İki dünya arasında bir şair: Halil Cibran

Halil Cibran, dünya çapında Shakespeare and Laozi'den sonra kitapları en çok satan üçüncü şairdir.
Halil Cibran, dünya çapında Shakespeare and Laozi'den sonra kitapları en çok satan üçüncü şairdir.

Sadece Arap dünyasının değil bütün dünya edebiyatının en tanınmış şairlerinden biri olan Halil Cibran,Lübnan’da Mârunî Katolik bir ailenin oğlu olarak doğdu. 1895 yılında, Halil 12 yaşındayken, ailesi ABD'ye göç etti. Genç Halil, alkol ve kumara düşkünlüğü sebebiyle, babasıyla her zaman mesafeli oldu. Annesi Kâmile ise, bilgisi ve şefkatiyle, Halil Cibran’ın hayatındaki ana figürlerden biri olacaktı. Cibran, ABD'de geçirdiği yıllarda kendisini okuluna ve kültürel ilgilerine verdi. Ancak,1902’de birkaç arayla önce iki kardeşini sonra annesini kaybeden Cibran, tarifsiz acılar içinde kaldı. 1908’de Boston’dan ayrılarak Paris’e giden Cibran, Fransız kültürel hayatının hareketliliğinden çok etkilendi. Müzeler, sergiler ve sanat okulları, genç sanatçının başını döndürmüştü. 1913’te ilk İngilizce kitabı “The Madman” üzerinde çalışmaya başladı. 1914’te yeni bir Arapça kitap yayımladı ve nihayet, onu dünya çapında üne kavuşturacak “The Prophet”i (Türkçedeki adıyla: Ermiş) yazmak için kolları sıvadı. Kitabın tamamlanması, tam dokuz yıl sürecekti. Artık son derece tanınmış bir cemiyet figürü olan Cibran, ağrılarının ve psikolojik çöküntüsünün üstesinden gelebilmek için, kendini alkole verdi. 10 Nisan 1931’de, Halil Cibran, New York’taki bir hastanede son nefesini verdiğinde, henüz 48 yaşındaydı.

Halil Cibran (en solda), babası Halil Sad Cibran, ağabeyi Butros (arkada, fesli), annesi Kâmile ve kız kardeşi Mariana ile.
Halil Cibran (en solda), babası Halil Sad Cibran, ağabeyi Butros (arkada, fesli), annesi Kâmile ve kız kardeşi Mariana ile.

Sadece Arap dünyasının değil bütün dünya edebiyatının en tanınmış şairlerinden biri olan Cibran Halil Cibran, 6 Ocak 1883’te Lübnan’ın kuzeyindeki Bşarri kasabasında, Mârunî Katolik bir ailenin oğlu olarak doğdu. Babası Halil vergi memuru, annesi Kâmile ise ev hanımıydı. Halil Cibran’ın ardından, ailenin iki kız evladı daha dünyaya geldi: Mariana ve Sultana. Önceki evliliğinden, Kâmile’nin bir de Butros adında bir oğlu vardı.

Mütevazı şartlarda yaşayan ve ekonomik sıkıntı çeken aile, baba Halil’in alkol ve kumar alışkanlığı yüzünden kısa sürede ciddi bir gerilime sürüklendi. Yıllar böyle güçlükler içinde akarken, vergi toplamada usulsüzlük ve yolsuzluk iddiasıyla Halil’in geçirdiği bir soruşturma, ailenin bütün mallarına el konulmasıyla sonuçlandı. Zaten kötü olan durumları, böylece tam bir felâkete dönüştü.

Halil Cibran ve ailesinin ABD'ye gittiği dönemde, ülkeye bütün dünyadan mülteci akıyordu.
Halil Cibran ve ailesinin ABD'ye gittiği dönemde, ülkeye bütün dünyadan mülteci akıyordu.

Nihayet 1895 yılında, Halil 12 yaşındayken, Kâmile Cibran dört çocuğunu yanına alarak, daha iyi ekonomik şartlarda yaşama umuduyla ABD’ye göç etti. Baba Cibran ise, eldeki bütün birikim ailenin yolculuk masraflarına harcandığından, çalışmaya devam edebilmek için Lübnan’da kaldı.

