında, kendi adamları ve misafirlerini dinleten bir haydut, millete ve kendisine boyun eğmeyenlere acıyacak değildir. Bunun için de hipnoz ederek emrine aldığı teröristlerine emreder. Emniyet Genel Müdürlüğü ile Türk Telekom’a sızan FETÖ’nün sistem odasından çektiği fiber hatla Başbakanlık, Milli İstihbarat Teşkilatı başta olmak üzere devlet kurumları ile yurtdışı misyonları ve askeri devreler dinlemeye alınır. Bu ise dinlemelerden sadece biridir. Pek çok siyasetçi, gazeteci, işadamı, sanatçı ve akademisyen ya telefonları yahut da telefonlarının IMEI numaraları üzerinden sözde mahkeme kararları ile dinlenir. Bu sayede erişilen bilgilerle kişilere, ailelerine, işletmelerine operasyonlar yapılır. Dinleme ve gözetleme hadiselerinin en meşhur kurbanları, MHP milletvekilleri ile CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’dır.

Kâşif Koinoğlu'nu yediler - 13.11.2011

Kâşif Koinoğlu.
Kâşif Koinoğlu.

Bir kuduz mikrobu gibi her yere saldıran terör örgütü, bu kez Türkiye’nin Afganistan’daki eli kolu durumundaki, MİT’te ‘hayalet’ olarak tanımlanan istihbaratçı Kaşif Kozinoğlu’nu hedefe koyar. Amerika’nın Afganistan’daki korkulu rüyası Kozinoğlu, Oda TV davası kapsamında tutuklanır ve 2011 yılında Silivri’de infaz edilir. Cesedinin ölü bulunduğu yalanı servis yapılır. Adli Tıp, ölümün kalp krizi olmadığını açıklar. Ardından Kozinoğlu’nun, FETÖ’ye bağlı okulların CIA’e rapor verdiğine ve FETÖ’nün ABD tarafından kullanıldığına yönelik rapor hazırladığı tespit edilir. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen FETÖ ana davası iddiânâmesinde Necip Hablemitoğlu, Mustafa Yücel Özbilgin, Mustafa Akın ve Kâşif Kozinoğlu’nun hayatını kaybetmesi, FETÖ’nün “cebir ve şiddet eylemleri” arasında gösterilir.

Uludere bir FETÖ katliamı çıktı - 28.12.2011

Bir kış günü Şırnak’ın Uludere ilçesi, Ortasu (Roboski) köyünde bir grup köylü “terörist” oldukları iddiasıyla F-16’larca vurulmuştu. Şırnak Valiliği Kriz Merkezi’nden konuyla ilgili yapılan yazılı açıklamada, ‘’Irak’ın ilimiz Uludere ilçesine yakın sınırında 28.12.2011 Çarşamba günü gerçekleştirilen hava harekâtı sonucunda 35 kişi hayatını kaybetmiş, 1 kişi yaralanmıştır. Konu ile ilgili gerekli adlî ve idarî tahkikat başlatılmıştır’’ denilmişti. Ölü sayısının 34 olduğu anlaşıldı. Başta PKK ve siyasi uzantısı HDP bu hususta yıllarca hükümeti suçladı. FETÖ’nün yayın organları da suçu sürekli köylülere atmaktaydı. 2 Ocak 2012’de bir haber servis eden FETÖ’cü haber ajansı Cihan, cinayeti temize çıkarmak için kurtulan bir şahsın ağzından şu cümleyi başlığa çıkarmıştı: “Köylüler bizi uyardı, biz dinlemedik” Ancak bu işte bir bit yeniği vardı. Yıllar sonra bu cinayetin de FETÖ suikastı olduğu ortaya çıktı.

