GündemRusya’da İslam’ın serüveni

Rusya’da İslam’ın serüveni

MUHAMMED AKHİYADOV MECRA 10 DAKİKADA OKUNUR
Rusya’da İslam’ın serüveni
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin Rusya Başmüftüsü konumundaki Talgat Taceddin ile sıkça görüşüyor.
BEĞEN

Toplam nüfusu 140 milyon olan Rusya’da 30 milyon civarında Müslüman yaşamaktadır. Müslümanların yaklaşık 25 milyonu, asırlardır bu topraklarda yaşamakta olan yerli halklardan, kalan kısmı ise Azerbaycan, Özbekistan, Tacikistan ve Kırgızistan gibi eski Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) ülkelerinden Rusya’ya çalışmak için gelen göçmenlerden oluşmaktadır. Müslümanların büyük çoğunluğunu Sünniler oluştururken, sadece küçük bir kısmını Dağıstan’da yaşayan Şiiler teşkil etmektedir. Müslümanların çoğunluk olarak yaşadıkları özerk cumhuriyetleri şöyle sıralayabiliriz: Tataristan, Başkurdistan, Dağıstan, Çeçenistan, İnguşetya, Karaçay-Çerkes ve Kabardey-Balkar.

Rusya'daki Müslümanların yüzdelik konumunu gösteren demografik harita.
Rusya'daki Müslümanların yüzdelik konumunu gösteren demografik harita.

Rusya’nın siyasi ve sosyo-kültürel hayatını tanımak ve anlayabilmek için onun geçmişte ve günümüzde İslamiyet ile olan münasebetlerine de göz atmak gerekir. Söz konusu ilişkilere baktığımızda dört dönem öne çıkmaktadır: 1) İdil Bulgar Hanlığı ve Altın Orda Devleti, 2) Moskova Knezliği ve Rusya İmparatorluğu, 3) Sovyetler Birliği, 4) Rusya Federasyonu dönemleri.

İDİL BULGAR HANLIĞI VE ALTIN ORDA DÖNEMİ

Bugünkü Rusya topraklarına İslamiyet’in ulaşması 7-8’inci yüzyıllardaki İslam fetihlerine denk düşmektedir. 7’nci yüzyılın ortalarında Azerbaycan topraklarına ulaşan İslam ordusunun akınları sonucu, günümüzde Dağıstan’da bulunan Derbent şehri ele geçirilmiş ve bunun sonucu olarak İslamiyet İdil (Volga) bölgesinde yayılmaya başlamıştır.

Emevi Halifesi Abdülmelik b. Mervân’ın oğlu Mesleme b. Abdülmelik tarafından fethedilen Derbent şehri konumu dolayısıyla çok önemli bir kentti.
Emevi Halifesi Abdülmelik b. Mervân’ın oğlu Mesleme b. Abdülmelik tarafından fethedilen Derbent şehri konumu dolayısıyla çok önemli bir kentti.

Orta İdil bölgesinde ortaya çıkmış olan İdil Bulgar Hanlığı 9’uncu yüzyıl sonunda kurulmuştur. İdil (Volga) nehrinin orta havzasında kurulmasından dolayı ve diğer Türk-Bulgar devletleri ile karıştırılmaması için İdil Bulgar Hanlığı olarak isimlendirilen bu devlet ilk Müslüman-Türk devletidir. Devletin daha ilk döneminde, yöneticileri İslam’a ilgi göstermeye başlamıştı. Örneğin, ilk bilinen Bulgar hükümdarı Almış Han Müslüman idi. Ancak iktidarını güçlendirmek ve Bulgar kabilelerini tek bir devlet çatısı altında birleştirmek için İslam’ın devletin resmi dini olarak kabul edilmesi gerekiyordu. Bundan dolayı Almış Han, Abbasi halifesi Muktedir Billah’tan, içinde din âlimlerinin de bulunduğu bir heyet göndermesini istemiş ve bu isteği kabul edilmiştir. Bunun sonucu olarak 922’de İslam İdil Bulgar Hanlığı’nın resmi dini olarak ilan edilmiştir. 13’üncü yüzyıla kadar ayakta kalacak olan bu hanlık, tasavvufun aktif olarak geliştiği önemli bir İslam merkezine dönüşmüştür.

