LUGATReşadiye’den Londra’ya uzanan Özer’in yaşamından kesitler - Bir Hikaye

Reşadiye’den Londra’ya uzanan Özer’in yaşamından kesitler

Reşadiye’den Londra’ya uzanan Özer’in yaşamından kesitler
Reşadiye’den Londra’ya uzanan Özer’in yaşamından kesitler

Michelin Guide tarafından tavsiye edilen Londra’nın ünlü Türk restoranı Sofra’nın sahibi Hüseyin Özer sıfırdan zirveye çıktığı yaşamıyla dikkati çekiyor. Tokat’ın Reşadiye ilçesinde başlayan yaşam yolculuğunda, Özer, bir çocuğun başına gelebilecek en kötü şeyleri yaşadı . Annesi ve babası o daha çok küçükken ayrılmış, babası onu evlatlıktan reddetti. Annesi başka biriyle evlendi, o da Hüseyin Özeri yanlarında istemedi. Bunlardan en kötüsüyse Hüseyin Özer ağabeyi tarafından zehirlendi. Ölmeyince bu defa çalışması için Ankara’ya gönderildi. Henüz 10 yaşında bir çocukken birçok olumsuz durumla karşılaşan Özer’in tek isteği okumaktı. Yaşadığı bütün zorluklara rağmen tek başına mücadele eden o çocuk büyüdü ve hayallerini gerçekleştirdi. Hüseyin Özer, sıfırdan zirveye çıktığı yaşamından kesitleri beefandfish.com’a şu şekilde anlattı:

“Evden kaçmadım aslında, evden gönderildim. Bir aile istemedi, ikinci aile istemedi, sonra annemin yanına gittim. Annem evliydi. Okula gitme yaşım gelmişti, kanunen okutmaları gerekiyordu, yoksa başlarına bela olacaktım. Okula gitmek istiyordum, göndermiyorlardı. Tabii kendi çocukları var, onlara bakmak istiyorlar. Sonra benden kurtulmak için Ankara’ya gönderdiler tek başıma. Ankara’ya gidince kaybolacağımı düşündüler herhalde ama ben hâlâ varım işte. 10 yaşında bir çocuk tek başına Ankara’ya giderse kaybolur. Ondan önce zehir verdiler, öldürmek istediler. İstenmeyen çocuktum yani. Ankara’ya gidince ilk kazandığım parayla Adliye’nin önünde 2.5 lira verip bir mektup yazdırdım Demirel’e “Beni okut” diye. Cevap vermedi. Tekrar para kazanıp, ikincisini yazdırdım ama bir sonuç çıkmadı. Ben de karnımı doyurmak için kim bana yemek veriyorsa onun yanında çalıştım. Ankara’da kötü bir meyhanede çalışmaya başladım. Bahşiş alıyordum, para biriktirdim. Oda tutmak istedim, “Bu parayla ancak kömürlük tutulur” dediler. Ben de bir kömürlük tuttum. Öğrenmeye İsmet Paşa’daki o kömürlükte karar verdim. Çünkü ilk defa döşeğim, lambam olmuştu. Okula hiç gitmedim ama okuma yazmayı kendi kendime, duvarlara kömürle yazarak öğrendim. Sopayla kara, toza, taşa nereyi bulursam yazıyordum. Öğrenmeye başlayınca merakım arttı. Önce dinleri öğrendim. Sonra dilleri, diğer ülkeleri, milletleri merak ettim. 14 yaşında İstanbul’a geldim. Yine benzer yerlerde çalışmaya devam ettim. Düzenli maaş almaya başlayınca hemen bir İngilizce hocası tuttum kendime. Sonra askere gittim, döndüm. 19 yaşındaydım. Hemen evlendim, yuva kurdum. Ama hanım beni beğenmedi, kaçıp gitti babasının yanına. Şu anda 40 yaşında bir kızım var. Ben de Londra’ya gitmeye karar verdim. Zaten dil öğrenmeyi çok istiyordum. İngilizce dünya lisanı olduğu için özellikle İngilizceyi öğrenmek istiyordum. İngiltere’ye gider gitmez bir kebapçıda iş buldum. Çalıştığım dükkânda sandalyenin üzerinde yattım, alafranga tuvalette yıkandım her pazar günü. “Kaç para verirseniz verin” dedim, öyle deyince ilk başta söyledikleri rakamın daha altında verdiler. İngilizce öğrenmek için dil okuluna gittim. Çok başarılıydım, beni üst sınıfa atlattılar. Yalnız şöyle bir olay yaşadım; ‘Shakespeare’ diye bir kelime geçiyor, ben anlamını bilmiyorum. İsim olduğunun farkındayım ama daha önce hiç duymamışım, okula gitmediğim için. “Shakespeare ne demek” diye sordum, bütün sınıf dondu kaldı. Kimse cevap veremedi. Bir anlam verememiştim o zaman buna. Çok sonra öğrendim Shakespeare’in kim olduğunu. Sandalyede yatıyordum, alafranga tuvalette yıkanıyordum. Ama Londra’da olmaktan çok mutluydum. 1979’da bir kebapçı açtım. 1981’de de eski çalıştığım yeri satın aldım. Halen daha kapıda kuyruk vardır. Michelin Guide, dünyanın en iyi Türk lokantası seçer bizi her sene. Bir de yazılı değil ama benim şahsıma söylenmiş bir söz var ki onun kadar büyük bir ödül almadım henüz. Michelin Guide bana, “Dünyadaki favorimiz sensin, çünkü yemeklerin lezzetli, sağlıklı ve uygun fiyatlı” dedi. İki tane mütevazı lokantam var İngiltere’de. Biri Oxford City’de diğeri Myfair’de. İkisinde de kapıda kuyruk var. Duvarda da “Beğenmeyenin yemeğini ben yerim” yazıyor.”

YORUMUNUZU YAZIN, SORUNUZU SORUN
{{ entity.comments.quantity }} KİŞİ YORUM YAZDI
İLK YORUM YAZAN SİZ OLUN
YUKARI DÖNÜN

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz