GündemBir kadın gazetecinin Irak notları

Bir kadın gazetecinin Irak notları

MERVE TURP MECRA 10 DAKİKADA OKUNUR
Bir kadın gazetecinin Irak notları
Bağdat'ın 1950'lerdeki görünümü...
BEĞEN

Bir zamanlar medeniyetin başkenti olmuş, içinden onlarca alim, bilim insanı çıkarmış, seyyahların ve tüccarların uğrak yeri, Halife El Mansur'un Dicle'nin yanı başına inşa ettirdiği Bağdat... Zamanın Medine es-Selam'ı, yani Barış Şehri. Binbir gece masallarının diyarı...

Dicle nehri, Bağdat.
Dicle nehri, Bağdat.

Kadın gazeteci olarak Irak'a gitmek

Irak’a, bilhassa Bağdat’a gitme fikri, Orta Doğu’ya olan ilgim nedeniyle epeydir aklımdaydı. Irak’ın hala dünyanın en tehlikeli bölgelerinden biri olması, ve ‘kadın’ olmam nedeniyle seyahat fikri, çevremde şaşkınlıkla karşılandı.

Daha önce yolu bölgeden geçmiş, oralarda yaşamış, çalışmış kişilerin fikrini sorduğumda, herkes, gitmemenin daha iyi olacağını söyledi.

O kadar çok menfî yorum aldım ki, birlikte seyahat etmeye karar verdiğim arkadaşım bile “Acaba gitmesek mi?” kararsızlığına yenik düşmek üzereydi.

Daha önce iş için Musul, Erbil ve Kerkük’e gitmiş biri ve “gazeteci olarak” bu yorumların hiçbiri beni kararımdan vazgeçiremedi. Sonunda, diğer bir gazeteci arkadaşım ile birlikte ama bu kez “turist” olarak sırt çantalarımızı aldık ve yola çıktık.

Şubat ayının ortasında baharın çoktan geldiğini hatırlatan, sıcak sayılabilecek bir hava karşıladı bizi.

Havalimanında, mihmandarımız Haydar ile buluştuk ve sınırlı vaktimizi en verimli şekilde kullanmak için hemen keşfe çıktık.

Kazımiye ve Azamiye

Öncelikle Bağdat’ta iki farklı mezhebin hakim olduğu, zaman zaman çatışmaların yaşandığı Kazımiye ve Azamiye semtlerine gittik.

İlk durak, kenti ikiye ayıran Dicle nehrinin sol kıyısında yer alan, Şiilerin yoğun olduğu ve “kutsal şehir” olarak adlandırılan Kazımiye idi.

Kutsal mekanlara girmek istediğinizde, başörtüsünün yanı sıra ayak bileklerinize kadar uzun bir giysi de giymeniz gerekiyor. Kıyafetinizin diz altında olması, ve uzun dahi olsa dar olması kabul görmüyor.

Camilerin içinde fotoğraf çekmek yasak olduğundan, cep telefonu ile tüm elektronik eşyalarınızı cami ve türbe girişlerindeki emanet yerlerine bırakmanız gerekiyor.

Bağdat’ın Kazımiye semtinde, İmam Musa Kazım türbesinin girişinde emanet yerine telefon ve elektronik eşyalarını bırakmak için bekleyen kadınlar.
Bağdat’ın Kazımiye semtinde, İmam Musa Kazım türbesinin girişinde emanet yerine telefon ve elektronik eşyalarını bırakmak için bekleyen kadınlar.

Bağdat’ın Kazımiye semtinde, İmam Musa Kazım türbesinin girişimde emanete telefon ve elektronik eşyalarını bırakmak için bekleyen kadınlar.
Bağdat’ın Kazımiye semtinde, İmam Musa Kazım türbesinin girişimde emanete telefon ve elektronik eşyalarını bırakmak için bekleyen kadınlar.

