Sokakları çocuk kokan şehirlere özlemle. . .

​Sokakları çocuk kokan şehirlere özlemle…
​Sokakları çocuk kokan şehirlere özlemle…

Bugün kentlerimizin havası çoğunlukla sağlıklı, genç ve erkek yerleşikler için özgürlük sunarken diğer gruplar için çok az özgürlük alanı sunmaktadır. Çünkü kentin kurgusu, hız, güç ve maddi yeterlilik odaklıdır. Para ve otomobile yönelen tasarımlar insanları gün geçtikçe daha huzursuz, mutsuz kılmaktadır. Tüm bu kurgu bir müddet sonra kentlide stres ve çatışma ortamı da yapmaktadır.

İÇİNDEKİLER

Bugün kentlerimizin havası çoğunlukla sağlıklı, genç ve erkek yerleşikler için özgürlük sunarken diğer gruplar için çok az özgürlük alanı sunmaktadır. Çünkü kentin kurgusu, hız, güç ve maddi yeterlilik odaklıdır. Para ve otomobile yönelen tasarımlar insanları gün geçtikçe daha huzursuz, mutsuz kılmaktadır. Tüm bu kurgu bir müddet sonra kentlide stres ve çatışma ortamı da yapmaktadır. Kentte kentsel mekanı kullanamayan dezavantajlı kesim sayısının bir azınlık değil çoğunluk olduğu ise ortadadır.

Çocuklara uygun olmayan fiziksel ortamlar (otomobile teslim alanlar, yüksek binalar, hava ve gürültü kirliliği gibi) dışında çocukların her hareketinin, her anının yetişkin gözetiminde olması ve kendi çocukluklarını gerçekleştirebilecekleri alanlara sahip olmamaları en üzücü durumdur
Çocuklara uygun olmayan fiziksel ortamlar (otomobile teslim alanlar, yüksek binalar, hava ve gürültü kirliliği gibi) dışında çocukların her hareketinin, her anının yetişkin gözetiminde olması ve kendi çocukluklarını gerçekleştirebilecekleri alanlara sahip olmamaları en üzücü durumdur

Kenti yeterince kullanamayan yaşlı, çocuk, engelli, göçmen, azınlık gruplar vb. gibi büyük bir kitle hesaba katıldığında, kentin sadece sağlıklı ve yetişkin erkekler temelinde bir özgürlük alanı sunduğu ve kabaca nüfus içerisindeki bu büyük dezavantajlı kitle hesaplandığında aslında nüfusun yarısından fazlasını (%60’a varan oranlar) temsil ettiği de görülebilir.

Yani nüfusun nerdeyse %40’ına yönelik kentlerin tasarlanması oldukça acıtıcı bir durumdur. Kentin birçok gruplar için uygun mekanları içerisinde barındırmadığını dost kentler arayışından da anlamak mümkündür. Çünkü, bugün genç, engelli, yaşlı, çocuk, aile dostu kentleri konuşuyoruz. Kentler kurgusuyla birçok gruba dost görünmemekte, dost edilmeye uğraşılmaktadır. Çocuk dostu kent arayışı da benzer kaygıdan türemiştir.

  • Çocuklar dezavantajlı kesim arasında dikkatle bakıldığında en tutsak, en kısıtlanmış durumdadır. Çocuklara uygun olmayan fiziksel ortamlar (otomobile teslim alanlar, yüksek binalar, hava ve gürültü kirliliği gibi) dışında çocukların her hareketinin, her anının yetişkin gözetiminde olması ve kendi çocukluklarını gerçekleştirebilecekleri alanlara sahip olmamaları en üzücü durumdur.
  • Çocuklar, sokaklarda arkadaşlarıyla oyun oynamak, okula tek başına yürümek, tek başına bir yoldan karşıya geçmek, okul dışındaki bir yere tek başına gitmek, tek başına otobüse binmek, ana yollarda bisiklete binmek, karanlıkta dışarıya çıkmak konusunda ne kadar serbesttirler? Çocukların özgürlüğünü kaybetmesi gerçekten önemli bir sorun mudur?

