Chomsky'nin Epstein ile dostluğunun mahiyeti

En çarpıcı belgelerden biri, 2019’un başlarında, Epstein’ın kamuoyu baskısı altında nasıl davranması gerektiğini Chomsky’ye sorduğu yazışmalar oluyor. Bu tarih, Epstein’ın reşit olmayan bir kızla fuhuş için anlaşma suçunu kabul etmesinden yıllar sonrasına ve yeni federal suçlamalarla karşı karşıya kaldığı döneme denk düşüyor. Chomsky adına gönderildiği belirtilen metin, kamuoyu baskısını görmezden gelmenin en etkili yol olduğunu savunuyor.
Yeni belgeler birer birer açıldıkça, uzun yıllar boyunca gölgede kalmış bir ilişkinin girift katmanları da görünür hâle geliyor. Sayfalar ilerledikçe, çağdaş düşünce dünyasının en etkili simalarından biri kabul edilen yahudi Noam Chomsky ile hüküm giymiş cinsel suçlu ve kapkaranlık bir figür olan Jeffrey Epstein arasındaki temasın yalnızca mâlî düzlemde kalmadığı; gündelik hayatın, dostlukların, fikir alışverişlerinin ve karşılıklı güvenin iç içe geçtiği geniş bir ilişki alanında şekillendiği belirginleşiyor.
ABD Adalet Bakanlığı’nın “şeffaflık” yasaları kapsamında yayımladığı milyonlarca sayfalık kayıtlar, iki ismin yazışmalarını, planlarını ve sosyal çevrelerini birbirine bağlayan geniş bir ağ kuruyor; daha önce dile getirilen “esas olarak finansal ilişki” vurgusu bu ağ içinde giderek silikleşiyor.
Belgeler, düzenli yazışmaların yemek planlarını, seyahat düşüncelerini ve gündelik buluşmaları da kapsadığını gösteriyor. Zaman zaman oyunbaz bir dilin belirdiği e-postalarda, tarafların birbirine lakaplarla hitap etmesi ve yaşa göndermeli şakalar yapması, ilişkinin yalnızca stratejik değil kişisel bir yakınlık da içerdiğini düşündürüyor. Aynı ton, New York’ta buluşma planlarında, ortak sosyal çevrelerin paylaşımında ve sıradan gündelik diyaloglarda da sürüyor.
Reklam
“Konuşacak çok şey var”
Bir e-postada Karayipler üzerine kurulan hayaller dikkat çekiyor; bu ifade doğrudan istismar suçlarıyla ilişkilendirilen adaya gönderme yapıp yapmadığı belirsiz olsa da iki isim arasındaki samimiyetin mesafeli bir profesyonel ilişkiyi aştığını sezdiriyor.
Yazışmalarda bir başka hat, Epstein’ın yalnızca finansal bir aktör değil, farklı ideolojik ve politik çevreler arasında bağlantılar kuran bir aracı gibi hareket ettiğini düşündürüyor. Bir noktada Chomsky’nin, birinci Donald Trump döneminde Beyaz Saray’da etkili bir isim olan Steve Bannon ile temas kurmak istemesi, Epstein’ın verdiği iletişim bilgileri üzerinden yazışmalar başlatması bu aracılık rolünü görünür kılıyor. O Bannon ki, Solcu ve anarşist birinin en son temas kurmak isteyeceği türden bir faşistten başkası değil. “Konuşacak çok şey var” ifadesi, entelektüel ve politik alanlar arasındaki geçişkenliğin müşahhas bir işareti gibi duruyor.
Bu temasların finansal ve hukûkî ayağı da dikkat çekici bir yoğunluk taşıyor. Chomsky’nin aile içi mâlî anlaşmazlıklarında Epstein’dan görüş aldığı; miras ve ödeme detayları konusunda yazışmalar yaptığı; kimi zaman taslak e-postaları göndermeden önce onun değerlendirmesine sunduğu anlaşılıyor. Bir aşamada Epstein’ın bir iş ortağı aracılığıyla “dilbilimde Chomsky meydan okuması” için 20 bin dolarlık bir çek gönderilmesini organize etmesi, ilişkinin maddi boyutunu somutlaştırıyor. Daha başka durumlarda finansal danışmanlık, ödeme planları ve mülk meseleleri etrafında süren temaslar görülüyor.
2016 ve sonrasında yapılan yazışmalar, sosyal ağın genişliğini daha da belirginleştiriyor. New York ve Karayipler arasında planlanan buluşmalar, kültür ve sanat dünyasından isimlerle ortak akşam yemekleri ve paylaşılan çevreler, bu ilişkinin yalnızca iki kişi arasında değil, geniş bir elit ağ içinde var olduğunu gösteriyor. Bu bağlamda, yönetmen Woody Allen ve eşi Soon-Yi Previn ile planlanan yemekler ve genetik test kitlerinin onlara da gönderilmesi, sosyal çevrelerin iç içeliğini güçlendiriyor.
