NİHAYET DERGİ ZENGİN İÇERİĞİNİ ARTIK DİJİTAL YÜZÜYLE DE OKURUNA ULAŞTIRIYOR! DİNLEYİCİ OLAN SİZLERİ NİHAYET VE GZT'Yİ TAKİP ETMEYE ÇAĞRIYOR. YAZARLARIMIZ, DOĞU’DAN VE BATI’DAN SESLERİ BAŞKA YERLERDE BULAMAYACAĞINIZ İÇERİKLERLE ELE ALIYOR. STANDARTLARI TARTIŞIRKEN GÖZDEN KAÇANLARI “ÖZEL DOSYALARLA” GÜNDEME GETİRİYOR, OKUMA ÖNERİLERİ SUNMAYI DA İHMAL ETMİYOR. NİTELİĞİN EGEMENLİĞİ, KAYITLAR, HAYAT MEMAT, ÇİZGİ HİKÂYE, KÜLTÜR ATLASI, TÜRKİYE’DEN-DÜNYADAN KİTAPLAR VE HER AY MERAK UYANDIRAN DOSYA KONULARI… SİZİ SİZE ANLATAN BÖLÜMLER FARKLI KALEM, ÇİZGİ VE FOTOĞRAFLARLA DERGİNİZ NİHAYET’TE!

20.356 Takipçi
NİHAYET HAKKINDA

Kampçılığım: Türkiye’de çıraklık, Amerika’da kalfalık

​Kampçılığım Türkiye’de çıraklık, Amerika’da kalfalık
​Kampçılığım Türkiye’de çıraklık, Amerika’da kalfalık

Arayışlar doğaya gidince dönmeyip biraz daha haşır neşir olma, gittiğimiz yerin gündüzü gibi akşamını da görme, daha önce görmediğimiz bir noktasını keşfetme isteğini uyandırıyor, bu da bir noktada kamp yapmak anlamına geliyordu. Ama nerede olmalı? Çadırda güvenli bir şekilde uyumak için nasıl önlemler almalı?

İçindekiler

Tarihî yerlerde kalabalıklar ve sigara dumanı, doğada da gürültülü müziklerle şehirde yalnız olmadığınızı ve hafta sonları dinlenemeyeceğinizi derinden hissettiriyordu
Tarihî yerlerde kalabalıklar ve sigara dumanı, doğada da gürültülü müziklerle şehirde yalnız olmadığınızı ve hafta sonları dinlenemeyeceğinizi derinden hissettiriyordu

Toprakla, ağaçla, dereyle, çiçekle, dalından toplanan meyveler ve sebzelerle geçen bir çocukluk ve ilk gençlik sonrası İstanbul’da üniversite hayatı da güzeldi. Ama çalışma hayatı başladıktan sonra İstanbul’un gerek tarihî gerek doğal güzelliklerine vakit ayırmak -yapabilirsen- hafta sonuna sıkıştırılan “mecburiyetler” hâlini almaya başlamıştı. Bunları da çok iyi planlayıp trafiği hesaba katıp hareket etmek gerekiyordu. Üstelik bu hevesler de tarihî yerlerde kalabalıklar ve sigara dumanı, doğada da gürültülü müziklerle şehirde yalnız olmadığınızı ve hafta sonları dinlenemeyeceğinizi derinden hissettiriyordu.

Hafta içi İstanbul’un yoğunluğu ve yoruculuğu, insanların gerginliği, hafta sonunun karmaşıklığı şehir hayatının yapılandırılmışlığından kaçma arzusunu ve insan elinin değmemişliğinin özlemini büyütüyordu. Yapılandırılmışlık derken tüm gün uzaklaşsak da akşamında döndüğümüz apartman dairesi evlerimiz de buna dâhil benim için.

Bütün bu arayışlar doğaya gidince dönmeyip biraz daha haşır neşir olma, gittiğimiz yerin gündüzü gibi akşamını da görme, daha önce görmediğimiz bir noktasını keşfetme isteğini uyandırıyor, bu da bir noktada kamp yapmak anlamına geliyordu. Ama nerede olmalı? Çadırda güvenli bir şekilde uyumak için nasıl önlemler almalı? Bu sorulara dair o zaman çok da tatmin edici cevaplarım yoktu (doğada güvenlik tehdidinin çok fazla olmadığını, belli başlı önlemlerin yeterli olacağını daha sonradan öğrendim).

