Vahşi Batı’nın efsane karakterlerinin izinde

​Vahşi Batı’nın efsane karakterlerinin izinde:  The  American  West
​Vahşi Batı’nın efsane karakterlerinin izinde: The American West

Birbirleriyle yolları bir şekilde kesişen altı karakteri merkeze alan The American West, detaylı karakter analizleri ABD’nin bugününü de etkileyen kan ve şiddetle dolu kuruluş yılları ve kurucu kodlarını barındıran oldukça zengin içerikli bir yapım.

ABD’li yayıncı kuruluş AMC, Haziran 2016’da tarihî western belgeseli The American West’i gösterime sunmuştu.

Ünlü oyuncu ve Oscarlı yönetmen Robert Redford’un detaylı bir arşiv çalışması eşliğinde özenle hazırladığı 8 bölümlük mini belgesel, gösterime girdiğinde ABD’de geniş yankı uyandırmıştı.

Ancak dizi, son birkaç yılda özellikle online platformlarda yaşanan dizi enflasyonu nedeniyle ülkemizde dikkatlerden kaçmış görünüyor.

The American West üstüne yazılmış Türkçe değerlendirme yazısı bulmak (buna dizi ve film gündeminin fazlasıyla yer bulduğu Ekşi Sözlük de dâhil) imkânsıza yakın.
The American West üstüne yazılmış Türkçe değerlendirme yazısı bulmak (buna dizi ve film gündeminin fazlasıyla yer bulduğu Ekşi Sözlük de dâhil) imkânsıza yakın.

Öyle ki, The American West üstüne yazılmış Türkçe değerlendirme yazısı bulmak (buna dizi ve film gündeminin fazlasıyla yer bulduğu Ekşi Sözlük de dâhil) imkânsıza yakın.

Oysa, kimi zaman bir banka ya da posta arabası soygunu, kimi zaman Vahşi Batı kasabalarında organize suçlar işleyen kovboylar ve peşlerindeki şerif, kimi zaman da Kızılderili ve beyaz mücadelesiyle zihnimize kazınan klasik western türü yapımlar, on yıllar boyunca ülkemizde de büyük bir heyecan eşliğinde izlenegeldi.

Bu yapımlara ilham kaynağı oluşturan Jesse James, Billy the Kid, Çılgın At, Oturan Boğa, General Custer ve Wyatt Earp gibi karakterler birçoğumuzun belleğinde hâlen tazedir. Redford’un, The American West isimli mini tarihî belgesel dizisi de, yakinen tanıdığımız bu Vahşi Batı karakterlerinin gerçek hikâyelerinin izini süren bir yapım olarak dikkat çekiyor.

Dizi, yaslandığı tarihî gerçeklik, objektifliği, kurgusu, muhteşem oyunculukları ve sunduğu seyir zevkiyle de ilgiyi fazlasıyla hak ediyor.
Dizi, yaslandığı tarihî gerçeklik, objektifliği, kurgusu, muhteşem oyunculukları ve sunduğu seyir zevkiyle de ilgiyi fazlasıyla hak ediyor.

Dizide, 4 yıllık şiddetli bir mücadelenin ardından 1865’te sona eren Amerikan İç Savaşı’nın hemen ardından gelen 30 yıllık bir zaman diliminde Batı Amerika’da ortaya çıkarak, “Vahşi Batı” kavramının doğmasına neden olan efsane karakterler üzerinden, ABD’nin kanlı kuruluş ve birliğini sağlama sürecinde yaşanan bir dizi olay anlatılıyor.

Dizi, yaslandığı tarihî gerçeklik, objektifliği, kurgusu, muhteşem oyunculukları ve sunduğu seyir zevkiyle de ilgiyi fazlasıyla hak ediyor.