 Kazımiye semti
Kazımiye semti

Güvenlik kaygısı bu kutsal mekanlarda bile üst safhada. Kadın görevliler tarafından kontrolden geçirildikten sonra içeri girebiliyorsunuz. Son yıllarda sabah ve Cuma namazlarında yapılan bombalı intihar saldırılarını hatırlayınca bu uygulamanın gerekliliğine hak veriyorsunuz. Benzer uygulamalar tüm kutsal mekanlarda mevcut.

Bu mekanlara girerken, konuştuğum kadın görevlilerin bazıları Arapça konuşmamdan Türk olduğumu hemen anlıyorlardı. Bazıları ise “İranlı mısın?” diye soruyordu. Bunun nedeni ise, İran’dan her yıl yaklaşık 6 milyon Şii'nin Irak’a gelip bu kutsal mekanları ziyaret etmesi. Bu seyahatlerin bir kısmı Türkiye üzerinden yapılıyor ve günlerce sürüyor. Sünni ağırlıklı kimliğe sahip Türkiye’den, Şiilerin hakim olduğu yerde ve kutsal mekanlarda belli ki bizim gibi çok fazla ziyaretçi yoktu.

Türkiye’den olduğumu söylediğimde en küçük bir sorun yaşamadım. Neredeyse istediğim her yere girip çıktım. İnsanlar Türkiye’nin ismini duyduklarında gülümseyerek memnuniyetlerini belli etmeye çalıştılar.

Şiiler’in kutsal mekanlarında mimari öne çıkıyor.Altın kaplamalı yapılar, aynalı, işlemeli camlar, milyonlarca küçük ayrıntıdan oluşan süslemeler dikkat çekici. Ağıt yakan, dua ederken yer yer ağlayan kadınlar genelde yas rengi siyahı tercih ediyor.

Camilerdeki erkek ve kadın görevlilerin ellerinde toz alma çubuğu var ve gerektiğinde ziyaretçileri bu çubuklarla hafifçe dokunarak uyarıyorlar. Camilerde sayıları hiç de yabana atılmayacak sayıda güvenlik görevlisi var.

Olası saldırılarda kullanma ihtimali yüzünden bu mekanlara elektronik eşya sokmaya çalışmak nafile bir çaba. Ayrıca dua etmeye gelen ziyaretçilerin, mekanın manevi atmosferine adapte olmaları da bu sayede sağlanıyor.

Çocuklar ise her yerde çocuk, etrafta koşturup oyunlar oynuyorlar.

Gezimize kaldığımız yerden devam ederek, Kazımiye’nin ardından Azamiye semtine gittik.

Dicle nehrinin üzerindeki Eimme (İmamlar) köprüsünden yürüyerek nehrin diğer tarafındaki Azamiye semtine gittik.
Dicle nehrinin üzerindeki Eimme (İmamlar) köprüsünden yürüyerek nehrin diğer tarafındaki Azamiye semtine gittik.

Amerikan işgalinden sonra neredeyse tamamı Sünnilerden oluşan nüfusun yaşadığı Azamiye semtinde, İmam el-Azam olarak bilinen, Sünni Hanefi mezhebinin kurucusu Ebu Hanefi’nin kabrinin de içinde bulunduğu Azamiye Külliyesi’ni ziyaret ettik.

Ebu Hanefi’nin kabrinin içinde bulunduğu Azamiye Külliyesi.
Ebu Hanefi’nin kabrinin içinde bulunduğu Azamiye Külliyesi.

Külliye içindeki camiye mimari bakımdan sadelik hakimdi. Ziyaretçi sayısı ise Şii bölgelere kıyasla son derece azdı.

Biz dolaşırken camide birkaç Asyalı Müslüman ve az sayıda Arap ziyaretçi vardı.

Aynı mimari sadelik, meşhur İslam filozofu, alim ve mutasavvıf olan Abdulkadir Geylani’nin kabrinin bulunduğu külliyede de var. Külliyenin içindeki türbe ve camide çok sayıda Osmanlı motifi bulunuyor.

Abdulkadir Geylani Külliyesi.
Abdulkadir Geylani Külliyesi.