Bu nedenle ilk girişimimizi bir kamp alanında tecrübe etmek daha az riskli ve kolay görünüyordu. Böylece Şile’de bir kamp alanı bulduk, rezervasyonumuzu yaptırıp bir iş çıkışı yollara düştük. Şile’nin bir köyünden 10 dakika sürüş mesafesinde, sahile 50 metre uzaklıktaydı kamp alanımız. Özel işletme olan alana girdikten sonra (sadece bir noktada) lavabo, duş ve elektrik gibi temel şeylerin olduğunu gördük. Burası meyilli bir zeminde kurulduğundan çadırların sığması için ahşaptan düz taraçalar oluşturulmuştu.

Çadırda güvenli bir şekilde uyumak için nasıl önlemler almalı? Bu sorulara dair o zaman çok da tatmin edici cevaplarım yoktu.
Çadırda güvenli bir şekilde uyumak için nasıl önlemler almalı? Bu sorulara dair o zaman çok da tatmin edici cevaplarım yoktu.

Akşamın karanlığında kamp ateşi ve birkaç lambanın dışında ışık olmayan, diğer kampçıların konuşmaları dışında neredeyse sessiz; İstanbul’a yakın ama İstanbul olmayan bir yer. Öyle ki gece yarısı varmamıza ve 5-6 saat uyumamıza rağmen sabahın ilk ışıklarıyla dinlenmiştik bile. İnsan elinden çıkmış çadırlar ve birkaç bina olsa da gözün bunlarla yorulmasına engel olan ağaçlar ve tepeler, sessizlik, temiz hava, deniz sesi birkaç saat içinde sizi sakinleştirmeye yetiyor; stresten, tükenmişlikten kurtuluyorsunuz.

Ariflerimizden biri ağaçlara, denizlere olan iştiyakımızın onların devamlı zikir hâlinde olmasından kaynaklandığını söylemiş. Belki de şehirde günlük kalabalıklarda bulamadığımız ve aradığımızın farkında da olmadığımız tam buydu.

Amerika’da doğayla baş başa

Bu kamptan bir yıl sonra Amerika’ya taşınmamız gerekti. İstikametimiz ülkenin en kuzey batısında, Kanada sınırında yer alan dört mevsim yeşil olmakla övünen Washington eyaleti oldu.

 Bellevue
Bellevue

Yaşadığımız yer Bellevue ise eyaletin ikinci büyük şehri olmasına rağmen doğayla barışık bir günlük hayata sahip: çatıyla balkon arasına ağını ören ve tüm müdahalelerimize rağmen orayı terk etmeyen, Türkiye’dekilerden daha büyük ve günden güne büyümeye devam eden bir örümcek, herhangi bir akşam balkondan arka bahçede görüverdiğim rakun, sokaklar dâhil ağaç olan her yerde görebileceğiniz sincaplar, kışın şehirde görülen çakallar, bahçeli evlere karnını doyurmaya gelen birkaç ayı, yarım saat yürüme mesafesinde küçücük göllerde yaşayan kazlar, etrafında kartallar ve hatta evimizin dış duvarında bulduğu küçük bir boşluğu yuva yapıp yavruların ciklemeleriyle bizi uzun süre mutlu eden saksağan kuşları... Tüm bunlar çevrenin doğal yaşama ne kadar elverişli olduğunu anlatmama yeter sanırım.

Günlük hayat -araç gürültüsünü yoksayabilirseniz- oldukça sakin ve yormadan geçiyor. Böyle olduğu hâlde yazın yaklaşmasıyla insanlar kamp rezervasyonlarını yapmaya ve hafta sonlarını büyük bir hızla planlarla doldurmaya başlıyor, öyle ki haziranda bütün yaz döneminin hafta sonu rezervasyonları dolmuş oluyor. (Burada özel kamp alanları olsa da tercih edilenler daha çok Parklar Müdürlüğüne bağlı olan eyalet parkları ve millî parklar oluyor).

Amerika’daki kamp alanları orman içinde, her bir kamp alanı önceden belirlenmiş ve numaralandırılmış, rezervasyon yaptığınızda nerede olacağınızı bildiğiniz şekilde düzenlenmiş. Her bir alan için bir piknik masası, ateş yakmak için mazgal ve çadır kurduktan sonra bile büyük bir boşluk kalıyor.
Amerika’daki kamp alanları orman içinde, her bir kamp alanı önceden belirlenmiş ve numaralandırılmış, rezervasyon yaptığınızda nerede olacağınızı bildiğiniz şekilde düzenlenmiş. Her bir alan için bir piknik masası, ateş yakmak için mazgal ve çadır kurduktan sonra bile büyük bir boşluk kalıyor.

