Hiçbir şey yapmadı!

Genç kız, geri çekilmeyi tercih etti. Kendini çocuklara adadı. İyi olmak zordu. Zor olanı seçti.
Genç kız, geri çekilmeyi tercih etti. Kendini çocuklara adadı. İyi olmak zordu. Zor olanı seçti.

Durun biraz soluklanın diyordu. Birbirinize çok ihtiyacınız var. Yarımsınız işte, görmüyor musunuz? Neden eyleşip duruyorsunuz öteki yüzlerde? Duymadılar. İçlerindeki ses onları bir'leştirmeye yetmedi.

Baba.

"Ben bir şey yapmadım." deyip duruyordu Adam. Dünya, kötülerle dolmuş. İyilere yer yokmuş meğer. Oysa hep iyi biri olmak için uğraşmıştı. Maruz kaldığı bütün kötülüklere rağmen... Zordu yatılı okumak. Zordu aileden ayrı kalmak. Zordu büyük şehirde ayakta kalmaya çalışmak. Allah'a çok şükür, iyi bir insan çıkmıştı da karşısına, canına can katmış, yoluna yoldaş olmuştu. Ta en başından beri ona güvenmişti. "İnanabiliyor musun sen benim bir çocuğa dokunabileceğimi? Onlar benim çocuklarım, öğrencilerim, göz bebeklerim... Bu nasıl bir iftiradır ki, aylarca bırakmadı peşimi. Şimdi, sana ne söyleyeyim hayatım?" Alnına sürülen bu lekeyi de, boynuna asılan bu yaftayı da söküp atacaktı. Biliyordu. Bu da geçecekti.

Ya, şu ağaran saçlar... Hiç otuz yaşında der miydin? İlk andan beri aynı şeyleri söylüyordu hep. "Bil ki baban, yanlış hiçbir şey yapmadı oğlum!" Yapmamıştı, biliyordum. Kendine bambaşka bir kimlik oluşturup bambaşka şeyler yapabilirdi. Gökte uçabilir, denizde yüzebilir, dağdan atlayabilirdi; vadilerden geçebilir, çölleri aşabilir, uzak ülkelere göçebilirdi. Kaçabilirdi. Ancak yapmadı. O, kalmayı tercih etti; kalıp mücadele etmeyi. Gölgelere, yellere, sulara, tozlara, topraklara, kirlere, paslara karşı... Elinin yettiği her yeri, gücünün yettiği her şeyi daha güzel kılmak üzerine kurdu yaşamını. İyi olmak zordu. Zor olanı seçti.

Anne.

"Ben bir şey yapmadım." deyip duruyordu Kadın. Hayatının en zor döneminde rastlamıştı ona. Bölünmüş, yarılmış, parçalanmış, savrulmuş bir hâldeydi. Ruhu bir yana dağılmıştı, kalbi bir yana, bedeni bir yana... Kollarındaki dövmeye bile yansıyordu yaşadığı. Bir güvercin teleğinden uçuşan küçük kuşlar... Göğün yüzüne savurduğu sadece düşleri değildi. Bir gelecek umudu, bir hayal ormanı, bir kalp ağrısı... Bir yanıyla kalmak istiyordu bir yanıyla gitmek. Kalırsa, ömür boyu sürecek bir pişmanlığı büyütecekti. Giderse de yarı yolda bırakmanın azabı bir ömür sürecekti. Hiçbirinin durumu öncekinden daha iyi olmayacaktı.

Hiç kimse de "Hoş geldin!" demeyecekti ona. Gidenlerin izleri hiç bırakmayacaktı peşini. Vicdan mı dayanır? İlk andan beri aynı şeyi söylüyordu hep. "Bil ki yanlış hiçbir şey yapmadım, kendime olan saygımı kaybedecek hiçbir şey..." Yapmamıştı. Biliyordum. Yapabilirdi ama yapmamıştı. Bir av bulup avlayabilirdi. Kendini seyrettiği aynayı parçalayabilir, parçalarını darmadağın edebilir, bileklerini kesebilirdi o ayna kırığıyla; canını acıtabilir, kanını akıtabilirdi... Göğsünün ortasındaki hırıltıyı sakladı. Hep sakladı. Bilinsin istemedi hastalığı son ana kadar. Ölmeye yatmıştı. Ölecekti. Yanlış hiçbir şey yapmadan... İyi olmak zordu. Zor olanı seçti.

