Dr. Fuchs: Yapılan rap'i gördükçe 20 yıl sonraki Türkiye'den endişe ediyorum

Dr. Fuchs ya da doğum adıyla Tarık Gamert, Türk rap müzisyenidir.
Dr. Fuchs ya da doğum adıyla Tarık Gamert, Türk rap müzisyenidir.

Türk Rap müziğinin üstadı Dr. Fuchs ile insanoğlunun neden müziğe ihtiyaç duyduğunu, 100 şarkıdan oluşacak projesini, sosyoloji bilmeden rap müziğin yapılıp yapılamayacağını, daha önce pek de anlatmadığı müziğe başlama hikâyesini, yorgunlukları ve kırgınlıkları konuştuk.

Merhaba, öncelikle şu sorudan başlayalım: İnsanoğlu tarihi boyunca neden müziğe ihtiyaç duydu?

Bakırköy'de arkadaşı Drop'la beraber Uçan Silahlar adında bir grup kurdu.
Bakırköy'de arkadaşı Drop'la beraber Uçan Silahlar adında bir grup kurdu.

Enteresan bir soru bu. Genelde klişe sorularla karşılaşıyorum. "İnsanoğlu neden müziğe ihtiyaç duydu" bu sorunun net bir yanıtını vermek mümkün olmasa da, ilkel dönemlerde insanların kurduğu iletişimin bugünkü kadar çeşitli argümanlara yaslanmadığını biliyoruz. Hızla gelişen ve hızlı olmanın da yetmediği bir çağdan bakıyorum bu soruya; ama yine de ruhunu doyurmak, zihnini rahatlatmak için insan bir sese, bir tınıya muhtaç olmuştur diye düşünüyorum. Kendi adıma ise yaptığım rap müzikte zihin üzerine çalışıyorum. Onu açmaya çalışıyorum. Bir şeyleri hatırlatmaya, dinleyeni uyandırmaya çalışıyorum.

Türk Rap müziği son birkaç yıldır büyük ilgi görüyor. Siz bu ilgiyi -eski okuldan biri olarak- ön görüyor muydunuz?

Biz rap müziğe başladığımızda Türkiye’de rap müzik hiç yoktu neredeyse, bunu söyleyebilirim. Dinlediğimiz gruplar vardı; ama hepsi Almanya’daydı. Türkiye’de de bu işi yapan birkaç kişi var yoktu, onların da seslerini duyurmalarına imkân yoktu. Şimdi her şey daha kolay, cep telefonuyla bile ortalama bir kayıt alıp atabiliyorsunuz YouTube’a. Bizim dönemimizde evlerde bilgisayar yoktu. Korkunç bir dönemden geldik diyebilirim. Bizim başladığımız dönemde Türkiye’de pop ve arabesk müzik yaygındı. En basitinden çayınızı içmeye gittiğiniz pastanede bile bunlarla karşılaşırdınız. Şu an ise durum farklı.

 O dönem jamlerde en çok boy gösteren, demolar yayınlayan, sert sözleriyle; undergroundda G-style'ı forse eden bir ekipti.
O dönem jamlerde en çok boy gösteren, demolar yayınlayan, sert sözleriyle; undergroundda G-style'ı forse eden bir ekipti.