Amerika’daki kamp alanları orman içinde, her bir kamp alanı önceden belirlenmiş ve numaralandırılmış, rezervasyon yaptığınızda nerede olacağınızı bildiğiniz şekilde düzenlenmiş. Her bir alan için bir piknik masası, ateş yakmak için mazgal ve çadır kurduktan sonra bile büyük bir boşluk kalıyor. Bu yapılandırılmışlık insanı rahatsız etmediği gibi özel bir alan oluşturmaya yardım ediyor.

Kampın ortak alanında ise tuvaletler, kısıtlı alanlarda ışık ve bazılarında duş oluyor. Amerikan kültürünün bir parçası karavan kampları için de ayrılmış başka bir alan oluyor. Amerikalıların karavanlarla, çadırlarla ya da kulübelerde kamp yapmasının en önemli sebebi doğanın tadını çıkarmak ve çocuklarının doğayla ünsiyetini artırmak.

Türkiye’deki ilk tecrübemden sonra benim için kamp yapmak doğanın tadını çıkarmak, şehirde ve toplumda kendi kendimize kurduğumuz ve pek çok gereksinimi beraberinde edindiğimiz, eşyaların sayısı sayılamayacak hâlde olan hayatlardan bir kaçma aracı oldu.
Türkiye’deki ilk tecrübemden sonra benim için kamp yapmak doğanın tadını çıkarmak, şehirde ve toplumda kendi kendimize kurduğumuz ve pek çok gereksinimi beraberinde edindiğimiz, eşyaların sayısı sayılamayacak hâlde olan hayatlardan bir kaçma aracı oldu.

Bunun için kampa gelirken alanın coğrafyasına göre yanlarında bot, kano, su motoru, bisiklet, yürüyüş ekipmanı, yüzme malzemeleri mutlaka oluyor. Bu eylemleri çocuklarla birlikte yapıyorlar muhakkak ve bir yaşını bitirmiş bir çocukla kamp yapmaktan çekinmiyorlar. Kim bilir belki bu Kızılderili Şefi Cietal’in (Seattle), şehri beyaz adama teslim etmesi durumunda toprağın ve havanın kutsal olduğunu çocuklarına öğretmesi öğüdünün tesiridir.

Türkiye’deki ilk tecrübemden sonra benim için kamp yapmak doğanın tadını çıkarmak, şehirde ve toplumda kendi kendimize kurduğumuz ve pek çok gereksinimi beraberinde edindiğimiz, eşyaların sayısı sayılamayacak hâlde olan hayatlardan bir kaçma aracı oldu.

Az sayıda ama çok amaçlı eşya ile yaşamak, şehir hayatının merasim ve protokollerinden uzakta olmak, az malzemeye odun ateşi ile lezzet verdiğimiz, ateş yanınca zor pişenleri önceleyip kolayları sonraya saklama planları yaptığımız yemekleri tatmak ve aslında bunların bir iktisat ve zaman yönetimi politikası olduğu zaman dilimlerini tekrar tekrar deneyimlemek benim mutlulukla hatırladığım şeyler hâlini aldı.

Sabah uyanınca ilk gördüğünüz şeyin ağaç olması, eriyen kar sularının oluşturduğu sızıntıdan su içmek, Amerika’da şehir içinde pek popüler olmayan meyve ağaçlarını ormanda karşınızda buluvermek, her yeri saran böğürtlenleri kendinize tatlı yapmak insana çok derinden bir selam verir, insanı teselli eder.

Şehir hayatında unuttuğumuz ya da sadece keyif için bir süre kullanıp sonra uzaklaştığımız bir dünya var: ceylanların, geyiklerin, ayıların dünyası…
Şehir hayatında unuttuğumuz ya da sadece keyif için bir süre kullanıp sonra uzaklaştığımız bir dünya var: ceylanların, geyiklerin, ayıların dünyası…

Şehirde bulamadığımız ne varsa, ormanda onu gün aşırı zaman geçirmeyle bulduğumuz önemli. Üstelik bunun piknikten, gezintiden farklı olduğunu anlamamız da önemli. Akşam otlamaya gelen ceylanları, su içen geyikleri ancak doğada fazlaca vakit geçirip etrafınızda olan biteni keşfetmeye başlayınca fark ediyor ve dünyada yalnız olmadığınızı hatırlıyorsunuz.

Şehir hayatında unuttuğumuz ya da sadece keyif için bir süre kullanıp sonra uzaklaştığımız bir dünya var: ceylanların, geyiklerin, ayıların dünyası… Biz belki buraya ait değiliz ama burası devamlı yolumuzun kesiştiği ve döngüsünü bilmemiz gereken bir dünya.

