Kentin günü birlik sakinleri semt pazarlarının mimarisine bir değini

​Kentin günübirlik sakinleri semt pazarlarının mimarisine bir değini  ​
​Kentin günübirlik sakinleri semt pazarlarının mimarisine bir değini ​

Alelade olanı çözümlemeye niyetlenmek, neredeyse tüm sahalarda şaşırtıcı sonuçlar verir. Elektronun hareketinden tutun da kişinin hiç düşünmeden yapıp ettiklerine kadar... Peki, mahallenizde belki sizin birkaç sokak ötenizde veya tam önünüzde kurulan pazarların mimari yapısını konuşmaya başlasak ortaya nasıl bir tablo çıkar?

Nokta atışı birkaç soruyla da başlayabiliriz: Günübirlik bir yapı unsuru olarak adlandırabileceğimiz semt pazarlarının üst örtüleri nasıl bu kadar hızlı ve pratik bir şekilde sabah erkenden kurulup akşam aynı hızla toparlanabiliyor ve belki daha da ilginci, pazarlar, kuruldukları alanlar kimi zaman eski bir dere yatağı kimi zaman şehir içi bir ara sokak olmasına karşın her daim derli toplu, sanki her zaman oraya aitmiş gibi gözükebiliyor?Pazar kurulumunda kullanılan malzemeler mekânla nasıl bir ilişki içinde ve pazara dönüşebilen mekân kent yaşamını nasıl etkiliyor?

Projenin üstü kapalı sabit pazar yerleri dışında kalan, yakın çevresine takılan geçici strüktür ve örtülerle kendini tanımlayan, daha çok meyve ve sebze satılan alanları kapsadığını baştan belirtmek gerekiyor.
Projenin üstü kapalı sabit pazar yerleri dışında kalan, yakın çevresine takılan geçici strüktür ve örtülerle kendini tanımlayan, daha çok meyve ve sebze satılan alanları kapsadığını baştan belirtmek gerekiyor.

Nitelikli araştırmalar yukarıda da sıraladığımız gibi vasıflı soruların sorulmasına imkân veriyor. Söz konusu semt pazarları, pazarın mimari unsurları ve etrafında şekillenen kent yaşamı olunca, bu alanda yapılmış tek çalışma olan, Alexis Şanal’ ın başlattığı “The Pazar Making” (Pazar Yapımı)projesi (2006-2015) çerçevesinde semt pazarlarının yapısal özelliklerini ele almaya çalışalım.

Projenin üstü kapalı sabit pazar yerleri dışında kalan, yakın çevresine takılan geçici strüktür ve örtülerle kendini tanımlayan, daha çok meyve ve sebze satılan alanları kapsadığını baştan belirtmek gerekiyor. Zira bu özel tipte kurulup sökülebilen pazarlar Akdeniz havzasına has. Göçebe yaşam, ticaret ve yumuşak iklim, bu tip pazarların doğuşunda önemli bileşenler.

Akdeniz tipi pazarın sahip olduğu bu “hafiflik”, yüzyıllardır kentte kendine yer edinebilmesinde, bu yerleri işler birer alışveriş alanına dönüştürebilmesinde, daha önemlisi bunu kalıcı bir iz bırakmadan yapabilmesinde önemli bir rol oynamış.

  • Şanal’a göre bu pazarlar, “sessizce gezinen birer üretken sistem örneği, hem mimari hem de kentsel bağlamda cazip, üzerinde düşünmemiz ve hakkında daha fazla bilgi edinmemiz gereken bir mesele”.

Araştırmanın başından beri, el yordamıyla yapılıyor gözüken pazarlardaki üst örtü sistemlerinin kıymetli bir bilgi birikimiyle ve sistematik olarak üretildiğini tahmin ettiklerini belirtiyor Şanal. Bu konuda fazla şaşırmadıklarını; ancak elbette beklediklerinden çok daha fazla ayrıntı, iş bölümü, araç gereç detayı ve kuvvetli bir işbirliği olduğunu keşfettiklerini dile getiriyor.