Rap müzik büyük ilgi görüyor. Buna sebep biraz da sansasyonlar oldu. Ben bu durumu %50-%50 olarak görüyorum. Yani olumlu ve olumsuz. Son zamanlardaki kötü örnekler de olumsuz tarafa doğru götürüyor meseleyi. Çünkü Türkiye’deki aile yaşamını, hayatı bilmeden yapılıyor şarkılar; Hollanda’da, İtalya’da, Fransa’da yaşar gibi. Buranın insanının yaşamından bir kesit sunmuyor bizlere. Bu durum açıkçası benim moralimi bozuyor. Elimden gelen bir şey de yok ne yazık ki. Evet, rap müziğin bu kadar dinlenmesini beklemiyordum. Şu an piyasadaki pop müzik iktidarına ket vurdu rap. Yine de yapılan şarkılar beni tedirgin ediyor. Genç, çok genç bir kitle dinliyor bizleri. Fakat yapılan şarkıların içeriğine baktığım zaman, bu şarkıları gençlerin de dinlediğini hesaba katınca 10-20 yıl sonrasının Türkiye’si beni ürkütüyor. Şarkılarda kadınlar aşağılanıyor, uyuşturucu, suç ve alkol gibi konular olumlu bir şekilde işleniyor. Biz, yani ilk dönemde bu müziğe başlayanlar kahramanlıklarımızdan, hayatlarımızdan, sinirlendiğimiz şeylerden yani gerçeklerden bahsettik hep. Uyuşturucunun kötü oluşundan vb. şeylerden. Yine tekrarlıyorum. Bu durum beni ürkütüyor. Gençlere örnek teşkil etmesi gerekir bu müziğin.

Yaklaşık 25 yıldır Rap müzikle uğraşıyorsunuz. Bu 25 yılın başlangıcına dönelim isterim. "Evet, ben Rap yapacağım" dediğiniz bir an var mı? O anı anlatır mısınız bize? Yani, hikâye sizin açınızdan nasıl başladı?

Ben ilk rap yapmak istediğimde çok gençtim. Okula gidiyordum. Çeşitli rap’ler dinliyordum. Hoşuma gidiyordu. Bir müziğin üstüne yapılan konuşmalar çok hoşuma gidiyordu. Sonra bu müziğin Türkçesi karşıma çıktı. O zamanlar çok değerliydi bu: Bir Türkçe parçanın çıkması. Şimdi bir parça çıkarıyorsun haftaya yenisini istiyorlar. Bunları dinlediğim de ben de yapabilirim diye düşünmüştüm. Çok iyi bir dinleyiciydim ben. Yurt dışına gidip kasetler, CD’ler alıp, bunları kendime kopyalayıp, orijinallerini arkadaşlarıma satıyordum. Şimdi bir tık ile ulaşabiliyorsunuz müziğe. O zamanlar şunu dediğimi hatırlıyorum: Bu müziği yapabilirim. Ama nasıl yapacaktım? Bilgisayar lazım, ekipman lazım. Neler lazımdı bana diye sorduğumda; kötü de olsa bir mikrofon, idare eden bir ses kartı ve zar zor topladığım bir bilgisayar. Bunları edindim. O zamanlar okula gidiyorum, aletleri alabilmek için okul çıkışı işe gidiyordum. Okul tatil olduğunda tam zamanlı çalışıyordum. Her şey hazır olduğunda ilk kayıtlarımı almaya başladım. Bir hedef koyduğumda ona ulaşmak için çabalarım ben. Şimdi düşünüyorum da enteresan ve çok güzel zamanlardı.

1998 yılında Fuchs, Ceza ile birlikte Nefret'i kurdu.
1998 yılında Fuchs, Ceza ile birlikte Nefret'i kurdu.

Üretmeye devam ediyorsunuz, featler, şarkılar, projeler ama bir yandan da görünür değilsiniz, bunun bilinçli bir tercih olduğunu düşünüyorum. Dr. Fuchs, piyasanın ortasında neden kendine yer tutmuyor; kırgınlıklar, yorgunluklar mı birikti bunca yılın ardından?

Evet, üretmeye devam ediyorum. Daha önce de istiyordum üretmek; ama bir rahatsızlık geçirdim. Rahatsızlığım üretmeme engel oldu. Daha çok üretmek ister miyim? Evet, ama bu da iyi değil. Aradan bir zaman geçmesi daha değerli.

Görünür olmamam bilinçli bir tercih. Yaşayabileceğim her şeyi yaşadım sanat hayatımda. Sahnelere, programlara her şeye çıktım. Feat atabileceğim herkesle attım. Yurt dışı featler konusu eksik kaldı. Onunla ilgili de projelerim var.

