Hindistan'da payını artırmak isteyen Twitter, ShareChat'i satın almak istiyor

Arşiv
Arşiv

Hindistan'da etkinliğini artırmak isteyen Twitter'ın, ülkedeki popüler sosyal medya platformu ShareChat'i ve onun kısa video platformu Moj'u atın almak için harekete geçtiği ortaya çıktı. Twitter'ın ayrıca Moj'u TikTok gibi küresel bir platform haline getirme fikri var. Ancak, görüşmelerin şimdilik sonuçsuz kaldığı bildiriliyor.

İÇİNDEKİLER

Twitter, dünyanın ikinci büyük internet pazarı olan Hindistan'da payını genişletmeyi hedefliyor.


Bu amaçla sosyal medya devinin ülkede çok popüler olan sosyal medya şirketi ShareChat ve onun kısa video platformu Moj'u satın almaya çalıştığı ortaya çıktı.

Hindistan yaklaşık 1,4 milyar nüfusa sahip ve ülkede yalnızca 75 milyon Twitter kullanıcısı var.

ShareChat, Facebook ve SnapChat gibi ABD'li platformların egemen olduğu sosyal medya pazarında var olmayı başarmış az sayıda Hint şirketten biri.

Twitter ShareChat'i neden istiyor?

ShareChat, yaklaşık 160 milyonkullanıcıya sahip. Öte yandan TikTok'a benzeyen kısa video uygulaması Moj'un da 80 milyon kullanıcısı bulunuyor. Twitter ShareChat'i almayı başarırsa, Hindistan'daki pazar payını epey genişletmiş olacak.

Ayrıca Twitter'ın Moj'u TikTok gibi küresel bir sosyal medya platformu haline getirme fikri var. Çin merkezli ByteDance'e ait olan TikTok'un oluşturduğu 'veri güvenliği' endişesi Twitter'ın projesinin gelişmesine katkı sağlayabilir. ByteDance, Çin Komünist Partisi ile olan ilişkisi ile biliniyor.

Ancak verilen bilgilere göre, ShareChat ve Twitter arasında biten görüşmeler sonuçsuz kaldı. Bu açıdan ShareChat'in Moj ile birlikte bir süre daha Hint şirketi olarak kalması bekleniyor.

Bu ilk mi?

Twitter'ın ülkedeki nüfuzunu artırmak için bir Hint şirketini satın almaya çalışması ilk değil. Hindistan'da 'Anlar' özelliğini yayınlayan Twitter, bunu yapmak için Dailyhunt isimli sosyal medya platformundan yardım almıştı.

Twitter, yaptığı sansürlere gerekçesini 'doğru bilgi akışını sağlamak” ve 'dezenformasyona izin vermemek' olarak açıklıyor. Ancak nasıl oluyorsa bu “dezenformasyon” hassasiyeti yalnızca Twitter'ın politik duruşuyla örtüşmeyen hesaplar paylaşım yaptığında akıllarına geliyor. Örneğin Trump'ın Rus ajanı olduğunu söyleyen hesaplara hiçbir yaptırım uygulanmazken, Biden'ın oğlunun Ukrayna'daki yolsuzluğunu paylaşan hesaplar engelleniyor...


Twitter'ın süreç içindeki bu tavrı o kadar dikkat çekti ki New York Post gazetesi editörü Sohrab Ahmari, bu politikayı “dijital iç savaş” olarak betimledi.


Donald Trump'ın oğlu ise Twitter hesabından yaptığı paylaşımda 'Cumhuriyetçiler uyansa iyi olur Büyük Teknoloji ifade özgürlüğünü ortadan kaldırmaya çalışıyor' dedi.

Seçim günü yaşananlar ise, bu uyarıların ne kadar haklı olduğunu ortaya çıkardı. Donald Trump'ın Twitter sayfası seçim günü sigara paketlerini aratmayacak bir görüntüye girdi, paylaşımdan çok uyarıyla doldu.


