Modern Türk öykücülüğünün öncüsü Ömer Seyfettin’in yaşamı ve eserleri

“Ölülere mükâfat dirilerin hatırasıdır.”
Ömer Seyfettin kimdir?
Eğitim hayatınızı nasıl sürdürdünüz?
Askerlikten öğretmenliğe geçişiniz nasıl oldu?
Öğretmenlik mesleğine başlamam, yine askerliğim vesilesiyle oldu. Yazı ve fikir hayatıma sağlam temeller kazandırmak için, İzmir’de jandarma teşkilatına eleman yetiştirmek amacıyla kurulan okulda askerî öğretmen olarak görev yaptım. Şiirle edebiyatla tanışmam ve edebî ürünlerimi vermem de bu yıllar içerisindedir.
Reklam
Balkan Savaşı’yla birlikte askerliğe geri dönüyor ve esir düşüyorsunuz. Bu süreçte yaşadıklarınızı anlatabilir misiniz?
Yazma serüveniniz nasıl başladı?

Yazı hayatınız ve öğretmenliğinizin yanı sıra nelerle ilgileniyorsunuz?
Kabataş Sultanisi edebiyat öğretmenliği görevimin yanı sıra, İstanbul Üniversitesi Tetkikat-ı Lisaniye encümeni üyeliği ve İstanbul Erkek Muallim Mektebi edebî kıraat öğretmenliği görevlerinde bulundum.
Kendinizi nasıl bir yazar olarak tanımlarsınız?
Sade ve millî bir dille yazıyorum. Hikâyelerimi, kişisel deneyimlerimden ve tarihsel olaylardan etkilenerek kaleme alıyorum. Günlük konuşma dilini kullanmaya gayret ediyorum. Tarz olarak olay hikâyeciliğini benimsiyorum. Öykülerimde realizm etkisini görebilirsiniz. Son olarak öykülerimi sürpriz bir sonla bitirmeyi seviyorum.
Reklam
Dilde sadeleşme konusunda neler söylemek istersiniz?
Genç Kalemler dergisinden biraz bahsedebilir misiniz?
İkinci Meşrutiyet’ten sonra Selanik’te yayımlanan ve dilde sadeleşme akımının öncülüğünü üstlenen bir edebiyat dergisidir. Türkçülük ideolojisinin yayın organıdır. Kültürel milliyetçiliğin ağır bastığı dergi, bu süreçte benim beklentilerime uygun bir mecraydı. Türk edebiyatında çığır açan derginin yazarlarından bazıları şu kişilerdir: Ali Canip, Ziya Gökalp ve Kazım Nami Duru.
Dili bu denli önemli kılan nedir?
Türkleri kendi vatanına taksim edip taksitle ve maddi olarak parçalamaya çalışan bu yağmacı ve doymaz Avrupalılar, manevi hücumlarını da ihmal etmiyorlar. Lisanlarını, maariflerini, ahlaklarını, terbiyelerini ve âdetlerini yayarak bir asırdan beri içimizde yalnız isimleri Türk ve şartlı kalmış müthiş renksiz bir ordu teşkil ediyorlar. Bu renksizlerle direncimizi kırıyor, bizi zayıflatıyor, millîlik ve Türklük fikrini Frank masonluk efsanesiyle boğuyorlar.
Yalın ve gerçekçi bir dille millî meseleleri kaleme alırken yeri geldiğinde, okurunuza hangi sebeplerle ve ne amaçla yazdığını açıklıyorsunuz. Bu bölümlerden kısa bir bölümü bizimle paylaşabilir misiniz?
“Sevgili okurlarım, size yemin ederim ki bu hikâyeyi ben uydurmuyorum. Geçmiş zaman… Eski bir tarih kitabında mı okudum, yeni bir hikâye mecmuasında mı yoksa açık bir romanda mı? Doğrusu hatırımda kalmamış.”

Özellikle mektuplarınızdan ve arkadaşlarınıza anlattıklarınızdan büyük bir eser yazmak için yalnız kalmak istediğinizi anlıyoruz. Bu tam olarak doğru mu?
Kısmen doğru denebilir. İçinde bulunduğum dönemin hazin hikâyesi, yalnızlığımla birlikte beni derin bir hüzne boğdu. Zaman zaman ziyaretime gelen dostlarım da bu yalnızlığıma çare olamadı.
Aradığınız bilinçli bir yalnızlık mıydı?
Evet, kendi eserimi yazmak için böyle bir yalnızlığa ve kafa dinginliğine muhtaçtım. Ama bir taraftan da hayat beni istemediğim hâlde yalnız bıraktı. Annemin ölümü ile bu yalnızlık benim için günden güne daha da boğucu olmaya başladı. Çünkü ev, benim için anne demekti. Onu kaybedince özel hayatımda da ailemin dağılışına şahit oldum. Babam yeniden evlendi.
Reklam
Evliliğiniz yalnızlığınıza çare olmadı mı?
Öykülerinizde aile kavramına sıkça vurgu yapmanızın nedeni, ona özlem duymanız mıdır?
Değerlerini yitirmemiş bir aile, Türk medeniyetinin temel direğidir. Bu nedenle eserlerimde aileyi öne çıkarıyorum. Toplumu gözlemliyor ve aile kavramının çöküşüne ehemmiyetle yaklaşıyorum. Genç kızlar ve kadınlar için yazılar kaleme alıyorum.
Yazarın yorumu:
Modern Türk öykücülüğünün öncü kalemi Ömer Seyfettin, bir edebiyatçı olmanın ötesinde kendi döneminin siyasi, kültürel ve toplumsal yapısını derinlemesine çözmüş ve bunu edebiyatına taşımış bir asker ve fikir adamıdır. 1920 Şubat ortalarında yakalandığı şeker hastalığı sebebiyle Haydarpaşa Tıp Fakültesi’ne kaldırılan Ömer Seyfettin, 6 Mart 1920’de henüz 36 yaşındayken hayata gözlerini yummuştur.
*Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.