Pazarlar, hem üst örtü sistemi oluşturma, sergi düzeneği kurma hem de kentin kritik noktalarında geçici hayatlar yaratma konusunda, pazarcıların nesiller boyu bir miras olarak edindiği bilgi dağarcığı sayesinde, ayrıntılı ve oturmuş bir sisteme sahip.
Pazarlar, hem üst örtü sistemi oluşturma, sergi düzeneği kurma hem de kentin kritik noktalarında geçici hayatlar yaratma konusunda, pazarcıların nesiller boyu bir miras olarak edindiği bilgi dağarcığı sayesinde, ayrıntılı ve oturmuş bir sisteme sahip.

Pazarlar, hem üst örtü sistemi oluşturma, sergi düzeneği kurma hem de kentin kritik noktalarında geçici hayatlar yaratma konusunda, pazarcıların nesiller boyu bir miras olarak edindiği bilgi dağarcığı sayesinde, ayrıntılı ve oturmuş bir sisteme sahip. “Bu durum birkaç farklı ölçekte işliyor” diyerek sıralamaya başlıyor Özüm İtez’e verdiği söyleşide : “Üst örtüyü kuran ekip, ‘gıgır’ adını verdikleri düğüm ve ayaklardan oluşan bir çeşit makara sistemi gibi mimari ölçek; sabahları süt satıcılarının pazarcılara sıcak süt dağıtması, pazar kuran ve söken ekiplerin görev dağılımı, minibüslerinin güzergâh değiştirmesi, ek servisler konması gibi kent içi sosyokültürel ölçek; yahut da pazarcıların çevrelerindeki cami tuvaletlerinden faydalanması, asla aktif meydanlar ya da parklarda sergi açmaması gibi kentsel planlama ölçek. Üç ayrı düzeyde çalışan bu sistemin içinde pazarcı, ne yaptığını bilen, yalnızca satıcı değil, ‘her gün iş yerini kurup, söken’ birer zanaatkâr, pazarlar ise her şarta uyum sağlayan, ihtiyaca göre dönüşen esnek birer strüktür.”


Dikkate değer bir başka mesele ise kurulan pazarın sokak arası, eski bir dere yatağı, semt meydanı veya kullanılmayan bir otopark alanına kurulmasına göre üst örtünün hazırlanmasında çevrede bulunan aydınlatma direği, ağaç, balkon, park bariyeri gibi kent içi “doğal” yapı malzemelerinin de yapıya dâhil edilmesi.

Ayrıca pazarcıların sebze ve meyve taşımak için kullandıkları kamyon ve kamyonetlerin de brandaların inşasında kullanılıyor olması ilginç. Pazar alanı belirli günlerde ana caddenin daha içinde yer alan bir sokak arasında kullanılıyorsa evlerin duvarlarına sabitlenen basit kancaların da kullanıldığı gözlemlenebiliyor. Bir çırpıda listelenebilecek, karmaşık yapı malzemelerinden yoksun bu unsurların 2,70 m uzunluğundaki metal direklerin dizilimi ile esnemeyen, güneşli günler için gölge, yağmurlu havalar için de su geçirmezlik sağlayan; bugüne kadar pazar kurulum ve sökümlerinde sadece bir elin parmakları kadar yaralanmaya sebebiyet vermesi şaşırtıcı olması kadar daha yakından bakmayı da hak eden bir mesele.

Akdeniz tipi pazarın sahip olduğu bu “hafiflik”, yüzyıllardır kentte kendine yer edinebilmesinde, bu yerleri işler birer alışveriş alanına dönüştürebilmesinde, daha önemlisi bunu kalıcı bir iz bırakmadan yapabilmesinde önemli bir rol oynamış.
Akdeniz tipi pazarın sahip olduğu bu “hafiflik”, yüzyıllardır kentte kendine yer edinebilmesinde, bu yerleri işler birer alışveriş alanına dönüştürebilmesinde, daha önemlisi bunu kalıcı bir iz bırakmadan yapabilmesinde önemli bir rol oynamış.

Proje ekibi, “Malzemesine hâkim, aracını gerecini bilen ustalar nasıl yıkımlara, hasarlara sebep olmuyorsa pazarcılar da ne örtülerini kurarken, ne gün içinde ne de sökerken sıkıntı yaşamıyor; ‘ayakta kalamayan pazar’ gibi vakalar yaşanmıyor. Bu şaşırtıcı olmaması gereken ancak dillendirince hayranlığımızı dizginleyemediğimiz bir başka durum” diyerek ifade ediyorlar bu durumu..

