Açık kapıların şehri: Erzurum

Erzurum, Türkiye'nin bir ili ve en kalabalık yirmi dokuzuncu şehridir.
Erzurum, Türkiye'nin bir ili ve en kalabalık yirmi dokuzuncu şehridir.

Erzurum, kışları uzun ve soğuk; yazları sıcak ve güneşli geçen; güzel ülkemizin en yiğit ve direşken insanların, "er"lerin, dışarıda az bulunan sıcaklığı içlerinden taşıdığı en sıcak şehirlerinden biridir.

Bu kapılar dünyaya açılıyor

Nüfus bakımından Doğu Anadolu Bölgesi'nin en büyük üçüncü ilidir.
Nüfus bakımından Doğu Anadolu Bölgesi'nin en büyük üçüncü ilidir.

Tanpınar, Beş Şehir’de Erzurum’dan eskiden "dört kapılı şehir" diye bahseder. Eskiden şehirlerin Çelebi’nin tabiriyle “kal’a” olduğunu düşünürsek bu kapılar, şehri dışarıya karşı koruyan, içeriye ise form veren bir anlama sahipti hiç şüphesiz. Bahsi geçen dört ana kapı dört yöne gönderme yapar ama Erzurum’daki kapıların sayısı “esasen” dörtten fazladır.

Erzincankapı, Gürcükapı, Tebrizkapı, Yeni Kapı, Harput Kapı, Kars Kapı, Kavak Kapı, İstanbul Kapı, Gez ve Uğrun şehrin kapılarıdır.

Söz konusu kapılar çok azı bugün yerinde duruyor; bazıları ise son zamanlarda "aslına uygun" olarak yeniden yapılmakta. Ama Erzurumlular hala "yön"lerini bu kapılara bakarak tayin ediyor, nereden gelip nereye gittiklerini hiç unutmuyorlar. İşbu kapılar, Erzurum’un tarihsel, sosyolojik, ekonomik ve kültürel olarak nasıl bir geçiş noktası üzerinde olduğunu, nasıl bir zenginliğin taşıyıcılığını yaptığını bize bugün bile gösteriyorlar: Düşünün, bir kapının adı Tebriz; birinin İstanbul…

Mecidiye tabyası, Erzurum’un doğusundaki Top dağının kuzey ucunda 2042 m. yükseklikte yer almaktadır.
Mecidiye tabyası, Erzurum’un doğusundaki Top dağının kuzey ucunda 2042 m. yükseklikte yer almaktadır.

Türk milletinin kalbinde yaşıyorlar

Hayat bazen sizi çaresiz bırakır; klişilere başvurmadan edemezseniz. Söz konusu olan Erzurum ve Erzurum’un uzun ve bereketli tarihi, ondan süzülüp gelenler olunca da durum ne yazık ki böyle bir hal alıyor. Medreseler, hanlar, çarşılar, köprüler, kaleler ve elbette tabyalar…

Tabyalar, eksi zamanlardan beri şehri savunmanın en önemli araçlarından birisi olmuş. Buna bir de Erzurum’un geçiş yolları üzerindeki önemi eklenince şehri savunmak için başta kale olmak üzere bir takım yapıların inşa edilmesi kaçınılmaz bir hal almış.

Oltu ilçe merkezinde bulunan Oltu Kalesi, MÖ 4. yüzyılda Urartular tarafından yaptırılmıştır. Osmanlı döneminde bir süre kervansaray olarak da kullanılan Oltu Kalesi, 3000 m2'lik bir alanın üstüne kurulmuştur.
Oltu ilçe merkezinde bulunan Oltu Kalesi, MÖ 4. yüzyılda Urartular tarafından yaptırılmıştır. Osmanlı döneminde bir süre kervansaray olarak da kullanılan Oltu Kalesi, 3000 m2'lik bir alanın üstüne kurulmuştur.

Âli Osman, 1877-1878 Rusya savaşı sırasında, şehri savunmak için yaptırmış Erzurum Tabyaları’nı.