Geylani Külliyesi şu anda Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı tarafından restore ediliyor. Bir sonraki restorasyon çalışması da yakında İmam-ı Azam Külliyesi’nde başlayacak.

Kerbela

Irak’taki ikinci günümüzün sabahında, mihmandarımızın arabasıyla Kerbela’ya doğru yola çıktık.

Bağdat’tan Kerbala’ya giden karayolu üzerinde, DEAŞ’a karşı 2014’te kurulan Şii milis gücü Haşdi Şabi saflarında hayatını kaybeden Iraklı güvenlik güçlerinin fotoğrafları sağlı-sollu asılmıştı. Fotoğrafların bir köşesinde mutlaka çiçek figürleri bulunuyordu.

Arapça’da Zehra, çiçek anlamına geliyor. Mihmandarımızın söylediğine göre; bu çiçek figürleri Hz. Muhammed’in kızı Fatıma-i Zehra’dan geliyor. Şiiler, ölen güvenlik görevlisi, asker ve Iraklılar’ı Fatıma-i Zehra’nın evlatları olarak kabul ettiklerinden dolayı, fotoğrafların bir köşesine çiçek figürleri koyuyorlarmış.

Hem Bağdat hem de Kerbela’da, pek çok duvar resminde ve yazısında bu çiçek figürlerine rastlamak mümkün.

Özel araç ile mola vermeksizin yaklaşık iki saat süren yolculuk esnasında, Kerbela’ya girmeden önce yol boyunca birkaç güvenlik noktasından geçtik. Güvenlik noktalarında hiç beklemedik, sorun da yaşamadık.

Yolculuğumuz sırasında Hurma ağaçlarının güzelliği bize eşlik etti. Durmak ve ağaçların olduğu yerleri daha yakından görmek istedim lakin mihmandarımız eskiden bu bölgelerde DEAŞ’ın olduğunu ve hala tehlikeli olabileceğini söyledi. (DEAŞ öncesinde ise buralarda El-Kaide vardı. Bağdat ve Kerbala arasındaki kara yolundaki çöl veya kırsal bölgelerde gizlenen militanlar yol kesip istedikleri kişiyi alıkoyabiliyordu. Bu genellikle ülkenin Enbar, Musul ve Salahaddin vilayetlerinde görülüyor)

Bağdat-Kerbela yolunda mola verip Fırat nehrini ve hurma ağaçlarının güzelliğini seyre daldık.
Bağdat-Kerbela yolunda mola verip Fırat nehrini ve hurma ağaçlarının güzelliğini seyre daldık.

Kerbela, Şiiler için Suudi Arabistan’daki Mekke, Medine ve yine Irak’taki Necef’ten sonra en kutsal dördüncü şehir ve aynı zamanda İslam tarihinin en kanlı sayfalarından birinin yazıldığı olayın yaşandığı yer. Peygamberimizin torunu Hüseyin, Emeviler tarafından Kerbela’da öldürülmüştü. Bu olay, dünyanın dört bir yanındaki Şiiler tarafından, hala her yıl Aşure ayında yas tutularak anılmakta.

Kerbala sokaklarından bir kare.
Kerbala sokaklarından bir kare.

Biz de Şii inancını ve kültürünü daha yakından görmek için Kerbela’yi seçtik.

Kerbela’ya girer girmez ilk iş, 2 saatlik yol yorgunluğunu seyyar çaycıda atmak oldu. Hem çay içtik hem de seyyar çaycı ile ayak üstü lafladık.

Ardından ilk durak İmam Hüseyin Camii’ne yürüdük. Kerbela şehir merkezinde, İmam Hüseyin Camii’nin dışında ve avlusunda çok sayıda ahşap tekerlekli araçlar görülüyor. Bunlar tıpkı Kabe’deki gibi yaşlıları, yürüyemeyecek durumda olanları camiye taşıyordu. Ayrıca eşya taşımakta da kullanılıyordu.

Kerbala sokaklarından bir kare.
Kerbala sokaklarından bir kare.