  • Genç Halil, alkol ve kumara düşkünlüğü sebebiyle, babasıyla arasındaki mesafeyi her zaman koruyacaktı. Annesi Kâmile ise, bilgisi ve şefkatiyle, Halil Cibran’ın hayatındaki ana figürlerden biri olacaktı.
Cibran ailesinin yerleştiği yıllarda Boston.
Cibran ailesinin yerleştiği yıllarda Boston.

Kâmile Cibran ve çocukları, ABD’nin Boston kentine yerleştiler. Çocuklar için okul imkânları araştırılırken, anne sokakta seyyar satıcılığa başladı. Halil Cibran’ın kız kardeşleri, maddî sıkıntılar ve prosedürlerdeki zorluklar sebebiyle okullara kabul edilmezken, kendisi, Boston’a varışlarından tam iki ay sonra bir okula kaydoldu.

Çok sıkı çalışan ve aileyi geçindirecek kadar kazanç elde eden Kâmile’nin sabrı sayesinde, en büyük evlat Butros, bir bakkal dükkânı açmayı başardı. Kız kardeşleri Mariana ve Sultana da tezgâhtar olarak abilerinin dükkânında işe başladılar.

Halil Cibran, Boston yıllarında...
Halil Cibran, Boston yıllarında...

Ailesinin maddî sıkıntıları aşmasını fırsat bilen Halil Cibran, kendisini okuluna ve kültürel ilgilerine verdi. Küçüklüğünden beri zaten resme ve heykele yeteneği vardı. Boston’daki sanat ortamları, ona bu yeteneğini geliştirebileceği elverişli bir atmosfer sunuyordu. Okulda, yetenekleriyle zaten öğretmenlerinin dikkatini çoktan çekmişti. Çizimleri kitap kapaklarına basılmaya başlayan Cibran, Boston elitleri içinde hızla üne kavuşurken, annesi Kâmile, oğlunun eğitimini tamamlaması için Lübnan’a dönmesine karar verdi.

Eğitimini tamamlamak için Lübnan'a dönen Halil Cibran, sanat dünyasına adımını çoktan atmıştı.
Eğitimini tamamlamak için Lübnan'a dönen Halil Cibran, sanat dünyasına adımını çoktan atmıştı.

1898’de Halil Cibran, Lübnan’ın başkenti Beyrut’taki Fransız lisesi College La Sagesse’de eğitime başladı. Burada da tıpkı Boston’da olduğu gibi, öğretmenlerinin dikkatini hızlı bir şekilde üzerine çekti. Arapçasını mükemmel hale getiren ve Fransızcayı da iyi derecede öğrenen Cibran, özellikle resme yoğunlaştı. Bu süre içinde yaz tatillerini memleketi Bşarri’de geçiren Cibran, 1902’de aldığı bir mektupla, kız kardeşi Sultana’nın ağır şekilde hasta olduğunu öğrendi ve Boston’a döndü.

4 Nisan 1902’de Sultana Cibran’ın henüz 15 yaşında hayata gözlerini yumması, ailenin arka arkaya yaşayacağı facialar serisinin ilkiydi. En büyük kardeş Butros, Halil Lübnan’dayken bakkal dükkânını bırakıp Küba’ya yerleşmişti. Sultana’nın ölümünden sonra, ağır hasta olarak Boston’a dönen Butros, 12 Mayıs günü hayatını kaybetti.

Ertesi ay, 28 Haziran’da bu defa annesi Kâmile’nin ölümüyle, Halil Cibran tarif edilemez bir sarsıntı yaşadı. Birbirini izleyen bu ölümlerin ardından, Boston’da kız kardeşi Mariana ile bir başlarına kalmışlardı

Mary Haskell, hayatı boyunca Cibran'ın her yönden destekçisi oldu.
Mary Haskell, hayatı boyunca Cibran'ın her yönden destekçisi oldu.