Büyük sahnelere çıkmak gibi bir hevesim yok, o sahneler çabuk bozuyor adamı.

Bunu daha önce de söyledim. Orada adamı bozarlar. Sahnede binlerce kişi seni alkışlar, bir an için kral gibi hissedersin kendini.Eve döndüğünde ise yalnızsındır. Ben konser tercih etmiyorum çünkü öldüğüm zaman kimse konserlerimi hatırlamayacak. Parça üretmeyi daha uygun gördüm. Parçalar daha kalıcı. Onların dinlenmesi daha istediğim bir şey. Unutulmayacak parçalar üretmeye çalışıyorum. Daha çok yolum var. Ritmimi tutturdum, devam etmek istiyorum. Benim sakin bir hayatım var; ne konser ne de menajer istiyorum. Sadece müzik yapmak istiyorum.

Kırgınlıklarım tabii ki var. Dost canlısı, destek olan birisiyim ben. İş yaptığım kişilere yıllar sonra "hadi gel, yeniden bir iş yapalım, eskisi sevilmişti" dediğimde insanların burnunun kalkmış olduğunu görüyorum. Bu yüzden feat atmayı bıraktım. Sadece birkaç arkadaşıma kapımı açacağım. Yakında dinlersiniz zaten. Evet, kırgınım, yorgunum. Yine de kendi yoluma bakacağım.

Her sanat, başka bir sanat ile beslenmek zorundadır, desek sanırım yanlış bir şey söylememiş oluruz. Dr. Fuchs’un yazdığı sözleri besleyen sanat dalları hangileri? Ben liriklerinizi dinlediğimde iyi bir okur olduğunuzu düşünüyorum.

Fuchs, 2002 yılında askere gitti. Bu sırada Ceza, Sagopa Kajmer prodüktörlüğünde çıkardığı Med Cezir albümünü yayınladı.
Fuchs, 2002 yılında askere gitti. Bu sırada Ceza, Sagopa Kajmer prodüktörlüğünde çıkardığı Med Cezir albümünü yayınladı.

İyi bir okurum ama daha çok iyi bir izleyiciyim ben. Sayısız film izledim. Korku ve gerilim tarzı dışındaki filmlere ilgim çok. Korku ve gerilim konusunda hayatımda yaşanabilecek her şeyi yaşadım, o yüzden o alana ilgi duymuyorum. Yeni bir şey öğrenebileceğim, farkındalık edinebileceğim her şeyi izlerim. Fakat yine de hayatın kendisinden besleniyorum. Gördüklerimi yazıyorum ben. Dünyada böyle müzik yapan pek kalmadı. Gördüğünü söyleyen kişi neredeyse yok. Farklı tarzlarda müzik yapılıyor artık. Çok dinlendiği söyleniyor bu müziğin. Anlatılacak çok şey var bu konuda. Her ne kadar uzak durmak istesem de. Satın alınan tık sayıları, sahte takipçiler. Bunları biliyorum. Bana uzak şeyler bunlar. "Siz ne yapıyorsunuz" diye bağırmak geçiyor bazen içimden. Sosyal medyanın dayattığı bir şey belki de bu. Yine de bana uzak, çok uzak böyle şeyler.

Bu soruyu genelde dinlemeyi sevdiğim, gerçek bulduğum kişilere soruyorum. Yeni nesil Rap sanatçılarını dinlediğimde şunu söylerken yakalıyorum bazen kendimi: "Sosyolojiden haberi yok, hayatın hiç içinde değil; ama alt kültürden bahsetmeye çalışıyor. Bağcılar’a bıraksan üç gün hayatta kalamaz." "Eski Okul"da, bilhassa sizin sözlerinizde sosyoloji çok gerçek, oralardan geçtiğiniz belli, o mahalledeki acıyı görmüşsünüz. Yani sizin sözlerinize böyle bir şey söylemek mümkün değil. Eski ve Yeni arasındaki bu farklılığı nasıl yorumluyorsunuz? Hayatı tanımayı mı ıskalıyorlar?

Haklısın. Yapmacık duruyor senin de dediğin gibi. Bilgisizlik var, tecrübesizlik var. Bir de kopya. Çok gençler, o enerjiyle yapıyorlar bunu. Gerçek Rap’ten de haberleri yok. Kimler gelmiş, kimler geçmiş bilmiyorlar. Hayatın içinden bir şeyleri yakalayabileceklerini düşünmüyorum. Aramızda aslında 20 yıl var o çocuklarla. Çok değil bana kalırsa. Eğitim sistemiyle de alakalı bu mevzu biraz aslında. Evet, hayatı tanımayı ıskalıyorlar. Cep telefonu gençliğimiz var şu an. Yakında başka cihazlar telefonların yerini alır. Ve yine evet, onlar gerçeği ıskalamaya, biz gerçeğin peşinden koşmaya devam ediyoruz.

Ben bu soruları yazarken, "Ayakta Kal %3" adlı şarkınız yeni yayınlanmıştı. Tahminen biz bu söyleşiyi baskıya verene kadar birkaç şarkı daha gelmiş olur. %100’e ulaştığınızda söylemek istediğiniz her şeyi anlatmış gibi mi hissedeceksiniz kendinizi. %100’e kadar neler söylemek istiyorsunuz? Çünkü denenmemiş bir proje bu sanırım.

Evet, "Ayakta Kal" çıktı. Kasırga öz kardeşimdir, üçüncü parçamızdı bu. "Herkes Katil %4" de çıktı. Proje olarak yaptığım işin hiçbir örneği yok. Dünyada en çok rap parçası üreten adam Tupac’tı, onun da ömrü kısaydı. Benim ömrüm yetecek mi bilmiyorum.

Bir sene önce planlamaya başladım bu seriyi. Fakat şeyi düşündüm: Sound değişiyor, dünya değişiyor. Benim anlatacağım şeyin yine dinleneceğini biliyorum. Geçen sene yaptığım bir parçamda Esad – Putin – Trump üçgenine sıkışmış bir dünya diyorum mesela. Bir sene sonra ne olacağını bilmiyorum. Ne olacağı belli değil. Projeyi hızlandırdım bu yüzden. Projenin biteceği tarihi de biliyorum. Evet, %100’de bir sürprizim var. Bu projeyi bilmeyen kalmadı şu an. Fakat ilk takipçilerime teşekkür ediyorum. Onlar çok değerliler. Bu benim hayatımın en değerli işi. Feat yapacağım insanları da bu projede cımbızla seçiyorum. Benim şarkı yaptığım insanları, esrarla yakalanmış, suç işlemiş bir şekilde göremezsiniz. Tanımadığım insanların bu projede olmasını istemiyorum bu yüzden. Yine de bakalım, nasip. İki yıla tamamlanmış olur diye düşünüyorum %100.

2008 yılında "Selâm" albümünü piyasaya sürdü.
2008 yılında "Selâm" albümünü piyasaya sürdü.
Ben hayatımı yakın birinin cenazesinde dua eden, üzgün ve bir şeyleri gören, hisseden o insanın ruh haliyle yaşıyorum.

Bazıları bu duyguyu unutuyor ama ben unutmadan yaşıyorum. Allah’ta ömür verirse bu projeyi bitirmek istiyorum.

Hangi türden olduğunun bir önemi yok. Bize üç şarkı söylemenizi istesek, neleri söylersiniz?

Burada okuyuculardan bir isteğim var, biliyorlarsa bile bu şarkıları bir daha dinlemeleri.

Erkin Koray – Fesuphanallah

Barış Manço – Yaz Dostum

Orhan Gencebay – Batsın Bu Dünya

O filmi neden tekrar izleyelim ve neden?

"Nuh’un Gemisi". Çünkü başımıza gelecek o. Dünya kendini buna hazırlıyor. Gerçi Allah bilir. Dünyanın gittiği yeri görüyorum. Yine de Allah bilir.