Politize bir soyguncu: Jesse James

The American West, Washington D.C. merkezli Kuzey Amerika yönetiminin Güney’deki Konfederasyon güçlerini yenilgiye uğrattığı 1865 yılında, Kuzey’e direnişin sembollerinden olmuş Quantrill Baskıncıları’nın genç mensuplarından Jesse James’in (David H. Stevens), Kuzeyli birlik askerlerine yaptığı bir baskınla açılıyor.

Jesse James (David H. Stevens)
Jesse James (David H. Stevens)

Yanındaki isyancılarla birlikte birkaç birlik askerini öldüren James, sonrasında yaralı olarak yakalanıyor ve çeşitli işkencelerle Kuzey’e biat yemini etmek zorunda bırakılıyor. Karakterinin büyük kısmı intikam duygusundan oluşan, kolay unutmayan, zeki, korkusuz ve asi bir genç olan Jesse James, serbest kalışı sonrası da mücadeleden vazgeçmiyor. James’in yürüteceği isyan hareketi, iç savaşın bitiminden bir yıl sonra Güney ile Kuzey’i yeniden karşı karşıya getiriyor.

Kuzey’e olan nefretini ifade etmenin en iyi yolunun onların zenginliklerinin peşine düşmek olduğuna karar veren James, Kuzey’e güçlü bir politik mesaj vermek adına, çoğunlukla Kuzeylilerin parasının bulunduğu Güney’deki bir bankayı soymaya karar veriyor. Kuruluşundan itibaren ilk 80 yılında hiç banka soygunu yaşanmayan Amerika’da, James peş peşe banka soygunlarına ve sonrasında tren soygunlarına girişerek Kuzeylilerin paralarını çalıyor ve “Güney’de güvende değilsiniz, buradan çıkın” mesajı veriyor. Bu hamleleri sebebiyle, ABD’nin ulusal birliğinin önündeki en büyük tehditlerden birini oluşturan James, kısa sürede tüm ülke tarafından tanınan ve aranan tehlikeli bir suçluya dönüşüyor.

Batı’nın istilası ve efsanelerin doğuşu

Güney’de kısa zamanda güçlü bir direnişçi figüre dönüşen ve toplu bir isyan ateşini körüklemesinden endişe edilen Jesse James, hızla Washington D.C. yönetiminin korkulu rüyası oluyor. Bu noktada, sonradan ülke başkanı da olacak askerî bir deha olan ABD ordusu başkomutanı Ulysses S. Grant (Morgan Lund), ülkede Jesse James gibi isimlerin avaşı tekrar tetiklemesine izin vermemek adına Güney’e daha fazla asker gönderip, sert askerî düzenlemelere gidiyor.

Ulysses S. Grant (Morgan Lund)
Ulysses S. Grant (Morgan Lund)

Grant, başkan olmasıyla birlikte de, sınırların kaderi ve ulusun geleceğini belirlemek adına gerekli gördüğü, daha önce kendisini göreve getiren ABD Başkanı Abraham Lincoln’un savunduğu bir düşünceyi uygulama yoluna gidiyor. Lincoln’a göre ülkeyi iyileştirmenin anahtarı, tüm Amerikalılara Batı’da yeni bir başlangıç vaadi sunmaktan geçiyor. Zira Batı’da Missouri Nehri’nden Kaliforniya sahiline, 1 milyar 295 milyon kilometrekarelik açık alanı oluşturan keşfedilmemiş bölgenin toprakları, gelişim ve girişim açısından herkes için büyük fırsatlar sunmaktadır. Buradaki zorluk ise insanların Batı’ya en çabuk şekilde nasıl götürüleceğini bulmaktadır.

Grant ise bu cevabı bilmektedir: Demiryolunun Güney’den sonra Batı’ya da götürülmesi. Hızla harekete geçen ABD Kongresi, demiryolunun yapımını teşvik etmek için demiryolu şirketlerine benzersiz bir teklifte bulunuyor. İnşa edilecek demiryolunun her kilometresi için, Union Pasific Demiryolu Şirketi’ne demiryolunun her iki yanındaki toplam 708 bin kilometrekarelik arazi veriliyor.