Kerbala sokaklarından bir kare.
Kerbala sokaklarından bir kare.

Kerbela’daki kutsal mekanlara girerken de en ufak bir sorun yaşamadım. Tam tersine insanlar bize karşı oldukça nazik ve yardımseverdi. Topuğa kadar uzanan kıyafetlerim olmadığı halde içeri girebilmem için bana ödünç kıyafetler bile verdiler.

İmam Hüseyin Camii de, Bağdat’ta gördüğüm Şii kutsal mekanları gibi oldukça gösterişli ve süslemeleri son derece etkileyiciydi. Sıradan bir günde ziyaret etmemize rağmen son derece kalabalıktı. Cuma günleri ve dini bayramlarda yere iğne atsanız düşmeyecek kadar kalabalık oluyormuş.

Imam Hüseyin Camii’nin avlusu/bahçesi.
Imam Hüseyin Camii’nin avlusu/bahçesi.

Camii alanında, Kıble kapısı tarafında meşhur Türk divan şairi Fuzuli’nin kabri de bulunuyor. Fakat restorasyonda olduğu için Fuzuli’nin kabrini görme şansımız olmadı.

Ancak görevlilerden biri, telefonumuzu vermemiz durumunda bizim için fotoğraf çekebileceğini söyledi. Öyle yaptık. Fuzuli için her yıl birçok Azerbaycanlı da kabri ziyarete geliyormuş.

Görevlinin çektiği fotoğrafta Fuzuli’nin kabir taşı görülüyor.
Görevlinin çektiği fotoğrafta Fuzuli’nin kabir taşı görülüyor.

Kerbela sokaklarında dolaşırken rast geldiğimiz bir tatlı dükkanında yediğimiz, kadayıfa benzeyen “dahenna” isimli tatlı da pek lezzetliydi.

Sokak aralarındaki binalar çok eski ama çarşının biraz dışında yükselen pek çok inşaat var. Yol boyunca kitap ve poster satan seyyar satıcılar sıralanmış. Bu posterler genelde Şiilik ile ilgili idi fakat Hristiyanlık ile ilgili olanlar da vardı.

Kerbela, Imam Hüseyin Camii’nin avlusundan bir kare.
Kerbela, Imam Hüseyin Camii’nin avlusundan bir kare.

Kerbela.
Kerbela.

Kerbela.
Kerbela.

Kerbela.
Kerbela.

Mihmandarımızın gece yolculuğunun tehlikeli olabileceği yönündeki uyarısı üzerine hava kararmadan yola koyulduk. Akşam olduğunda yeniden Bağdat’taydık.

Bağdat’taki son günümüzü şehir merkezine ayırdık.

Dicle üzerindeki Sinak köprüsünden yürüyerek nehrin diğer tarafına geçtik.

Sinak Köprüsü üzerinden Dicle manzarası.
Sinak Köprüsü üzerinden Dicle manzarası.

Sinak Köprüsü.
Sinak Köprüsü.

Şehrin merkezine yürürken önünden geçtiğimiz binalar, iş hanları son derece eskiydi. Bazıları, ülkeyi 1948’de terk eden Yahudiler’e ait olanlardı. Orta Doğu’daki en yüksek Yahudi nüfusu, İsrail kurulmadan önce Irak’ta idi ve bu sayı 125 bin civarındaydı.Kral Faysal 1920 yılında Bağdat’ta tahta geçtiği dönemde, nüfusun yaklaşık 4’te birini Yahudiler oluşturuyordu.

Bağdat’ın o ünlü tozu, binaların olduğundan daha da eski görünmesine neden oluyordu.

 Bağdat merkezde bir sokak arası.
Bağdat merkezde bir sokak arası.

İkinci el eşyaların satıldığı mahallelerden geçtik. Balık pazarı, hayvan pazarındaki rengarenk kuşlar, dükkanların önüne dizilmiş sıra sıra bisikletler, kahvehane önlerinde sigaralarını tüttürürken bir taraftan çaylarını yudumlayıp sohbet eden yaşlı Iraklılar...

