Fotoğraf hareket etmeye başladığında: Sinemanın tarihi

Charlie Chaplin'nin The Kid filminde bir kare.
Charlie Chaplin'nin The Kid filminde bir kare.

Sinema, Antik Yunanca’da hareket anlamına gelen “kinema” ve yazmak anlamına gelen “graphein” kelimelerinden meydana gelen Fransızca “cinematographie”nin (sinematografi) kısaltılmış halidir. Kelimenin tanımı bu kadar kolay olmakla birlikte sinemanın bugünkü halini alması pek de kolay olmamıştır.

  • 1877’de Emile Reynaud kendinden önce icat edilmiş olan resimleri seri bir hâlde gösteren cihazı daha da geliştirerek “praksinoskop”u buldu.
Fransız Fen öğretmeni ve mucit olan Reynaud, ilk canlı resim filmlerini yapan ve gösteren kişidir.
Fransız Fen öğretmeni ve mucit olan Reynaud, ilk canlı resim filmlerini yapan ve gösteren kişidir.

Bu cihazı geliştirmeye devam ederek 1892’de “Theatre Optique” adlı salonu açtı. Burada 1900’lü yıllara kadar kendi el çizimlerinden oluşan 15-20 dakikalık filmlerini izleyiciyle paylaştı.

Edison ise başarılı olmayan denemelerinin ardından yeni fotoğraf filmlerinin üretilmesiyle önce seri hâlde fotoğraf çeken “kinetograph”ı sonra da bu fotoğrafları göstermesi için “kinetoscape” adlı cihazı icat etti. Ancak her bir izleme cihazından sadece bir seyirci bakabiliyordu.

Le Trou filmi, Jacques Becker tarafından yönetilen 1960 Fransız suç filmidir.
Le Trou filmi, Jacques Becker tarafından yönetilen 1960 Fransız suç filmidir.
Böylece ilk kinetoskop salonu 1894 yılında Broadway’de açıldı.

Fransız Lumiere kardeşler, 1895’te bugünkü sinema cihazlarının ilk örneği sayılan “cinematographe” (sinematograf) adlı buluşlarıyla ön plana çıktılar. Bu cihazın öncekilerden farkı görüntünün beyaz perdeye yansıtılmasıydı.

  • İlk sinema salonu yine Louis ve Auguste Lumiere kardeşler tarafından 28 Aralık 1895 tarihinde Paris’te “Grand Cafe”nin bodrum katında açıldı.

120 kişilik salondaki ücretli gösterim sadece 25 kişi tarafından izlendi. İlk olarak izletilen 10 filmin her birinin uzunluğu ise en fazla 3 dakikadan oluşuyordu.

Bu filmlerden en dikkat çekeni “Arrivee du Train en Gare de La Ciotat” (Trenin La Ciotat Garına Gelişi) filmi olmuştu. Beyaz perdeye yansıyan tren, filmi izleyenlerin üstlerine doğru gelince izleyicilerin, korkup kaçmaya çalıştıkları söylenir.

“Cinematographe” (sinematograf) adıyla bilinen buluşlarıyla, Fransız Lumiera kardeşler.
“Cinematographe” (sinematograf) adıyla bilinen buluşlarıyla, Fransız Lumiera kardeşler.

İlk filmlerin günümüzdeki filmler gibi senaryoları ve yönetmenleri yoktu. Filmler ya belgesel şeklindeydi ya da günlük hayattan sahneleri kapsıyordu. Önemli filmler arasında, “Bahçesini Sulayan Bahçıvan”, “Lumiere Fabrikasından Çıkan İşçiler”, “Bebeğin Öğle Yemeği” ve “Arrivee du Train en Gare de La Ciotat” (Trenin La Ciotat Garına Gelişi) filmini sayabiliriz.

Konulu ve uzun metrajlı filmlerin gelişi ise uzun sürmedi.

  • Edwin S. Porter’ın bugünkü sinemacılığın başlangıcı sayılan “The Great Train Robbery” (Büyük Tren Soygunu) adlı önemli filmi sinema tarihine sundu.

1910’larda konulu filmlerin kalitesi ve sayısı artmıştır. Bu dönemde üretilen filmlerden en dikkat çekeni, David Griffith’e pahalıya mal olan, sessiz, uzun ve renksiz “The Birth of a Nation” (Bir Milletin Doğuşu) filmidir. Bunun dışında “Queen Elizabeth” (Kraliçe Elizabeth) ve “Que Vadis?” (Nereye?) filmleri de örnek gösterilebilir.

Louis ve Auguste Lumiere kardeşlerin 45 saniyelik filmi, Lumiere Fabrikasından Çıkan İşçiler.
Louis ve Auguste Lumiere kardeşlerin 45 saniyelik filmi, Lumiere Fabrikasından Çıkan İşçiler.

  • İsmini fantastik sinemanın ilk örneklerinden olan “Le Voyage dans la Lune” (Aya Seyahat) ile hatırladığımız Georges Melies, Lumiere kardeşlerin geliştirdiği sinemanın geleceğini gören tek kişiydi.

Bu nedenle Avrupa’nın ilk film stüdyosu olan Star Film Stüdyosu’nda 1896 yılından itibaren filmler üretmeye başladı. İlk filmlerini günlük hayattan sahneleri kapsayan filmler, illüzyonizm yeteneklerini paylaştığı filmler ve tiyatrodan esinlenerek yaptığı güldürü filmleri oluşturur.

1954 yapımı Yedi Samuray Japon filmi, Akira Kurosawa’nın elinden çıkmıştır.
1954 yapımı Yedi Samuray Japon filmi, Akira Kurosawa’nın elinden çıkmıştır.

Melies bazen tesadüfi bazen de deneyerek birçok yöntem bulmuş ve bunları filmlerinde kullanmıştır. Ömrü boyunca 520 film üreten Georges Melies’in önemli filmleri arasında “Les Voyages de Gulliver” (Gulliver’in Gezileri), “Christ Marchant Sur Les Eaux” (Sular Üzerinde Yürüyen İsa), “Le Barbier deSevile” (Sevile Berberi), “Barbe-Bleue” (Mavi Sakal) ve yirminci yüzyıla kadar gelen süreç içerisinde insanoğlunun bir türlü medenileşememesini anlatan duyarlı filmi “La Civilization A Travers Les Ages” (Çağlar Boyunca Medeniyet) sayılabilir.

Sinemada Fransa’nın üstünlüğü 1914’lere kadar sürmüştür.

Edwin S. Porter’ın bugünkü sinemacılığın başlangıcı sayılan “The Great Train Robbery” (Büyük Tren Soygunu) adlı önemli filmi.

1905’ten itibaren Amerika’da binlerce sinema açılmıştı. Bu dönemde Fox ve Paramount şirketleri ilk girişimlerine başlamıştı.

Bu dönemlere damgasını vuran David Work Griffith, 5 yıl içinde 456 film çekti. 1910’da ise Hollywood’un temellerini attı.

1915’te yaptığı “The Birth of a Nation” (Bir Milletin Doğuşu) filmi ise sinemaya damgasını vurdu. Amerika sinemadaki üstünlüğünü kaybettiği sıralarda Amerika’daki film yapımcıları Avrupalı sinemacıları çağırarak üstünlüklerini korudular.