Barış Karayazgan : “Çocuğum sanatçı olsun” diyenlere “yapmayın” diyorum

​Barış Karayazgan : “Çocuğum sanatçı olsun” diyenlere “yapmayın” diyorum
​Barış Karayazgan : “Çocuğum sanatçı olsun” diyenlere “yapmayın” diyorum

Barış Karayazgan, yıllardır çocuklarla birlikte yaptığı sanat çalışmalarıyla biliniyor. Sanatla çocuk ilişkisi üzerine kafa yoran Karayazgan, kendi deyimiyle “eğlenceli, özgür ve sağlıklı” ortam oluşturmak için bir çocuk sanat merkezi kurdu. Henüz ülkemizde var olmayan bir teknikle çocuklara eğitim veriyor. Bilirkişi veya öğretmen gibi değil “abi” gibi davranıyor. Çocuklar bu ortamdan öylesine zevk alıyorlar ki yıllar sonra bile Karayazgan’ın kapısını çalan öğrencileri var. Peki bütün bunları nasıl yapıyor? Amacı ne? Barış Karayazgan ile ülkemizdeki eğitim sisteminden girdik, sanatın hayatımızdaki yerinden çıktık. Böyle konuşulası bir konudan bizce okunulası bir röportaj çıktı.

 Amerika’ya gittikten sonra da yoğun olarak çocuklarla çalıştım. Döndüğümde çocuklar için uygun ortamı oluşturmak için sanat merkezimi kurdum. Sonrasında bu konuda ciddi bir eksiklik olduğunu fark ettim ve tamamen bu alana yöneldim.
Amerika’ya gittikten sonra da yoğun olarak çocuklarla çalıştım. Döndüğümde çocuklar için uygun ortamı oluşturmak için sanat merkezimi kurdum. Sonrasında bu konuda ciddi bir eksiklik olduğunu fark ettim ve tamamen bu alana yöneldim.

Mimar Sinan Üniversitesi Heykel Bölümü mezunusunuz. 1999-2003 yılları arasında sanat eğitiminize Amerika’da devam ettiniz. Çocuklarla çalışma fikri nereden çıktı?

Ben daha ortaokul yıllarında bir kadını hayatım boyunca sevemeyeceğimi düşünürdüm. İlerde eşimle anlaşamasam da çocuk dünyaya geldikten sonra ayrılırız diyordum (gülüyor).

Anlayacağınız daha o yıllarda bile çocuklara karşı özel bir sevgim vardı. Sonrasında üniversitede okurken bir yaz kampında çalıştım.

Çocuklarla beraber 14 gün geçirdik. Bence o çok belirleyici oldu. Amerika’ya gittikten sonra da yoğun olarak çocuklarla çalıştım. Döndüğümde çocuklar için uygun ortamı oluşturmak için sanat merkezimi kurdum. Sonrasında bu konuda ciddi bir eksiklik olduğunu fark ettim ve tamamen bu alana yöneldim.

Amerika’da 3-18 yaş grubuna eğitim verdiniz ve atölye çalışmaları düzenlediniz. Kültürel farklılıkları da hesaba katarsak, üretkenlik ve beceri açısından orada gördüğünüz şey neydi?

Çocuklar ailelerinden ve çevrelerindeki büyüklerden öğreniyorlar pek çok şeyi. O yüzden yaşadıkları sosyal ortamın çocukların karakteri üzerinde etkisi oluyor. Elbette Amerika’daki sosyal ortamla Türkiye’deki aynı değil. Amerika’daki pek çok çocuk, aktivite sırasında kendi işiyle ilgilenir.

Oysa bizim çocuklarımızın hemen hepsi, kendi yaptığından daha çok arkadaşınınkiyle ilgileniyor. Bu ne yazık ki bizim sosyal yapımızla ilgili.

  • Kendimizi daha iyi göstermek için “ötekini” yeriyoruz. Çocuklarımızda da bu var. Ama bence en güzel yanı, sanatta hiç kimse diğerinden daha iyi olamaz. Ben sanatı Mevlana’nın sözü gibi görüyorum: “Ne olursan ol, gel.”

ÇOCUKLARI FOTOĞRAF MAKİNESİ YAPMAYA ÇALIŞIYORUZ

Türk aileleri (özellikle metropol şehirlerde yaşayanlar) çocuklarına korumacı davranıyor. Neredeyse her anını çocuklarıyla geçiren aileler var. Geçmişteki gibi “Çocuk dediğin düşe kalka büyür” anlayışı pek de kalmadı. Bu durum, çocukların becerilerini ve hayal gücünü nasıl etkiliyor?

