20.356 Takipçi

"Postumuzu Serdik!". Post Öykü, 2014'te bu slogan ile matbaanın yolunu tuttu. Öyküyü merkezinde tutan dergi; kurmaca metinler, makaleler, incelemeler ve röportajları da sayfalarına alıp, iki ayda bir satış şubelerinin raflarında yerini alıyor. Şimdi, siz bu kaydı dinlerken Post Öykü, dijital dünyada da yeni bir öyküye imza atıyor. Atölyeler, ilginç dosyalar ve yazarların mutfağında olup, bitenler! Tüm bunlar ve daha fazlası sayfalardan ekranlarınıza taşacak! Post Öykü ve GZT'yi sosyal medya mecraları üzerinden takip etmeye başlayın.

Afrika’da açan narin çiçekler

Ben Okri son büyülü gerçeklik akımının önde gelen yazarlarından.
Ben Okri son büyülü gerçeklik akımının önde gelen yazarlarından.

Sömürgecilik ve medeniyet hakkındaki her şeyi başından anlatmak imkânsız. Öyküler neyi, nasıl anlatacaklarına karar vermenin yanında, eylemlerini ve hareketlerinin yönünü tahmin etmeye çalışan yazarlara ait. Getirdikleriyle ürkütücü olan değişim, dışarıda da olsa pencereden bakıldığında görülen bozkır.

İçindekiler

Ben Okri “Afrika’yı görmek zor, çünkü onu görmek yürek istiyor” diye yazmış Yuvayı Keşfetmek’in takdiminde. Öykülerde Afrika’nın kim ve ne olduğu gösteriliyor.

“Üst Düzey Safari”de Afrika’nın ızdıraplarını görmeden insanlığın ilerleyemeyeceği anlatılıyor. Kendi topraklarında insanlar köyünden ayrılmak zorunda bırakılıyor, orman içinden beyaz insanlara görünmeden kaçmaya çalışıyorlar. Topraklarında yabancı, avlanmayı bekleyen hayvanlar gibi yaşamak zorunda olan evsiz, yurtsuz bırakılan insanların öyküsü var kitapta. Hapishanede, kasvetli mekânlarda, insanların toplu taşındığı yolculuklarda, göçmenlik bürosunda topraklarından kaçmak için bekleyen insanlar. Bir çatı yok çoğu zaman, dayanamayanlara çatı gökyüzü. Girişimcilerin piyasa oluşturmasıyla Afrikalılar dünyanın garson ve fahişeleri olarak sunulup, bu üzerlerine iş ahlakı gibi yapıştırılıyor.

“Afrika’yı görmek zor, çünkü onu görmek yürek istiyor”
“Afrika’yı görmek zor, çünkü onu görmek yürek istiyor”

Topraklarında kalanlar kaosa rağmen yaşamaya devam ediyor; medeniyet getireceğini söyleyen sömürgecilerin “omurgasız olarak” ilerlemeyi lanse ettikleri anlayışla. Çıkan savaşlarda sadece silahlar konuşmuyor, dokunaklı çaresizlikler de savaşın unsuru olarak görülüyor, mahsullerini satmak için beyazların kapısını arşınlayan iri elmacık kemikli zayıf suratlarda. Afrika’da topraklarının doğal hayvanlarını göremeyen, ama Batı ülkesine gittiğinde National Geographic’de bunları izleyebilenlerin, kendi dili yerine Fransızca, İngilizce’yi dil olarak kullananların acısı yazılı öykülerde; yozlaştırılmaya bırakılan dillerini anmak adına. İçi boşaltılmış topraklarda sürgünün ilk derisinin kamuflaj olduğu öğreniliyor. Geçmişin derisi yüzülürken, topluma yerleşen medeni varlıklara nazik davrananların nefes alma hakkına sahip olduğu anlatılıyor. “Yedinci Cadde Simyası”nda şöyle yazılı:

Ertesi sabah Sue minyatür radyosunu açtı ve egemen bir ulus olmanın öneminden “neo-sömürgesi saldırı” karşısında kazanılan bağımsızlığın savunmasına, sürekli dönüştürülen devlet propagandası ve vecizelerle karşılaştı.

Öykülerde sömürgecilik ve medeniyet izlerinin takibinin yapılabilmesi, hakikatin gösterilmeye çalışıldığını hissettiriyor.

Sömürgecilik ve medeniyet hakkındaki her şeyi başından anlatmak imkânsız. Öyküler neyi, nasıl anlatacaklarına karar vermenin yanında, eylemlerini ve hareketlerinin yönünü tahmin etmeye çalışan yazarlara ait. Getirdikleriyle ürkütücü olan değişim, dışarıda da olsa pencereden bakıldığında görülen bozkır. “Bekleyiş”teki şu satırlar her şeyi özetliyor:

  • Benim adım Orlando Zaki. Orlando, Florida’daki Orlando’dan geliyor, Kızılhaç’ın bana verdiği tişörtte böyle yazıyor. Zaki, beni buldukları ve oradan bu mülteci kampına getirdikleri kasabanın ismi. Kamptaki diğer arkadaşlarım da tişörtlerinde yazan şeylerle tanınıyor. Paris’in tişörtünde Paris’i Gör ve Öl yazıyor. Bana doğru geldiğinde gözlerimi kapatıyorum çünkü ölmek istemiyorum. Tişörtünüzde ne yazacağını bilmezsiniz.

Sömürgecilik medeniyetten ziyade acı, yoksunluk ve yurtsuzluk getiriyor Afrika’ya. Gelenek üzerinde dönüşüm, farklılaşma söz konusu, ayrıca modern teknik araçlar toplum standartlarının değişmesinde etkili.

