Eve giden yol: Unto the End

El yapımı, sinematik platform oyunu Unto The End, çaresizce eve varmaya çalışmanın hikâyesi.
El yapımı, sinematik platform oyunu Unto The End, çaresizce eve varmaya çalışmanın hikâyesi.

Unto the End, sıra dışı bir platform oyunu. Farklı bir oyun deneyimi yaşamak isteyen herkesin çok seveceği bir oyun. Bunu henüz oyunu açar açmaz size hissettiriyor. Çünkü oyunu açtığınızda sizi herhangi bir kullanıcı arayüzü ile muhatap etmeden doğrudan atmosferin içine çekiyor. Bir platform oyununun çok ötesinde, oldukça güçlü bir atmosfere sahip… Ses ve görsel tercihler çok başarılı.

Maceraya atılış

Oyunun ilk sahnesinde solmuş bir ağaç görüyorsunuz. Kahramanımız o ağacın altında karlı arazide oturuyor. Rüzgâr sesi kulağınızda…

Karakterimizin nefes alış verişi… Tüm anlatı size kara kışın ortasındayız ve bu oyun zorlu geçecek mesajı veriyor. Ardından hiçbir kullanıcı arayüzü olmaksızın herhangi bir tuşa basmanızla oyun başlıyor. Eşiniz ve oğlunuz geliyor. Oğlunuz size mızrak, eşiniz size yaprak -şifa için- veriyor. Mızrağı ve yaprağı kapıp onlarla vedalaşıp yola düşüyorsunuz. Buraya kadarki bölümde hiçbir metin yok. Tamamen gözleme dayalı. Esasen oyunun geri kalanı da öyle. Savaş mekaniklerine kadar… Ama oraya daha sonra geleceğim.

Uzakta bir yerde bir geyik görüyorsunuz onun peşindesiniz. Buradan eve yemek götürmek için yola düşmüş, ava çıkmış biri olduğumuzu anlıyoruz. Tam geyiğin peşindeyken. Yer çatırdıyor, kırılıyor ve hop bir zindana düşüyoruz. Bundan sonrası spoiler olur. Çünkü artık maceraya atıldınız.

Heyecan dolu kılıç savaşlarında doğaçlama ve gözlem yoluyla ustalaş.
Heyecan dolu kılıç savaşlarında doğaçlama ve gözlem yoluyla ustalaş.

Zorlu serüven

Tercihe bağlı ufak farklılıklar meydana gelse de oyun tek çizgide ilerliyor. Ama sıkıcı olduğunu düşünmeyin. Unto the End, aynı saldırıyı aynı yaratıklara defalarca yaparak bölüm geçtiğiniz oyunlardan değil. Önünüzde türlü tuzaklar, bulmacalar, zorlu patikalar ve yaratıklar var. Üstelik hayatta kalmak o kadar da kolay değil. Düştüğünüz bu zindandan çıkıp ailenize kavuşmanız gerek. Ama eve giden yol zorlu mücadelelerle dolu.

Üstün savaş mekanikleri

Oyunun, bir platform oyununda kolay kolay rastlanılmayacak seviyede savaş mekanikleri var. Hatta abartmıyorum Dark Souls’u andırıyor. Zorluk seviyesi de benzer nitelikte. Doğru hamleleri yapmazsanız çok kolay ölebilirsiniz. Ve bu hamle tercihleri tamamen gözleme dayalı. Örneğin düşmanınız yukardan saldırıyorsa yukardan; aşağıdan saldırıyorsa aşağıdan savunmanız gerekli. Saldırıyı "Dodge" layabiliyor ve uzaktan hançerinizi düşmana fırlata biliyorsunuz. Siz de yukarıdan veya aşağıdan olmak üzere iki saldırı yapabiliyor ve düşmanın dengesini bozmak için savaş esnasında ona omuz atabiliyorsunuz. Türlü kombolar kendinize savaş esnasında avantaj yaratabiliyorsunuz.

Yadigârları kullanmak ve kaynaklarını takas etmek için fırsat kolla.
Yadigârları kullanmak ve kaynaklarını takas etmek için fırsat kolla.

Tabii böylesi kolay ölünebilen bir oyuna "check point" sistemi şart ve buradaki "check point" sistemi oldukça tatlı. Arazide bazen sönmüş kamp ateşlerine rastlıyorsunuz. Onları yakarsanız hem size "check point" oluyor hem de yaralarınızı tedavi edebiliyorsunuz. Kamp ateşinin başında önceden topladığınız eşyalarla "craft" yapabileceğiniz bir "crafting" sistemi de mevcut. Ancak ateş başında yapılacak şeyler bunlarla da sınırlı değil. Savaş antrenmanı yap diye bir seçenek var tıkladığınızda karakteriniz hayallere dalıp eski günleri hatırlıyor. Yeşil bir arazide karınız ve çocuğunuzla buluyorsunuz kendiniz. Birden fırtına gidiyor ve idman yapmak için o eski güzel günlere dönüyorsunuz. Kullanıcı ara yüzünü pas geçen bir oyundan da böylesi başarılı bir idman çözümü gelmesi beni şaşırtmadı, sevindirdi.

Oyun şimdiden birçok ödülü cebine koydu. Eve giden yolu aramak benim için de keyifli bir macera oldu. Oyunu ilk aldığımda bu kadar başarılı bir bağımsız yapımla karşılaşacağımı beklemiyordum. Benzeri serüvenlerden hoşlanan oyunculara Unto the End’i de kesinlikle tavsiye ediyorum.