Sağlıklı bir yetişme süreci için bugünün kentli çocuklarının çocuk dostu yerleşimlerde yaşaması gerekmektedir. Bunu gerçekleştirmenin ise iki yolu bulunmaktadır; bir yolu çocukların bağımsız hareket alanlarının genişletilmesi ve bağımsız hareketinin tüm yetişkinlerce desteklenmesidir. İkincisi de bağımsız hareket edecek çocuğa uygun farklı kentsel alan fırsatları ve deneyim imkanları sunmaktır.

Oyun, çocuğun beslenmeden sonra en temel ihtiyaçlarının başında olarak görünse de, aslında beslenmeyle eş düzeyde birincil temel ihtiyaçtır. Oyun çocuk için bu hayata dair tek ama çok çeşitli ve en eğlenceli öğrenme biçimidir. Oyun çocuğun hiçbir dış baskı etkisinde kalmadan kendi isteği ile giriştiği tüm etkinlikleri kapsar. Modern dünyada oyun, “şeylerle oynamak” anlamına gelir, oysa tarih boyunca oyun şeylerle oynamaktan çok “başkalarıyla oynamak” anlamını taşımıştır.

Değişimin yönü “toplumsal oyuncu”dan tek başına “oyun tüketicisi”ne doğrudur. Yani dışarıda, bahçede, sokakta, açık alanda gerçek dünyanın içinde oynanan oyunlar tarihe karışmakta, bugünün belirli sınırlı mekanlara “kapatılmış” çocukları, (nesne olan) oyuncaklarıyla yalnız başına oynamaktadır. Bu kısıtlı yaşam ne kadar sağlıklıdır?

Çocuk-oyun ikilisinin başarısı, özgürce oyun oynanabilecek fiziksel mekanların olmasında yatar. Oyun mekanı, esnek kullanıma, yaratıcı fikirlere izin vermelidir, çünkü aşırı kontrol oyunun doğasını mahveder ve kapalı oyun alanları genellikle bu niteliktedir. Ve çocuklar doğası gereği en çok planlanmamış oyunları sevmektedir. Bugün kentsel mekanlar planlanırken, çocuklar adına hazır şablon çocuk oyun alanları (parklar) planlanmakta ve uygulanmaktadır.

  • Çocukların bulundukları ev-okul gibi iç mekanlarda zaten yeterince kısıtlanmış, sınırlandırılmış olduğunu göz önüne alırsak; açık, kamusal (sokaklar, parklar gibi) mekanlarda da bunun devamı niteliğinde oyun oynama aktivitelerini sınırlandırmak ve bir şablona sığdırmak tehlike içermektedir. Çocukların farklı oyun mekanları görmeleri, farklı mekanlarda kendi oyunlarını kurmaları ve bir mekanda birden fazla oyun kurmalarına izin vermeyen şabloncu anlayışla, çocukların oyun hakkı gasp edilmektedir.

Çocukluk dönemi, kuşkusuz insanın kendi olma sürecinde önemli bir dönemdir. İnsan ve mekân ilişkisinde, bu ilişkinin temellerinin atıldığı ve mekânsal iletişimden en çok etkilenilen dönemin de adıdır çocukluk. Çocuklara uygun mekan arayışları çocuklarla bu deneyimi yaşamakla mümkündür, yani katılımcı planlama ile. Çocuklarla çocuğa dost mekanların üretilmesi önemlidir.

Çocukların evlerine en yakın alanlarda ve araç trafiği ve park edilmesi tehdidinden uzak şekilde, oyun oynamaya hakları vardır. Bunun için en yakın kamusal alanlar sokaklardır. Gündelik hayatın aktığı yaşayan bir organizma gibi olan sokaklar, özel alandan kamusal alana ilk çıkış noktalarıdır. Bu yüzden de çocuklar için, toplumu tanıyacakları ilk mekan, kültürel kimliği okuyabileceği en önemli alan sokaklardır.

Ancak günümüzde sokak, çocuk için tehlike ile birlikte anılan bir geçiş mekanına dönüşmüş durumdadır. Geçilip gidilecek, fazla kalınmaması gereken, içerisindeyken tehlikeden uzak durmak için çabalanması gereken tehdit edici bir mekana evrilen sokaklar, hepimizi araç, trafik, yabancı, suç gibi unsurlarıyla ürkütmektedir. Bu nedenle bugün sokakta çocuk görmenin nadir gerçekleştiği kentlerde yaşıyoruz.