Çocukların -eğer büyük bir şehirde yaşıyorsanız- iki yaşam alanı var: biri ev, diğeri okul. Büyükşehirde pek çok çocuk rahatça dışarı çıkıp oyun oynayamıyor. Okuldaki ve evdeki hayatımıza bakalım; evdeki kararları anne veya baba veriyor.

Okuldaki kararları ise öğretmenler veriyor. Çocuğun iki ortamda da herhangi bir karar verme şansı yok. Büyükler ne derse onu yapmak durumunda. Bunu yapmadığı zaman da problemli çocuk oluyor. Oysa çocuklar bir şeyi bütün yetişkinlerden daha iyi yapıyorlar. Sizce nedir?

Yaramazlık? Oyun oynamak?

Çocukların -eğer büyük bir şehirde yaşıyorsanız- iki yaşam alanı var: biri ev, diğeri okul. Büyükşehirde pek çok çocuk rahatça dışarı çıkıp oyun oynayamıyor.
Çocukların -eğer büyük bir şehirde yaşıyorsanız- iki yaşam alanı var: biri ev, diğeri okul. Büyükşehirde pek çok çocuk rahatça dışarı çıkıp oyun oynayamıyor.

Hiçbirimiz doğru cevabı bilemiyoruz. Çocuklar dünyanın en iyi öğrencisidir. Uyanık oldukları tüm süreçte durmadan öğreniyorlar.

Böyle bir çocuk evde anne ve babasının, okuldaysa öğretmeninin “her şeyi” bildiğini öğreniyor. Böylece yalnız kaldığında hiçbir şey bilmediğini düşünüyor. Dolayısıyla çocuklar kendilerini bedensel, zihinsel ve duygusal olarak da geliştiremiyorlar.

  • Birçok çocuk, günümüzde arkadaşıyla nasıl ilişki kuracağını bilmiyor. Mesela; çocuklar parkta oynarken, anne ve babaları onlara nasıl oynamaları gerektiğini söylüyorlar. Devamlı bir müdahale hâlindeler. Sonra istiyoruz ki; çocuklarımız özgüvenli olsun, inisiyatif alsın ve kendi kararlarını verebilsin.

Maalesef öyle olmuyor... İşte böyle bir sosyal ortamda bence sanat tam bir can simidi. Ama doğru bir ortamda yapılırsa...

Okullarda verilen resim eğitimi bu ihtiyacı karşılıyor mu?

Orada da bilen ve bilmeyen olma durumu var. Mesela bir çocuk fil çizse, o file bir kanat taksa, üzerine puantiyeler koysa ve o fili sarıya boyasa öğretmeni veya aile büyükleri ne der o resmi görünce?

“Olmamış” der...

“Fil dediğin öyle olmaz” der. Ama onların farkında olmadıkları bir şey var: O çizilen, fil değil zaten. Fil olsa kâğıda sığmaz. Çocuğun yaptığı şey filin resmi. Filin resmi olduğu zaman, kanatlı da olur, sarı da olur...

Sanat gördüğümüz şeyi tıpatıp çizmek demek değil. Ama çocuklardan gördüklerinin tıpatıp aynısını yapmalarını bekliyoruz. Çocuğu fotoğraf makinası yapmaya çalışıyoruz. Bu arada her insan, bir şeyin üzerinde çalışırsa fotoğraf makinesi gibi birebir aynısını çizebilir.

YETENEKSİZ İNSAN YOKTUR

Kısa bir dönem güzel sanatlara hazırlık eğitimi aldım. Hocamız bize “Bir şeyin önce aynısını çizmeyi öğrenin, sonra hayalinizdekini çizersiniz” demişti. O hoca bugün üniversitelerde dereceye giren pek çok öğrenci yetiştirdi...

Çocuklara “Herkes sanatçı olabilir mi?” diye sorduğumda pek çoğu “Her isteyen, sanatçı olamaz” diyor. “Neden?” sorusuna, “Yetenek” diye cevap veriyorlar. “Doğuştan gelen yetenek” olduğunu söylüyorlar.
Çocuklara “Herkes sanatçı olabilir mi?” diye sorduğumda pek çoğu “Her isteyen, sanatçı olamaz” diyor. “Neden?” sorusuna, “Yetenek” diye cevap veriyorlar. “Doğuştan gelen yetenek” olduğunu söylüyorlar.