Uludere saldırısı sırasında Kara Kuvvetleri Komutanlığı Lojistik Komutanı olan Korgeneral Yıldırım Güvenç, Uludere’de görüntüleri izleyen ve kaçakçı köylülerin terörist olduğu yönünde son raporu hazırlayarak üst komutanlıklara gönderen isimdi. Dönemin Genelkurmay Harekât Başkanı Korgeneral Bahadır Köse de, topçu atışının yeterli olmayacağı, PKK’lı teröristlere havadan uçakla müdahale edilmesi gerektiği yönünde görüş bildiren komutandı. Uludere olayları sırasında Kara Kuvvetleri Komutanlığı İstihbarat Başkanı olarak görev yapan ve o dönemde tümgeneral olan 7’nci Kolordu Komutanı Korgeneral İbrahim Yılmaz da, Uludere’ye topçu atışı talebini Genelkurmay Başkanlığı’na gönderen son isimdi. İbrahim Yılmaz, 15 Temmuz darbe girişiminde tutuklandı.

26 Temmuz 2016’da Uludere eski Hudut Tabur Komutanı Binbaşı Hüseyin Erten, Bursa’da FETÖ’cü suçlamasıyla gözaltına alındı. 15 Temmuz darbe girişiminin ardından yapılanma planında, Yıldırım Güvenç’in adı ‘TRT Genel Müdürü’, Bahadır Köse’nin ismi ise İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olarak geçiyordu. Gelişmeler bununla sınırlı kalmaz. Bakan Berat Albayrak, aralarında Uludere Katliamının da bulunduğu pek çok dosyanın yeniden açıklanacağını duyurur. 2018 yılında ise Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, “Bombardıman, FETÖ terör örgütünün Türkiye’yi sivil katliamlar yapan bir ülke olarak göstermek üzere yaptığı komploların ilki ve en büyüklerinden biriydi” açıklamasında bulunur.

Aytunç Altındal cinayeti -18.11.2013

Gerçek adı Osman Aytun Altındal olan Aytunç Altındal nev-i şahsına münhasır bir kişiydi. Vatikan, dinler tarihi, siyaset, tarih, felsefe, ezoterik ve gizli örgütler alanıında eşine az rastlanır bir yazardı. Dünya çapında bir şöhrete sahipti. Pek çok siyasetçiye danışmanlık yaptı. Vatikan’ın kütüphane ve planlarını avucunun içi gibi bilmekteydi. 23 Mart 1998’de Yeni Şafak’ta yazdığı “Papa’nın ‘gizli’ kardinalleri” başlıklı yazısında Gülen’in, Vatikan’ın gizli kardinali olduğunu belirtmişti.

Aytunç Altındal.
Aytunç Altındal.

Papa 2. John Paul’ün 21 Şubat 1998’da yaptığı atamayı anlatan Altındal, “Papa 2. John Paul, sessiz sedasız bir atama yaptı. Müslümanlar 2000 yılında büyük bir aldanış yaşamamaları için Papa’nın gizli kardinallerine dikkat etmeli” diyerek, gelmekte olan 15 Temmuz’u 18 yıl önce haber vermişti. Ölümünden önce kendisinin öldürebileceğini ve bunun FETÖ’cülerce yapılacağını söylemişti. Dediği gibi de oldu. Altındal, FETÖ veya FETÖ’nün de bağlı olduğu bir yapı tarafından kanser yapıldı. Kanseri sadece 15 gün içinde 4.evreye geçti. Kendisi kansere yakalandığında şunları anlattı:

  • “Biyopsi ve kan örnekleri alındı, her şey tertemizdi. Sonra birden bire, bir ay içinde bütün vücudumu saran bir kanser olayı ile karşılaştık. Doktorlar da çok şaşırdılar. Fransa’daki bir nükleer tıp merkezine gittik. Orada, ‘Bunda bir gariplik var, vücudunuza verilmiş olan bir kanser ilacı olabilir’ dendi. Kanser olmadığınız halde size kanser ilacı verilerek, kanserli hasta yapıyorlar…”

İzmir Cumhuriyet Savcısı Zafer Dur’un, FETÖ’ye finansal destek sağlanmasına yönelik başlattığı soruşturma kapsamındaki iddianamede, Necip Hablemitoğlu, Haydar Meriç ve Aytunç Altındal gibi gazeteci yazarların şüpheli ölümlerine de yer verilmiş.