Bağdat’ta genelde ikinci el eşyaların satıldığı bir sokak.
Bağdat’ta genelde ikinci el eşyaların satıldığı bir sokak.

Bağdat’ta hayvan pazarı.
Bağdat’ta hayvan pazarı.

Bağdat’ta bulunduğum süre boyunca ana yollarda çok fazla trafik vardı. Araçlar hep ana yolları kullanıyorlardı, ara yol yok gibiydi. Mihmandarımız güvenlik gerekçesi ile ara yolların kapatıldığını ve DEAŞ tehlikesi sonrası yavaş yavaş açılmaya başladığını söyledi. Aynı zamanda gerek kurumların, gerek bakanlıkların önündeki yolların güvenlik gerekçesiyle kapalı olması, olası patlamalara karşın kontrol noktalarının fazlalılığı da şehir merkezinde trafik yoğunluğa neden oluyor.

2003’te başlayan Amerikan işgalinden bu yana Bağdat’ın alt yapı hizmetlerine ciddi iyileştirme yapılmadı. Ülkedeki en önemli sorunlardan biri de yolsuzluk iddiaları. Eski başbakanların büyük bölümü yüz milyarlarca doları bulan yolsuzluklarla suçlanıyor.

2007 Bağdat için en kanlı yıl kabul ediliyor. Her ay binlerce sivil farklı patlamalar ve çatışmalar nedeniyle öldü.

Irak’ta, DEAŞ’ın Aralık 2017’de yenilgiye uğratılması ve alınan güvenlik önemlerinin ülke geneline yayılması, başkent Bağdat’taki bombalı saldırıların önemli ölçüde azalmasını sağladı.

Mütenebbi caddesi

Bağdat’taki kitapseverlerin, entelektüellerinin uğrak yeri kadim Mütenebbi caddesine de uğradık. Cadde, 10. yüzyılda yaşamış Arap tarihinin en büyük şairlerinden Mütenebbi’nin adını taşıyor. Cadde boyunca kitapçılar, tarihi binalar, kıraathaneler, kültürel faaliyetler gerçekleştiren mekanlar da bulunuyor. Cadde üzerinde herkesin tanıdığı biri var; çaycı Yakub Amca. Yakub Amca’nın seyyar çay ocağı bir an olsun boş kalmıyor. Kendisi ile sohbet ederken bile konuşmamız pek çok kez müşteriler tarafından kesildi. Yakub Amca kendisi ile yaptığım kısa sohbette, annesinin Diyarbakırlı, babasının Iraklı olduğunu söyledi, ayrıca Osmanlı dönemine ait kimlik belgesini hala sakladığını da sözlerine ekledi.

Mütenebbi caddesindeki sahafçılar çarşısı.
Mütenebbi caddesindeki sahafçılar çarşısı.

Bu arada, dikkatimi çeken bir şey de, Iraklıların “memnun” kelimesini çok sık kullanmalarıydı. Arapça kökenli bu kelimeyi Ürdün’de bulunduğum uzun süre içinde duyduğumu hatırlamıyorum fakat Iraklılar “teşekkür ederim, minnettarım” anlamında bu kelimeyi günlük hayatta çok sık kullanıyorlar.

Caddenin sonu Dicle nehrine çıkıyor ve burada sizi Mütenebbi’nin heykeli karşılıyor. Heykelin etrafında genç Iraklılar konuşlanmış; kimi oturmuş sohbet ediyor, çay içiyor, kimi de fotoğraf çektiriyor.

Bağdat'ta bir Osmanlı kışlası

Mütenebbi caddesinin yanı başında tarihe meydan okuyan Osmanlı kışlası var.

Kışla, klasik Osmanlı mimarisine sahip. Osmanlı döneminin Bağdat Valisi Namık Paşa tarafından 1861 yılında yapılmaya başlanmış. Sonraki Bağdat Valisi Mithat Paşa zamanında, 1870 yılında son şekline kavuşmuş.