Kısmen katılıyorum. Gördüğün bir şeyin benzerini çizebilmek, göz ve el koordinasyonunun iyi olduğu anlamına geliyor. Bu, kas çalışmasıdır. Daha benzer çizip çizememenin sebebi de bu koordinasyon. Bu, çalıştıkça gelişen bir şey. İyi el ve göz koordinasyonuna sahip olan kişi de sanat yaparken hayalini ve duygularını çizecekse, konuya hâkim olduğu için yapabilir durumda oluyor.

Peki bunun adı “yetenek” midir?

Hayır. Yetenek bu değil. Eğer bu olsa fotoğraf makinesi en yetenekli olurdu o zaman. Sanatın ne olduğunu çocuklara, bilen bilmeyen herkese soruyorum. “Gördüğün şeyi tıpatıp çizmek sanattır” diyeni şimdiye kadar duymadım.

Yetenek nedir peki?

Çocuklara “Herkes sanatçı olabilir mi?” diye sorduğumda pek çoğu “Her isteyen, sanatçı olamaz” diyor. “Neden?” sorusuna, “Yetenek” diye cevap veriyorlar. “Doğuştan gelen yetenek” olduğunu söylüyorlar.

Herkesin yapabildiği bir şey yetenek değildir. Yeteneğin ne olduğunu Gaziantep’teki 11 yaşındaki bir çocuktan öğrendim. Hayatımda duyduğum en güzel cevaptı. Dedi ki: “Bende olan ama başkasında olmayan şey.” Herkesten bir tane olduğu düşünülürse herkesin yetenekli olduğu sonucu çıkar.

Herkesin yetenekli olduğuna inanıyorsunuz. Yine de soruyorum, “yeteneksiz” insan var mı?

Kesinlikle yok. Yeteneksiz olmanız için dünyada özel hiçbir şeyinizin olmaması lazım. Oysa bir sanatçının yeteneksiz olup olmadığına yaptığı eserlerin satılıp satılmamasına göre karar veriliyor.

KÖYDE YAŞAYAN ÇOCUK DAHA BECERİKLİ

Bizler yeteneksizliği ifade etmek için “Bir çöp adam bile çizemem” deriz...

Böyle bir çocuk evde anne ve babasının, okuldaysa öğretmeninin “her şeyi” bildiğini öğreniyor.
Böyle bir çocuk evde anne ve babasının, okuldaysa öğretmeninin “her şeyi” bildiğini öğreniyor.

İroni şu ki; bir sanatçı çizdiği çöp adamlarla çok meşhur oldu. Yeteri kadar çabalamadığı için becerememiş olabilir bir kişi. Bir şeyi iyi yapmakla yapmamak arasındaki fark şu: Daha çok yapmak veya daha az yapmak...

Dünyada 7 milyar insan yaşıyor. Herkese aynı kâğıdı, kalemi versek, bütün şartlar aynı olsa ve onlardan balık resmi çizmelerini istesek, o kadar insanın çizdiği balığın aynı olması ilahi bir mucize olur.

Elinize bir kalem ve kâğıt aldığınızda orada sonsuz olasılıklar var. Bir karar veriyorsunuz ve siz teksiniz, sizden bir tane daha yok dünyada. Teksiniz, özelsiniz ve o zaman o size özel bir şey. Sizin yapacağınız şey benimkinden, benim yapacağım şey de dolayısıyla sizinkinden daha iyi olamaz.

Çanakkale ve Mardin gibi Türkiye’nin farklı bölgelerindeki çocuklarla çalıştınız. Neler gördünüz?

Köydeki çocuklar İstanbul gibi büyük şehirlerde yaşayan çocuklardan daha becerikli. Çünkü köy çocuklarının sokakta oynamak gibi bir şansları var.

Başlarında her şeyi bilen birisi yok. O nedenle arkadaşlarıyla ilişki kurarken daha özgüvenli oluyorlar. Bizler anne baba olarak çocuklarımıza yardımcı olmak istiyoruz. Sarıp sarmalayan ve kucaklayan bir yapımız var.

Yardımcı olmanın, korumacı olmanın nesi kötü?