En yakınlarını yitiren Halil Cibran, ailenin o zamana kadar edindiği ufak-tefek mülkü elden çıkarak maddî birikime dönüştürdü. Bu sırada resim çalışmalarına da devam ediyordu. Bostonlu dostlarının yardımıyla, 3 Mayıs 1904 günü ilk kişisel sergisini açtı.

Açılışta, Halil Cibran, hayatı boyunca kendisini etkisi altına alacak olan kişiyle, Mary Haskell’le tanıştı.

Halil Cibran’dan 10 yaş büyük olan Mary Haskell, oldukça varlıklı, eğitimli ve kadın hakları için mücadele eden bağımsız bir kadındı.

Haskell, Cibran’ı özellikle direkt olarak İngilizce yazması için teşvik edecek, yazımındaki gramer hatalarını bizzat düzeltecek, hatta genç sanatçının zihin dünyasına aşina olabilme adına Arapça bile öğrenecekti.

ABD'de şöhreti yayılmaya başlayan Cibran, bir süre Paris'te kalarak sanat çevrelerini tanıdı.
ABD'de şöhreti yayılmaya başlayan Cibran, bir süre Paris'te kalarak sanat çevrelerini tanıdı.

Halil Cibran, 1904’ten itibaren, ABD’ye gelen Arap mültecilerin çıkardığı “Muhacir” dergisinde yazılar yazmaya başladı. Bu sırada İngilizce yazmayı da sürdürüyordu. 1905 ve 1906’da arka arkaya iki Arapça kitap yayımladı, bunları 1908’deki üçüncüsü izledi. Yazdığı yazılar ve kitaplar ses getirmeye devam ederken, Mary Haskell, Halil Cibran’a Paris’e giderek profesyonel sanat eğitimi almasını tavsiye etti. Bütün masrafları da elbette yine kendisi bizzat karşılayacaktı.

1 Temmuz 1908’de Boston’dan ayrılarak Paris’e giden Cibran, Fransız kültürel hayatının hareketliliğinden çok etkilendi. Müzeler, sergiler ve sanat okulları, genç sanatçının başını döndürmüştü. Fakat okullardaki formel eğitim, Cibran’ın dikkatini çekmedi.


Lübnan’dan arkadaşı Joseph Howayek’le birlikte Avrupa’yı gezdi, Londra’yı ziyaret etti. Paris’e yerleşmesinden yaklaşık bir yıl sonra, 1909’un haziranında babasının ölüm haberini aldı.

31 Ekim 1910’da Boston’a dönen Halil Cibran, hamisi ve sponsoru Mary Haskell’e New York’a taşınma teklifinde bulundu. Haskell’in bunu uygun bulması üzerine, Cibran, bekâr kız kardeşi Mariana’yı Haskell’in korumasına emanet ederek New York’a taşındı. Yeni sanatsal ortam, Halil Cibran’a yepyeni ve farklı bir çalışma atmosferi sağladı. Sonrasında kendisini dünya çapında üne kavuşturacak olan eserlerini burada kaleme almaya başladı.

Halil Cibran, Lübnan'ın da içinde bulunduğu Suriye bölgesinin Osmanlı'dan ayrılmasını şiddetli biçimde savunuyordu.
Halil Cibran, Lübnan'ın da içinde bulunduğu Suriye bölgesinin Osmanlı'dan ayrılmasını şiddetli biçimde savunuyordu.
  • Tam bu dönemde, Ortadoğu’dan gelen haberler, Osmanlı İmparatorluğu’nu dağılmaya sürükleyecek olan çatışmaların alevlendiğini gösteriyordu. Halil Cibran, 1911’de İtalyanların Libya’ya asker çıkararak Osmanlı’ya savaş açmasını heyecanla karşıladı. Bunun, hep hayalini kurduğu “Özgür Suriye” idealinin gerçekleşmesini hızlandıracağını düşünüyordu. New York’ta tanıştığı İtalyan General Giuseppe Garibaldi’yle yaptığı konuşmalar, heyecanını daha da arttırdı. Üç yıl sonra, Birinci Dünya Savaşı patlak verdiğinde, Halil Cibran, Osmanlı topraklarına yönelik saldırı ve işgal girişimlerinin ateşli bir savunucusuna dönüşecekti.
The Madman / Deli, Halil Cibran'ın ilk İngilizce kitabıydı.
The Madman / Deli, Halil Cibran'ın ilk İngilizce kitabıydı.