  • Tüm Teksas eyaletinden daha büyük bir arazinin bir demiryolu şirketine verilmesi, aynı zamanda yüzyılın en büyük rant antlaşmasıdır. Union Pasific Demiryolu Şirketi, bu arazileri cezbedici bir fırsat hissi oluşturarak, devasa bir reklam kampanyasıyla yerleşimcilere satar.

Ancak bu durum, ABD yönetimini yeni bir krizle karşı karşıya bırakacaktır. Zira bu bölgede 300 bin Kızılderili yaşamaktadır. Vatanlarını kutsal bilen ve hızla bir işgalle karşı karşıya kalan Kızılderililer, bu duruma kayıtsız kalmayacaklardır. Artık ABD yönetiminin Güney’deki Jesse James tehlikesinin yanı sıra Batı’daki Kızılderililerle de başı beladadır. Amerikan yönetimi, iki cepheli bir mücadelenin eşiğine gelmiştir.

Oturan Boğa, Çılgın At ve General Custer

Batı’daki Dakota’da bölgesinde en güçlü halk, Kızılderili Lakota Siyuları’dır. Demiryollarının Batı’ya gelmesi, Siyular açısından âdeta bir korku treninin üzerlerine gelmesi demektir. Zira vatanları işgal altındadır. İşgal yolu üzerinde ise biri olgun, diğeri genç iki korkusuz savaşçı durmaktadır. Bunlar, Oturan Boğa (Mo Brings Plenty) ve Çılgın At (Will Strongheart) isimli Siyu şefleridir. Siyuların baş teğmeni olan korkusuz Çılgın At, kutsal saydıkları arazilerini savunmanın kendi sorumluluğu olduğunu hissetmektedir.

 Oturan Boğa (Mo Brings Plenty)
Oturan Boğa (Mo Brings Plenty)

Bu amaçla, 1866 yılında Wyoming Bölgesi’nde süren kanlı bir mücadele sonucu bölgeye taşınan yerleşimcileri yenilgiye uğratır. Altı ayda düzinelerce yerleşimci öldürülerek, bölgeye göç sınırlandırılır. Kongre açısından ülkeyi birleştirme planını tehlikeye düşüren bu gelişmeler, hızla Washington D.C.’ye ulaşır. Batı’daki birlikleri yöneten ünlü iç savaş generali Willia Tecumseh Sherman’a, Kızılderililere karşı askerî güç kullanması emri verilir. 1866 sonlarında bölgeye yaklaşık 1000 asker yerleştirilir. Karşısında üstün silah gücüne sahip bir ordu bulunan Çılgın At, 21 Aralık 1866’da tuzağa çektiği askerlerden 100’ünü öldürür. “100 Katledilen Savaşı” olarak bilinen bu karşılaşmanın ardından General Grant, Kızılderilileri yenmenin tek yolunun iç savaştaki en iyi komutanını bölgeye göndermekten geçtiğini düşünür. 3200 kilometre ötede Teksas’a atanmış, hem zaferleri hem de alışılmadık komuta tarzı ve cesaretiyle ünlü bir asker olan George Armstrong Custer, Teksas’ta sınır devriyesinde süregelen sürgün günlerinin ardından, aksiyona tekrar geri dönüş için aradığı fırsatı bulmuştur.

Hızla, Batı’da Kızılderililerle mücadele eden Yedinci Süvari Bölüğü’nün başına geçen Custer, aynı zamanda Amerikan tarihinin de rotasını değiştirecek bir göreve başlayarak, Oturan Boğa ve Çılgın At ile karşı karşıya gelecek ve kıyasıya bir mücadele başlayacaktır. Ülkeyi ekonomik darboğazdan da çıkaracağı düşünülen geniş altın rezervlerinin Kızılderili bölgesinde olduğunun ortaya çıkması ise yaşanacak çetin ve kanlı mücadeleyi daha da büyütecektir.

