Japonya’nın ikilemi

Sistemin bu sürdürülemez yapısı, Tokyo’nun koridorlarında da yankı bulmaya başladı. Hükümet, belki de tarihinde ilk kez bu sorunu yalnızca bir işgücü meselesi değil, bir entegrasyon ve millî gelecek meselesi olarak ele alıyor. İlk kez, doğrudan yabancıların topluma entegrasyonundan sorumlu bir kabine bakanlığı pozisyonu oluşturuldu. Artık mesele yalnızca vize vermek değil; dil eğitimi, sosyal haklara erişim, kültürel uyum ve toplumsal kabul gibi çok boyutlu bir entegrasyon politikası geliştirmek.
Japonya bugün, tarihinin belki de en derin, en sarsıcı dönüşüm eşiklerinden birinde duruyor. Bu yalnızca istatistiklerle, grafiklerle ya da ekonomik göstergelerle açıklanabilecek bir durum değil. Bu, bir kavmin kendi geleceğiyle, kimliğiyle ve hayatta kalma biçimiyle yüzleştiği bir varoluş sınavı.
Dünyanın üçüncü büyük ekonomisi, âdeta iki zıt kutup arasında sıkışmış durumda. Bir yanda, hızla yaşlanan ve küçülen nüfusunun yarattığı sistematik bir tehdit, diğer yanda bu tehdidi bertaraf etmenin en gerçekçi yolu olan kitlesel yabancı işgücü kabulünün, yüzyıllara dayanan kültürel kimlik anlayışıyla yaşattığı şiddetli çarpışma. Homojenlik miti ile küresel gerçeklik arasında sıkışan Japonya, kapılarını dünyaya açmak ile kendi içine kapanmak arasında giderek keskinleşen bir bıçak sırtında ilerliyor.
Reklam
Tercih değil ‘zorunluluk’
Ekonomik modeller, Japonya'nın önümüzdeki on beş yıl içinde milyonlarca yabancı işçiye ihtiyaç duyacağını gösteriyor. Modellere göre bu artık bir tercih değil, “zorunluluk.” Ancak asıl mesele iş gücünü dışarıdan ithal etmekte değil, bu ithalatın kültürel ve toplumsal sindirebilirliğinde düğümleniyor.
Reklam
Nasıl olsa yabancı
Oysa veriler tam tersini söylüyor:
- Yabancıların suç oranı düşük,
- Sosyal yardım kullanımı sınırlı.
İlginç olan şu ki yabancılar, Japon toplumunun katı sosyal normları ve görgü kuralları karşısında bir tür muafiyet elde ediyor. Karmaşık nezaket kurallarını tam olarak uygulayamama durumları, "nasıl olsa yabancı" anlayışıyla hoş görülebiliyor. Karmaşık görgü kuralları ya da işyeri protokollerinde gösterilen tolerans, yüzeyde bir ayrıcalık gibi görünse de, bu aslında toplumdan tam anlamıyla kabul görmemenin bir ifadesi. Çünkü Japon olmak, sadece pasaportla ya da çalışma izniyle elde edilen bir statü değil. Japon toplumu, bir yabancıdan asla "Japon gibi" davranmasını beklemiyor çünkü onu zaten hiçbir zaman tam mânâsıyla içerisine kabul etmiyor.
Bu yüzden Japonya’daki göçmenler görünmez bir cam duvarla çevrili yaşıyor: konut piyasasında ayrımcılığa uğruyorlar, iş yerinde yükselme şansları sınırlı, toplumsal ilişkilerde daima “dışarıdan biri” olarak kalıyorlar. Bu sözde hoşgörü, Batılı göçmenler için biraz daha yumuşakken, Güneydoğu Asya gibi coğrafyalardan gelenler için daha sert ve dışlayıcı bir karakter taşıyor.
Japon olmak

Ancak son yıllarda sistemin bu sürdürülemez yapısı, Tokyo’nun koridorlarında da yankı bulmaya başladı. Hükümet, belki de tarihinde ilk kez bu sorunu yalnızca bir işgücü meselesi değil, bir entegrasyon ve ulusal gelecek sorunu olarak ele alıyor. İlk kez, doğrudan yabancıların topluma entegrasyonundan sorumlu bir kabine bakanlığı pozisyonu oluşturuldu. Bu hamle, konunun artık marjinal bir politika alanı değil, ulusal stratejinin merkezinde ele alındığının en net göstergesi. Artık mesele yalnızca vize vermek değil; dil eğitimi, sosyal haklara erişim, kültürel uyum ve toplumsal kabul gibi çok boyutlu bir entegrasyon politikası geliştirmek.
Bir diğer çarpıcı gelişme ise kalıcı olarak Japonya'da yaşayan yabancıların yerel seçimlerde oy hakkına sahip olup olamayacağına dair başlayan tarihi tartışmadır. Bu, Japonya'nın bugüne kadar özenle koruduğu “tek ulus, tek kültür” anlayışını sorgulaması anlamına geliyor. Bu karar, yalnızca seçmen kütüklerini değil, aynı zamanda Japonya'nın gelecekte daha açık ve kapsayıcı bir toplum olup olamayacağını da belirleyecek.
Velhasıl geleneksel "kendine yeterlilik" anlayışı ve homojenlik miti, küresel gerçeklikler karşısında aşınıyor ve çözülüyor.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.