İlginizi çekebilirDoğal olanın sanata yansıma hâli: Yaprak Nakışı

Mesele şu: Çocuklara yapılan her yardım onun yapamadığı bir şeye dönüşmüş durumda. Çocuğun ayakkabısının bağcıklarını bağlıyoruz, montunu giydiriyoruz. Siz bunları yaptığınızda çocukta “yapamam” duygusu oluşuyor.

“Montumu çıkarmama gerek yok, benim için biri zaten çıkarıyor” diye düşünüyor. Hem tembelliğe alışıyor hem de kendisinin beceriksiz olduğunu hissediyor. Hâlbuki bizler çocuklarımızın daha iyi şeyler yapmasını istiyoruz. O zaman bedenini kullanmasına izin vermeliyiz. Ayakkabısının bağcığını bağlamasını öğretmeliyiz. Bu işlem iki elin koordinasyonu ile gelişen ciddi bir zihinsel çalışmadır. Öğretmezseniz çocuğu bundan mahrum etmiş olursunuz.

SANAT UMURUMUZDA DEĞİL

Gelelim sizin sanat merkezinize...Diğer sanat atölyelerinden farkı ne?

Sanat merkeziyiz belki ama amacımız sanat değil. Hatta sanat umurumuzda da değil açıkçası. Sebebi şu: Çocuklarla ilgili yapılan her çalışmada her zaman en önemli şey çocuk olmalı. Biz burada sanatı bir araç olarak görüyoruz. Çocuk, sanat yaparken neler yaşıyor? Burada çocuktan daha çok ailesinin düşüncesi önemli.

  • Çocukların okullarda yaşadıkları deneyimler aslında çok da farklı değil. Belki daha çok teşvik eden aile vardır ama günün sonunda himaye altında yapılan sanat çalışması, müdahale eden anne-baba veya öğretmen olduğu müddetçe sonuç değişmiyor. Üç veya dört yaşındaki çocuğa kalem verdiğinizde hiç düşünmeden saatlerce çizebilir.

Duvarı, yeri, masayı aklınıza gelebilecek her yeri çizer. Bu bizim için çok anlamsız bir eylem. Oysa onun çocuk için bir anlamı var. Elindeki kalemin iz bıraktığını görmek ona heyecan veriyor.

Atölyede tam olarak ne yapıyorsunuz?

Veli olarak gelseniz size şunu derdim: Eğlenceli ve özgür bir ortamda sağlıklı malzemelerle yaratıcı tecrübeler yaşıyoruz. Farkındaysanız bu cümlede sanat geçmiyor.

Ama adı sanat merkezi...

Burada hiçbir zaman, çocuğun ne yaptığıyla ilgilenmedik. Onun eseri, benim veya ekibimin eseri değil. Benim veya ekibimin ilgilendiği şey şu: Çocukların bunu yaparken neler yaşadıkları...

Neler yaşıyorlar?

Eğlenceli vakit geçiriyorlar. Bunun sağlıklı ortamda olmasını önemsiyorum. Hangi malzemelerde toksin olup olmadığını biliyoruz.

Çocuğun kendine zarar vermeden özgür bir ortamda çalışması için uğraşıyoruz. Çünkü çocuk bizi karşısında gördüğü zaman, yetişkin olduğumuz için otomatik olarak öğretmen veya işi bilen biri gibi algılamaya başlıyor. Tanıştığımız andan itibaren onlara hep bilmediğimizi söylüyoruz, “sen bilirsin” diyoruz.

EĞLENCE VE ÖZGÜRLÜK BECERİLERİ GELİŞTİRİR

Yönlendirme oluyor mu?

Çocuklara ne yapmaları gerektiğini biz söylemeyiz. İşin sonunda da yaptığını beğenmesi gereken kişinin biz değil, kendisi olması gerektiğini bilmeli çocuk.

Düşünün, ben bir sanatçıyım, burada bir sanat merkezi açmışım, benim sevdiğim gibi çalışma yaptırıyorum (gülüyor). Aileler mutlu olur muhtemelen ama çocuklar olmaz. Bu da çocuklara haksızlık olur. Onlar kendileri gibi olmak, kendi istediklerini yapmak istiyorlar. Zaten öyle de olmalı. Kendisi hayal etmeli.

Aileler mutlu mu bu durumdan?

Ailelerden güzel tepkiler alıyoruz. Çalıştığımız her çocuk üzerinde aynı etkimiz yok, fakat aileler üzerinde ciddi bir etkimiz var.