Allah’ın yeryüzünün her bir noktasını ayrıntılarla nasıl donattığını görmek ve bunları sonrasında hatırlamak için zaman ayırmamız elzem olan, temaslarımız olsa da müdahale etmememiz ve bozmamamız gereken bu dünyayı tanımak için de “evlerimizden” ve onlarda kurduğumuz “hayatlardan” biraz uzaklaşmak gerek. Keşfetmek ve doğanın seni değiştirmesine izin vermek böyle mümkün olacak.

Kamp komşuları

“Komşu biz unutmuşuz, sizde var mı?” her kampta duyacağınız bir soru, ama arkasından size de bir iyilikte bulunurlar siz istemeden.
“Komşu biz unutmuşuz, sizde var mı?” her kampta duyacağınız bir soru, ama arkasından size de bir iyilikte bulunurlar siz istemeden.

Aynı zamanda aynı kamp yerine gidenler arasında farklı bir tanıdıklık hissi oluşuyor. Herkes şehir hayatının çoğunu geride bıraktığını ama yine de oradan kalma alışkanlıklarla ihtiyaç duyacağı eşyalar olduğunu biliyor sanki. Bu yüzden “Komşu biz unutmuşuz, sizde var mı?” her kampta duyacağınız bir soru, ama arkasından size de bir iyilikte bulunurlar siz istemeden.

Bunlar genelde ufak tefek ama o an çok işe yarayan şeyler olur: bir parça ip, bir kaşık gibi (çadır üreten firmalar pratikliğe önem verdiklerinden 5-10 dakikada kurulan çadırlar var artık, o yüzden böyle konularda yardıma gerek duymuyorsunuz). Bu iletişim olurken de insanlar sizin kamp bölgenizin size özel bir alan olduğunu unutmadan ve onu ihlal etmeden hareket ederler.

Özellikle Amerika’daki kampta fark ettiğim bir konu ise kampçıların günlük hayattakinden çok daha fazla iletişime ve keşfe açık, sohbet etmeyi seven insanlar olmasıydı. Türkiye dışında nedense hiç bilinmeyen ama Amerika’daki kamp bölgesinde karşımıza çıkıveren yeşil erik ağacını o sırada tanıştığımız baba ve kızlarına anlatırken onların da bize farklı yemişlerden (berry) bahsettiği konuşmamız hafızamda sayılı anılardan kalacak.

Güvenlik endişesi duyanlara çözümler

Yine de bunu daha önce hiç yapmamış biri için güvenlik bir soru olarak kalacaktır. Doğada kamp deyince ilk akla gelen vahşi hayvanlar olsa da belli şartlar oluşmadıkça insanlara karşı saldırganlaşmıyorlar. Zannettiğimizin aksine vahşi hayvanların acıktığı için insanı yem edinmek pek de âdeti değil. Bunlardan birisi aniden karşılarına çıkmak, diğeri de yavrularına karşı tehdit oluşturmak; bunları önlemek için çok eski, insan yoğunluğunun iyice azaldığı patikalardan, bölgelerden ilk etapta uzak durmak ve yürüyüş yaparken gürültü çıkarmak, mümkünse iki kişiden daha kalabalık olmak gerekiyor.

Likya Yolu: Kırmızı beyazlı rotadan mavi yeşil fragmanlar
İlginizi çekebilirLikya Yolu: Kırmızı beyazlı rotadan mavi yeşil fragmanlar

İnsanların oldukları kamp alanlarına gelmeleri de onları çeken yiyecek kokuları olmadığı sürece pek olası değil, bunun için de yiyecekleri mümkün olduğunca kendinizden uzağa bırakmak, dışarıya koku çıkarmayan yalıtımlı çantalara yerleştirmek gerekecektir.

Çadır etrafında ve siz çadırda uyurken oluşabilecek tehlike aslında küçük hayvanlar ve böcekler oluyor. Bu durumlara karşı da kamp alanına yerleştirebileceğiniz, kokusuyla bu hayvanları uzak tutan doğal yağlar var; limon yağı, tarçın yağı, karanfil yağı gibi, bunları vücudunuza da uygulayabilirsiniz. Bir başka çözüm de yine vücuda sürülen kimyasal böcek ilaçları. Ayrıca iki kat bezden oluşan, hava alan ama açık bölümü olmayan bir çadır hem güvenlik hissini hem konforu artırır.

Bir deneyeyim diyerek İstanbul’da başladığım kampçılığımın, Amerika’da giderek yaşamımın bir parçası olduğunu görüyorum. Ve inanın bundan çok memnunum.