1913’te ilk İngilizce kitabı “The Madman” üzerinde çalışmaya başlayan Cibran, Mary’nin yardımıyla kitabındaki gramer hatalarını tashih etti. 1914’te yeni bir Arapça kitap yayımladı ve nihayet, onu dünya çapında üne kavuşturacak “The Prophet”’i (Türkçedeki adıyla: Ermiş) yazmak için kolları sıvadı. Kitabın tamamlanması, tam dokuz yıl sürecekti.

Alfred Knopf, genç Cibran'ın ilk İngilizce kitabını basarak hem büyük bir risk almış hem de muazzam bir fırsat yakalamıştı.
Alfred Knopf, genç Cibran'ın ilk İngilizce kitabını basarak hem büyük bir risk almış hem de muazzam bir fırsat yakalamıştı.

Yazı hayatını Mary Haskell’in cömert yardımlarıyla sürdüren Halil Cibran’ın yolu, 1918’de bu defa sonradan bütün eserlerinin yayımcısı olacak Alfred Knopf’la kesişti. “The Madman”i tamamladıktan sonra hiçbir yayınevine kabul ettiremeyen Cibran, taze bir yayıncı olan Knopf’a verdi. Knopf, daha önce İngilizce kitap yazmamış olan bir Arap’ın kitabını basmayı kabul ederek büyük bir risk almıştı. O sırada, hayatının en kârlı işlerinden birine imza attığını elbette bilmiyordu.

“The Madman”, yayımlandıktan sonra büyük bir başarı kazandı. Halil Cibran artık Amerikan edebiyat çevrelerinin ciddiye ve dikkate aldığı bir yazardı. Sadece Arapça okuyup-yazan çevrelerin dışına çıkması, ona yeni bir dünyanın kapılarını açmıştı.

Kısa süre içinde, dört İngilizce kitap daha yayımladı:

Sand and Foam, The Earth Gods, The Wanderer, Jesus - the Son of Man.
May Ziyade, Halil Cibran'ın zihin dünyasına etki eden kadınlardan biriydi.
May Ziyade, Halil Cibran'ın zihin dünyasına etki eden kadınlardan biriydi.

Halil Cibran, 1923’ten itibaren, dönemin tanınmış Arap entelektüellerinden May Ziyade ile yakın temas kurdu. 1912’de başlayan ilk yazışmalarını bu dönemde sıklaştırdılar. Filistin’de dünyaya gelen Ziyade, Cibran’ınkine benzer bir hayat hikâyesine sahipti. 1908’de Kahire’ye yerleşmiş ve şiirlerini orada yayımlamaya başlamıştı. Edebiyata meraklı bir insan olarak Cibran’dan elbette haberi vardı. Aralarındaki sıkı temas, May’in, Cibran’ın hayatında Mary Haskell’in yerini almasına yol açtı.

Mary, Cibran kendisinden uzaklaşmasına rağmen, ekonomik olarak onu desteklemeyi sürdürdü. 1926’da Güneyli bir toprak zengiyle evlenerek Cibran’ı hayatından tamamen çıkarsa da, Mary, Cibran’ın eserlerinin ilham kaynağı olmaya devam etti. Ancak ömrünün son yıllarında sağlığının hızla bozulması, planladığı eserleri tamamlamasına engel olacaktı.

Bşarri'de, Halil Cibran'ın kabrine ev sahipliği yapan Mar Sarkis Manastırı.
Bşarri'de, Halil Cibran'ın kabrine ev sahipliği yapan Mar Sarkis Manastırı.