Her yıl mutlaka ailelerle bir araya geliyoruz. Onlara çocuklara nasıl yaklaştığımızı ve burada neler yaptığımızı anlatıyoruz. Hedeflerimizi söylüyoruz. Ailelerin hedeflerini, beklentilerini de dinliyoruz.

Yaptığınız bu çalışmaların çocukların sosyal hayatında ne gibi etkileri var?

Bu soruyu atölyeye gelen bir öğrencinin annesine verdiği cevapla yanıtlayayım. 6 yaşında Kerem adında bir çocuğumuz vardı.

Cumartesi sabah 10:00 grubuna geliyor. Sabahın 08:00’inde kalkıp “gecikeceğiz” diye annesinin başının etini yiyormuş. Annesi de en sonunda dayanamamış, “Ne var orada bu kadar, ne oluyor orada?” diye sormuş. Kerem demiş ki, “Çünkü orada ben olmama izin veriyorlar.” İstediğimiz tam da bu!

Peki bunun formülü ne?

Çocuklara saygı gösterilmesi gerekiyor. Toplumumuzda büyüklere saygı, küçüklere sevgi gösterilir. Bu doğru bir düşünce tarzı değil. Bir kere her canlı saygıyı hak eder. Biz çocukların öğretmenlerine saygı göstermesini bekleriz. Neden öğretmenler çocuklara saygı göstermesin?

Çocuğunuza saygı göstermezseniz sonuç alamazsınız. Ailelerin ve öğretmenlerin yaptığı en büyük hatalardan biri bu. Karşılıksız bir saygı beklentisi var. Buraya gelen çocuklar da dünyanın en iyi öğrencileri, onlara saygılı olduğumuzun farkındalar. Biz onlara “nasılsa anlamaz” düşüncesiyle yaklaşmayız. Onlara “birey” olarak yaklaşıyoruz. Bir çocuk en çok eğlendiği ve özgür olduğu ortamda becerilerini geliştirir.

SANAT HEDEF DEĞİL YOL OLMALI

Çocukların sanatçı olmasını isteyen aileler, atölyeye geldiklerinde hayal kırıklığı yaşıyorlar mı?

Baştan söylüyoruz (gülüyor). Evet, bazı aileler şöyle geliyor: “Okulda öğretmenleri çocuğumun çok yetenekli olduğunu söylüyor.” Veya kendisi keşfetmiş, “Çocuğum çok yetenekli” diyor.

Çocuğunuz kaç yaşında diye soruyorum, “Altı yaşında” diyor. O yaştaki bir çocuğun hayatında ne yapacağına aile karar veriyor. Herhâlde benim bilmediğim bir zaman tünelinden geçiyorlar ve gelecekte hangi mesleği yaptığını görüp geri geliyorlar (gülüyor).

“Çocuğum sanatçı olsun” diyenlere ne tür tavsiyeleriniz var?

“Yapmayın” diyorum. O yaşta bir çocuğun yapacağı mesleği annesinin veya babasının seçmesi doğru değil. Sanat bir hedef değil, yol olmalı. Kendilerini tam kapasite kullandıkları ve geliştirdikleri bir araç olmalı. Aileler böyle görmeli. Bu bir lüks değil ihtiyaç.

  • Çocuk büyüyünce sanatçı olmaktan belki de mutlu olmayacak, bunu nereden bileceğiz? Aileler kendi isteklerini çocukları üzerinde tatmin etmeye çalışıyorlar. Bıraksınlar, çocukları seçsin.

Mesela; maymun iştahlılık bir çocuk için olması gereken bir şeydir. Çocuk meraklı olmalı, değişik değişik şeyleri denemeli. Ama biz maymun iştahlı çocukları sevmeyiz. Altı yaşındaki çocuğun karar vermesini ve onu bir yıl boyunca uygulamasını isteriz.

Gelelim bilindik tartışmaya: Sanatçı olunur mu yoksa doğulur mu?

Sanatçı olunur. Kişi isterse sanatçı olabilir. Sanatçı olma durumunu çok özel bir şeymiş gibi konuşuyoruz sosyal ortamlarda. Oysa değil.

Bu algıyı sanatçılar oluşturmuyor mu?