Akdeniz tipi pazarın sahip olduğu bu “hafiflik”, yüzyıllardır kentte kendine yer edinebilmesinde, bu yerleri işler birer alışveriş alanına dönüştürebilmesinde, daha önemlisi bunu kalıcı bir iz bırakmadan yapabilmesinde önemli bir rol oynamış.

Koruyucu brandalar üzerinden pazarın mimarisini ele almaya çalışan projenin, kendi bulgularını derlerken meseleyi yalnızca kurma-sökme pratiğiyle sınırlandırmayarak daha geniş bir antropolojik çerçeveye oturttuğu söylenebilir.

Pazarın kent yaşamı ile bağı Pazarcılığın ne kadar yasal, kayıtlı, vergisi ödenen ve denetlenen bir iş kolu olduğu ilgililer ve pazarcılar dışındakilerin belki de bilmediği bir konu.

Mimarinin mekân inşa etme, bu mekânı kullanacak insanları kuşatma, gözetme ve alışkanlıklarını oluşturmada belirleyici bir unsur olduğunu düşünürsek, pazarları da mimarinin bir parçası olarak değerlendirebiliriz
Mimarinin mekân inşa etme, bu mekânı kullanacak insanları kuşatma, gözetme ve alışkanlıklarını oluşturmada belirleyici bir unsur olduğunu düşünürsek, pazarları da mimarinin bir parçası olarak değerlendirebiliriz

“The Pazar Making” projesi, pazarcılığın bu anlamda ne kadar düzenli ve sürekli denetlenen bir iş kolu olduğunu da bir kere daha teyit etmiş. Pazarlar, her kesimden alıcı için erişilebilir, ucuz, taze meyve ve sebze temini sağladığı için her zaman rağbet görüyor.

Yukarıda zikrettiğimiz gibi genelde eski dere yatakları, atıl kalmış alanlar, otoparklar veya ikincil sokaklarda kurulduklarından bu bölgelerin canlılığını arttırıyor ve kentin işleyişine bir zarar vermeden, kalıcı bir etki ve masraf olmadan bunu gerçekleştirebiliyor pazarlar. Bir başka deyişle pazarların var olması için belirli bir alana ya da tesise ihtiyaç olmuyor.

Pazarların kurulduğu mahallelerdeki esnaf da o günlerin en aktif ve kârlı günler olduğunu, daha fazla müşteri, kadın ve çocuğun alışveriş yaptığını belirtiyor. Bu pazarcı ile esnaf arasında rekabetten çok işbirliği, ortaklık olduğunu gösteriyor. Tabii bölgede yer alan zincir marketler için aynı memnuniyet söz konusu mu, buna pazar yerlerinin çevreye taşınması meselesini ele alırken değineceğiz.

Mimarinin mekân inşa etme, bu mekânı kullanacak insanları kuşatma, gözetme ve alışkanlıklarını oluşturmada belirleyici bir unsur olduğunu düşünürsek, pazarları da mimarinin bir parçası olarak değerlendirebiliriz.

  • “Pazarlar ve sürekli müşterileri, belirli alışkanlık ve alışveriş biçimleri, güven ilişkisi, farklı toplumsal kesimlerin ortak paydasını kuruyor. Bir de kadınlar, çalışmayanlar ve ev dışında sosyal hayatı olmayanların sokağa çıktığı, gündelik işlerini hallettiği, sosyalleştiği ortamları tetikliyor pazarlar.Tüm bu kültürel ve ekonomik faktörlerin yanında, her türlü yağış ve sıcaklığa dayanıklı, etrafındaki doğal ve yapay unsurlardan -söz gelimi ağaç, balkon, kamyonet, elektrik direklerinden- yararlanan pazar örtüleri fiziksel ve sosyal olarak da gittiği bölge hayatının bir parçası oluyor. Bunca sebepten sonra anlaşılan o ki, dışarıdan bir etki olmadıkça, pazarlar kentin doğal bir parçası olarak kalmaya devam edecek” cümleleriyle pazarın mekân inşa etme fonksiyonunu vurguluyor Alexis Şanal ve Semra Horuz verdikleri söyleşide.

