20.356 Takipçi

İslâm dünyasının dört bir yanından güncel siyasî ve kültürel haberler, derinlikli dosyalar, biyografiler, okunacak kitaplar ve daha fazlası... Özellikle tarihte gerçekleşen hadiselerin yıl dönümlerini hatırlamak ve her yerde rastlayamayacağınız sıra dışı fotoğraf ve görsellerle tanışmak isteyenlere... Müslüman dünyanın nabzı, burada atıyor.

Filistin'in şehidi

Abdulkadir Hüseyni.
Abdulkadir Hüseyni.
İçindekiler

BM’nin 29 Aralık 1947’deki taksim planından sonra İngilizlerin çekileceği günün öncesinde yani 14 Mayıs 1948'te David Ben Gurion, İsrail Devleti'nin kurulduğunu ilan ediyordu.

14 Mayıs 1948'te David Ben Gurion, İsrail Devleti'nin kurulduğunu ilan etti.
14 Mayıs 1948'te David Ben Gurion, İsrail Devleti'nin kurulduğunu ilan etti.

İsrail’in kurulması sürecinde pek çok hadise yaşanmıştı. Bunların en önemlisi hiçbir Filistinlinin ve Müslümanın unutmadığı İsrail’in kurulmasından bir ay önce yaşanan Deir Yasin Katliamı'ydı. Ancak Deir Yasin katliamından sadece bir gün önce yaşananlar sonun başlangıcıydı.

Filistinlilerin kahramanı Şehit, Mücahit Abdulkadir Hüseyni’nin ölümü ve Kastel Tepesinin düşüşü

Abdulkadir Hüseyni.
Abdulkadir Hüseyni.
Kastel, Kudüs’tür. Kastel düşerse Kudüs düşer.

Abdulkadir Hüseyni, 1907 yılında İstanbul’da doğdu. Osmanlı döneminde yaklaşık elli yıl görev yapan ve İngiliz sömürgesi döneminin Kudüs Belediye Başkanı olan Musa Kazım Hüseyni Paşa’nın oğluydu. Kudüs’ün köklü ailelerinden biriydi Hüseyni ailesi. Abdulkadir, ilkokul ve lise öğrenimini Kudüs’te tamamladı. Babasının da isteğiyle Beyrut Amerikan Üniversitesi Edebiyat bölümüne kayıt oldu. Orada isteği ortamı bulamayarak, Kahire Amerikan Üniversitesi Kimya Bölümünde okumak için Mısır'a gitti. Kimya bölümünden 1932 yılında mezun oldu.

Babasının Belediye başkanı olması münasebetiyle küçüklüğünde, siyasi ve askeri konularının konuşulduğu ev sohbetlerine şahit olmuştu. İngiliz sömürgesi altında, Mescid-i Aksa’nın hemen yanında bulunan Ravdat’ul Mârif Okulunda okurken başlamıştı bir şeylerin ters gittiği düşüncesi...

Abdulkadir Hüseyni, (ortada) 1936.
Abdulkadir Hüseyni, (ortada) 1936.

1933, Yeni Kapı.
1933, Yeni Kapı.

Ama Abdulkadir, adını ilk kez Kahire Amerikan Üniversitesi’ndeki mezuniyet programında duyuracaktı. Mezuniyet günü rektörün elinden diplomasını almadı. ‘’Ben bu diplomayı kendi çabamla elde ettim. Sizler İslam düşmanı, işgalci ve Mason yanlısı bir kurumsunuz’’ diyerek diplomasını herkesin önünde yırttı. Ertesi gün Mısır gazeteleri bu konuşmayı sayfalarına taşıyacak ve Abdulkadir, birkaç gün sonra Mısır hükümeti tarafından sınır dışı edilecekti. Ama kendisi on yıl geçmeden Mısır’a tekrar dönecekti…

Filistin’e dönen Abdulkadir, bir müddet gazete editörlüğü yaptı. Ama İngilizlere ve Siyonistlere karşı mücadele vermek için işinden istifa etti.

13 Ekim 1933 yılında İngilizlere karşı babası ile beraber Kudüs’te ve iki hafta sonra 27 Ekim’de Yafa’da büyük çaplı gösterilere liderlik etti.