REKLAM

733 yılında inşa ettirilen ve Rusya'nın en eski camisi olan Derbent Cuma Camii, Müslümanların bölgedeki tarihi varlığının bir kanıtı olarak ayakta durmakta.
733 yılında inşa ettirilen ve Rusya'nın en eski camisi olan Derbent Cuma Camii, Müslümanların bölgedeki tarihi varlığının bir kanıtı olarak ayakta durmakta.

1236 yılında Moğol istilasına uğrayan İdil Bulgarları, Altın Orda Hanlığı’na bağlı olarak siyasi varlıklarını devam ettirebilmişlerdir. Özbek Han’ın hükümranlığı döneminde (1314’ten sonra) İslamiyet Altın Orda devletinin resmi dini haline gelmiştir. Bu dönemden itibaren Müslüman-Tatar ve Hristiyan-Ruslar gibi kavramlarının birbirine zıt olarak kullanılmaya başladığını görüyoruz.

RUSYA İMPARATORLUĞU DÖNEMİ

15’inci yüzyılda, Altın Orda Devleti’nin yıkılması sonucunda birçok bağımsız Müslüman hanlığı ortaya çıktı. Rus beylikleri ile en yakın ilişki içinde bulunan hanlık ise, esas olarak İdil Bulgarları’nın devamı sayılan Kazan Hanlığı idi. 16’ncı yüzyılda, Kazan, Astrahan, Nogay ve Sibirya hanlıklarının Ruslar tarafından işgal edilmesi, Rus devletine önemli ölçüde Müslüman nüfusunun dâhil edilmesine yol açtı.

Devlet yerli Müslüman halkları düşman olarak görüyor ve bu nedenle onları, Kazan şehri ve Volga nehri gibi, stratejik bölgelerden uzak tutmaya özen gösteriyordu. Cami ve medreselerin tahrip edilmesi ve yenilerinin inşasının yasaklanması bu dönemin bir başka önemli özelliğidir. Söz konusu baskı, Müslüman halkların Sibirya, Başkurt ve Güney Urallar bölgelerine göç etmesine ve 17 ila 18’inci yüzyılların devlet karşıtı bütün ayaklanmalarında yer almasına yol açmıştı. İslamiyet’in etkisini kırmayı amaç edinen Rus Çarlığı, insanları İslam’dan vazgeçirmek için ekonomik teşvikler verme yöntemini benimsemişti. Örneğin Hristiyanlığı kabul edenler vergilerden muaf tutuluyor ve toprak sahibi yapılıyordu.

REKLAM

Büyük Petro döneminde Kur'an-ı Kerim ilk defa Rusça'ya çevrildi.
Büyük Petro döneminde Kur'an-ı Kerim ilk defa Rusça'ya çevrildi.

Derken Büyük Petro (Deli Petro, 1682-1725) zamanı geldi. Bu dönemde, Rusya Çarlığı ilk defa İslam’ı “anlamaya” ve “öğrenmeye” başladı. Bunun sonucunda, 1716'da Kur’an-ı Kerim ilk defa Rusçaya tercüme edildi. Ancak, İslam’a yönelik baskılar da devam ettirildi. 1731’de Müslümanları Hristiyanlaştırmak için, önemli yetkilere sahip olan “Vaftiz Komisyonu” kuruldu. Bunu takip eden kısa bir dönemde, söz konusu komisyonun önderliğinde, 17 ve 18’inci yüzyıllarda devletten izin almaksızın inşa edilen camilerin çoğu yıkılmıştır.

1762’de hükümdarlık tahtına oturan çariçe İkinci Katerina (1762-1796), “baskı yerine kontrol” fikrini benimsemiş ve Müslümanlara yönelik iki yüzyıl boyunca devam eden baskıcı politikaları değiştirme yoluna gitmiştir. Çariçe, devleti dışarı doğru büyütmek istediğinden, iç güvenliği korumaya gayret etti. Buna bağlı olarak, Müslümanlara yönelik olan bir dizi kısıtlamayı kaldırma yoluyla Müslümanların gönlünü kazanmaya çalıştı. Uzun zaman geçmeden Katerina bu çabalarının sonucunu almış ve Tatarlar tarafından “Büyükanne Çariçe” ismi ile onurlandırılmıştır.

