Sıradanlık, kayıtsız kötülük ve katıksız suç(lu)larıyla Fargo

Fargo
Fargo

Coen Kardeşler’e 1996 yılında çifte Oscar kazandıran ve “en iyi filmimiz” dedikleri Fargo, 2014’te farklı bir hikâyeyle dizileştirilmişti. 4. sezonu geride bıraktığımız Eylül ayında izleyiciyle buluşan ve kara mizah türünün en iyi örneklerinden biri olan yapım; ABD kasabalarında sıradan insanların ürettiği kayıtsız kötülüğü, katıksız suç ve suçluları odağına almayı sürdürüyor.

ABD’li yönetmen ve senarist Joel & Ethan Coen kardeşlerin 1996 yapımı filmleri Fargo, tüm zamanların en sevilen filmlerinden biri olmayı başarmıştı. 1987 yılında ABD Minnesota’da yaşanan gerçek bir hikâyeyi konu alan film, içerdiği absürtlükler ve kara mizahı nedeniyle “kara film” tarzının en iyilerinden biri olarak gösterilirken, “kültürel, tarihi ve estetik önemi” gerekçe gösterilerek, 2006 yılında ABD Kongre Kütüphanesi’ndeki “Ulusal Film Arşivi”nde de muhafaza altına alınmıştı. 1996 Oscar Ödülleri’nde “En İyi Özgün Senaryo” ve “En İyi Kadın Oyuncu” dalında iki Oscar Ödülü’nün yanı sıra BAFTA ve Cannes’dan da ödülle ayrılan film için, aynı zamanda Big Lebowski, No Coutry For Old Men, True Grit gibi muhteşem filmlerin de yapımcısı olan Coen Kardeşler “en iyi filmimiz” diyeceklerdi.

Fargo
Fargo

Film, Minnesota’da bir araba satış mağazasında satış sorumlusu olarak çalışan Jerry Lundegaard’ın (William H. Macy), yaşadığı mali problemleri aşmak adına 80 bin dolar karşılığında anlaştığı iki fidyeciye karısı Jean’i (Kristin Rudrüd) kaçırtıp, zengin kayınpederinden 1 milyon dolar fidye kopartmaya çalışmasını konu alıyordu. Ancak işler Jerry’nin istediği gibi gitmiyor, anlaştığı isimlerin beceriksizliği sonucu yaşanan aksilikler büyük bir şiddet dalgasını tetikliyor ve kısa zamanda birkaç masumun ölümüne neden oluyordu.

Kayıtsız bir suçluya dönüşüm

Suç, polisiye ve drama türünün en iyi örnekleri arasında yer alan ve imdb’de 8.1’lik reytinge ulaşmayı başaran Fargo, daha sonra Coen Kardeşler’in yapımcılığında ve Noah Hawley’in senaristliğinde aynı adla bir mini dizi projesine dönüştürüldü.

  • 10 bölümlük ilk sezonu 2014 yılında FX televizyonunda gösterime giren dizide, 2006 yılında yine Minnesota’da yaşanan gerçek bir hikâyeye yer veriliyordu. Dizi, Duluth isimli küçük bir kasabaya yolu düşen soğukkanlı ve zeki katil Lorne Malvo (Billy Bob Thornton) ile kasabada sigortacılık yapan Lester Nygaard’ın (Martin Freeman) yollarının tesadüfen kesişmesi sonucu yaşanan olayları konu alıyordu.

Ezik ve silik bir karaktere Lester, Lorne’nin yönlendirmeleriyle kısa zamanda silik kişiliğinden sıyrılarak, kayıtsız bir suç makinasına dönüşmeyi başarıyor, kasaba polisi ise Lorne ve Lester’ın neden olduğu garip olaylar silsilesini çözmek için harekete geçiyordu.

Acemi suçlu, sürpriz tercihler ve gerilim

Dizinin 2017 tarihli 3. sezonu da yine başka bir suç hikâyesini ekrana taşıyor.
Dizinin 2017 tarihli 3. sezonu da yine başka bir suç hikâyesini ekrana taşıyor.

Fargo’nun filminden sonra dizisinin ilk sezonunun da çok beğenilmesi, yine kara mizahla dolu bir hikâyeden yola çıkılarak hazırlanan ikinci sezonunun 2015 yılında ekranlara taşınmasını sağladı. Dizinin ikinci sezonu, 1979 yılında yine Minnesota’da, yerel bir gangster ailesi olan Gerhardt’ların bir yargıç cinayetine karışmasıyla açılıyor. Kasabada kuaförlük yapan Peggy’nin (Kirsten Dunst), ailenin küçük oğlu Rye Gerhardt’a arabasıyla çarpması ve polisi aramak yerine Rye’i arabasının bagajına atarak evine götürmesi, yaşanacak tüm absürt olaylar silsilesini tetiklemeyi başarıyor. Zira çocuğun cesedini yok etmek üzere devreye Peggy’nin kasap kocası giriyor. Sonrasında ise Peggy’nin yapacağı sürpriz tercihler, olaylar silsilesini daha çetrefilli hâle getirirken, izleyici için gerilim dozunu sürekli artıran bir seyir zevkine kapı aralıyor.

Kardeş rekabeti, aykırı ve bilge bir suçlu

Dizinin 2017 tarihli 3. sezonu da yine başka bir suç hikâyesini ekrana taşıyor. Kardeşler arası rekabetin neden olduğu trajedinin odağa alındığı 3. sezonda, Trainspotting ve Big Fish filmlerinden tanıdığımız Ewan McGregor, dizide rekabete konu olan Emmit Stussy ve kardeşi Ray Stussy karakterlerini aynı anda canlandırıyor.