Öcalan'dan FETÖ-PKK ilişkisi itirafı - 2014

Terör örgütü PKK’nın elebaşısı Öcalan, HDP’lilerin İmralı ziyaretlerinde şunları söylüyor: “Yeni darbe Brüksel ve ABD’de planlanıyor. Diyarbakır Emniyeti ‘paralel devlet’ gibi çalışıyor. Sözde uyuşturucu operasyonları yapıyor, ama aslında gençleri uyuşturucuyla kendisine bağlıyor. Sizden daha iyi Kürtçe öğreniyorlar. Eskiden Amerikan yardımıyla okullara süt tozu falan dağıtırlar, böylelikle topluma sızarlardı. Şimdi ‘Cemaat (FETÖ)’ bu görevi üstlenmiş. Paralel devleti, Cemaat yürütüyor ve bunlar şiddete mecbur kılmaya çalışıyorlar. Gülen Cemaati’nin merkezi ABD’dir. Onların Amerika’sı var. Bana göre Gülen bir zavallıdır. Benim buraya alınmamla birlikte Fetullah da ABD’ye alındı. Bir yazar, ‘Fetullah Gülen, Nur Hareketine sızdı’ diyor, ‘Kesin bilmiyorum, Kemalistlerin sızması’ diyor. Nur Hareketini inceleyin… Gülen ABD’de yaşıyor. Yüz yirmi devlette okul açmış. Bu para nereden geliyor? Florida kontrgerillanın eski merkezidir. Yeni merkez ise Utah’dır. Emre Uslu vb. orada eğitildiler. Kontrgerilla sağda ve solda örgütleri ele geçirdi. (Altan Tan’a dönerek) Sen sağdaki örgütleri bilirsin. Kontrgerilla ABD merkezlidir. Yargı ve emniyeti ele geçirdiler. MİT, askerlerden güçlü çıktı. Savcı çağırdı, gitmediler. Bana göre bu bir direniştir. İslam kirletildi, bugün Türkiye’de had safhadadır. İslam’ın özü adalet, hukuk ve tasavvuftur. (Altan Tan’a dönerek) Kirlenmeyi önleyin. İlk dönemlerde namaz kılıyordum. Otuz üç sure ezberlemiştim. Kimse kusura bakmasın, ben İslam’a sol jargonla bakmam. İngilizler İslam’ı kullandılar, Osmanlı’yı yıktılar. Anadolu İslamlaştıktan sonra, bin yıllık bir Hıristiyanlık öfkesi var. Rumlar, Ermeniler, Yahudiler Anadolu’da hak iddia ederler. Laiklik, milliyetçilik kisvesinde elde ettiklerini kaybetmek istemiyorlar.”

Öcalan ve Selahattin Demirtaş, FETÖ’cülerle ilişkilerini şu şekilde konuşuyorlar:

  • “Demirtaş: ‘Cemaat’e (FETÖ’ye) ilişkin mesajlarınız Sırrı Bey tarafından yüz yüze iletildi. Onların da bir müddettir ABD’ye davetleri var. Sizi, Gülen’le görüşmeye davet ediyorlar.” Bunun üzerine Öcalan şaşırıyor ve “Kimi” diye sorduktan sonra ekliyor “Onların mı daveti var!” O dönemde FETÖ’nün İmralı’da bile etkin olduğunu bildiğinden olsa gerek hemen hayret edip bir beklentiye mi giriyor bilinmez ama Demirtaş söze girip: “Evet, Mayıs ayı içerisinde bir etkinlikleri var. ABD’de sonrasında bir görüşme olsa iyi olur” diyorlar. Öcalan, “Yapılabilir tabii. Siz, Sırrı Bey falan olamaz mı’? Demirtaş: ‘Biz kapıları kapatmadık, ama değerlendireceğimizi söyledik…’ Öcalan ‘Oldu, siz karar verirsiniz artık…’”