1773’te ilan edilen fermanla, daha önce cami inşaatına koyulan yasak kaldırılmış ve 10 yıl sonra, Müslümanların yaşadığı Kırım Hanlığı’nın Rusya tarafından istilasının ardından, Katerina Müslümanların dini kurumlarını korumaya söz vermişti.

Müslümanlara karşı olumlu davranışları dolayısıyla Tatarlar tarafından “Büyükanne Çariçe” olarak adlandırılan ikinci Katerina.
Müslümanlara karşı olumlu davranışları dolayısıyla Tatarlar tarafından “Büyükanne Çariçe” olarak adlandırılan ikinci Katerina.

Çariçe Katerina, yukarıda bahsedilen siyasi emellerini gerçekleştirmek ve Müslümanların Rusya karşıtı çalışmalarını kontrol altında tutmak için 22 Eylül 1788'de ilan edilen fermanla, devlet tarafından atanan bir müftü ve 5-6 kadıdan oluşan Orenburg Mahkeme-i Şer’iyyesi’nin açılışına izin vermişti. Rusça adı "Orenburskoye Mogamedanskoye Duhovnoye Sohraniye" olan bu kurum Orenburg Ruhani idaresi, Ufa Müftülüğü gibi adlarla da bilinir. Böyle tek bir dini kurumun oluşturulması, İslam geleneğinin bir özelliği değildi, ancak Müslümanların dini hayatını kendi kontrolü altına almaya çalışan Rus devletinin amaçlarını yansıtıyordu. Merkezi bir dini otoriteyi kontrol etmek, çok sayıda Müslüman toplulukları kontrol etmekten daha kolaydı.

REKLAM

Fakat şunu da belirtmek gerekir ki, Rusya Çarlığı hiçbir zaman kendi topraklarında yaşayan Müslümanların tek bir çatı altında toplanmasına müsaade etmemiştir. Çünkü devlet, bu tür bir örgütlenmenin önemli bir muhalefet etkisi doğurması olasılığından korku duyuyordu.

Her ne kadar Müslümanların üzerindeki baskı İkinci Katerina döneminde ciddi derecede hafiflemiş olsa da, Müslümanlar hiçbir zaman tamamen rahat bir ortama kavuşmamıştır. 19. yüzyılda Kuzey Kafkasya’nın Rusların hâkimiyetine girmesiyle birlikte, bu bölgedeki Müslüman halkları yönetme sorunu ortaya çıkmıştır. Nitekim devlet bu bölgenin yönetimi hususunda yeni bir yol haritası çıkarmış ve Tiflis merkezli olarak kurduğu “Güney Kafkasya Şii ve Sünni Dini İdareleri” üzerinden bütün bölge Müslümanlarını kontrol etmeye çalışmıştır.

Müridizm hareketinin başlattığı direnişler sırasında Dağıstan dağlarında gerçekleşen bir çatışmayı tasvir eden bir tablo.
Müridizm hareketinin başlattığı direnişler sırasında Dağıstan dağlarında gerçekleşen bir çatışmayı tasvir eden bir tablo.

Bu dönemde, Kuzey Kafkasya Müslümanlarının 18’inci yüzyıl sonlarında Ruslara karşı başlattıkları tasavvuf kökenli dini ve milli direniş hareketi olan “Müridizm” yaygınlık kazanmıştı. 1864'te Kafkas Savaşı'nın sona ermesiyle, Müridizm etkisini önemli ölçüde kaybetmiş olmasına rağmen, bu bölgede yaygın bir dini ve siyasi hareket olmaya devam etmiştir.