Afrikalılar topraklarını geleneksel usullerle işliyor, harman zamanında buğdayı harman yerinde dövüyordu.
Afrikalılar topraklarını geleneksel usullerle işliyor, harman zamanında buğdayı harman yerinde dövüyordu.

“Nietverloren” üst cümlede yazılı olanı hissettiren öykülerden. Kültür denilen unsurun renkten etkilendiği vurgulu ve Afrikalı insanlar ten renklerinden dolayı insan olma sanatında daha gerilerde görülüyor, maalesef. Afrikalılar topraklarını geleneksel usullerle işliyor, harman zamanında buğdayı harman yerinde dövüyordu. İşlerini kolaylaştırmaya makinelerle gelenler, ne makinenin kolaylığını tanıtıyor ne de toprak bırakıyor. Modern araçların getirdiği değişimin acısını hissetmek için makinelerin sadece ateş etmesine gerek yok. Kitaba adını veren öyküden bir pasaj:

  • Bu iki grup insan birbirlerinden büyülenir. Biz, modern olanlar, eskilerin bütünlüğünden büyüleniriz. Bize göre onların her şeyi belirlenmiş ve tanımlanmıştır -ve herkes bu tanım içinde kusursuzdur. Eskiler bizim toplumumuzdan ya da terbiyemizden pek etkilenmezler onların ilgisini çeken bizim gereçlerimizdir; arabalarımız, ilaçlarımız, telefonlarımız, kurmalı oyuncaklarımız ve silahlarımız.

Yükselişin sonu görülmeyen dünyada Afrikalılar umutlarını yitirmiyor, kabile şeflerinden kalan dualarını hala mırıldanıyorlar. Şeytanın boynuzunu hep onların tenine dokunduracaklarını düşünmüyorlar. Afrika’ya getirilen “Hıristiyanlık, ticaret, medeniyet”in sınıfta kaldığını düşünüyorlar.

İslam ve Hıristiyanlık. Çatışma. Aşk ile vurgulanan kaos.

Afrikalı Müslümanların iyi bildiği bir şey vurgulanıyor öykülerde: Batı’da İslam’dan nefret edilir.

Afrikalı Müslümanların iyi bildiği bir şey vurgulanıyor öykülerde: Batı’da İslam’dan nefret edilir. “Tapınaktaki Olaylar”da Dünya bir tapınak, tapınak da bir dünya. Her şeyin merkezi olmak zorunda. Saçma sapan konuştuğunda, ağzına kötü şeyler girer. (s. 45) diye yazılı. “Müze”de din aşk için ayrı dünyaları işaret ediyor, “Aşk Şiirleri”nde de aşk dinin önüne geçiyor. “Tapınaktaki Olaylar”da Shadia namazı özlüyor. “Namaz uykudan hayırlıdır” sözünü duyar ve yeniden uykuya dalardım, hiç namaz kılmazdım.” Dini farklı olan Bryan’ın aşkını da, itirafının getirmediği rahatlıkların arkasına saklıyor. “Aşk Şiirleri”nde aşk galip. Müslüman zindancının aşkı aklını vahşi hayallere sürüklüyor, kendi sesini duymuyor ve aşkını dinler arasında sıkıştırmıyor.

Ben Okri son büyülü gerçeklik akımının önde gelen yazarlarından. Antoloji’deki öyküsüyle de avangartlığı belirgin. Aç Yol ve Tehlikeli Aşk romanlarındaki gerçek ve gerçek üstü unsurları öyküsünde de bir araya getiriyor.

Okri’ye göre edebiyat öncelikle ötekiyle zihinde karşılaşmayı mümkün kılıyor. Olasılıklar karşı karşıya geliyor, emek ve yürek bir arada hareket ediyor. Edebiyat “insanlık birliğinin gerçek temsilcisi” oluyor. Yazar ruhunun hayalini kurduğu şeylere ilgi gösterdiğini ve bunları yazdığını hissettiriyor. Hayalini kurduğu yaratıcılık köprüsünü iki dünya arasında inşa ediyor. Perilerin gündüz ne yaptıkları bilinir, yazar sanki geceleri de ne yaptıklarını öğrenmeye uğraşıyor. Yerel tanrılar, büyüler, şifacıların otları ve içecekleri bedensel acıları hafifletmeye yarıyor. Dışarıdan gelen, insanı nesne yapan şeylerin acılarını aktarırken de bunları kullanıyor Okri icra ettiği kurnazlık sanatıyla. Öykülerin dili akıcı ve üslupları yerli yerinde. Yazılanlar özetle gerçek hayatın aktarılması, Doğu-Batı gerilim hattı arasındaki mengenede sıkıştırılan hayatların satırları. Öykülerin tadı anı ya da hatıra gibi değil.

Gerçek ve toplum içinde görülen efsunlu hayal, kimi öyküde o kadar naif bir şekilde bir araya getiriliyor ki büyülenmemek mümkün değil. Yaşanmışlıklara karşı nefret yok öykülerde, gelenekle çatışılsa dahi yeni gelene alışılmışlık var ve alışılmışlığa itilmiş olan insanların acıları okuyucuya sunuluyor. Ola gelen şeylerin gökten inmediği, süreç içerisinde yavaş yavaş tohumlarının toplum içine serpiştirildiği görülüyor. Afrikalılar, topraklarına dikmeleri için borçla yabancılardan aldıkları tohumlardan beklenen ürünü alamıyor, hem borcu hem de faizini ödemek için toprakları ellerinden kayıyor. İnsanların nesne olduklarını üzgün bir halde okuyup, mahcup hallerini narin bir çiçek gibi tüm çıplaklığıyla sergiledikleri öykülerin yazarlarıyla bu temalar etrafında konuşabilmek mümkün olmalı. Muhtemelen başka boyutlarda bunları konuşuyorlar.