Görüşme metinlerinden Sırrı Süreyya Önder’in, FETÖ ile PKK (HDP) arasında ilişki sağlayan kişi olduğunu anlıyoruz. Önder, Öcalan’a Ekrem Dumanlı ile olan görüşmelerini aktarıyor. Firari FETÖ’cü Ekrem Dumanlı, görevden alınan Diyarbakır’ın HDP’li belediye başkanı Gültan Kışanak’ı 2015 Nisan’ında makamında ziyaret ederek ilişkiyi iyice alenileştirir. FETÖ’cülerin TSK ve Emniyet Teşkilatından önemli ölçüde tasfiye edilmelerinin ardından PKK ile mücadelede elde edilen büyük başarı iki terör örgütü arasındaki işbirliğinin de en açık delillerindendi. Ayrıca Öcalan’ın sözleri ve diğer bilgiler soğukkanlı bir değerlendirmeye tabi tutulduğunda iki seçenek çıkıyor karşımıza. Ya birileri, Öcalan’ı Ankara’ya okumaya gittiğinde keşfetmiş, ya da tıpkı Gülen gibi önceden bu işler için hazırlanmış. Çünkü her ikisinin de hem benzer, hem de farklı amaçlar için aynı yapı tarafından kullanılan kişiler olduğu açıkça görülür. Bu mühim sözlerden sonra PKK ile FETÖ’nün Hendek ve 15 Temmuz sonrası işbirlikleri de dikkate alındığında, Türkiye’yi dize getirmeye çalışan bu iki terör örgütünün patronlarının aynı olduğu açıkça görülür.

Sema Hastanesi ölümleri

İnsan infazı konusunda son derece rahat olan terör örgütü FETÖ’nün bazı infazlarında tıbbî yöntemler kullandığı dile getiriliyor. Alpaslan Türkeş’in FETÖ’nün Çankaya’daki Tıp merkezinde vefat etmesi ilk örnek değil. FETÖ’nün İstanbul Maltepe’deki Sema Hastanesi de pek çok kişinin öldüğü yer olarak biliniyor.Sema Hastanesinde ölen isimlerden bazıları şöyle: Prof. Dr. Sabahattin Zaim, Said-i Nursi’nin talebelerinden Mustafa Sungur, Yaşar Tunagür, Vatikan’ın eski Türkiye Temsilcisi Georges Marovitch, Sanatçı Burhan Şeşen’in oğlu Serhan Şeşen, Handan Hatice Aydemir bunlardan sadece bir kaçı… Kim bilir daha nice kişilerin canına kıyılmıştır.

Erdoğan'ı böcekle dinlemişler - 28.12.2011

Devletin bakan, genelkurmay başkanı gibi üst düzey yöneticilerinin mahrem görüşmeler yapması için üretilen özel kriptonun altından da masonik terör örgütü FETÖ çıkacaktır. Bu da yeterli olmamış ki, MİT’in yaptığı incelemede Başbakan Erdoğan’ın çalışma odaları ve evine “böcek” diye tabir edilen özel üretim dinleme cihazlarının yerleştirildiği tespit edilir. Devletin çeşitli kademelerindeki görevlilerin ne kadar süre dinlendiği ve elde edilen bilgilerin nerelere servis edildiği ise hâlâ muamma. 07.03.2014 tarihinde terör örgütü FETÖ’nün 2012 ve 2013’te aralarında bizlerin de bulunduğu 509 bin kişiyi dinlemek için mahkemelerden 217.863 karar çıkarttıkları tespit edilir.