Kentte çocuk dediğimizde akla ilk mahalleler gelmektedir. Mahalle ölçeğinde çocuğun özgür olup olmadığı, o kentin ne kadar özgürleştirici olduğunun da bir nevi ölçütü gibi. Çocuğun kent mekânı ile ilişkisi barınma mekânı olan haneden yani konut ve konut içinden başlamakta ve daha sonra konut bahçeleri, sokaklar derken daha kamusal alana doğru yayılmakta ve en son kent bütünü ile ilişkisine uzanmaktadır. Mahalle ve sokak çocuk gelişiminde çok büyük önem arz etmektedir. Sokağında mutlu, oyun oynayabilen, güven içinde dolaşan çocuklar geleceğin sağlıklı bireyleri olabilirler. Oysa çocuklar günümüzde, yoğun nüfus baskısı altında olan kentlerimizde kötü çevre koşullarında yaşamaktadırlar.

  • Evlerine hapsedilmiş, sanal mekanlarda güvensiz şekilde dolaşan çocuklar, yaşadığı yerden kopuk yaşamlarıyla sağlıksız bir gelecek vadetmektedir. Karşılaştıkları olumsuz koşullar, çocukların yaşadıkları mekanlarla (ev, okul ve diğer) ilişkilerini negatif etkilemekte, psikolojik olarak toplumsallaşmasında zorluklara neden olmaktadır. Çocuklar, kendilerine sunulmuş bu zor şartlar altında, ancak görüşlerinin alınması, sorumluluk verilmesi ve yaşadıkları yerle bağlarının güçlendirilmesi yoluyla sorunsuz bir dönem geçirebilir.

Çağdaş mimari ile konut-sokak bütünlüğünün bozulması, çocukların oyun oynama alanlarının elinden alınmasına da neden olmuştur. Sokakların güvenilir, yürünebilir ve yaşanır olması oyun hakkının elde edilmesinde temel teşkil edecektir. Ve denilebilir ki, oyun hakkı ancak, çocuğun, çevresine güvendiğinde kullanılabilir.

Özlemle yad ettiğimiz geçmiş günlerde, sokakları çocuklar doldururken, sokaklar çocuk kokarken, bugün sokaklar araçlarla dolmaktadır. Kendine buralarda yer bulamayan çocuklar kentin kötü yetişkin taklitleri olarak aceleci, telaşlı yolculuklarının erleri durumundadır. Kendilerini gerçekleştirmede doğal mekansal destekleri yitirmiş, kentteki özgürlüğü tatmadığı için de talep etmeyen çocuklar, sözcük ve imgeleri zevkle öğrendikleri sokak oyunlarından mahrumdurlar. Çocuklar bugün oyunlarında katılımcı olamamaktadır. İstediği oyunu kurma, kural belirleme, istediği başkasını dâhil etme gibi fırsatlardan uzaktır. Bu durum böyle devam ettikçe kendileri gibi (çocuk) olmayı da talep edemeyecek gibi görünmektedirler. Bu kentlerimizi bekleyen adım adım gelen büyük bir tehlikedir.

Geleneksel çocuk anlayışından modern çocukluk anlayışına evrilirken, kaybedilen en temel özgürlük alanını, çocuğun bağımsız hareket imkanı olarak görmek mümkündür
Geleneksel çocuk anlayışından modern çocukluk anlayışına evrilirken, kaybedilen en temel özgürlük alanını, çocuğun bağımsız hareket imkanı olarak görmek mümkündür

Geleneksel Anadolu yerleşim biçimini de tarifleyen çıkmaz sokaklar çocukluk anılarından, güvenli, keşfe uygun farklı mekansal aktivitelere olanak veren güzel bir yaşamı ifadelendirmektedir. Bugün çıkmaz sokaklar maalesef modern planlama anlayışında güvensiz olarak görülmüş ve yok edilmiştir.

Her yolun her yere çıkıyor olması yerel denetlemeyi zorlaştırmakta, o sokakları yerele ait olmaktan herkese ama aslında çoğu kimseye ait olmayan başka boyutlara taşıyabilmektedir. Sokağında yaşayanları tanımayan, hızla akıp giden araç trafiğinden korkan aileler güvenle çocuğunu sokağa bırakamamaktadır. Geleneksel çocuk anlayışından modern çocukluk anlayışına evrilirken, kaybedilen en temel özgürlük alanını, çocuğun bağımsız hareket imkanı olarak görmek mümkündür.

