'Onlarca bir deli' Fikret Mualla'nın dalgaları aştığı hayatı

Fikret Mualla
Fikret Mualla

"Ben bu kütle içinde onlarca bir deliyim." cümlesi Fikret Mualla'yı ve aştığı dalgaları özetliyor. Yazarlarımızdan Zafer Malkoç, dünyada en çok tanınan Türk ressamlarından Fikret Mualla'yı tüm 'delirmeleri' ve vazgeçmeyişleriyle ama en önemlisi asla boyun eğmediği serüveniyle kaleme aldı. İşte çok konuşulacak o yazı...

"Cebinde kuruş parası olmayan ve bunun için de en sevdiği, kimselere satmadığı, hediye dahi edemediği 4 resmini kolunun altına alarak evden çıkan, herhangi bir araca binecek parası olmadığı için de akademiye kadar yaz günü saatlerce yürüyen genç ressamı gözümüzün önüne getirelim. Evden çıkarken, bu özel resimleri, daha önce bazı işlerini beğenmiş, Güzel Sanatlar Akademisinin bir koleksiyon oluşturmaya çalışan yöneticisinin çok sevip satın alacağından muhtemelen emindi.
Ancak öyle olmadı, belki akademi müdürü sanat tarihçisi Burhan Bey kötü bir günündeydi, bugün bilmediğimiz bir aksilik yaşamıştı veya bambaşka bir durum vardı. Sebep her neyse genç ressama dönüşü korkunç olmuştu: 

“Bunlar resim mi? Bedava sokağa bıraksan kimse almaz. Al götür, sokağa mı atarsın, denize mi atarsın ne yaparsan yap”.
Ancak öyle olmadı, belki akademi müdürü sanat tarihçisi Burhan Bey kötü bir günündeydi, bugün bilmediğimiz bir aksilik yaşamıştı veya bambaşka bir durum vardı. Sebep her neyse genç ressama dönüşü korkunç olmuştu: “Bunlar resim mi? Bedava sokağa bıraksan kimse almaz. Al götür, sokağa mı atarsın, denize mi atarsın ne yaparsan yap”.
Fikret Mualla bu sözlere, o çok sevdiği resimlerini akademinin önünden denize atarak karşılık verdi.

Bu kırılma anından bir süre sonra da babasını kaybetti. Mirastan kendine düşen payı alarak Türkiye'yi terk etti ve Paris'e yerleşti. Hayatının geri kalanını burada geçirecek, o dönem dünya sanatının başkenti olan bu şehirde tanınacak, resimleri koleksiyonerler, sanat tacirleri ve hatta sanatçılar tarafından satın alınacak, büyük sanatçıların arasına kendi ismini yazdıracaktı. Fransa'da ölecekti ve büyük kalp kırıklıklarıyla ayrıldığı vatanına, vefatından seneler sonra ancak kemikleri geri gelecekti.
Fikret Mualla bu sözlere, o çok sevdiği resimlerini akademinin önünden denize atarak karşılık verdi. Bu kırılma anından bir süre sonra da babasını kaybetti. Mirastan kendine düşen payı alarak Türkiye'yi terk etti ve Paris'e yerleşti. Hayatının geri kalanını burada geçirecek, o dönem dünya sanatının başkenti olan bu şehirde tanınacak, resimleri koleksiyonerler, sanat tacirleri ve hatta sanatçılar tarafından satın alınacak, büyük sanatçıların arasına kendi ismini yazdıracaktı. Fransa'da ölecekti ve büyük kalp kırıklıklarıyla ayrıldığı vatanına, vefatından seneler sonra ancak kemikleri geri gelecekti.
Fikret Mualla daha küçük bir çocukken futbolcu olmak istemişti. Fakat bir kaza sonucu ayağı sakatlandı ve uzun süren bir tedavi döneminden sonra topallayacağı ve dolayısıyla sporcu olarak bir geleceği olamayacağı kesinleşti. İçine kapandı, agresifleşti. Bu yetmezmiş gibi okulda kaptığı bir mikrobu eve getirmesi, evdekilerin hastalanması ve bu hastalık sonucunda hem annesini hem de anneannesini kaybetmesi onda bu ölümlerden kendisini sorumlu tutacağı yeni bir travma yarattı. Ardından babasının yeni hayatını, yeni eşini kabullenemedi ve bir kriz anında babasına saldırdı. Bu olaydan sonra akıl hastanesine yatırıldı. Hastane ve karakol arasındaki yaşamı hem Türkiye'de hem Fransa'da devam edecek, Fikret Mualla her krizin sonunda kendini ya akıl hastanesinde ya da karakolda bulacaktı...."

... Dalgaları aşmak için sizi harekete geçirecek yazının devamını buradan okuyabilirsiniz.

Fikret Mualla ve tüm 'kütle içinde onlarca bir deli'yi saygı ve minnetle anıyoruz.
Fikret Mualla daha küçük bir çocukken futbolcu olmak istemişti. Fakat bir kaza sonucu ayağı sakatlandı ve uzun süren bir tedavi döneminden sonra topallayacağı ve dolayısıyla sporcu olarak bir geleceği olamayacağı kesinleşti. İçine kapandı, agresifleşti. Bu yetmezmiş gibi okulda kaptığı bir mikrobu eve getirmesi, evdekilerin hastalanması ve bu hastalık sonucunda hem annesini hem de anneannesini kaybetmesi onda bu ölümlerden kendisini sorumlu tutacağı yeni bir travma yarattı. Ardından babasının yeni hayatını, yeni eşini kabullenemedi ve bir kriz anında babasına saldırdı. Bu olaydan sonra akıl hastanesine yatırıldı. Hastane ve karakol arasındaki yaşamı hem Türkiye'de hem Fransa'da devam edecek, Fikret Mualla her krizin sonunda kendini ya akıl hastanesinde ya da karakolda bulacaktı...." ... Dalgaları aşmak için sizi harekete geçirecek yazının devamını buradan okuyabilirsiniz. Fikret Mualla ve tüm 'kütle içinde onlarca bir deli'yi saygı ve minnetle anıyoruz.