Mary’nin evlenerek sahneden çekilmesinin ardından, Halil Cibran, kendisine yeni bir kadın yardımcı buldu: Henrietta Breckenridge. Artık son derece tanınmış bir cemiyet figürü olan Cibran, Henrietta’nın yardımı ve desteğiyle ayakta durmaya çalışsa da, yıpranmış sinir sisteminin getirdiği yük ve vücudundaki ağrılar dayanılmaz hale gelmişti.

  • Cibran, ağrılarının ve psikolojik çöküntüsünün üstesinden gelebilmek için, kendini alkole verdi. ABD’de alkolün yasak olduğu bir dönemde, Cibran ağır bir alkolizme saplandı. Adeta babasının kaderini kendisi de yaşıyordu.
Halil Cibran'ın kişisel eşyaları, müzeye çevrilen manastırda sergileniyor.
Halil Cibran'ın kişisel eşyaları, müzeye çevrilen manastırda sergileniyor.

Artık hayatının sonuna yaklaştığını sezen Cibran, doğum yeri olan Bşarri’de, çocukken civarında oynamayı çok sevdiği bir dağ manastırını satın almak istedi. Burası, onun defin yeri olacaktı. Bu isteğini, artık nadiren haberleştiği Mary’ye mektupla açtığında, hayatının son günlerini yaşıyordu.

Mar Sarkis Manastırı, Cibran'la ilgili her türlü ayrıntıyı barındırıyor.
Mar Sarkis Manastırı, Cibran'la ilgili her türlü ayrıntıyı barındırıyor.

10 Nisan 1931’de, Halil Cibran, New York’taki bir hastanede son nefesini verdiğinde, henüz 48 yaşındaydı. Vücuduna yayılan kanser nedeniyle girdiği komadan uyanamamıştı.

Perde kapandıktan sonra, annesinden sonra hayatında en büyük yeri kaplayan üç kadın, Mary, Henrietta ve kız kardeşi Mariana, Cibran’ın bütün çalışmalarını titizlikle elden geçirdiler.

Kitaplar, notlar, müsveddeler, tablolar, çizimler ve diğer eşyalar tasnif edildi.

Lübnan'ın kuzeyinde, Halil Cibran'ın doğum yeri Bşarri kasabasının yer aldığı Kadişa Vadisi.
Lübnan'ın kuzeyinde, Halil Cibran'ın doğum yeri Bşarri kasabasının yer aldığı Kadişa Vadisi.

Temmuzda Marianna ve Mary, birlikte Lübnan’a giderek, Cibran’ın son isteğini yerine getirmek için girişimleri başlattılar. Bşarri’ye hâkim bir dağın eteğinde bulunan Mar Sarkis Manastırı, Cibran’ın bıraktığı parayla satın alındı ve kendisi adına müzeye çevrildi. Bütün kişisel eşyaları, okuduğu kitaplar ve çizdiği resimler için bölümler oluşturuldu. 1932’de, Halil Cibran’ın cenazesi New York’tan Bşarri’ye getirilerek, hemşehrilerinin alkışları ve gözyaşları eşliğinde manastırın içindeki bir mağaraya defnedildi. Mağaranın ağzına konan kayanın üzerine iliştirilen ahşap levhaya, Cibran’ın şu dizeleri yazıldı:

Senin gibi ben de diriyim / Senin yanı başında duruyorum / Gözlerini kapa ve etrafına bak / Beni tam önünde göreceksin.
Halil Cibran'ın neredeyse tüm eserleri Türkçeye de çevrildi.
Halil Cibran'ın neredeyse tüm eserleri Türkçeye de çevrildi.

Kısa hayatı dünyanın iki farklı ucunda ve sert fırtınalar içinde geçen Halil Cibran’dan geriye kalan başlıca eserler şunlardı:

Müzik (1905, Arapça), Vadinin Perileri (1906, Arapça), Asi Ruhlar (1908, Arapça), Kırık Kanatlar (1912, Arapça), Gözyaşı ve Kahkaha (1914, Arapça), The Madman / Deli (1918, İngilizce), Gezgin (1919, Arapça), Fırtınalar (1920, Arapça), Ermiş (1923, İngilizce), Kum ve Köpük (1926, İngilizce), İnsanoğlu İsa (1928, İngilizce).