Bağdat’ta, Dicle nehrinin hemen yanı başında bulunan Osmanlı Kışlası.
Bağdat’ta, Dicle nehrinin hemen yanı başında bulunan Osmanlı Kışlası.

Bağdat’ta, Dicle nehrinin hemen yanı başında bulunan Osmanlı Kışlası.
Bağdat’ta, Dicle nehrinin hemen yanı başında bulunan Osmanlı Kışlası.

Bağdat’ta, Dicle nehrinin hemen yanı başında bulunan Osmanlı Kışlası.
Bağdat’ta, Dicle nehrinin hemen yanı başında bulunan Osmanlı Kışlası.

Kışlanın içinde eski hükümet divanı, saat kulesi, vali konağı, ve bir de cami yer alıyor. Kuledeki saat 5. George’in Bağdat Valisi’ne hediyesiymiş.

 Osmanlı kışlasının içinde bulunan saat kulesi.
Osmanlı kışlasının içinde bulunan saat kulesi.

Osmanlı kışlası içindeki vali konağının kapısı. Duvarındaki levhada Dar el-Vali yazıyor.
Osmanlı kışlası içindeki vali konağının kapısı. Duvarındaki levhada Dar el-Vali yazıyor.

Osmanlı kışlası içindeki vali konağı.
Osmanlı kışlası içindeki vali konağı.

Osmanlı kışlası içindeki vali konağı.
Osmanlı kışlası içindeki vali konağı.

Pek çok önemli tarihi olaya sahne olmuş bu kışlada, 1921 yılında Mekke Şerifi Hüseyin’in oğlu Kral I. Faysal'ın taç giyme töreni yapılmış.

Kışla, 1990 yılında Saddam Hüseyin tarafından restore edilmiş. Yatakhaneler ve zindanların da olduğu bina, Amerikan işgalinden sonra yağmalanmış.

2007’de ise kışla cadde üzerindeki bombalı saldırıda büyük zarar görmüş, bir bölümü ise neredeyse tamamen yıkılmış.

 Osmanlı kışlası.
Osmanlı kışlası.

 Osmanlı kışlası.
Osmanlı kışlası.

Osmanlı kışlası içindeki eski hükümet divanı.
Osmanlı kışlası içindeki eski hükümet divanı.

(Bizim ziyaretimizden bir gün sonra TİKA Başkanı Sn. Serdar Çam, Irak ziyareti kapsamında Osmanlı Kışlasını da ziyaret etti. Ve kışlanın durumu ile ilgili Twitter’da bir paylaşım yaptı. Zannediyorum ki kışlanın restorasyonu ile ilgili bir çalışma yapılacaktır)

Kışla, onca savaşa, bombalı saldırı ve şiddet olaylarına rağmen ziyaretçileri kendine hayran bırakıyor. Görevliler, saatin biraz geç olmasına ve çalışma saatleri bitmesine rağmen Türkiye’den geldiğimizi bildikleri için biz kışlayı gezene kadar bize kapıları kapatmadılar.

Dicle kıyısındaki kışlanın diğer yanında ise Kanuni Sultan Süleyman'ın emriyle 1534'te yaptırılan Saray camii bulunuyor.

Bağdat'ta bir Osmanlı Şehitliği

Bağdat’ta bir de Osmanlı Şehitliği var. Şehitlikteki mezarlar, Birinci Dünya Savaşı'nda İngilizler’e karşı açılan Irak cephesinde şehit olan Osmanlı askerlerine ait. Şehitlikte küçük yaşta savaşa katılan, yiğitliği ile nam salmış, Bağdat Fatihi olarak bilinen, sancaktar Genç Osman'ın kabri de bulunuyor.

Şehitlikte ismi belirlenebilen 227 subay ve 2143 er olmak üzere toplam 2370 Osmanlı askerinin isimleri kayıtlı. Aralarında Pirlepe (Makedonya), Bağdat, Şam, Bulgaristan, Girit, Beyrut, Kutul Amare, Yemen, İstanbul ve daha onlarca yerden asker yatıyor. Şehitliğin bakımı, Türkiye Cumhuriyeti tarafından yapılıyor.