 Yafa, 27 Ekim 1933.
Yafa, 27 Ekim 1933.

Gösteriler sırasında elli kişi hayatını kaybetmiş ve onlarca kişi yaralanmıştı. Abdulkadir Hüseyni elinden kurşunla, babası Musa Kazım Paşa ise İngiliz askerleri tarafından ağır şekilde sopalarla darp edilerek yaralanmıştı.

Musa Kazım Paşa'nın ağır yaralandığı an, Yafa.
Musa Kazım Paşa'nın ağır yaralandığı an, Yafa.

Nitekim babası birkaç ay sonra aldığı darbeler neticesinde hayatını kaybedecekti.

 Musa Kazım Hüseyni'nin cenaze töreninden bir kare.
Musa Kazım Hüseyni'nin cenaze töreninden bir kare.

Abdulkadir, babasının ölümüyle amcası Kudüs Müftüsü Hacı Emin Hüseyni ile görüşmelerini sıklaştırmıştı. Yine Hacı Emin, kurduğu Cihad-ı Mukddes Örgütü’ün komutanı olarak Abdulkadir’i atadı. Abdulkadir Hüseyni Filistin’in dağlarında ilk başlarda uzak bir direniş sergiledi. Tam da bu sırada Filistin’in Kuzeyinde Hayfa bölgesinde İngilizlere karşı direniş hareketine liderlik eden İzzeddin El Kassâm’ın 1935 yılında şehit haberini alacaktı.

İzzeddin El Kassâm.
İzzeddin El Kassâm.

1936 yılında İngiliz sömürü siyasetine ve Yahudilerin yoğunlaşan göçüne karşı Filistinliler 6 aylık genel greve gitti. Tam da bu sırada uzun bir süre bekleyen Abdulkadir, 6 Mayıs’ta İngilizlere karşı silahlı mücadelenin başladığını duyurdu ve İngiliz kuvvetlerine karşı operasyonlar yapmaya başladı. Silahlı mücadele tüm Filistin’e yayılmıştı. İzzeddin El Kassâm komutasından kalan birliklerle de bu mücadeleye destek veriyorlardı.

İngilizlere karşı en ağır çatışma Hadır bölgesinde olmuş, burada Irak ve Suriye’den gelen Mücahit birlikler de savaşa katılmışlardı. Abdulkadir ağır bir şekilde yaralanmış ve İngilizler tarafından esir düşerek, hastaneye kaldırılmıştı. Ama Cihad-ı Mukaddes Örgütü üyeleri tarafından Suriye’ye kaçırılacaktı.

Ağır yaralanan Hüseyni, hasta yatağında.
Ağır yaralanan Hüseyni, hasta yatağında.

1938 yılında gizlice Suriye, Lübnan oradan da Irak’a geçti. Bir müddet Irak’ta yaşadı. Orada İngilizlere karşı bir grup Filistinliyle beraber Irak ordusunun yanında yer aldı. Irak ordusunun yenilgisinden sonra yakalanarak hapse atıldı. Başta eşi Vecihe Hüseyni olmak üzere arkadaşlarının girişimleri/ yardımlarıyla hapisten çıktı ve Irak’tan sürülerek Suudi Arabistan’a gitti.

Emin Hüseyni’nin de yönlendirmesiyle, önce Mısır’a oradan da gizlice 1944 yılında Almanya’ya gitti. Burada 6 ay kalan Abdulkadir bomba yapımı konusunda eğitim aldı. Akabinde Mısır’a tekrar geri döndü.

Abdulkadir Hüseyni, BM’nin 29 Aralık 1947 yılında Filistin topraklarını bölme kararlarından sonra Filistin’e gitti. Birzeit’i komuta merkezi olarak kullanarak, Hagana ve İrgun örgütlerinin karargâhlarına, askerlerine farklı noktalarda saldırılar düzenliyordu ve başarılı oluyordu. Özellikle Latrun ve Bâbu’l Vâd’ta, Tel Aviv’den Kudüs’e giden yardımları engelliyordu. Abdulkadir tam anlamıyla bir gerilla savaşı başlatmıştı. Latrun’dan Kudüs Yolu boyunca Abû Gôş, Nebi Samuel gibi mevcut tepeleri kontrol ediyordu. Ama bu tepelerin en önemlisi Kastel’di.