SSCB DÖNEMİ

19’uncu yüzyılda İstanbul, Mısır, Moskova ve Paris gibi merkezlere seyahat eden ve eğitim alan aydınlar, Rusya Müslümanlarını içinde bulundukları kötü şartlardan çıkarmak için harekete geçmişler ve Ceditçilik / Cedidizm (Yenilikçilik) hareketini başlatmışlardır. Cedidizm hareketi İsmail Gaspıralı önderliğinde başlamış, Usul-i Cedid okullarının açılması ve Tercüman gazetesinin yayınlanmaya başlaması ile hız kazanmıştır. Ceditçilerin amacı, ülkelerini çağdaş değerlere kavuşturmak, ahlak, inanç, hukuk vb. sosyal ve kültürel alanları tecdit-ıslah etmek, Türkistan bölgesine tekrar İslam medeniyetini ve yerlilerin siyasi hâkimiyetini kazandırmaktı. Buna giden yol değişimden geçiyordu. Onlara göre değişim siyasi, kültürel, ekonomik ve sosyal bakımdan tecdit (yenilenme) yoluyla terakki etmek anlamına geliyordu. Amaçlarına ulaşmak için eğitim başta olmak üzere tarih, edebiyat, basın-yayın ve sanata (tiyatro) ağırlık verdiler.

REKLAM

Cedidizm hareketinin önderi, düşünür ve yazar İsmail Gaspıralı.
Cedidizm hareketinin önderi, düşünür ve yazar İsmail Gaspıralı.

Öncesinde ülkenin siyasi hayatında yer almalarına müsaade edilmeyen Müslümanlar, artık 20’nci yüzyılın başında Rusya Meclisi olan Duma’da bir parti kurmuş ve gazete yayımlamaya başlamışlardı. Bilahare Sovyetler Birliği’nin kuruluşuna giden yolu açan 1917 tarihli Şubat Devrimi’nden sonra Müslümanların Rusya’nın siyasi hayatında daha etkin şekilde yer almaya başladıklarını görüyoruz. Bolşevik yönetimi, Aralık 1917’de yayınladığı “Rusya Halkları Hakları Beyannamesi”nin “Rusya ve Doğu'nun tüm çalışan Müslümanlarına" başlıklı bölümünde Müslümanlara “bundan sonra sizin inançlarınız, örf ve adetleriniz, milli ve kültürel kurumlarınız özgür ve dokunulmazdır.” güvencesini vermişti. Bu tarihten sonra Müslümanlar arasında Sovyet hükümetine ve komünist ideolojisine sempati duyan hareketler ortaya çıkmaya başladı. Bunların en önde gelenleri ise, komünistlerle işbirliğinde bir sorun görmeyen Ceditçiler ve “Sovyet iktidarı için, şeriat için” sloganını benimseyen “Sovyet Şeriatçıları”dır.

Sovyetler’in Türkistan bölgesinde bu gelişmeler yaşanırken, Kuzey Kafkasya'da, Şubat Devrimi'nden sonra, liderleri sûfî şeyhler olan ulusal ve dini hareketler devreye girdi. Bunlar, bütün Kafkasyalıların bir arada yaşadığı bağımsız bir cumhuriyetin kurulması gerektiğini savunuyorlardı ve 11 Mayıs 1918’de Abhazya, Adigey, Kabardey, Karaçay-Balkar, Osetya, Çeçen-İnguş ve Dağıstan eyaletlerinden oluşan Birleşik Kafkasya Cumhuriyeti’ni kurduklarını ilan ettiler.

1918 yılında kurulan Birleşik Kafkasya Cumhuriyeti’nin bayrağı.
1918 yılında kurulan Birleşik Kafkasya Cumhuriyeti’nin bayrağı.

Bu dönemde Sovyetler Birliği, Beyaz Ordu ile Kızıl Ordu arasında devam eden iç savaş bataklığına saplanmış ve dağılma eşliğine gelmişti. Genel olarak Beyaz Ordu’nun monarşinin ordusu olduğu ileri sürülmektedir. Ancak bu yanlış bir genellemedir. Beyaz Ordu liderleri arasında, ne General Kornilov ne de General Denikin monarşizm taraftarıydılar. Beyaz Ordu genel hatlarıyla tek parça, birleşik, çokuluslu Rusya'ya inanmıştı ve eski Rusya İmparatorluğu üzerinde ulus devletleri oluşturmak isteyen ayrılıkçıların karşıtıydı.

REKLAM

1921’de kurulan Dağ Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti'nin eyaletlerini gösteren bir harita.
1921’de kurulan Dağ Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti'nin eyaletlerini gösteren bir harita.