Reklam
En çarpıcı belgelerden biri, 2019’un başlarında, Epstein’ın kamuoyu baskısı altında nasıl davranması gerektiğini Chomsky’ye sorduğu yazışmalar oluyor. Bu tarih, Epstein’ın reşit olmayan bir kızla fuhuş için anlaşma suçunu kabul etmesinden yıllar sonrasına ve yeni federal suçlamalarla karşı karşıya kaldığı döneme denk düşüyor. Chomsky adına gönderildiği belirtilen metin, kamuoyu baskısını görmezden gelmenin en etkili yol olduğunu savunuyor.
Truva atı
Bu yazışmalar, savcıların Epstein’la yaptıkları anlaşmayı mağdurlardan gizlediğini belirten kararın hemen ardından ortaya çıkıyor. Kararda, uluslararası ölçekte reşit olmayan kızları hedef alan bir istismar ağının işlediğine dair bulgulara dikkat çekiliyor. Süreç ilerledikçe Epstein 2019 Temmuz’unda insan kaçakçılığı suçlamasıyla tutuklanıyor; yakın çalışma arkadaşı Ghislaine Maxwell daha sonra 20 yıl hapis cezası alıyor. Epstein ise aynı yıl, federal bir tutukevinde yaşamını yitirmiş bulunuyor.
Bu noktada mesele yalnızca iki kişi arasındaki bağ olmaktan çıkıyor; medyanın, akademinin, siyasetin ve kişisel ağların kesiştiği gri bir alanın anatomisine dönüşüyor. Epstein’ın güç ve servet aracılığıyla entelektüellerle, siyasetçilerle ve kültür dünyasıyla bağ kuran bir aracı gibi hareket ettiği; Chomsky’nin ise kimi zaman bu ağın içinde danışmanlık, kimi zaman dostluk, kimi zaman da entelektüel temas düzleminde yer aldığı görülüyor.
Chomsky’nin eşi Valeria Chomsky, yayımlanan belgelerin ardından yaptıkları açıklamalarda ciddi muhakeme hataları yaptıklarını kabul ediyor; ancak birlikte oldukları hiçbir anda uygunsuz bir davranışa tanıklık etmediklerini özellikle vurguluyor.
Epstein’la 2015 civarında tanıştıklarını, onun kendisini bilimsel çalışmaları destekleyen bir hayırsever ve finans uzmanı olarak tanıttığını, zamanla bu güven ilişkisinin derinleştiğini anlatıyor. Bugünden bakıldığında ise bu ilişkinin bir tür “Truva atı” gibi işlediğini, Epstein’ın saygın entelektüellerle kurduğu bağ üzerinden itibarını onarmaya çalıştığını düşünüyor.
Reklam
Bu savunular, entelektüel çevrelerde ikna edici bulunmuyor. Gazeteci Chris Hedges ve antropolog Chris Knight gibi isimler, Chomsky’nin hayatının iki paralel çizgi üzerinden okunabileceğini savunuyor: biri, akademik kurumlar ve güç yapılarıyla temas hâlindeki bilim insanı; diğeri aynı güç yapılarını eleştiren politik entelektüel. Bu iki çizginin Epstein ilişkisiyle kesişmesi, yalnızca kişisel bir hatadan ibaret olmayan daha derin bir etik gerilimi açığa çıkarıyor.
Saflık mı, bilgisizlik mi?
Eleştiriler özellikle burada sertleşiyor. Çünkü Chomsky, yarım yüzyılı aşkın süredir propaganda mekanizmalarını çözümleyen, egemen sınıfın dilini ve stratejilerini analiz eden bir düşünür olarak tanınıyor. Bu kadar keskin bir eleştirel bilince sahip bir figürün, Epstein gibi hedonist bir kumpasçıyla kurduğu yakınlığın “saflık” ya da “bilgisizlik” ile açıklanamayacağı ileri sürülüyor. Bazı yorumculara göre bu, bilinçli bir görmezden gelme; bazılarına göreyse entelektüel otoritenin güç ağlarıyla kurduğu zorunlu temasların kaçınılmaz sonucu.
Bu tartışma büyüdükçe, mesele bir kişisel ilişki anlatısından çıkarak entelektüel mirasın nasıl değerlendirileceği sorusuna dönüşüyor. Chomsky, dilbilim alanında iddialı kuramlarıyla, siyasal analizleriyle ve medya eleştirileriyle yirminci yüzyılın en etkili düşünürlerinden biri olarak kabul ediliyor. Ancak aynı figürün, tüm çağların en kirli kişilerinden biriyle kurduğu yakın bağ, bu mirasın etik zemininin de sorgulanmasına yol açıyor.
Sonunda geriye, yalnızca belgelerin değil, insan tabiatının da ağır bir hakikati kalıyor: En keskin zihinler bile zaaflardan âzâde değil. En radikal eleştiriler bile, güçle kurulan temasın sınandığı anlarda kırılabiliyor.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.