Kastel Tepesi.
Kastel Tepesi.

Nitekim bu tepe/köy de Cihad-ı Mukaddes’in kontrolündeydi. Kastel, Kudüs’e varmadan tüm tepeleri ve Kudüs yolunu gören en önemli yerdi. Kastel Tepesi Tel Aviv’den Kudüs’e giden yolu gözleyen en yüksek tepe olma özelliğini taşımaktaydı.

 Tam bu noktadan Kudüs Yolunu gözlüyorlardı.

Kudüs’e gelmeden Abû Gôş, Nebi Samuel, Deir Yasin gibi tepeler ile çevriliydi.

Nebi Samuel Tepesi.
Nebi Samuel Tepesi.

Siyonistler de Kastel’in stratejik öneminin farkındaydı. BM’nin ayrım kararına kadar Siyonistler yeteri kadar silah biriktirmişlerdi. Ayrım kararından sonra da mevcut asker ve nüfuslarını hızlı bir şekilde artırarak tüm hazırlıklarını yapmışlardı. Köy köy hızlıca ilerleyişlerini sürdürüyorlardı. Abdulkadir de bu durumun gayet farkındaydı ve Kudüs’ü müdafaa etmesi gerektiğini biliyordu.

Deir Yasin Köyü.
Deir Yasin Köyü.

Acil olarak tüm muhataplarından silah talep etmekteydi. Nitekim silah almak için 26 Mart’ta Şam’a gitti. Arap Birliği Genel Sekreteri Abdurrahman Azzam ile görüştü. Kendisini iyi bir şekilde karşılayan Azzam’a Siyonistlerin silahlarının ileri seviyede olduğundan bahsediyor ve silah yardımı talebini yineliyordu. Azzam, Abdulkadir’e, "sen cesur bir savaşçısın, Siyonistleri geri püskürtmeyi başarabilirsin" diyordu. Abdulkadir Hüseyni, “cesaretin tek başına yeterli olmayacağını, düşmanın tanklarla, uçaklarla, gelişmiş ağır silahlarla saldırdığını ve acil olarak silah yardımı yapılması gerektiğini’’ tekrar tekrar dile getiriyordu.

Siyonistler, Abdulkadir Hüseyni’nin yokluğunda, tam da Şam’da silah yardımı istemekteyken, 2 Nisan’da Kastel’i almak üzere bir operasyon yaparak çok kısa bir sürede Kastel’i ele geçirmişlerdi.

Kastel...
Kastel...

Abdulkadir bu süre zarfında Kastel’e destek olmaları gerektiğini aksi halde Kastel’in düşeceği ve Kastel’in Kudüs olduğunu, Kastel düşerse Kudüs’ün de Siyonistler tarafından ele geçireceğini söylüyordu. Bu durum hiç kimsenin umurunda değil gibiydi. En son Arap Birliği komutanlarından General Taha Haşimi ile de görüşme yapmıştı. Hatta toplantıya Müftü Hacı Emin Hüseyni de katılmıştı.

Müftü Emin Hüseyni’nin yardımlarıyla çok az bir silahla Kudüs’e geri dönecekti. Verilen çok az sayıda silah ve paranın hiçbir faydası olmayacaktı. Abdulkadir Hüseyni yaklaşmakta olanın farkındaydı ve derhal harekete geçmişti.

6 Nisan’da Abdulkadir Hüseyni Arap birliği Genel Sekreterine hitaben kısa bir mektup gönderecekti. Bu mektup aslında her şeyi özetliyordu:

Askerlerimi galibiyetlerinin zirvesinde silahsız ve yardımsız bıraktınız. Sizleri sorumlu tutuyorum.

Abdulkadir Hüseyni’nin Arap Birliğine yazdığı mektup.
Abdulkadir Hüseyni’nin Arap Birliğine yazdığı mektup.

Silah bulamayan ve kendi imkânlarıyla bir grup askerle 7 Nisan’ı 8 Nisan’a bağlayan gece Kastel’i ele geçiren Siyonistlere karşı operasyon yapmaya karar verdi.