MİT Başkanı'nı tutuklama Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı öldürme operasyonu - 07.02.2012

İstediği kişiyi MİT’in başına getiremeyen FETÖ elebaşısı, hâlen tutuklu olan FETÖ’cü savcılar Adnan Çimen ve Sadrettin Sarıkaya vasıtasıyla, MİT Başkanı Hakan Fidan ile bazı MİT görevlilerini ifadeye çağırmış ve tutuklamak istemişti. Dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Fidan’ın ifade vermeye gitmesini isterken, Erdoğan “asla gitme ve diren” talimatı vermişti. Başbakan Erdoğan’ın ameliyat saatine denk getirilen operasyon, Erdoğan’ın dirayeti ile engellenmişti. FETÖ’cülerin bu operasyonla bir taşla iki kuş vuracağı, hem Hakan Fidan’ı alarak MİT’i ele geçireceği, hem de Erdoğan’ı ameliyat sırasında öldüreceği tespit edilecekti.

İnsan evladı değil şeytan Zeus'un oğlu - 13.04.2012

Her şeyi batının sapkın inanış ve mitolojisiyle özdeşleşen terörist Gülen, örgütüne adını Yunan’ın sözde tanrısı Zeus’u oğlu Yunan yarı tanrısı Herkül’ün adını vermişti. Bu yüzden şahsi sitesinin adı da Herkül’dü. Tuzun koktuğunun iyice ayyuka çıktığı, şeytanlığın ifşasının ise baş gösterdiği dönemin ilk günlerinde Herkül’e ithafen ‘herkülname’ adlı konuşma serisi yayınlanmaya başladı. Örgütüne mensup kölelerini hâlâ bu konuşma serisi üzerinden koordine etmeye çalışıyor.

İnsan evladı değil şeytan Zeus'un oğlu.
İnsan evladı değil şeytan Zeus'un oğlu.

Özal'ın cesedine zulüm - 02.10.2012

Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın zehirlenerek öldürülmesine yönelik 2010 yılında soruşturma başlatıldı. Bu kapsamda merhumun kabri açılarak otopsi yapıldı. FETÖ üyeliğinden yargılanan dönemin Adli Tıp Kurumu Başkanı Haluk İnce, “Zehir var ama zehirlenme yok” şeklinde skandal kararıyla suikastı kararttı. Resmi açıklama yapılmadan ve Adli Tıp raporları mahkemeye gönderilmeden, sözde raporlar FETÖ’nün kapatılan yayın organlarından Bugün gazetesinde yayınlandı.

TIME’in şeytanı - 18.04.2013

Amerikan’ın meşhur haftalık haber dergisi Time, karanlık yapıların kuklası, İslam’ı tahrip için ömür tüketen, Müslümanların düşmanı, Yahudi ana, Ermeni babadan olma, kendini Mesih ve Mehdi göstererek çevresindekileri hipnoz eden mason Gülen’i 18 Nisan 2013 tarihli nüshasında ‘Dünyanın en etkili 100 ismi’ arasında gösterdi. Time’ın eksik bıraktığı, etkisinin şeytanî oluşuydu.

FETÖ işi Gezi isyanı - 27.05.2013

Terörist başı Gülen; Soros, FETÖ, PKK, CHP, DHPK-C vb. yapıların ortak girişimi olan Gezi isyanından 10 gün önce 17 Mayıs’ta Erdoğan’ı kast ederek şifreli cümlelerle şunları söyler: “Yıkılışını, kendilerinin de iktidara yürümesini tersine çevirecek hiçbir güç olmayacak... o zaman iş bitecek…” 27 Mayıs konuşmasında ise Erdoğan’ın ilk 2 harfini kullanarak “er, eridi Erdoğan’ın ölüp gideceği, toprağın altına gireceği, Erdoğan iktidarının çökeceğini açıkça ifade eder. Sonrasını şöyle sürdürür: Eğer üzerinize tevdi edilen vazifeleri bihakkın yerine getirirseniz ganimeti yani iktidarı da elde edersiniz ve ülkeyi tümüyle istediğiniz hale, cennet haline getirebilirsiniz…” 31 Mayıs’ta ise Gezi’deki gelişmeleri değerlendirirken “Ehl-i iman bile olsa ehl-i imana karşı firavunların yaptıkları şeyler yapılıyor, Nemrutların yaptıkları şeyler yapılıyor…” diyor Pensilvanyalı kâtil.