Sadece sanatçıların değil aynı zamanda toplumun da oluşturduğu bir şey bu. Sanatçı olmanın bir temizlik görevlisi, trafik polisi veya bankacı olmaktan hiçbir farkı yok. Bu bir meslek değil mi? Para için yapılmıyor mu? Sanatçılar bunun için okul okumuyorlar mı? Her işin bir sermayesi vardır.

Sanatçı olmanın sermayesi kişinin kendisidir. Sanatçı olmayı diğer mesleklerden ayıran özellik bu. Sanatçı olmak sadece o sanatçıyla ilgilidir. Sermayesi kendi farklılığı, kendi özelliği. Herhâlde bazı sanatçılar bundan dolayı kendilerini diğerlerinden üstün görüyorlar. Hoşuma gitmiyor.

AİLELER ÇOCUKLARINA “SENCE?” SORUSUNU SORMALILAR

Picasso “Her çocuk bir sanatçıdır, sorun büyüdüğümüzde nasıl sanatçı kalabileceğimizdir” der. Ne kadar sanatçı kalabiliyoruz?

Bilmiyorum. Birlikte çalıştığımız çocuklar sanat yapmaktan büyük keyif alıyorlar. İleride ne olacakları konusunda hiçbir dayatmam yok. Böyle bir isteğim veya hayalim yok.

Benim hayalim; onlar büyüdüklerinde daha becerikli olan, kendi farklılığını bilen, yaratıcı düşünebilen, sorunlara farklı çözümler üretebilen, çevrelerindeki insanların farklılıklarına değer verip onları bir tehdit değil, değer olarak algılayan bireyler olmaları. Bunlara sahip olan bir çocuk büyüdüğü zaman hangi mesleği seçerse seçsin başarılı ve iyi olacaktır.

Ailelere ne tür tavsiyeleriniz oluyor?

Çocuklar bir şey yaptıklarında önce anne veya babalarına sorarlar “Oldu mu?” diye. Bu bir defa gerçek bir soru değil. Bir çocuk olmadığını düşündüğü bir şeyi kesinlikle göstermez. Genelde çocuklara ya olmuş ya da olmamış gibi cevaplar veriyoruz. Olması gereken ikisi de değil.

Çocuğunuzun hayalini görme şansınız var mı? Olup olmadığına nasıl karar veriyorsunuz? Onun kararını çocuk kendi verir. Anne ve babalara en büyük tavsiyem: Çocukları “Oldu mu?” sorusuyla geldiğinde onlara “Sence oldu mu?” diye sorsunlar. Kendisine bu sorunun sorulduğu çocukların hepsi “oldu” der. İnisiyatifi çocuğa bırakmanız gerekiyor. Bunu yaptığınızda çocuk zaten özgüvenli oluyor.

SANAT HEPİMİZİN HAYATINDA OLMALI, ÇÜNKÜ...

Sanat hayatımızın neresinde peki?

Çocukken sanatı büyük bir zevkle yapıyoruz, sonra hayat başlıyor, kenara koyuyoruz çünkü onu lüks olarak görüyoruz. Kariyer ve ekonomik kaygılar giderildikten sonra hobi olarak sanata geri dönülüyor. Sanatın burada ne kadar insani ve doğal bir şey olduğu ortaya çıkıyor aslında. Hepimizin ihtiyaç duyduğu bir şey. O yüzden hayatımızın her alanında olmalı.

Ama değil...

Bunun pek çok sebebi var. Sosyo-ekonomik, kültürel, düşünsel sebepler kişiden kişiye göre değişir. Sanat en başta kendimizle ilgili olduğu için hayatımızın her alanında olmalı.

Kendimizi tam kapasite kullandığımız bir alandır sanat. İnsan olarak bizi biz yapan üç temel şey var: biyolojik, düşünsel ve duygusal varlık.

Bu özellikler her insanda var ama yan yana gelince özel oluyoruz. Bunu yaşadıkça ve kullandıkça fiziğimizi, düşüncelerimizi ve ruhumuzu geliştiriyoruz. Hayat boyu aldığımız eğitim bu üç şeyin ne kadarıyla ilgileniyor?

Zihnimizin tamamıyla bile ilgilenmiyor. O yüzden yetenek gibi sanatı ayrıştırıcı kelimeler kullanılmasından hiç hoşlanmıyorum. Her insan sanat yapmalı ki kendisini tanısın ve geliştirsin. Sanat yapan bir kişi farklılıkları benimser. Onları yok saymaz.