Beyaz Ordu ile şiddetli bir mücadele yürüten Kafkasyalı Müslümanlar, “düşmanımın düşmanı dostumdur” düşüncesinden yola çıkarak ve komünistlerin bağımsızlık vaatlerine inanarak Bolşeviklere yakınlaşmıştı. İç savaş Bolşeviklerin zaferiyle sonuçlanmasına rağmen, Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti komünistler tarafından yıkılmış ve yerine 1921’de Dağ Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti kurulmuştu. 1924’e kadar Kafkaslardaki Müslüman din âlimlerinin yanı sıra, şer’î mahkemelerinin özel konumuna dokunulmamıştı.

Sscb'de başlatılan Ateist hareket sonucu birçok cami, kilise ve sinagog yıkıldı.
Sscb'de başlatılan Ateist hareket sonucu birçok cami, kilise ve sinagog yıkıldı.

1917’de Bolşevik Devrimi ile tarih sahnesinden silinen Rusya Çarlığı’nın yerine kurulan SSCB komünist yönetimi 1920’lerin ortasından itibaren, daha öncesinde Müslüman halklara vaat ettiği siyasi ve kültürel bağımsızlıktan vazgeçmiş ve baskıcı politikalar uygulamaya başlamıştı. Ateizmin yayılmasına yönelik her türlü politika teşvik edilirken, medreseler kapatılmış, yaklaşık 12 bin cami yıkılıp kullanılamaz hale getirilmiş ve din adamlarının % 90’ı kendi görevini yürütmekten mahrum bırakılmıştı. 1924 yılında Vladimir Lenin’in ölümünden sonra yönetime geçen Josef Stalin’in terör estirdiği dönemde 50 bin civarında Müslüman din âlimi infaz edilmiş ve Semerkant, Buhara ve Derbent gibi İslam’ın önemli ilim merkezlerinde bulunan milyonlarca İslami eserin bulunduğu kütüphaneler yakılmıştır. Müslüman halkların dillerini ortadan kaldırmak amacıyla Arap alfabesi yerine ilk başta Latin ve daha sonra Kiril alfabeleri dayatılmıştır.

Binlerce Kırım Tatarı, Kırım'dan zorla sürülmüş, yurtlarından edilmiştir.
Binlerce Kırım Tatarı, Kırım'dan zorla sürülmüş, yurtlarından edilmiştir.

Ayrıca, Komünist rejimin Müslümanlara yönelik uyguladığı tehcir politikasıyla milyonlarca insan, anayurtlarını terk etmeye zorlanmıştı. 23 Şubat 1944’te başlayıp bir hafta sürecek olan operasyonla 500 binden fazla Çeçen ve İnguş, soğuk kış günlerinde Orta Asya topraklarına sürgün edilmiştir. Takvimler 1944’ün 18 Mayıs’ını gösterdiğinde ise 250 bine yakın Kırımlı Tatar, ana yurdundan çıkarılmış ve SSCB’nin farklı bölgelerine sürgün edilmiştir.

REKLAM

İkinci Dünya Savaşı sonrasında devletin din politikalarında belirli bazı değişiklikler meydana gelmiş ve ülkenin farklı bölgelerinde (Bakü, Taşkent, Mahaçkale ve Ufa) birbirinden bağımsız dört müftülük yeniden açılmıştır. Buna rağmen aynı dönemde cami sayısının gittikçe azaldığını görüyoruz. 1948’de resmi kayıtlarda 416 olan cami sayısı, 1968 yılına gelindiğinde 311 idi. Ancak binlerce cami, gayri resmi olarak faaliyet gösteriyor ve insanlar gizlice ibadetlerini yapıyorlardı. Bu dönemde İslam’ın ana özelliği kamusal hayatta ifade edilmeyen “ev içi dindarlık”tır.