Kimileri için bu bir intihardı. Hafif silahlı az sayıda askerle böyle bir saldırı ne kadar doğruydu!

Abdulkadir’in gitmediği yer, çalmadığı kapı kalmamıştı. Kudüs’ü korumak zorundaydı. Artık geri dönüş yoktu. İntihar etmek için değil, şehit olmak için gidiyordu. Cihad-ı Mukaddes hariç Arapların BM’nin taksim planına ses çıkarmayacağını anlamıştı. Taha Haşimi’nin yüzüne haykırmıştı:

Sizler hainsiniz ve tarih sizi unutmayacak.

Abdulkadir 7 Nisan Çarşamba gününün 8 Nisan’a bağlayan gece şehit düşmüştü.

Tablodaki fotoğrafta, 8 Nisan günü Hüseyni’nin Kastel’de mahsur kaldığını duyan halkın, Abdülkadir’i kurtarmak için Kastel’e akını yer alıyor.
Tablodaki fotoğrafta, 8 Nisan günü Hüseyni’nin Kastel’de mahsur kaldığını duyan halkın, Abdülkadir’i kurtarmak için Kastel’e akını yer alıyor.

Abdulkadir Hüseyni'nin Cenazesinin evden çıkarılma anı, Zehra Caddesi.
Abdulkadir Hüseyni'nin Cenazesinin evden çıkarılma anı, Zehra Caddesi.

Haberi sabah tüm Filistin’e yayıldı. Önce Abdulkadir Kastel’de esir kaldı, dendi. Herkes Kastel’e Abdulkadir’i savunmaya gitti. Çok sürmemişti, Abdulkadir’in cenazesine ulaşmışlardı. Yine çok geçmeden Kastel’i siyonistlerden geri alacaklardı.

Cenazesi 9 Nisan Cuma günü Zehra Caddesi’nden görkemli bir askerî törenle kaldırılarak, Mescid-i Aksa’da kılınan cenaze namazından sonra yine Mescid-i Aksa’nın içerisinde bulunan babası Musa Kazım Paşa’nın yanına defnedilecekti.

Abdulkadir Hüseyni'nin cenazesi kaldırılırken Mescid-i Aksa'nın içi.
Abdulkadir Hüseyni'nin cenazesi kaldırılırken Mescid-i Aksa'nın içi.

Abdulkadir’in cenaze törenine Kastel’i geri alan savaşçılar dahil bir çok komutan katılmıştı. Kastel Tepesini yalnız bırakmışlardı ve dahi Deir Yasin’e giden yolu da…

Abdulkadir Hüseyni'nin Mescid-i Aksa'nın avlusundaki cenaze töreni.
Abdulkadir Hüseyni'nin Mescid-i Aksa'nın avlusundaki cenaze töreni.

Abdulkadir Hüseyni’nin şehit edilmesinden bir gün sonra 9 Nisan Cuma günü, Menahem Begin öncülüğündeki İrgun ve Stern örgütüne bağlı siyonistler Deir Yasin Köyün’de kadın çocuk demeden yüzlerce kişiyi acımasızca katlettiler.

Deir Yasin Katliamı.
Deir Yasin Katliamı.

 Günümüzde Kastel, İsrail tarafından açık müze şeklinde ulusal parka çevrilmiştir.
Günümüzde Kastel, İsrail tarafından açık müze şeklinde ulusal parka çevrilmiştir.

Deir Yasin Katliamı, Filistin’in her köşesinde yankılandı. Katliamı duyan, civar köylerde bulunan on binlerce Filistinli köylerini terk etmek durumunda kaldı. Zaten katliamın amacı da buydu. Nitekim çok geçmeden bir ay sonra İsrail Devleti’nin kurulduğu açıklanacaktı.

Abdulkadir, haklıydı. Kastel düşmüş Kudüs’ün ve civar şehirlerin düşmesine de az kalmıştı.

Filistinliler için Abdulkadir, Filistin davasının ne ilk ne de son şehidi olacaktı.

Deir Yasin Köyü’nün bir kısmı ise Hadassah Hastanesine bağlı, Kfar Shaul Ruh Hastalıları Merkezi içerisinde kalmıştır.