Fargo’nun filminden sonra dizisinin ilk sezonunun da çok beğenilmesi, yine kara mizahla dolu bir hikâyeden yola çıkılarak hazırlanan ikinci sezonunun 2015 yılında ekranlara taşınmasını sağladı.
Fargo’nun filminden sonra dizisinin ilk sezonunun da çok beğenilmesi, yine kara mizahla dolu bir hikâyeden yola çıkılarak hazırlanan ikinci sezonunun 2015 yılında ekranlara taşınmasını sağladı.

2010 yılında Minnesota’da yaşanan olayları tasvir eden dizinin senaristi Noah Hawley’in yorumuyla, “Emmit, otopark işiyle zengin olmuş, yakışıklı, kendine iyi bir kariyer inşa etmiş, gayrimenkul zengini ve mutlu bir aile babası. Özetle, tam bir Amerikan rüyası. Kardeşi Ray ise kel, fodul, problemli, serkeş ve geçimsiz biri. Tüm şanssızlığı ve sorunlarından dolayı da sürekli abisi Emmit’i suçluyor.” Ray’in bu tavrı abi-kardeş arasında sürekli gerilime neden olurken, Ray’in kız arkadaşı Nikki’nin (Mary Elizabeth Winstead) kışkırtmalarıyla daha kötü noktalara taşınmaya başlıyor. Fakat dizide asıl gerilim unsuru ise Emmit’e işlerini büyütmesi için verdiği kredini borcunu, zamanla önce Emmit’in ortağı olmak, ardından da tüm işini elinden almak üzere kullanmaya başlayacak bir Rus işadamı ve aynı zamanda mafyatik bir isim olan V. M. Varga (David Thewlis) isimli karakter. Dizide Ewan McGregor ve Mary Elizabeth Winstead ikilisinin yanı sıra; bilgiyi ve genel kültürü suç işlemek için araçsallaştırmayı doğası hâline getiren, kötü ve kayıtsız bir suçlu olan V. M Varga’yı canlandıran, aynı zamanda Harry Potter, Big Lebowski ve Avatar filmlerinden de tanıdığımız David Thewlis’ın oyunculuğu tek kelimeyle muhteşem.

Suç ve çocuklar

Fargo’nun 27 Eylül 2020’de izleyiciyle buluşan 4. sezonu ise 20. yüzyılın ilk yarısında Amerika sokaklarında kol gezen gangster çatışmaları ve şiddetinin ortaya çıkardığı sıradan kötücüllüğün rafine bir hâlini, 1950’de geçen yine bir taşra hikâyesi üzerinden izleyiciye sunuyor. Yer ise bu kez Kansas City, Missouri.

Fargo’nun 27 Eylül 2020’de izleyiciyle buluşan 4. sezonu ise 20. yüzyılın ilk yarısında Amerika sokaklarında kol gezen gangster çatışmaları ve şiddetinin ortaya çıkardığı sıradan kötücüllüğün rafine bir hâlini, 1950’de geçen yine bir taşra hikâyesi üzerinden izleyiciye sunuyor.
Fargo’nun 27 Eylül 2020’de izleyiciyle buluşan 4. sezonu ise 20. yüzyılın ilk yarısında Amerika sokaklarında kol gezen gangster çatışmaları ve şiddetinin ortaya çıkardığı sıradan kötücüllüğün rafine bir hâlini, 1950’de geçen yine bir taşra hikâyesi üzerinden izleyiciye sunuyor.

Dizide, 1900 yılında Kansas City sokaklarında Yahudilerin hüküm sürdüğü ve zamanla İrlandalılarla hükümranlıklarını paylaşmak zorunda kaldıkları dönemde, iki grup arasında yapılan anlaşmaya sadık kalınması, çatışmalar yaşanmaması ve iki ailenin en küçük erkek çocuğunun barışın teminatı olması adına takas edilmesiyle başlayan olaylar konu alınıyor. Zamanla İtalyanların ve siyahların da sokaklarda güçlenmesiyle el değiştiren ekonomi, güç ve iktidar ilişkileri, aradaki teminat olan çocuk takasına rağmen her seferinde sıradan hırslar ve kötülük yapma arzusuna yenik düşüyor. ABD sokaklarındaki İtalyan gaddarlığı ile siyah ezilmişliğinin odağa alındığı 4. sezonda, yan hikâyeler ve karakterler ile çocuklar gözünden olaylara yaklaşım ise izleyici için alışılmışın dışında bir izlence sunmayı başarıyor.

Kötülüğün sıradanlığı, sıradanın kötülüğü

20. yüzyılın en önemli düşünürleri arasında yer alan ve şiddet olgusu üzerine yaptığı çalışmalarla tanınan Hannah Arendt’in “kötülüğün sıradanlığı” ifadesini ödünç alırsak, Fargo serisi bu ifadenin tam karşılığı olan bir mini dizi serisi. Ancak Arendt’e bu sözü söyleten Nazilerin sistematik şiddeti ve kötülüğünün aksine, Fargo’da “sıradanın kötülüğü” en baskın tema. Zira, Fargo serisine konu olan olaylar silsilesi tamamen ABD taşrasında geçerken, sistematik ve organize bir kötülük ve suç işleme eğilimi yerine, sıradan insanları ve anlık harekete geçen insan doğasının karanlık yönlerini merkezine alıyor. Sıradan insanların acemisi oldukları suçları işlerken yüzleştikleri ve yönetmeye çalışırken ellerine yüzlerine bulaştırdıkları gerilim, yitirdikleri masumiyet ve ortaya çıkan kara mizah Fargo’yu sıra dışı bir yapıma dönüştürürken, absürt olana ilgi duyan izleyiciye de oldukça tatminkâr bir içerik sunmayı başarıyor.