Yukarıda bahsedilen dini idarelerin en eskisi, Çariçe İkinci Katerina’nın kararıyla kurulan Orenburg Mahkeme-i Şer’iyyesi’nin halefi kabul edilen “Rusya Müslümanları Merkezi Dini İdaresi”dir. SSCB döneminde bu kurum, Avrupa Rusya’sı ve Sibirya Müslümanları Dini İdaresi (ARSMDİ) adı altında hareket ediyordu ve yetkileri, Müslümanların ezici çoğunluğunu Tatarlar ve Başkırların oluşturduğu bölgelerde geçerliydi. 1980’dan bu yana kurumun başkanlık görevini Talgat Taceddin yürütmektedir.

RUSYA FEDERASYONU

1980’lerde dağılma sürecine giren SSCB, 1991’de tarih sahnesinden silinmiş ve yerine bugünkü Rusya Federasyonu kurulmuştur. 74 yıl boyunca komünist rejimin baskısı altında yaşadıktan sonra inançlarını hayata geçirme özgürlüğüne kavuşan Rusya Müslümanları, artık daha fazla örgütlenmeye başlamıştı. Bununla birlikte 1990’ların başında ARSMDİ’nin parçalanma süreci başlamış ve çeşitli bölge müftülükleri ortaya çıkmıştır. Örneğin 1992’de Başkurdistan, Tatarstan, Saratov ve Volgograd müftülükleri açıldı. Birçok yönden bu hareketlenme, İslam üzerindeki emperyalist etkinin üstesinden gelme ve “normal” İslami hayatı yeniden canlandırma arzusundan kaynaklanmaktaydı. İdarenin başkanı Talgat Taceddin Sovyet geçmişine bağlı bir insan ve “devletin adamı” olarak kabul edilmektedir. 1990’larda kısa bir dönem için ARSMDİ yönetiminden bile uzaklaştırılmış, ancak birkaç ay sonra, ismi “Rusya Müslümanları Merkezi Dini İdaresi” olarak değişen kurumun başına tekrar geçmiştir.

REKLAM

Rusya Müslümanları Merkezi Dini İdaresi Başkanı Baş Müftüsü Talgat Taceddin.
Rusya Müslümanları Merkezi Dini İdaresi Başkanı Baş Müftüsü Talgat Taceddin.

Talgat Taceddin’e göre Rusya Müslümanları Rus İmparatorluğu ve SSCB’nin uyguladığı baskı ve zulüm altında yozlaşmamış, aksine, daha gelişmiş bir İslam formuna ulaşmıştır. Taceddin, verdiği bir röportajda şöyle diyordu: “Rusya'da Hıristiyanlarla birlikte yüzyıllardır yaşamakta olan Müslümanlar, açık, hoşgörülü ve benzersiz bir din kültürünü geliştirdiler. Rusya Müslümanları özgürlük ve demokrasi gibi modern uygarlık değerlerinin taşıyıcılarıdır”. Bu tür fikirler Rusya Müslümanlarının tepkisini çekmekte ve dini idareye karşı şüphe uyandırmaktadır.

Rusya Müslümanları Merkezi Dini İdaresi Başkanlığına kurulmuş Rusya Müftüler Konseyi başkanı Ravil Gaynuddin.
Rusya Müslümanları Merkezi Dini İdaresi Başkanlığına kurulmuş Rusya Müftüler Konseyi başkanı Ravil Gaynuddin.

Siyasi ve ideolojik nedenlerle “Rusya Müslümanlarının Merkezi Dini İdaresi”ne karşı olan şüphe, baş müftünün devlete olan sadakati ve çeşitli ticari kurumlarla olan şaibeli ilişkileri merkezden bağımsız yeni dini idarelerin ortaya çıkmasına yol açmıştır. Bu alternatif kurumlardan en önemlisi Rusya Müftüler Konseyi’dir (RMK). 1996’da kurulan Konsey’in başkanlığına Ravil Gaynuddin getirildi. Konsey, Taceddin'in dini idaresinden ayrı olarak faaliyetlerine devam etmektedir. Bu konsey, esas olarak Müslüman Tatarları, aynı zamanda Kuzey Kafkasya dışında bulunan Tatar olmayan Müslüman topluluklarını bir araya getirmektedir.