Çocuk.

"Ben bir şey yapmadım." deyip duruyordu Çocuk. Geceleri bir türlü peşini bırakmıyordu kâbuslar. Bazen bir canavar olup çıkıyordu karşısına, bazen bir hayalet. Bir uyku arkadaşı edinmişti kendisine. Ama yine de uykuları bölünüyordu. Sabahları her seferinde bir ıslaklık buluyordu yatağında. Büyümüştü. Altını ıslatmasının sebebini bir türlü anlayamıyordu. Arkadaşları hiç bez kullanmıyordu yatarken. Neden annesi ona bez bağlıyordu ki? Okula bile başlamıştı, ama bezden kurtulamamıştı. Sürekli doktora gidiyorlardı. İlk andan beri aynı şeyi söylüyordu hep. "Ben bir şey yapmadım." Annesine bakarken elinde kırık bir vazo tutuyordu. "Top çarptı!" demişti gözlerini kaçırırken.

Annesinin gülen gözleri de teskin edememişti onu. Çocuktu ve boyundan büyük korkuları vardı. Biliyordum. Bir ömre yayılacak korkulardı çocukluk korkuları. Kendini değersiz hissetmenin ne olduğu çocukken öğrenilirdi. Sonra da kendini değerli hissetmenin yolları... İnsan bir çelişkiler yumağıyla büyürdü. Çocuk kendi dünyasına çekilmek istiyor, ama bir türlü çekilemiyordu. Aklı kırdığı vazoda, yere düşürdüğü çiçeklerde kaldı bir ömür. Annesi bağışlasa bile, bu olayı hiç unutmadı. Çiçeklere, hayvanlara, çocuklara... şifa dağıttı parmaklarıyla hep. İyi olmak zordu. Zor olanı seçti.

Genç Adam.

Saçlarını yolarken de, elindeki makası baldırına saplarken de sürekli aynı cümleyi tekrarlıyordu. "Ben bir şey yapmadım." İçindeki boşluğu, kalbindeki oyuğu tarif edebilir miydi ki? Çocukluk, onun için bir kelimeydi sadece. Derininde gizlediği büyük acıdan kalan. Yangını bir ömür süren. Kan çanağına dönen. Gözlerinden süzülen. Yanaklarından düşen. Bileklerinden akan. Kan. Kan. Kan. Kanatan. Yakan. Yıkan. Deşen. Kırmızı. Ah! Orada öylece duruyordu. Yarına kalsa kalacaktı. Taşıyamadığı o yükü karşısındakinin kalbine fırlatıp doğrulacaktı yerinden. Sonra düşse yine düşecekti. Ancak toparlandı. Hayat, bir ileri bir geri... Kadranın ucuna takılı kalan o müthiş ritim. TİKTAKTİKTAKTİKTAKTİKTAKTİKTAKTİKTAKTİKTAK.

Bazen ruhumuz yerinden çıkardı. O hâlini gördüğüm zaman yaşadığım duygudaki gibi. Elinden makası almak, ambulans çağırmak, hayli zor oldu. Onu sakinleştirmek de... Bir hayat ellerimizden kayıp gidebilirdi. Az daha geç kalsak... İnsan neye geç kalmıyor ki! "Biliyorum!" dedim sakince, "Sen bir şey yapmadın." Yanına yaklaştım. Elimi uzattım. Kendine bakma ihtiyacı duydu önce. Şaşkınlıkla. Dizlerinin üstüne çökmüş, elinde baldırına sapladığı makas... Etrafta küçük bir kan göleti oluşmuş. Ona dalmış. Un ufaktı her şey. Ağzından birkaç cümle çıkacak diye bekledim. Çıkmadı. Yavaşça yanına oturdum. Boşluğa bakar gibi baktı yüzüme; hatırlamak ister gibi... Hatırladı. Acıyla kırıştı. "Ben bir şey yapmadım." dedi. Yapabilirdi, ama yapmadı. Hayatından vazgeçti, yine de bir şey yapmadı. İyi olmak zordu. Zor olanı seçti.