Sansürlenen paylaşımlardan biri Yüksek Mahkemenin bir kararıyla ilgiliydi. Mahkeme, Pensilvanya'da posta pulu 3 Kasım'a kadar vurulmuş oyların 6 Kasım'a kadar oy merkezlerine ulaşması hâlinde, tarih olarak seçimi geçmiş olsa bile kabul edileceği kararını verdi. Bu karara tepki gösteren Trump, 'Yüksek Mahkemenin, Pensilvanya'daki oylar ile ilgili aldığı karar çok tehlikeli. Bu karar, yaygın ve kontrolsüz hileye izin verecektir ve hukuk sistemimizi baltalayacaktır. Ayrıca bu karar sokaklardaki şiddeti kışkırtacaktır. Bir şey yapılmalı.' ifadesini kullandı.


Bunun üzerine Twitter, söz konusu paylaşıma, 'Bu Tweette paylaşılan içeriklerin bir kısmı veya tümü tartışmalıdır ve bir seçime ya da başka bir toplumsal sürece katılma konusunda yanlış yönlendiriyor olabilir.' şeklinde uyarı etiketi ekledi.

Olan şey, adaylardan birinin mahkemenin seçimi ilgilendiren bir kararıyla ilgili yorum yapması. Ancak Twitter bunu sakıncalı buluyor. Bunun dışında kısıtlanan paylaşımlar “Çok ilginç” ya da “Neler dönüyor?” gibi bir yargı bile ifade etmeyen, sadece şüphe dile getiren içeriklerdi.


Aslında biz Twitter'ın bu sansür girişimlerine alışığız. İçinde hiçbir hakaret barındırmayan, kimseyi hedef göstermeyen, yalnızca derdini anlatmaya çalışan içeriklerimiz daha önce defalarca gösterim kısıtlamasına maruz kaldı. Normalde tabi ki her yayın mecrasının kullanım koşulları vardır ve bu koşulları ihlal eden yayınlar engellenebilir. Ancak Twitter'da bu durum biraz farklı. Kullanım koşullarını kabul etmiş biri bu koşulları ihlal eden hiçbir şey yapmamış olsa bile, sitenin editöryal müdahalesiyle manuel olarak içerikler kısıtlanabiliyor. Daha açık ifadeyle Twitter'da yetkisi olan biri içeriği izliyor ve “ben bu içeriği beğenmedim” diyerek tek butonla gösteriminizi kısıtlıyor.


Bunlar elbette ifade özgürlüğüne yönelik mikro tehditlerdi ancak ABD seçimlerinde gerçekleşen, meselenin sadece ifade özgürlüğü için değil, bizzat demokrasiler için tehdit oluşturan bir boyuta geldiğini ortaya koydu.


Twitter bu sansürleri, dezenformasyonu önlemek için yaptığını söylüyor. Peki bir paylaşımın doğru ya da yanlış olduğuna kim karar veriyor? Twitter'ın anlaşma içinde çalıştığı fact-check, yani doğrulama siteleri. Tabi burada şöyle bir soru gündeme geliyor: Doğrulama sitelerini kim doğruluyor?

Poynter ismiyle anılan uluslararası bir birlik, doğrulama sitelerini değerlendirerek bunlara resmi doğrulama sitesi onayını veriyor.


Peki tahmin edin bu birliği kimler fonluyor?

Bill ve Melinda Gates Vakfı, Açık Toplum Vakfı ve CIA ile açık bağlantısı olan National Endowment for Democracy adlı bir vakıf. Bill Gates aleyhine, Dünya Sağlık Örgütü aleyhine, Biden aleyhine çıkan her haberin ne hikmetse doğrulama siteleri tarafından anında yalanlanması heralde artık daha anlamlı gelmiştir. Derseniz ki “biz de alternatif doğrulama sitesi açalım”, açtığınız bu siteye de zaten onay alamıyorsunuz ve dolayısıyla sosyal medya şirketleri sizi resmi doğrulayıcı olarak kabul etmiyor. Kelimenin tam anlamıyla bir saadet zinciri kurmuşlar ve gerçeği keyfi şekilde belirliyorlar.

İnsanların çoğu, malesef, Twitter'ın koyduğu bu taraflı doğrulama metinlerinin dahi tamamını okumuyorlar. Ünlem işareti eşliğinde yazılan “bu iddia çürütüldü doğrusu için tıklayın” ibaresi gördüğü anda “ah çürütülmüş” diyerek geçiyorlar. Sosyal medya, okumaya, araştırmaya, yorum yapmaya uzak insanları bir nehrin sürüklemesi gibi sürüklüyor. İnsanlık, dijital despotizmin insafında ucunu göremediği bir karanlığa sürüklenmeye devam ediyor.