Bugün tek tük de olsa son sokakta oyun oynayan neslin, bağımsız şekilde birçok sokağı sabahtan akşama dolaşarak oyun oynayıp akşam hava kararırken eve dönme özgürlüğünü, günümüz çocukları için hayal gibidir. Aşırı endişeli ve kentte kendini güvende hissetmeyen ebeveyn sayısındaki artış, çocukların bağımsız hareketindeki düşüşlerin ana nedenlerinden birisidir. Ayrıca kent planlamanın insani yönünden uzaklaşarak rant ve ekonomik aktörlerin elinde birer yap-boz sistemine dönüşmesi, kentte özgürce hareket etmek isteyen yetişkin veya çocuğun elinden bu imkanların alınmasına sebep olmuştur. Çocukların özgür olduğu kent ortamlarının oluşturulması kent yöneticileri, tasarımcıları, ebeveynler ve kentlilerin en temel görevi olmalıdır.

Kentin en büyük kullanıcı grubu toplumun üçte biri olarak çocuklardır ve gündelik hayatlarında yaşam çevresini en uzun süre kullananlar da onlardır. Kenti ömrü kısa olan biz yetişkinlerden daha uzun süre kullanacak olan ve kenti her şeyiyle emanet edeceğimiz kişiler de bugünün çocuklarıdır. Bu nedenle kentte en çok çocuklar özgür olmalıdır, çünkü kentlerin asıl sahipleri onlardır. Kentte yürünebilir mekansal hareketlerdeki hızlı düşüş de, çocukluk çağı obezitenin artışına, korku ve kaygıların büyümesine, sosyal, psikolojik olarak karşılaşılan olaylarla mücadele gücünün zayıflamasına, yapay beslenme ve yapay sağlık araçlarının da kullanımının yardımıyla fiziksel ve bilişsel kapasitenin zayıflamasına, yaşanılan çevreye karşı yabancılaşma ve ilgisizliğin artmasına doğru gitmektedir.

Çocukların sağlıklı bir geleceğe sahip olması adına yürünebilir bir yaşamın inşası acil ve gereklidir. Çocuklar yürünebilir ve bağımsız bir kentsel yaşama sahip olabilirlerse o kent sadece çocuk dostu değil birçok grubu da içine alarak insan dostu bir kent olmaya doğru yol alabilir.

İlginizi çekebilirKültürü yeniden düşünmek mümkün mü?

Kamusal alanların, çocukların toplumsal, fiziksel, zihinsel beceriler elde etmesine olanak sağlaması için çocuk ruhuyla birlikte çocuklarla beraber tasarlanması ve uygulanması önem arz etmektedir. Tüm kent sakinleri, kentlerin ve mekanların organizasyonundan ve görünümlerinden etkilenmektedir, ancak çocuklar üzerindeki etkisi daha uzun erimlidir ve çocuklar üzerindeki etkisinin telafisi pek mümkün gözükmemektedir. Kentleri planlayanların çocuğu dikkate almadan ve çocukla birlikte olmadan tasarladıkları mekanlarda çocukların kendilerini yalnız, yabancılaşmış ve dışlanmış hissettikleri belirtilmelidir. Artık tasarım ve planlama kim orada yaşayacaksa onlarla birlikte yapılmalıdır. Bu da bir gelenek hâline gelmek zorundadır. Bireyler, aaşadığı yerin mimarı olursa; orayı korur, sever, ait hisseder ve bu durum kentleri sağlıklı ve insani kılar.

Çocuklar adına tasarımcıların kurguladığı oyun alanları ya da diğer mekanlar (okullar, merkezler, sokaklar vs), mekan olmaktan öteye gitmeyebilir. Çocuğun orayı yer hâline getirmesi de, çocukların orada hayat bulmasına bağlıdır. Bugün sokaklarımız da birer mekan olmanın ötesine gidememektedir, çünkü sokaklar geçiş mekanları olarak kullanılmakta ve yer olmaları için gündelik hayatta başka başka işlevlere sahne olmaları ve çocuklarla, insanlarla dolmaları gerekmektedir. Mekanların da kullanmasını hedeflediğimiz insan gruplarıyla ortak kararlarla tasarlanması ve yer hâline getirilmesi arzu ettiğimiz kenti oluşturacaktır.