 Bağdat Osmanlı şehitliği.
Bağdat Osmanlı şehitliği.

 Bağdat Osmanlı şehitliği.
Bağdat Osmanlı şehitliği.

 Bağdat Osmanlı şehitliği.
Bağdat Osmanlı şehitliği.

 Bağdat Osmanlı şehitliği.
Bağdat Osmanlı şehitliği.

Buradaki ziyaretimizin ardından bir zamanlar Saddam Hüseyin’in heykelinin bulunduğu, Amerikan işgali ile birlikte kaldırılan Firdevs Meydanı’na gitmek istedik fakat mihmandarımız bu alanın kapalı olduğunu ancak araç ile o bölgeden geçebileceğimizi söyledi. Alan, uzun duvarlarla, bariyerlerle kapanmıştı. Duvarların arasından görebildiğim kadarıyla, alanın içinde hiçbir şey kalmamış, bir taş bile yoktu. Ve üzerinde otlar büyümüştü.

Akşam olmuş, Bağdat’a veda vakti gelmişti.

Üç günlük kısa seyahatin ardından Irak’ı tekrar gelme kararıyla, havalimanına giden minibüslerle yola çıktık. Dönüş yolunda güvenlik önlemleri oldukça sıkıydı. Havalimanına yaklaşırken yolda iki kez minibüsten indirildik ve minibüsün içinde köpeklerle arama yapıldı. Ayrıca, havalimanının içine girmeden, kapıda tüm yolcular valizlerini tek sıra halinde dizdi ve tüm valizler bomba uzmanı köpekler tarafından kontrol edildi.

Bir kadın gazeteci olarak, Türkiye’de çoğu kişinin şu zamanda gitmekte tereddüt edeceği Irak’ta şahsen tek bir sorun yaşamadım. Evet Irak hala tehlikeli bir ülke olabilir ancak yaşadığımız coğrafyayı tanımak, görmek için bu cesareti göstermek gerektiğine inananlardanım. Hemen yanı başımızdaki bu coğrafyaya yabancıyız. Bu seyahatte, çok sayıda Batılı ve Asyalı turist gördüm. Türkiye’den olmanın aslında neredeyse her kapıyı açtığı, Türkler’in sevildiği bu coğrafyaya gidenlerin sayısının ise iki elin parmağını geçmediğini gördüm.

Irak gezimizin başında, Osmanlı izlerini görebilmek için Kut’ül Amâre’yi ziyaret etmeyi planlıyorduk. Burası, Birinci Dünya Savaşı sırasında, Osmanlı Devleti’nin İngilizlere karşı en büyük ve en önemli zaferinden birini yaşadığı ve İngilizler’in 15,000’e yakın subay ve askerinin esir alındığı Kutul Amâre Zaferi’nin yaşandığı yer. Ancak Bağdat’a uzak ve zamanımızın da kısıtlı olmasından dolayı bu ziyaretimizi bir dahaki sefere ertelemek durumunda kaldık.

Sırada ise bunun gibi ziyaret edilecek daha çok yer var; Kufe, Necef, Basra gibi. Sonbahardaki gezi planlarımıza onları şimdiden ekledik bile.

YORUMUNUZU YAZIN, SORUNUZU SORUN
{{ entity.comments.quantity }} KİŞİ YORUM YAZDI
İLK YORUM YAZAN SİZ OLUN
M MERVE TURP Pirimedya

Ankara Üniversitesi İspanyol Dili ve Edebiyatı bölümünde iki yıl okuduktan sonra yine aynı üniversitenin Arap Dili ve Edebiyatı bölümünden 2013 yılında mezun oldu. Öğrencilik yıllarında çeşitli ajanslar için İngilizce ve Arapça haber çevirileri yaptı. Arapça eğitimi için yaklaşık iki yıl Ürdün’de bulundu. Halihazırda TRT World Ortadoğu masasında prodüktör yardımcısı olarak görev yapmaktadır.