Yine gezi kalkışmasından 5 gün önce terör örgütü, Türkiye’deki üst düzey kadrosunun tümünü olağan üstü bir şekilde Amerika’ya çağırır. Teröristler 22 Mayıs’ta ABD’deki şatoda buluşur. Gezi kalkışması masaya yatırılır, emirler alınır ve giden ekip 26 Mayıs’ta Türkiye’ye döner. Onların dönmesinden sadece 2 gün sonra 27 Mayıs darbesinin sene-i devriyesinde, Taksim Gezi Parkı’na çadırlar kurulur. Aynı günün gecesi başlayan hareketlenme üzerine 28 Mayıs’ta isyan tam mânâsıyla başlatılır. Devreye FETÖ’nün emniyetteki teröristleri girer ve kalkışma büyütülür. Amaç; Erdoğan’ı devirip, Türkiye’yi ele geçirmektir. Ancak başarılı olamazlar.

Bu süreçte ilginç bir detay daha yaşanır. Gezi Parkı’nın yanı başındaki Koç Grubuna ait Divan Oteli isyanın operasyon merkezine dönüştürülür. Gezi isyanına maddi ve manevi desteğini esirgemeyen mason Koçlara ait bu otelin bir başka özelliği daha vardır. Terörist başı Gülen ile mason Ecevit ilk olarak bu otelde, 1958’de gerçekleştirilen CHP Gençlik Kolları toplantısında tanışırlar. Hâsılı Koçlar da ta başından beri hemen her şeyin içinde yer alırlar. Tıpkı Gezi kalkışmasında olduğu gibi. Daha ilginci ise her türlü kirli işten adliyelik olmadan çıkmayı başarırlar, acaba nasıl?

Gezi Parkı ve Mısır darbesi masonik bi fiil - 28.05.2013

Taksim Gezi Parkı’ndaki bazı ağaçların yerlerinin değiştirilmesi gerekçe gösterilerek PKK’lılar, sol ve Kemalistler tarafından başlatılan ‘Gezi Hâdiseleri’, FETÖ’cü polislerin de katkılarıyla hükümeti devirmeye yönelik bir kalkışmaya dönüştü. Bu kalkışmanın, Mısır’da 3 Temmuz 2013’deki Sisi’nin, Muhammed Mursi’ye yönelik darbesi ile benzer zamanlarda olması manidardır. Darbeyi yapan Sisi de masondu. Bilgi Locası eski genel sekreteri Yüce Katırcıoğlu, 18 Mart 2015 tarihinde Ankara Askerî Yüksek İdare Mahkemesi’ne masonlarla ilgili yaptığı suç duyurusunda, Mısır’ın son firavunu General Sisi’nin de mason olduğunu ifşa eder.

Hz. Peygamber'i pis işlerine alet etmek istediler - 07.07.2013

Ne Türk, ne de Müslüman olan mason terörist Gülen ve elemanları, insanların Hz Peygamber (a.s.v.) sevgisini istismar etmekten hiçbir zaman geri durmazlar. Dizilerinde araç kasasına bindirmeye kalktıkları gibi, 11. Türkçe olimpiyatları adlı programa Hz Peygamber (s.a.v.)’in katıldığı yalanını söylerler. Bu konuda ilk yalanlarından biri de, Yamanlar Lisesi projesinin Hz Peygamber (a.s.v.) tarafından çizildiği şeklindeki akıl ve izanın kabul etmeyeceği hezeyanlarıdır.

Dizilerinde araç kasasına bindirmeye kalktıkları gibi, 11. Türkçe olimpiyatları adlı programa Hz Peygamber (s.a.v.)’in katıldığı yalanını söylerler.
Dizilerinde araç kasasına bindirmeye kalktıkları gibi, 11. Türkçe olimpiyatları adlı programa Hz Peygamber (s.a.v.)’in katıldığı yalanını söylerler.

Dershane bombası ellerinde patladı - 21.11.2013