Kapalı pazar yerleri neyi siliyor? Peki neden kalıcı değil de geçici pazar mekânları daha önemli? Kent ve mekân kültürü bu geçici mekânların uyum sağlayabilme yeteneğinden ve çevikliğinden nasıl faydalanıyor? Büyüklükleri ve ihtiyaçları nedeniyle genelde kentin çeperinde kurulan kalıcı pazar yerleri, geçici pazar yerlerinin sağladığı gibi, ne pazarcıyı ne tüketiciyi ne de mahalle esnafını memnun ediyor.

  • “Kentin çeperinde kurulan pazarlar haftanın tek günü oraya gelebilen, alışkanlıklarını değiştirmeyi göze alan kişilerin doldurduğu, diğer günler ise boş kalan ya da tuhaf örneklerde olduğu gibi üstü düğün salonu veya saha olarak kullanılan yerler hâline geliyor ve kent hayatına katılamıyor” diyerek bu mekânların işlevini ısrarla belirten “The Pazar Making” grubu, yasal süreçler veya uyum yasaları kapsamında hijyen, güvenlik gibi sebepler ileri sürülerek periferiye itilen pazarlardan, mimar gözüyle bakıldığında, kentsel mekânları zenginleştirecek pek çok şey öğrenilebileceğini dile getiriyor: “Geçici alanlar yaratma, kent merkezini maddi ve manevi giderleri minimum tutarak canlandırma, farklı kesimlerden kentliyi sokakta kaliteli vakit geçirmeye teşvik etme gibi meseleler kentsel tasarımın son yıllarda üzerinde durduğu, çözümler aradığı Yine de ümitle bitirelim: Kent olduğu müddetçe, değişerek veya dönüşerek de olsa semt pazarları varlıklarını sürdüreceklerdir.
Binlerce yıldır babadan oğula veya pazarcıdan pazarcıya aktarılan yapı “bilgeliği”, yukarıda da zikrettiğimiz gibi pazar alanlarının kurulduğu bölgelerde yer alan zincir mağazaların da teşvik edici faktörleriyle “steril” kapalı alanlara taşınarak, çok yönlü işlevleri eriyip ortadan kalkmaya doğru sürükleniyor.
Binlerce yıldır babadan oğula veya pazarcıdan pazarcıya aktarılan yapı “bilgeliği”, yukarıda da zikrettiğimiz gibi pazar alanlarının kurulduğu bölgelerde yer alan zincir mağazaların da teşvik edici faktörleriyle “steril” kapalı alanlara taşınarak, çok yönlü işlevleri eriyip ortadan kalkmaya doğru sürükleniyor.

“The Pazar Making” ekibinin gözlerini devralarak siz de bir pazar gezmesine çıkın! noktalar. Panayırlar, çeşitli açık hava etkinlikleri, sokak festivalleri, tematik pazarlar, özellikle yazın yapılan geçici kentsel aktiviteler hep bununla ilintili.Bu bağlamda pazarlar mekân yaratma kapasitesiyle ciddi bir potansiyele ve çok şey öğrenebileceğimiz bir tektoniğe sahip.” Esnafın yalnızca al-sat işlemini gerçekleştirmesi dışında kendi dükkânını da kuran bir zanaatkâra dönüştüğü pazarlar; süpermarketten yapılan barkoda bağlı, kaliteyi müşterinin denetiminden çıkaran, uzun vadeli ilişki kurmaktan uzak bir modele karşı bir alternatif imkânı sunuyor.

Binlerce yıldır babadan oğula veya pazarcıdan pazarcıya aktarılan yapı “bilgeliği”, yukarıda da zikrettiğimiz gibi pazar alanlarının kurulduğu bölgelerde yer alan zincir mağazaların da teşvik edici faktörleriyle “steril” kapalı alanlara taşınarak, çok yönlü işlevleri eriyip ortadan kalkmaya doğru sürükleniyor.

2015 yılı verilerine göre her gün ortalama 66 pazarın kurulduğu İstanbul gibi büyük bir şehri düşünürsek, bunun ne gibi bir kayıp olabileceğini daha iyi anlayabiliriz.