Genç Kız.

"Ben bir şey yapmadım. Yanlış bir şey. Utanılacak. Bir şey!" diyordu genç kız. "Yüzüne söyleyemeyeceğim hiçbir şeyi yazmadım oraya." Karanlıktı. Çukurambar'a doğru yürürken, bir yandan ağlıyor bir yandan anlatıyordu. Dönüp yanındaki genç adama baktı. "Hep anlatmaya çalıştım. Olmadı." "Yazarken her şey ne kadar eksik. Ses yok, jest yok, mimik yok..." dedi genç adam. Genç kız üzgündü, "Neyi, ne kadar anlatabilirdim ki? O yüzden geldiğin iyi oldu." dedi. Karşılaştıklarında kalabalıktı ortam. Bir yolunu bulup onunla konuşmak istemişti. Anlatmak, anlatmak, anlatmak... Bir ömrün öyküsü, dar bir vakte sığar mıydı hiç? Ama olsundu. Deneyecekti. Dar vakitlerde sevmeyi bilirdi. Yürüyeceklerdi. Beraber.

Soluklandı biraz, "Çok uzun bir hikâyem var ve bunlar kimseyi ilgilendirmiyor, demiştim, hatırlar mısın?" diye sordu muhatabına. Genç adam başını eğip sessizce onayladı. "Ne demiştin bana hatırla: ‘Tam istemiyorsun o zaman.' Öyle bir şey yok." "Ama biraz öyle gibiydin uzaktan." dedi genç adam. "Dışarıdan gördüğün, çoğu kez yanıltıyor işte. Mutsuz bir hayatım yoktu benim." dedi genç kız, "Aksine bana değer veren bir ailem vardı. En büyük şansım onlar. Hâlâ da öyle. Seni tanıyana kadar her şey iyi gidiyordu." Genç adam şaşırdı, "Ben ne yaptım ki sana? En azından, seni bile isteye hiç üzmedim." dedi. "Biz ayrı toprakların çocuklarıyız. Bunu biliyorduk. Başlarken de yaşarken de bitirirken de... Hep bildik." Derken biraz duraksadı genç kız, "Ne kadar aynı gibi durursak duralım, o kadar ayrıydık aslında. Yine de başkalarıyla başlamaktansa, birbirimizle başlamadan bitmesine bile razı olduk." "Buradayım, çünkü geldim. Buradayım, çünkü istedim. Buradayım, çünkü başka yolu yoktu." dedi genç adam, "Her yol aynı menzile çıktı, çıkıyor..."

Genç kız, içinde biriktirdiklerini kelimelere dökememenin sıkıntısını yaşıyordu. "Şimdi, işte, buradayız. Birbirimize anlatacağımız çok şey var. Ama ben anlatamıyorum." "Anlat, anlatırsan belki ben de anlarım." dedi genç adam. "Çekildiğimiz kuytulardaki sessizliğin iyi geleceğini düşünmüştük. Oysa, sessizlik ölüme benzedi." Yolda soluklanmak istediler. Şehre kızıllaşarak inen güneş ışıklarının raksı bir ayine dönüştü. Göğün yüzü, ağır ağır müziğini duyuruyordu onlara. Durun biraz soluklanın diyordu. Birbirinize çok ihtiyacınız var. Yarımsınız işte, görmüyor musunuz? Neden eyleşip duruyorsunuz öteki yüzlerde? Duymadılar. İçlerindeki ses onları bir'leştirmeye yetmedi. Genç adam nişanlıydı. Kendi memleketinden, kendi aşiretinden, kendi çevresinden biriyle... Genç kız, geri çekilmeyi tercih etti. Kendini çocuklara adadı. İyi olmak zordu. Zor olanı seçti.

...

Hiç kimse hiçbir şey yapmadı!