Kuzey Kafkasya’da bulunan müftülükleri birleştiren kurum ise, 1998’de kurulan Kuzey Kafkasya Müslümanları Koordinasyon Merkezi’dir. Merkezin ana amaçları şunlardır: Müslüman örgütlerin faaliyetlerini koordine ederek İslam'ı yeniden canlandırmak, radikal örgütlere karşı koymak, Kuzey Kafkasya'da İslami eğitim kurumlarını açmak ve İslami normlar ile çelişmeyen, Kuzey Kafkasya'nın manevi, kültürel, ahlaki ve milli geleneklerinin yeniden canlandırılması. Söz konusu merkez, Dağıstan, İnguşetya, Çeçenistan, Kuzey Osetya, Kabardey-Balkar, Adigey, Karaçay-Çerkes ve Stavropol’un dini idarelerini bir araya getirmektedir.

REKLAM

Kuzey Kafkasya Müslümanları Koordinasyon Merkezi'nin başkanı İsmail Berdiyev.
Kuzey Kafkasya Müslümanları Koordinasyon Merkezi'nin başkanı İsmail Berdiyev.

Müslüman nüfusunun çoğunluğunun Sünni olduğu Rusya’da sûfî tarikatlar yaygınlık kazanmıştır. Sovyetler Birliği zamanında engellenen sûfî gruplar, artık bölgesel yönetimlerle iş birliği yapmakta ve devlet desteğini almaktadır. Diğer taraftan gayrimüslim bir devletin egemenliği altında yaşamayı kabul etmeyen ve bağımsızlık taraftarı olan Selefi gruplarla sûfîler arasında da bir çatışma ortamı oluşmuştur. Tam bağımsızlık yanlısı olan Selefi gruplar, Rusya devleti tarafından “aşırıcı İslami unsurlar” olarak görülmektedir. Sûfîler gibi kontrol altına alınamayan Selefi ve Suudi Arabistan kökenli Vehhabiler, 2000’lerin başından itibaren “terörist oluşumlar” olarak Rusya genelinde yasaklanmıştır.

Özetle:

İslam Rusya’nın tarihinde uzun bir yol kat etmiştir. Volga (İdil) bölgesinde Müslüman devletlerinin var olduğu dönem, İslam kültürünün gelişmesi ve onun aktif yayılması ile hafızlara kazınmıştır. Bu toprakların Moskova Knezliği’ne dâhil edilmesiyle birlikte, İslamiyet’in yayılmasını önlemek ve Müslüman halkları Hristiyanlaştırılmak için baskı ve zulmün uygulandığı bir dönem başlamıştır. Müslümanların bu uygulamalara karşı direnişi, Rus İmparatorluğu’nu politikalarını değiştirmeye ve İslam’la bir arada yaşamaya zorlamıştı. Aynı zamanda, devletin inisiyatifiyle, Müslümanların dini hayatında bir merkezileşme ortaya çıkmış, bu da onları kontrol altında tutmayı kolaylaştırmıştır.

20’nci yüzyılın başında, Rusya Müslümanlarında bağımsız dini devlet kurma fikrini benimseyen reformcu akımlar ortaya çıkmıştır. Nitekim Bolşevik Devrimi ve iç savaş yıllarında bu amaca ulaşılmıştı. Sovyet döneminde İslam, diğer dinlerle aynı kaderi paylaşmıştır: Din âlimleri, camiler, medreseler ve İslam kültürünün somut işaretleri neredeyse tamamen yok edilmişti. SSCB’nin dağılmasıyla tarih sahnesine çıkan Rusya Federasyonu’nda, sadece İslam'ın yeniden canlanması ve harekete geçirilmesi söz konusu değildir. Bununla birlikte, Müslümanlar arasında İslam’ın daha fazla gelişmesinin yolları aranırken, Müslüman ve Batı uygarlıklarının münasebetleri, Hıristiyanlığa karşı tutum, geçmişin kültürel ve dini gelenekleri gibi temel meseleler hakkında şiddetli tartışmalar yaşanmaktadır. Bunun kaçınılmaz sonucu ise, bugün Rusya Müslümanlarının içinde bulunduğu siyasi ve dini düşüncedeki bölünmüşlüktür.