Çocukların günde 60 dk. fiziksel aktivite yapma ihtiyaçları da büyük oranda okullarına yürüyerek gidip gelmeleri ile sağlanabilir. Bu süreç fiziksel, ruhsal açılardan sağlıklı bir çocukluk inşası için elzemdir.
Çocukların günde 60 dk. fiziksel aktivite yapma ihtiyaçları da büyük oranda okullarına yürüyerek gidip gelmeleri ile sağlanabilir. Bu süreç fiziksel, ruhsal açılardan sağlıklı bir çocukluk inşası için elzemdir.

Yetişkinler çocuklarla eşdüzey bir ortamda onların sözleri kendi sözlerine benzediğinde değer verme eğilimindedir. Çocuklar özgürce ve kendi dillerince fikir beyan etmek konusunda yeterince sosyal ortamlara da sahip görünmemektedir. Çocuklarla nasıl çalışma yapılacağı, onların gerçek ve katıksız düşüncelerinin nasıl alınacağı hususu üzerinde sıkı çalışmak, deneysel olarak çocuklarla beraber ortak etkinlikler, çalışmalar yapmak gerekmektedir.

Çocukların günde 60 dk. fiziksel aktivite yapma ihtiyaçları da büyük oranda okullarına yürüyerek gidip gelmeleri ile sağlanabilir. Bu süreç fiziksel, ruhsal açılardan sağlıklı bir çocukluk inşası için elzemdir. Yürünebilir kentsel alanların oluşturulması, bisikletle ulaşım imkanları gibi çözümler kentte hareketliliği artıracak ve bu hareketlilikten çocuklar da nasibini alacaktır. Ailesiyle birlikte kenti yürünebilir ve mekanlarla eşit düzlemde (yani araca binerek daha üstten veya daha alttan değil) deneyimlemesi, yaşadığı kentsel mekanları keşfetmesine sebep olacaktır. Bu keşif sonucu tanışıklık sağlanması ve yaşadığı kentin ona ve onun da kente dost olması söz konusu olacaktır.

Güvenli kamusal alanlar tasarlamak ve bunu zihinlerde güvenli kılmanın en önemli araçlarından birisi şüphesiz yerleşimciyle birlikte onu tasarlamak ve yerleşimciyi odak alarak yani güvenle yürünebilir yollar ve mekanlar inşa etmektir. İnsanların kentsel yaşama ve kentin yönetimine katılım hakkının uygulanmasında yerel düzeyin önemi çok büyüktür. Çocukların kente katılımı dediğimizde ise amaç, çocukları toplumun eşit ve katılımcı aktörleri hâline getirebilmektir. Çocukların kent arzusu aslında evrensel ve insana dost bir kent olmaktadır. Çocuklar, yetişkinler gibi önyargılar gibi bariyerlere sahip olmadıkları için yaşlıyı, engelliyi, hastayı ve farklılıkları olan grupları da kapsayan önerilere, hayallere sahip oluyorlar.

Aslında, çocuklar birer kentli olarak, içinde yaşadıkları kentte, yetişkinlere oranla gündelik hayatta daha çok yerel mekanda var olduklarından ve ömür olarak da daha uzun süre yaşayacaklarından daha uzun süre kalacaklardır. Ancak çocuklar yetişkinlerin düzenledikleri, tasarladıkları alana hiçbir şekilde müdahale edememekte ve sadece doğrudan ve uzun süre etkilenen olarak kentlerde yer almaktadır. Bu noktada da, bu mekanların üretim sürecine katılmaya en çok hakkı olan çocuklardır. Günümüzde, insan ve bina yoğunluğu kentsel alanlarda çocuklara yönelik alanları daha da daraltmaktadır. Bir yetişkin oturduğu yaşam alanına daha çok asfalt ve daha çok otopark istiyorsa, bir çocuk da bir o kadar yeşil alan ve park serbestiyeti istemekte özgür olmalıdır. Yapılan birçok çocuk ve kent atölyesinde çocuklar sıklıkla kamusal alan yetersizliğinden, kendilerine sunulan kötü yapılı çevre koşullarından yakınmaktadırlar.

Nasıl bir kent arzusunun bu noktada özeti, çocukların arzuladıkları kent olacaktır.