Erzurum’da toplam 19 tabya var ve Aziziye Tabyaları da bunlardan biri. Sultan Abdülaziz’in emriyle Erzurum Valisi Müşir Fosfor Mustafa Sıtkı Paşa tarafından Topdağı’nda yaptırılır.Gazi Ahmed Muhtar Paşa emrindeki Osmanlı Ordusu’nun 1877’de Ruslara karşı geri çekilmesi üzerine Aziziye Tabyaları’nda Osmanlı Ordusu ile omuz omuza veren Erzurum halkı, başarılı bir savunma vererek Rusları geri püskürtür. O kadar ki bu savunmayı deyim yerindeyse "duymayan kalmamış"tır. Erzurumluların medarı iftiharlarından Nene Hatun da "93 Harbi"ndeki kahramanlığıyla gönüllerde yer eder. Yıllar sonra Nene Hatun ve diğer isimsiz kahramanlar için yapılan anıtta ise şöyle yazar: "Bu gelinlik genç kızlar, ihtiyar erkekler ve nineler, kendi namusları ve Türk milletinin şan-ü şerefi için can verdiler, dövüştüler ve öldüler. Şimdi Türk milletinin kalbinde yaşıyorlar."

Eğer Erzurum’a gittiniz ve vakit bayrama ermişse, Erzurum’un bir diğer isimsiz kahramanı Alvarlı Efe Hazretleri’nin şu şahane ilahisini söyleyerek gezin Erzurum’u:

  • "Can bula cananını, bayram o bayram ola Kul bula sultanını, bayram o bayram ola Hüzn-ü keder def ola, dilde hicap ref ola Cümle günah afola, bayram o bayram ola!"

 İlhanlı hükümdarı Olcaytu zamanında Emir Hoca Cemalettin Yakut tarafından 1310 yılında inşa ettirilmiştir.
İlhanlı hükümdarı Olcaytu zamanında Emir Hoca Cemalettin Yakut tarafından 1310 yılında inşa ettirilmiştir.

Yolların ve gönüllerin piri, azizim Evliya Çelebi, Seyahatname’sinde sıra Erzurum’a gelince şu şahane hikâyeyi anlatır:

  • "Erzurum’da kış öyle sert olur ki insanların dilinde bir darbımeseldir. Bir dervişe sorarlar:
  • ‘Nereden gelirsin?’
  • ‘Kar rahmetinden gelirim.’ der.
  • ‘O yer hangi diyardadır?’ derler.
  • ‘Soğuktan Ere-zulüm olan Erzurum’dur.’ der.
  • ‘Orada kışa rastladın mı hiç?’ derler.
  • Derviş: ‘Vallahi on bir ay yirmi dokuz gün orada kaldım, herkes yaz gelecek dedi amma ben görmedim.’ der."

Şapkadan çıkan lezzet: Çağ kebabı

Palandöken, Türkiye'de Doğu Anadolu Bölgesi'nde, Erzurum ilinin şehir merkezini oluşturan merkez ilçelerden biridir.
Palandöken, Türkiye'de Doğu Anadolu Bölgesi'nde, Erzurum ilinin şehir merkezini oluşturan merkez ilçelerden biridir.

Erzurum, şapkasından her an her şeyi çıkartacak bir sihirbaz gibi. Şapkasından çıkarttığı "süprizler"den biri de Erzurum’un tadı tuzu cağ kebap… Burada, 2 bin 500 metre yükseklikte yetişen kuzuların etinden süzülüp gelen ve özel bir takım baharatlarla birlikte hazırlanarak pişirilen enfes bir lezzetten bahsediyoruz. Hani bazen bazı lezzetler vardır; bırakın yemeyi ustasından dinleyince, yapılma usulüne dinleyince bile, deyim yerindeyse, "ağzınızın suyu akar"; işte cağ kebabın adı bile insanı acıktırmayı yetiyor da artıyor bile.

Cağ kebabı hangi mevsimde yeseniz olur ama özellikle Erzurum’a yolunuz kışın düşmüşse yiyene ayrıca şifa oluyor. Bu işin ehlinden olanlar şöyle anlatıyor bu işin sırrını: "Kış mevsiminde cağ kebabı yiyenin içi ısınıyor, vücudu güçleniyor ve hastalıklara karşı daha dirençli oluyor. Kayak merkezine gelen kayak tutkunları, bu kebabı yemeden gitmiyor mesela…"