REKLAM
YORUMUNUZU YAZIN, SORUNUZU SORUN
{{ entity.comments.quantity }} KİŞİ YORUM YAZDI
İLK YORUM YAZAN SİZ OLUN

Çeçenistan'da dünyaya geldi. İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirdikten sonra İstanbul Ticaret Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler yüksek lisansını tamamladı. Şu anda Trakya Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler alanında doktora yapmaktadır.

BEĞEN

HAFTANIN ÖZETİ

Bahreyn Çalıştayı'nda Filistin'e dair ne söylendi?
Bahreyn Çalıştayı'nda Filistin'e dair ne söylendi?
Bu hafta İslam coğrafyasında, Bahreyn'de gerçekleşen Filistin konulu ekonomi çalıştayı, Yemen’de Husilerin kontrolü altındaki bölgelere yapılan gıda yardımını askıya alınmasıyla meydana gelebilecek açlık krizi, Moritanya'da 22 Haziran'da düzenlenen seçimi eski Savunma Bakanı Muhammed Vild el-Gazvani'nin kazanması, Suudi Arabistan'ın İsrail'den 300 ...

PORTRELER

Şehinşah’ın  düşüşü
Şehinşah’ın düşüşü
İnsanı iliklerine kadar donduran o soğuk kış gününde, İran’ın başkenti Tahran’dan havalanan bir uçak, ülke tarihinde artık bir dönemin kapandığına işaret ediyordu. Kesintisiz 37 yıl boyunca İran’ı yöneten Şah Muhammed Rıza Pehlevî, yanında eşi Farah Diba ve çocukları Rıza, Alirıza, Farahnaz ve Leylâ ile birlikte 16 Ocak 1979’da meçhule doğru yola ç...

HAREKETLER

Hamas: İslâmî bir izdüşüm
Hamas: İslâmî bir izdüşüm
Temelleri 1987’de patlak veren Birinci İntifada sırasında atılan Hamas (Hareketu’l-Mukâvemeti’l-İslâmiyye, İslâmî Direniş Hareketi), ideolojik ilhamını Mısır merkezli Müslüman Kardeşler Teşkilâtı’ndan (kısaca: İhvân) almış bir yapılanmadır. Kurucusu Şeyh Ahmed Yasin, örgütle öylesine iç içe geçmiştir ki, onun hayat hikâyesine göz atmak, tesis ettiğ...

KARENİN SÖYLEDİĞİ

Savaş bittikten beş yıl sonra Srebrenitsa, Bosna...
Savaş bittikten beş yıl sonra Srebrenitsa, Bosna...
16 Kasım 2000, savaşın yaralarını sarmaya çalışan Srebrenitsa’da bir apartman sakini, duvarları kurşun izleriyle dolu evinin bahçesinden yukarıya odun taşıyor.2000 senesi, Bosna Savaşı’nı bitiren ve ülkeyi etnik temelli üç farklı bölgeye ayıran Dayton Barış Anlaşması'nın imzalanmasının 5. yılına denk geliyor. Savaştan önce Müslümanların yoğun olara...

MALUMAT

Bir hadisle değişen hayat
Bir hadisle değişen hayat
Mısır’ın İskenderiye şehrinde, 3 Ağustos 1948’de dünyaya gelen sevimli kız bebeğe, babası Kâmil Salih tarafından “Medîha” ismi verilmişti. Sıradan, orta halli, Müslüman bir aileydi onlarınki. Şehrin sakin bir mahallesinde, altı çocukları da mutlu ve huzurlu bir şekilde büyümüştü. Medîha Kâmil, 1962’de İskenderiye’den Kahire’ye giderek lise ve üni...

NE OKUMALI?

İslam ve Modern İnsanın Çıkmazı
İslam ve Modern İnsanın Çıkmazı
Farklı alanlarda bilim insanı yetiştirmiş, eğitimli bir aileden gelen İranlı alim Seyyid Hüseyin Nasr, akademik eğitimini Amerika’da farklı okullarda tamamladı. MIT’de fizik alanında aldığı lisans eğitimi ve Harvard Üniversitesi’ndeki bilim tarihi doktorasından sonra İran’da ve Amerika’da çeşitli akademik görevlerde bulundu. Hem Doğu’da hem de Batı...
YUKARI DÖNÜN

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz