Dostoyevski evi: St. Petersbrug

Sankt-Peterburg ya da Türkçe kaynaklardaki yaygın adıyla St. Petersburg, Moskova'nın 715 km kuzeybatısında bulunan, Rusya'nın 2., Avrupa'nın 4. büyük şehridir.
Sankt-Peterburg ya da Türkçe kaynaklardaki yaygın adıyla St. Petersburg, Moskova'nın 715 km kuzeybatısında bulunan, Rusya'nın 2., Avrupa'nın 4. büyük şehridir.

Baltık Denizi kıyısındaki o dev bataklığa bir şehir kurulabileceğini düşünmek… Yani St. Petersburg’a inanmak. Hikâye yaklaşık olarak böyle başlamış aslında. Çar Petro’nun imkânsız düşüyle. Avrupa sokağına açılacak görkemli bir "pencerenin" varlığına duyulan ihtiyacın Petersburg’u doğurması, politik olduğu kadar stratejik bir hamlenin sonucu olarak tezahür etmiş. Sıradan bir tezahür de değil, modern dönemin en sancılı doğum hikâyelerinden biri.

Bataklığın üstünden yükselen bu ışıltıya omuz vermek üzere Rusya’nın her bölgesinden çarın emriyle getirtilmiş işçilerin en zorlu şartlarda canları pahasına verdikleri emekleriyle tamamlanmış bir hikâyenin aziz hatırası; St. Petersburg. Ölen-sakat kalan 150 bin işçinin ruhuyla yıkanmış, kan ve acıyla kurulmuş bir şehir.

Kültürel merkez oluşunun yanı sıra zarif binalarıyla da bilinir.
Kültürel merkez oluşunun yanı sıra zarif binalarıyla da bilinir.

Dostoyevski işte böyle bir şehre geldi. Batılılaşma krizinin tam ortasında, kendisiyle, toplumla ve tarihle hesaplaşmak, kavgaya tutuşmak, sorgulamak ve ‘insan’ı tüm yıkıcılığıyla tasvir etmek için mümkün adreslerin en doğrusundaydı belki de. Çarlık Rusya’sına iki asır başkentlik yapan St. Petersburg’un, binlerce mahkûm, ırgat, tutsak ve kölenin kemikleriyle yoğrulmuş kan kırmızı harcından anlam devşiren bir adamın, arkadaşlarının seslendiği şekliyle Ateş Fedya’nın hikâyesi de, Petersburg’un hikâyesinden bağımsız değildir elbette. Fedya, modernitenin kıskacında uyuyan Petersburg’u, bir ressam gibi en ince ayrıntılarına kadar çizmeye devam etti romanlarında.

Dostoyevski, görkemli katedrallerle örülmüş sokakları, yürümekle aşınmayan geniş bulvarları, baş döndürücü bir güzelliğe sahip mimarisi ve yoksulluğu iliklere kadar hissettiren soğuk, puslu havasıyla görenlerin bir daha unutamadığı bu kuzey şehrinde yazar olmaya azmetmişti. Rusya için milat sayılan ve çıkan bir fermanla artık serfliğin kaldırıldığını müjdeleyen 1861 tarihi, topraksız kalan milyonlarca özgür yoksulun, iş ve ekmek umuduyla büyük şehirlerin kapılarına yığılmasının tarihidir aynı zamanda. O şehirlerin başında Petersburg vardır. Göç, doğası gereği yoksulluğu da anlatır. Elindeki kalemle hayatı anlamaya çalışmanın, yok sayılanları var kabul etmenin yollarını aramaya mecbur olmak gibi sonuçları olur. Dostoyevski yazarlık hayatı boyunca her daim işte bu Petersburg ötekilerini anlattı, yok sayılanların, şehrin çeperlerinde hayata tutunmaya çalışanların hikayelerini yazdı.

Karakterleri, bugün hâlâ Petersburg sokaklarında dolaşıyor, o hikayelerin peşine düşen herkese dokunma mesafesinde üstelik.

Fyodor Mihayloviç Dostoyevski, Rus roman yazarıdır.
Fyodor Mihayloviç Dostoyevski, Rus roman yazarıdır.

Neva Nehri’nin taşıdığı berrak hayat, aynı nehrin kollarından taşan ölümlerle sınanan bodrum katı mukimlerine değmiyordu. Sel baskınlarının peşini bırakmadığı Petersburg’un yoksul semtleri, Dostoyevski’nin yaşadığı yerleri de tanımlayan bir ifade. Yeraltından notlar tutarak yazdığı romanlarındaki atmosferin, gerçek bir temsil üzerinden -neredeyse- bir bütün olarak şehrin haritasını vermesi, yazarın mekânın içinden konuştuğunu gösteriyor bize. Mekânın içinden görünen Petersburg, Dostoyevski’nin bohem kahramanlarının hem içine düştükleri bir kuyu hem de ruhlarını besleyen puslu bir güzellik olarak temerküz edecektir. Petersburg bir mekân olarak bugün bile edebi gücünü bütün heybetiyle koruyor; Suç ve Ceza romanının başladığı Kokuşkin Köprüsü’nde yürürken mesela, Raskolnikov’un baltasının ahlaki gerekçeleri hakkında düşünmeye başlayabilirsiniz.

Dostoyevski, 23 Nisan 1849'da bu şehirde tutuklandı ve ölüm cezasına çarptırıldı.

İnfazının gerçekleştirileceği sırada mucizevi bir şekilde çıkan af, hayatını kurtaracaktı. Gözleri bağlı bir halde ölümü beklerken, 4 senelik kürek cezasıyla Sibirya'daki Omsk Kalesi'ne sürgün edildi. Bitmeyen sara krizleri, bir merhamet aradığı İncil okumaları, bedenini yıpratan acı verici yorgunluklar ve yeniden Petersburg’a dönme hayali. Tolstoy Petersburg’a geldiğinde Dostoyevski uzun bir sürgündeydi.

Baltık Denizi kıyısında Neva Nehri üzerindeki 42 ada üzerine yayılmıştır.
Baltık Denizi kıyısında Neva Nehri üzerindeki 42 ada üzerine yayılmıştır.

Petersburg, Dostoyevski ve tümüyle dilsiz, sağır bir güzellik üzerine notlar; "Raskolnikov… on adım kadar yürüdü, sonra saray yönünden Neva’ya doğru baktı. Gökyüzünde bir tek bulut bile yoktu, Neva’nın sularıysa onda pek az görülen bir biçimde, neredeyse mavimsi bir renk almıştı. Katedralin (Aziz İshak) kubbesi öylesine ışıyordu ki, üzerindeki her süs ayrıntılarıyla görülebiliyordu; zaten köprü üzerinde nöbetçi kulübesine yirmi adım uzaklıktan başka, hiçbir yerden böylesine güzel görülmezdi katedral… Üniversiteye devam ettiği günlerde, daha çok da eve dönüşlerinde, hep bu noktada durur, bu gerçekten büyüleyici manzarayı seyreder ve her seferinde de belirgin olmayan ve neyin nesi olduğunu pek çözümleyemediği bir duyguya kapılarak şaşırır kalırdı. Bu görkemli manzara onda her zaman, açıklanması pek kolay olmayan soğuk bir etki bırakırdı; tümüyle dilsiz ve sağırmış gibi gelirdi ona bu göz alıcı güzellik."

Petrograd, Leningrad ya da Petersburg. Dostoyevski buralarda bir yerde olmalı mutlaka.