BEĞEN

HAFTANIN ÖZETİ

Suriye'de 1 ayda 119'u çocuk, 433 sivil öldü
Suriye'de 1 ayda 119'u çocuk, 433 sivil öldü
Bu hafta İslam dünyasında, Suriye'de Temmuz ayı içerisinde 119'u çocuk, 433 sivilin öldürülmesi, İsrail polisinin 4 yaşındaki Filistinli Muhammed İleyyan'ı taş attığı gerekçesiyle ifadeye çağırması, Lübnan'da mezhep temelli hassas güç dengelerinin tehlikede oluşu, Sudan'da eğitime süresiz ara verilmesi, BAE'nin dış politikada revizyona gitmesine se...

PORTRELER

Şehinşah’ın  düşüşü
Şehinşah’ın düşüşü
İnsanı iliklerine kadar donduran o soğuk kış gününde, İran’ın başkenti Tahran’dan havalanan bir uçak, ülke tarihinde artık bir dönemin kapandığına işaret ediyordu. Kesintisiz 37 yıl boyunca İran’ı yöneten Şah Muhammed Rıza Pehlevî, yanında eşi Farah Diba ve çocukları Rıza, Alirıza, Farahnaz ve Leylâ ile birlikte 16 Ocak 1979’da meçhule doğru yola ç...

HAREKETLER

Filistin Kurtuluş Örgütü'nün serüveni
Filistin Kurtuluş Örgütü'nün serüveni
Filistin Kurtuluş Örgütü (Arapça adıyla: Munazzamatu’-Tahrîr el Filistîniyye), 13-17 Ocak 1964’te Mısır’ın başkenti Kahire’de düzenlenen ilk Arap Birliği genel toplantısı sırasında alınan prensip kararı uyarınca, 29 Mayıs 1964 günü Kudüs’te kuruldu. Örgütün açıklanan hedefleri Filistinlilerin yaşam standartlarını iyileştirmek, mültecilerin işgal ed...

KARENİN SÖYLEDİĞİ

Pakistan Cumhurbaşkanı Eyüp Han'ın ABD ziyareti
Pakistan Cumhurbaşkanı Eyüp Han'ın ABD ziyareti
11 Haziran 1961’de çekilen bu fotoğrafta, Pakistan’ın ikinci Cumhurbaşkanı Muhammed Eyüp Han, Amerikan Başkanı John F. Kennedy ile birlikte başkent Washington’da kendilerini bekleyen kalabalıkların arasında geçerken görülüyor. Şoför koltuğunda gizli servis ajanı Gerald “Jerry” Behn otururken, önde ortada Kennedy’nin yaveri Chester V. Clifton bulunu...

MALUMAT

Kur'an-ı Kerim'in Rusça'ya ilk tercümeleri
Kur'an-ı Kerim'in Rusça'ya ilk tercümeleri
Rusların Müslüman kavimlerle ilk tanışması 10. yüzyıla tevafuk ediyor olsa da Kur’an-ı Kerim’in Rusçaya tercümesi ilk defa 18. yüzyılda yapıldı. Rusların “Velikiy Pyotr”, yani Büyük Petro olarak tanıdığı I Petro zamanında Rusya’da kapsamlı ve uzun soluklu modernleşme çalışmalarının temeli atıldı. Bizzat I Petro’nun gözetiminde yürütülen bu çalışmal...

NE OKUMALI?

İslam ve Modern İnsanın Çıkmazı
İslam ve Modern İnsanın Çıkmazı
Farklı alanlarda bilim insanı yetiştirmiş, eğitimli bir aileden gelen İranlı alim Seyyid Hüseyin Nasr, akademik eğitimini Amerika’da farklı okullarda tamamladı. MIT’de fizik alanında aldığı lisans eğitimi ve Harvard Üniversitesi’ndeki bilim tarihi doktorasından sonra İran’da ve Amerika’da çeşitli akademik görevlerde bulundu. Hem Doğu’da hem de Batı...
YUKARI DÖNÜN

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz