Dünyadan çekilmek için bir neden: Osmanlı'da Ramazan

Devlet ricali yemek sahnesi.
Devlet ricali yemek sahnesi.

Osmanlı dünyasında Ramazan Ayı bağış ayı anlamına gelen "Gufran Ayı" ya da "Oruç Ayı" gibi isimlerle anılmaktaydı. Ayların en kuvvetlisi ve On bir ayın sultanı olarak nitelendirilen Ramazan Ayını zengin, yoksul, orta hâlli tüm Müslümanlar iyilik etme, sevap kazanma, günahlardan kurtulma inancı ile yaşardı.

Ramazan, hilalin görünmesi ile başlardı. Büyük önem taşıyan bu durum için bazı kişiler yüksek bir yere ya da minarelere çıkarak hilalin doğmasını beklerdi. Hilali görenler kadıya gider ve hilali gördüklerini söylerdi. Kandiller yakılarak, davullar çalınarak ramazanın geldiği halka duyurulurdu. Sonraları hilali görme tespitini rasathaneler yapmaya başlamıştır.

Hilalin görülme tarihinden 10-15 gün kadar önce camilerde ve bazı büyük konaklarda mahyalar kurulurdu. Mahya geleneği 16. yüzyılın sonlarında ortaya çıktığı bilinmekle birlikte yaygın kullanımı Sultan I. Ahmed’in ihsanıyla inşa edilen Sultan Ahmed Camii ile başlamış daha sonraları diğer camilerde de uygulanmıştır.

Ramazan ayı yaklaştıkça evlerde yoğun bir hazırlık dönemi başlardı. Ramazanı karşılamak üzere temizlikler yapılır, bakır kap kacaklar kalaycıya gönderilir, ihtiyaç hâlinde yeni kap kacak siparişi verilir, misafirlerin altlarına konulacak sofra şilteleri temizlenip yenilenirdi. Günlük hayatta kullanılmayan evin içinde ayrı bir yerde muhafaza edilen yeni kaşıklar, tabaklar, fincanlar, tepsiler, havlular meydana çıkarılırdı.

Günümüzde olduğu gibi Osmanlı devrinde de iftar ve sahur için gerekli gıda maddelerinin topluca satın alınması Ramazan hazırlıklarının en önemli bölümlerinden biriydi. Bu uygulamaya "ramazan masrafı görmek" denilmiştir. Durumu iyi olanlar sadece kendi ailesinin masraflarını görmekle kalmaz çevresinde ihtiyaç sahibi olanlara da yardım ederdi. Ramazan masrafı içinde 3 okka sadeyağ, 2 okka zeytinyağı, 10 okka pirinç, 5 okka şeker, 2 okka hoşaflık, 2 deste mum bulunmaktaydı. İmkânı olanlar listeye reçel, peynir, güllaç, kıymalık ve kavurmalık et de dâhil ederdi.

Tophane'de Ramazan hazırlığı
Tophane'de Ramazan hazırlığı

Ramazan ayı kış aylarına denk geliyorsa bazı aileler hazırlıklarını meyve ve sebzenin bol olduğu yaz aylarında yapardı. Reçel, şurup kaynatır, makarna, erişte ve tarhana hazırlardı.

Ramazan ayının başlangıcından önce saraydan hükümler tembih edilirdi. Ramazan boyunca padişahın ibadet için camilere geleceği bildirilir; sokak, ev ve dükkânların temizliğine dikkat edilmesi, saygısız davranışlardan kaçınılması, eğlence yerlerinde kimsenin birbirini rahatsız etmemesi duyurulurdu. Bu davranışlara uymayanlara verilecek cezalar da ayrıca belirtilirdi.

Fatih Camii ile Bayezid Camii’nin avlusunda sergiler kurulur ve bu avlular seyyar satıcılar tarafından dolardı. Konak sahipleri din adamı olarak yetişen öğrencilere ve tekkelere "ramazaniye" adı verilen yiyecekleri gönderirdi.

İftariye Kameriyesi - (Yaz aylarına denk gelen Ramazan günlerinde padişahın iftarını yaptığı alan)
İftariye Kameriyesi - (Yaz aylarına denk gelen Ramazan günlerinde padişahın iftarını yaptığı alan)

Ramazan ayı oruç ve ibadetle geçirilirdi. İftar hazırlıkları fırınlardan yeni alınan pideler, simit ve çöreklerle tamamlanırdı. İftar zamanı geldiğinde Topkapı Sarayı önü, Yedikule, Kız Kulesi, Heybeliada ve Tersane gibi şehrin belirli yerlerinde toplarla ilan edilirdi.

İftar yemeği iftarlık veya iftariye denilen çerezlerle başlar, çeşitli et ve sebze yemekleri, pilavlar, hoşaflar ve tatlılarla tamamlanırdı. Padişah sarayında, devlet büyüklerinin, zenginlerin, ulemaların konaklarında verilen iftar davetleri ayrı bir özellik taşır, ramazanın ilk gecesinden başlayarak bayram gecesine kadar devam ederdi. İftar sofralarında davetlilere diş kirası adıyla armağanlar da verilirdi.

Ramazan geceleri sohbetler, eğlence ve oyunlar sahura kadar devam eder, sahur yemeği yendikten sonra uyunurdu. Ramazanlarda bekçilerin davul çalıp, mani söyleyerek sahur zamanını halka duyurmaları adetti. Davulcuların bu hizmetine karşılık halk, ramazanın ayının 15’inde ve bayramın ilk gününde bir ücret öderdi.

Ramazan ayı taşıdığı kutsal anlamın yanında özellikle iftar ve teravihin ardından İstanbul halkının hoşça vakit geçirdiği bir eğlence ayı da olmuştur. İkindiden başlayarak Ayasofya Camii Meydanı ile Fatih Meydanı arasında gezintilere çıkılırdı. İftardan sonra kadınlar komşuları ile sahura kadar süren sohbet ve ikramlara oyunlara devam ederken erkekler de özellikle yaz aylarına denk gelen Ramazan’da Şehzadebaşı, Laleli, Bayezid, Sultan Ahmed, Ayasofya, Mahmud Paşa, Eyüpsultan ve Sultan Selim Camilerinin ağaç altlarındaki kahvehaneleri doldurur, yatsı ezanına kadar çubuklar, nargileler, deve tüyü renginde fincanlarla köpüklü kahveler içilirdi.

Teravih namazından sonra evlerden ve camilerden çıkan halk arasında sohbeti tercih edenler ağaç altı kahvehanelerine, saz sözden hoşlanan saz şairlerini dinlemek için Çemberlitaş - Tavukpazarı’ndaki saz şairleri kahvelerine, çifte naralı, çağırtmalı, zilli maşalı, darbukalı, zurnalı semai kahvelerine dağılır, herkes kendi zevkine göre vakit geçirirdi. Karagöz perdeleri ve meddahları tercih edenler ise daha çok Şehzadebaşı’na gelirdi.