Adaletin peşinde iki zıt karakter

Ülkenin batısında bir yandan bu gelişmeler yaşanırken, diğer yandan da sonradan hakkında sayısız kitap yazılan ve film çekilen, ABD tarihinin en tehlikeli suçlularından, kanunsuz toprak sahiplerine karşı kendi adaletini sağlamak üzere harekete geçen ünlü silahşör Billy the Kid (Derek Chariton) ve adalet namına kanun kaçaklarının korkulu rüyası olan şerif Wyatt Earp (Jonathan C. Stewart) de, sıradan bir yerleşimci gibi gittikleri bu topraklarda süren mücadeleleriyle hızla ülke çapında tanınan figürler olarak ortaya çıkacaklardır.

Western bize ne söyler?

Birbirleriyle yolları bir şekilde kesişen bu altı karakteri merkeze alan The American West, detaylı karakter analizleri, ABD’nin bugününü de etkileyen kan ve şiddetle dolu kuruluş yılları ve kurucu kodlarını barındıran oldukça zengin içerikli bir yapım.

Robert Redford’un oldukça zengin bir arşiv taraması, başta eski başkan adayı ve Arizona Senatör John Mccain olmak üzere, Dany Glovers, Burt Reynolds gibi öne çıkan western filmlerde rol almış aktörler ve alanında uzman çok sayıda tarihçinin de anlatımlarıyla zenginleştirilen The American West, Netflix izleyicilerine Türkçe altyazıyla da sunulmuş durumda.

Gerilimli ve aksiyonlu sahnelerle dolu dizi, muhteşem kurgusu ve oyunculuklarla, karakterlerin oldukça ilginç, dramatik, trajik ve sürprizler barındıran hikâyeleri ve sonlarıyla da izleyicide heyecanı son ana kadar diri tutmayı başarıyor.

Vahşet ve acımasızlığın kol gezdiği Batı’yı anlamak ve “Western aslında bize ne söyler?” sorusuna da cevap bulmak açısından oldukça derin bir okumaya kapı aralayan dizi, güncelliğini kolay kaybetmeyecek oldukça başarılı bir yapım olarak da ülkemizdeki izleyicilerin ilgisini fazlasıyla hak ediyor.

Dirty John
Dirty John

Daha önce başından birkaç evlilik geçen Debra (Connie Britton), görünüşte mükemmel bir hayata sahip olan kariyerli ve varlıklı bir kadındır. Debra hayatında tek eksiğinin romantizm ve bu eksiği kapatacak bir erkek olduğunu düşünmektedir. İnternetten tanıştığı John (Eric Bana) ile başlangıçta aradığı romantizmi bulduğunu düşünen ve birlikte yaşadığı iki kızından ayrılarak yeni bir hayat kurmaya çalışan Debra, John’un kirli psikolojik manipülasyonlarına maruz kalacaktır. Toplam 8 bölümden oluşan psikolojik gerilim dizisi Dirty John, tamamen yaşanmış bir olaydan ekrana uyarlama.

Rebellion
Rebellion

Modern İrlanda’nın doğuşunu konu alan Rebellion (İsyan), İrlandalı devrimci savaşçılar ile Britanya askerî güçleri arasında yaşanacak uzun ve şiddetli çatışmaların fitilini ateşleyen ve 1916’da Dublin’de gerçekleşen Paskalya Ayaklanması ve sonrasında gelişen politik olayları konu alan tarihî bir drama. İlk sezonu, ayaklanmanın 100. yıldönümünde ekrana gelen dizinin ikinci sezonu ise geçtiğimiz günlerde gösterime sunuldu. İrlanda yapımı dizinin iki sezonu, ortalama 50 dakika süren toplam 10 bölümden oluşuyor.